<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Eğitim Sokağı - Tüm Forumlar]]></title>
		<link>http://www.egitimsokagi.com/</link>
		<description><![CDATA[Eğitim Sokağı - http://www.egitimsokagi.com]]></description>
		<pubDate>Fri, 30 Jul 2010 15:57:38 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[VÜCUDUMUZDAN 15 MUHTEŞEM GÖRÜNTÜ]]></title>
			<link>http://www.egitimsokagi.com/Konu-vucudumuzdan-15-muhtesem-goruntu--10943.html</link>
			<pubDate>Fri, 30 Jul 2010 15:25:14 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.egitimsokagi.com/Konu-vucudumuzdan-15-muhtesem-goruntu--10943.html</guid>
			<description><![CDATA[<img class="postimage" src="http://i.sabah.com.tr/sb/galeri/yasam/vucudumuzdan_15_muhtesem_goruntu/genel_d.jpg" border="0" alt="[Resim: genel_d.jpg&#93;" /><br />
Vücudumuzun Elektron Mikroskopu ile çekilmiş ve detayların 1 - 5nm (nanometre) arası değişen boyutlarda olduğu muhteşem fotoğrafları.<br />
<img class="postimage" src="http://i.sabah.com.tr/sb/galeri/yasam/vucudumuzdan_15_muhtesem_goruntu/09_d.jpg" border="0" alt="[Resim: 09_d.jpg&#93;" /><br />
Akciğerdeki Alveoller<br />
<br />
Akciğer içindeki yüzeyi görüyorsunuz. Boşluklar ise Alveoller, burada oksijen - kan alışverişi yapılıyor...<br />
<img class="postimage" src="http://i.sabah.com.tr/sb/galeri/yasam/vucudumuzdan_15_muhtesem_goruntu/12_d.jpg" border="0" alt="[Resim: 12_d.jpg&#93;" /><br />
Koronal Hücreleri ile İnsan Yumurtası<br />
<br />
Fotoğrafta bir iğnenin üzerinde konmuş İnsan Yumurtasını görüyorsunuz. Yumurta hem Sperme tuzak kurup tutunmasını sağlayan hemde onu koruyan ağımsı bir yapıyla örtülü. İki Koronal Hücresinin Yumurtaya yapıştığı görülüyor...<br />
<img class="postimage" src="http://i.sabah.com.tr/sb/galeri/yasam/vucudumuzdan_15_muhtesem_goruntu/15_d.jpg" border="0" alt="[Resim: 15_d.jpg&#93;" /><br />
Sarı renkli görüntü<br />
<br />
6 günlük İnsan Embriyosu rahim duvarında...<br />
<img class="postimage" src="http://i.sabah.com.tr/sb/galeri/yasam/vucudumuzdan_15_muhtesem_goruntu/01_d.jpg" border="0" alt="[Resim: 01_d.jpg&#93;" /><br />
Kırmızı Kan Hücreleri<br />
<br />
1 kubik milimetrede, Kadınlarda 4-5 milyon, Erkeklerde 5-6 milyon adet Kırmızı Kan Hücreleri bulunyor. Görevleri tüm vücuda oksijen taşımak.... Eğer oksijeni düşük bir çevrede yaşıyorsanız bu değerlerinizde artış oluyor...<br />
<img class="postimage" src="http://i.sabah.com.tr/sb/galeri/yasam/vucudumuzdan_15_muhtesem_goruntu/14_d.jpg" border="0" alt="[Resim: 14_d.jpg&#93;" /><br />
İnsan Embriosu ve Sperm<br />
<br />
Bir Dünya Savaşını andıran bu görüntü bir Spermin Yumurtaya ulaşmasından 5 gün sonraki hali... Kalan Spermler hala Yumurta etrafında takılmaya devam ediyor.<br />
<img class="postimage" src="http://i.sabah.com.tr/sb/galeri/yasam/vucudumuzdan_15_muhtesem_goruntu/02_d.jpg" border="0" alt="[Resim: 02_d.jpg&#93;" /><br />
Kırık uçlu saç<br />
<br />
Bu kırılmalardan kurtulmanın tek yolu saçınıza iyi bakmak...<br />
<img class="postimage" src="http://i.sabah.com.tr/sb/galeri/yasam/vucudumuzdan_15_muhtesem_goruntu/08_d.jpg" border="0" alt="[Resim: 08_d.jpg&#93;" /><br />
Kan Pıhtısı<br />
<br />
En baştaki Sağlıklı, Kırmızı Kan Hücrelerinin aksine burada yapışkan bir ağ tarafından çevrelenen Kırmızı Kan Hücrelerini görüyorsunuz... Ortada çiçek gibi duran Hücre ise Beyaz Kan Hücresi...<br />
<img class="postimage" src="http://i.sabah.com.tr/sb/galeri/yasam/vucudumuzdan_15_muhtesem_goruntu/03_d.jpg" border="0" alt="[Resim: 03_d.jpg&#93;" /><br />
Purkinje Sinir Hücreleri<br />
<br />
Beyindeki 100 milyar Sinir Hücrelerinden olan Purkinje Sinir Hücreleri diğer Sinir Hücrelerine göre daha büyük boyutlarda. Beynimizde motor görevini gören en önemli yapıtaşımız. Alkol ve Lityum gibi toksikler bu Sinir Hücrelerini negatif yönde etkiliyorlar.<br />
<img class="postimage" src="http://i.sabah.com.tr/sb/galeri/yasam/vucudumuzdan_15_muhtesem_goruntu/10_d.jpg" border="0" alt="[Resim: 10_d.jpg&#93;" /><br />
Akciğer Kanser Hücreleri<br />
<br />
Yukarıdaki Sağlıklı Akciğer ile Kansere yakalanmış bir Akciğeri karşılaştırabilirsiniz...<br />
<img class="postimage" src="http://i.sabah.com.tr/sb/galeri/yasam/vucudumuzdan_15_muhtesem_goruntu/04_d.jpg" border="0" alt="[Resim: 04_d.jpg&#93;" /><br />
Kulak içindeki Saç Hücreleri<br />
<br />
Ses vibrasyonlarındaki mekanik hareketileri algılama görevleri var...<br />
<img class="postimage" src="http://i.sabah.com.tr/sb/galeri/yasam/vucudumuzdan_15_muhtesem_goruntu/05_d.jpg" border="0" alt="[Resim: 05_d.jpg&#93;" /><br />
Optik Sinirlerde gelişen Kan Damarları<br />
<br />
Ortadaki siyah nokta göz bebeği, burada sanılanın aksine hiç bir ışık algılama hücresi yer almıyor.<br />
<img class="postimage" src="http://i.sabah.com.tr/sb/galeri/yasam/vucudumuzdan_15_muhtesem_goruntu/06_d.jpg" border="0" alt="[Resim: 06_d.jpg&#93;" /><br />
Dil ve yüzeyindeki Tad tomurcuğu<br />
<br />
İnsan Dili 10.000 tad tomurcuğu içeriyor. Bunların görevi, Tuzlu, Ekşi, Acı, Tatlı ve İştah açıcı tadları ayırmak. Uzak Doğu İnsanlarının devamlı baharatlı yemek yemelerinden ötürü bu tomurcuk sayısı onlarda daha az...<br />
<img class="postimage" src="http://i.sabah.com.tr/sb/galeri/yasam/vucudumuzdan_15_muhtesem_goruntu/07_d.jpg" border="0" alt="[Resim: 07_d.jpg&#93;" /><br />
Diş Taşı<br />
<br />
Dişlerin düzgün fırçalanmaması sonucu oluşan Diş taşı böyle bir şey...<br />
<img class="postimage" src="http://i.sabah.com.tr/sb/galeri/yasam/vucudumuzdan_15_muhtesem_goruntu/11_d.jpg" border="0" alt="[Resim: 11_d.jpg&#93;" /><br />
İnce Bağısaktaki Villi<br />
<br />
Villi çıkıntıları Bağırsak yüzeyinin daha fazla olmasını sağlıyor ve yemeklerin öğütülmesini sağlıyor. Yakından baktığınızda yüzeye yapışmış yemek artığını görebilirsiniz...<br />
<img class="postimage" src="http://i.sabah.com.tr/sb/galeri/yasam/vucudumuzdan_15_muhtesem_goruntu/13_d.jpg" border="0" alt="[Resim: 13_d.jpg&#93;" /><br />
İnsan Yumartası üzerinde Sperm<br />
<br />
Spermler Yumurtaya girmeye çalışıyor...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img class="postimage" src="http://i.sabah.com.tr/sb/galeri/yasam/vucudumuzdan_15_muhtesem_goruntu/genel_d.jpg" border="0" alt="[Resim: genel_d.jpg]" /><br />
Vücudumuzun Elektron Mikroskopu ile çekilmiş ve detayların 1 - 5nm (nanometre) arası değişen boyutlarda olduğu muhteşem fotoğrafları.<br />
<img class="postimage" src="http://i.sabah.com.tr/sb/galeri/yasam/vucudumuzdan_15_muhtesem_goruntu/09_d.jpg" border="0" alt="[Resim: 09_d.jpg]" /><br />
Akciğerdeki Alveoller<br />
<br />
Akciğer içindeki yüzeyi görüyorsunuz. Boşluklar ise Alveoller, burada oksijen - kan alışverişi yapılıyor...<br />
<img class="postimage" src="http://i.sabah.com.tr/sb/galeri/yasam/vucudumuzdan_15_muhtesem_goruntu/12_d.jpg" border="0" alt="[Resim: 12_d.jpg]" /><br />
Koronal Hücreleri ile İnsan Yumurtası<br />
<br />
Fotoğrafta bir iğnenin üzerinde konmuş İnsan Yumurtasını görüyorsunuz. Yumurta hem Sperme tuzak kurup tutunmasını sağlayan hemde onu koruyan ağımsı bir yapıyla örtülü. İki Koronal Hücresinin Yumurtaya yapıştığı görülüyor...<br />
<img class="postimage" src="http://i.sabah.com.tr/sb/galeri/yasam/vucudumuzdan_15_muhtesem_goruntu/15_d.jpg" border="0" alt="[Resim: 15_d.jpg]" /><br />
Sarı renkli görüntü<br />
<br />
6 günlük İnsan Embriyosu rahim duvarında...<br />
<img class="postimage" src="http://i.sabah.com.tr/sb/galeri/yasam/vucudumuzdan_15_muhtesem_goruntu/01_d.jpg" border="0" alt="[Resim: 01_d.jpg]" /><br />
Kırmızı Kan Hücreleri<br />
<br />
1 kubik milimetrede, Kadınlarda 4-5 milyon, Erkeklerde 5-6 milyon adet Kırmızı Kan Hücreleri bulunyor. Görevleri tüm vücuda oksijen taşımak.... Eğer oksijeni düşük bir çevrede yaşıyorsanız bu değerlerinizde artış oluyor...<br />
<img class="postimage" src="http://i.sabah.com.tr/sb/galeri/yasam/vucudumuzdan_15_muhtesem_goruntu/14_d.jpg" border="0" alt="[Resim: 14_d.jpg]" /><br />
İnsan Embriosu ve Sperm<br />
<br />
Bir Dünya Savaşını andıran bu görüntü bir Spermin Yumurtaya ulaşmasından 5 gün sonraki hali... Kalan Spermler hala Yumurta etrafında takılmaya devam ediyor.<br />
<img class="postimage" src="http://i.sabah.com.tr/sb/galeri/yasam/vucudumuzdan_15_muhtesem_goruntu/02_d.jpg" border="0" alt="[Resim: 02_d.jpg]" /><br />
Kırık uçlu saç<br />
<br />
Bu kırılmalardan kurtulmanın tek yolu saçınıza iyi bakmak...<br />
<img class="postimage" src="http://i.sabah.com.tr/sb/galeri/yasam/vucudumuzdan_15_muhtesem_goruntu/08_d.jpg" border="0" alt="[Resim: 08_d.jpg]" /><br />
Kan Pıhtısı<br />
<br />
En baştaki Sağlıklı, Kırmızı Kan Hücrelerinin aksine burada yapışkan bir ağ tarafından çevrelenen Kırmızı Kan Hücrelerini görüyorsunuz... Ortada çiçek gibi duran Hücre ise Beyaz Kan Hücresi...<br />
<img class="postimage" src="http://i.sabah.com.tr/sb/galeri/yasam/vucudumuzdan_15_muhtesem_goruntu/03_d.jpg" border="0" alt="[Resim: 03_d.jpg]" /><br />
Purkinje Sinir Hücreleri<br />
<br />
Beyindeki 100 milyar Sinir Hücrelerinden olan Purkinje Sinir Hücreleri diğer Sinir Hücrelerine göre daha büyük boyutlarda. Beynimizde motor görevini gören en önemli yapıtaşımız. Alkol ve Lityum gibi toksikler bu Sinir Hücrelerini negatif yönde etkiliyorlar.<br />
<img class="postimage" src="http://i.sabah.com.tr/sb/galeri/yasam/vucudumuzdan_15_muhtesem_goruntu/10_d.jpg" border="0" alt="[Resim: 10_d.jpg]" /><br />
Akciğer Kanser Hücreleri<br />
<br />
Yukarıdaki Sağlıklı Akciğer ile Kansere yakalanmış bir Akciğeri karşılaştırabilirsiniz...<br />
<img class="postimage" src="http://i.sabah.com.tr/sb/galeri/yasam/vucudumuzdan_15_muhtesem_goruntu/04_d.jpg" border="0" alt="[Resim: 04_d.jpg]" /><br />
Kulak içindeki Saç Hücreleri<br />
<br />
Ses vibrasyonlarındaki mekanik hareketileri algılama görevleri var...<br />
<img class="postimage" src="http://i.sabah.com.tr/sb/galeri/yasam/vucudumuzdan_15_muhtesem_goruntu/05_d.jpg" border="0" alt="[Resim: 05_d.jpg]" /><br />
Optik Sinirlerde gelişen Kan Damarları<br />
<br />
Ortadaki siyah nokta göz bebeği, burada sanılanın aksine hiç bir ışık algılama hücresi yer almıyor.<br />
<img class="postimage" src="http://i.sabah.com.tr/sb/galeri/yasam/vucudumuzdan_15_muhtesem_goruntu/06_d.jpg" border="0" alt="[Resim: 06_d.jpg]" /><br />
Dil ve yüzeyindeki Tad tomurcuğu<br />
<br />
İnsan Dili 10.000 tad tomurcuğu içeriyor. Bunların görevi, Tuzlu, Ekşi, Acı, Tatlı ve İştah açıcı tadları ayırmak. Uzak Doğu İnsanlarının devamlı baharatlı yemek yemelerinden ötürü bu tomurcuk sayısı onlarda daha az...<br />
<img class="postimage" src="http://i.sabah.com.tr/sb/galeri/yasam/vucudumuzdan_15_muhtesem_goruntu/07_d.jpg" border="0" alt="[Resim: 07_d.jpg]" /><br />
Diş Taşı<br />
<br />
Dişlerin düzgün fırçalanmaması sonucu oluşan Diş taşı böyle bir şey...<br />
<img class="postimage" src="http://i.sabah.com.tr/sb/galeri/yasam/vucudumuzdan_15_muhtesem_goruntu/11_d.jpg" border="0" alt="[Resim: 11_d.jpg]" /><br />
İnce Bağısaktaki Villi<br />
<br />
Villi çıkıntıları Bağırsak yüzeyinin daha fazla olmasını sağlıyor ve yemeklerin öğütülmesini sağlıyor. Yakından baktığınızda yüzeye yapışmış yemek artığını görebilirsiniz...<br />
<img class="postimage" src="http://i.sabah.com.tr/sb/galeri/yasam/vucudumuzdan_15_muhtesem_goruntu/13_d.jpg" border="0" alt="[Resim: 13_d.jpg]" /><br />
İnsan Yumartası üzerinde Sperm<br />
<br />
Spermler Yumurtaya girmeye çalışıyor...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Çok Zeki Çocuğunuza, Zeki Olduğunu Söylemeyin]]></title>
			<link>http://www.egitimsokagi.com/Konu-cok-zeki-cocugunuza-zeki-oldugunu-soylemeyin--10942.html</link>
			<pubDate>Fri, 30 Jul 2010 13:58:21 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.egitimsokagi.com/Konu-cok-zeki-cocugunuza-zeki-oldugunu-soylemeyin--10942.html</guid>
			<description><![CDATA[İngiltere"de yapılan bir araştırma, çocuklara, IQ"sunun arkadaşlarından daha yüksek olduğunu söylemenin ve hissettirmenin olumsuz sonuçlar yarattığını gösterdi. <br />
Prof. Joan Freeman başkanlığında yapılan araştırmada, yaşları 5 ila 14 olan 210 çocuk, 27 yıl boyunca incelendi. Denekler, IQ"su normal çocuklardan daha yüksek olan ve bunu bilen,IQ"su normal çocuklardan daha yüksek olan ancak daha zeki olduğunu bilmeyen ve normal çocuklar olmak üzere 3 gruba ayrıldı. <br />
<br />
1974, 1984 ve 2001 yılında ayrıntılı olarak araştırılan deneklerde, normalden daha zeki olan ve bunu bilenlerin yüzde 40"nda, nörotik hastalık, uykusuzluk, sosyal davranış bozukluğu, hoşnutsuzluk ve mutsuzluk gibi psikolojik ve fiziksel rahatsızlıkları olduğu tespit edildi. <br />
Bu gruptaki gençlerin, özellikle uzun süreli ilişkiler kurmakta zorlandığı gözlendi. IQ"su normalden daha yüksek olan ancak bunu bilmeyen ve normal çocuklardan oluşan deneklerde ise benzer sorunların ortaya çıkmadığı görüldü. <br />
<br />
Prof. Freeman, problemlere yol açanın yüksek IQ değil, IQ"sunun daha yüksek olduğunu bilmek olduğunu belirtti.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İngiltere"de yapılan bir araştırma, çocuklara, IQ"sunun arkadaşlarından daha yüksek olduğunu söylemenin ve hissettirmenin olumsuz sonuçlar yarattığını gösterdi. <br />
Prof. Joan Freeman başkanlığında yapılan araştırmada, yaşları 5 ila 14 olan 210 çocuk, 27 yıl boyunca incelendi. Denekler, IQ"su normal çocuklardan daha yüksek olan ve bunu bilen,IQ"su normal çocuklardan daha yüksek olan ancak daha zeki olduğunu bilmeyen ve normal çocuklar olmak üzere 3 gruba ayrıldı. <br />
<br />
1974, 1984 ve 2001 yılında ayrıntılı olarak araştırılan deneklerde, normalden daha zeki olan ve bunu bilenlerin yüzde 40"nda, nörotik hastalık, uykusuzluk, sosyal davranış bozukluğu, hoşnutsuzluk ve mutsuzluk gibi psikolojik ve fiziksel rahatsızlıkları olduğu tespit edildi. <br />
Bu gruptaki gençlerin, özellikle uzun süreli ilişkiler kurmakta zorlandığı gözlendi. IQ"su normalden daha yüksek olan ancak bunu bilmeyen ve normal çocuklardan oluşan deneklerde ise benzer sorunların ortaya çıkmadığı görüldü. <br />
<br />
Prof. Freeman, problemlere yol açanın yüksek IQ değil, IQ"sunun daha yüksek olduğunu bilmek olduğunu belirtti.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Çocuk Eğitiminde Eskimeyen Yöntemler]]></title>
			<link>http://www.egitimsokagi.com/Konu-cocuk-egitiminde-eskimeyen-yontemler--10941.html</link>
			<pubDate>Fri, 30 Jul 2010 13:47:32 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.egitimsokagi.com/Konu-cocuk-egitiminde-eskimeyen-yontemler--10941.html</guid>
			<description><![CDATA[Çocuklar bizim çiçeklerimizdir. Gelişecekler, yetişecekler ve ileride bizim meyvelerimiz olacaklar. Şimdi küçükler ama, yarının büyükleri olacaklar. <br />
Çocukluk demek, aynı zamanda şekillenme çağı demektir. Peki çocuk, ileride kemikleşecek ve değişmesi pek kolay olmayacak karakterini, alışkanlıklarını, davranışlarını kimden alıyor? Ona en çok kimler tesir ediyor? <br />
<br />
Amerika´da basılan USA Today gazetesindeki bir makalede "9-10 yaşlarındaki çocukların gözünde bir numaralı adam kimdir?" sorusuyla ilgili bir anketin analiz sonuçları yayınlanmıştır. <br />
<br />
Buna göre, kırkdört şehirde, 21.000 öğrencinin ezici bir çoğunluğu kahraman olarak anne-babalarını söylemişlerdir. <br />
<br />
Çocuğunuzun Zekâsını Geliştirmek Sizin Elinizde <br />
British Columbia Üniversitesi´nden epidemiyolojistler ve Amerikan Psikoloji Derneği´nin yaptığı çalışmalar, çocuk eğitiminde yeni fikirler doğurmuştur: Bu çalışmalara göre, beyin ve beyindeki sinir bağlantıları, çocukluğun ilk yıllarında anne-baba ilgisine göre şekillenmektedir. Hattâ bizim için önemli olmayan küçük bir oyun, bazen çocuğun entelektüel gelişimini sağlayan, beyin sinir ağlarının gelişimini artıran önemli bir faktör olabilir. <br />
<br />
Kanada Ontario Üniversitesi Eğitim Enstitüsü profesörlerinden Gordon Wells, 25 yıl, anne-babanın ilk yıllardaki ilgisinin çocukların zekâsı üzerine etkisini araştırmıştır. Bu çalışmalara bir destek de Western Ontario Üniversitesi´nden gelmiştir. Bu maksatla hazırlanan bir projede okul öncesi çocuklarla iki-üç yıl boyunca oyunlar oynanmış, çeşitli aktiviteler düzenlenmiştir, motor ve sosyal kabiliyetlerinin artmasına çalışılmıştır. Daha sonra bu grup böyle bir eğitim almayan kontrol grubu ile karşılaştırılmıştır. Projeye katılan çocukların zekâ test sonuçları kontrol grubuna göre % 28 oranında yüksek bulunmuştur. Bu artışı sağlayan neydi? <br />
<br />
Nöropsikologlara göre, erken dönemdeki zihnî uyarmalar beyin gelişimini değiştirir. Çocuk, nöron adı verilen milyarlarca sinir hücresine sahip olarak doğar. Bu nöronların bir kısmı doğumdan önce, kalp atışı, soluk alıp verme fonksiyonları gibi işleri yapmak için birbirleriyle bağlanırlar. Diğerleri ise bağlanmayı beklerler. Bu bağlanmalar dışarıdan gelen sinyallerle olur. Çocuk büyüdükçe hücreler diğer hücrelerle ağlar oluşturur. Böylelikle hücreler arasında milyarlarca bağlantı kurulur. Örneğin, gözdeki nöronlar, beyindeki görme korteksine (visual korteks) dallar gönderir. Korteks, gözden gelen sinyalleri değerlendirir. Tecrübeler göz-korteks arası bağlantıyı güçlendirir. Bu şekilde beyinle-kulak, beyinle-dil, beyinle-burun, beyinle deri arasında birçok bağlantılar kurulur. Beyin gelişimi ve sinir bağlantılarının kurulduğu ve en hızlı olduğu zaman hayatın ilk iki yılıdır. İki yaşına gelindiğinde, beyindeki bağlantıların sayısı 300 trilyondur. Görmemizi sağlayan sinirlerin ilk bir yıl içinde kendi aralarında yaptığı bağlantıların sayısı 15.000´dir. <br />
<br />
Washington Üniversitesi´nden dil gelişim uzmanı Patricia Kuhl´a göre; her yeni doğan çocuk hangi dilden olursa olsun sesleri ayırt edebilir. Meselâ Japonca´da "l" sesi olmamasına rağmen Japon bebekler iki yaşına kadar "l" seslerini anlayabilirler. Ancak yetişkin Japonlar bunu ayırt edemez. <br />
<br />
Evet, ilk iki yıl önemli. İlk iki yıl gerekli ilgiyi göstermediyseniz tren kaçırılmış mı olacak? Hayır. Çocukluk boyunca nöron bağlantılarını sağlamlaştırmak için tercihleriniz vardır. Ancak çocuklar yetişkinlere göre daha hızlı öğrenirler. Düşünün, üç-dört yaşlarında bir çocuk yabancı dille konuşmayı dokuz yaşındaki bir çocuğa göre daha hızlı ve daha kolay öğrenir. Yine dokuz yaşındaki çocuk da lise öğrencisine göre daha kolay öğrenir. <br />
<br />
Çocuklar doğrudan emir ve talimat almaktan pek hoşlanmazlar. Peki onların eğitimleri için hangi yolları takip edelim? <br />
<br />
Gözlerinin içine bakın: Altı haftalık bebeğinizin gözlerine 18 cm mesafeden bakın. Çocuğunuzu önünüze veya kucağınıza aldığınızda bu uzaklık sağlanır. Her bakışta bebeğin beynindeki sinir bağlantılarının gücü artar. Bebek, ´benzerlik nedir? bu nedir? ne farklıdır? ne aynıdır?´ gibi en hayatî öneme sahip hususları öğrenme mahareti kazanır. <br />
<br />
Konuşun, konuşun, konuşun: Kanada Ontario Üniversitesi´nden psikolog Marvin Simmer´e göre çocukla konuşmak çocuk için çok faydalıdır. Çünkü dil, öğrenme sürecinin en önemli parçasıdır. Doğumdan itibaren çocuğuyla düzenli olarak konuşan annelerin çocukları daha çabuk konuşmaya başlarlar. Böyle bir annenin çocuğu, oyun sırasında keşfettiği bir şeyi anne-babasına büyük bir heyecanla anlatır. <br />
<br />
Geç konuşmaya başlayan bir çocuk ilkokul dönemlerinde zorluk çekebilir. Bununla ilgili olarak Şikago Üniversitesi´nden psikolog Janellen Hunttenlocher bir deney yapmıştır. Bu deneyde; iki grup çocuğun matematik kabiliyetleri karşılaştırılır. Birinci grubu, ailesinde konuşma ve ilginin az olduğu; ikinci grubu ise konuşmanın bol olduğu ailelerin çocukları oluşturur. Bir bozuk para yığınından kaç tane paranın alındığını veya yeni paranın eklendiğini her iki grup da anlar. Ancak iş cümlelere geldiğinde sıkıntı ortaya çıkar. Ayşe´nin 10 tane elması var, Fatma´ya üç tane verirse, Ayşe´nin kaç elması kalır? Bu soruyu ikinci gruptakiler daha kolay ve hızlı cevaplandırmışlardır. <br />
<br />
Müzikten yararlanın: Müzik, eğitimin vazgeçilmez enstrümanlarındandır. Çocuğunuzu müzik ile eğitin, müzikle sevdirin. Ritm ve melodiler iyi birer eğitmen olabilirler. Kaliforniya Üniversitesi´nde yapılan bir çalışma; üç yıllık piyano dersi ve koro çalışmalarının, çocukların matematik ve bilim derslerindeki başarısını artırdığını, muhakeme gücünü geliştirdiğini göstermiştir. Müzik konusunda uzman olmasanız bile çocuklarınıza ninniler ve melodiler fısıldayın. <br />
<br />
Merak ve cesaret duygularını ateşleyin: Bebekler, yeni geldikleri dünyayı keşfederler. Keşifler onlara büyük haz verir. Keşifleri onlarla paylaşın. Morallerini bozmayın. Yapılan bir çalışmaya göre anne-babalarından cesaret alan çocukların hayatta daha başarılı oldukları tespit edilmiştir. Baskı altında idare edilen çocuk, endişe ve iç sıkıntısına sahiptir. Çocuklar, dokunarak ve tatlarına bakarak keşfederler. Siz de onlarla birlikte keşfe çıkın. Bir oyuncağını alın, sağına soluna bakın, sonra çocuğunuza verin. Yerlerde çocuğunuzla birlikte yuvarlanın, onunla emekleyin. Bu hususta en güzel örnek olarak da Peygamber Efendimiz(sav)´in torunlarını sırtına alıp gezdirmesi, onların arzularını yerine getirmek için elinden geleni yapması gösterilebilir. <br />
<br />
Gösterin ve işaretleyin: Elinize sarı bir kitap alın. Kitabı işaret ederek sarı deyiniz. Çocuğunuzun renkleri daha kolay öğrendiğini göreceksiniz. Bebek konuşmasa bile bu şekilde sarının diğer renklerden farklı olduğunu anlayabilir. Renkleri, şekilleri, boyutları gösterin ve işaretleyin. Bu şekilde renk eğitimi verilmeyen bazı çocuklar büyüklüklerinde bile, kırmızı yerine bayrak rengi, yeşil yerine ağaç rengi, ot rengi, mavi yerine gök rengi demektedirler. <br />
<br />
Gülümseyin: Çocuğunuz, ilk defa bardaktan su içmesini öğrendiğinde, ayağa kalkın, çok iyi, çok güzel aferin deyin, gülümseyerek çocuğunuzu tebrik edin ve ödüllendirin. Bu hareketler beynin ön kısmındaki sinir ağ bağlantılarını güçlendirir ve orta beyindeki duygu merkezi olan amygdala´yı harekete geçirir. Aslında bu sosyal bir ihtiyaçtır. Bırakın çocukları, yetişkinler bile takdir edilmekten, dikkate alınmaktan hoşlanırlar. Çocuklarınızın bu sosyal ihtiyacını, yeme-içme ihtiyaçlarını karşıladığınız gibi karşılayınız. <br />
<br />
Beyin, 10-18 aylıkken amygdala merkezinde gerekli sinir bağlantılarını kurar. Ancak bebeğinizi ilk adımları için tebrik ettiğinizde, sevincini onunla paylaştığınızda, beyinden damla damla salınan nörokimyasallar bir sel hâline gelerek sinir bağlantılarını çelikleştirirler. <br />
<br />
Eğer, bebeğinizin başarılarını ve onun için çok önemli olan (sizin için basit olabilir) keşiflerini görmezden gelir veya her seferinde farklı farklı tepki gösterirseniz, beyindeki sinir bağlantıları güçlenmez. Hattâ bebek yeni başarılar ve keşifler için isteksizleşir. <br />
<br />
Durmayın: Her ne kadar ilk yıllar çocuğunuzun gelişimi için çok önemli olsa da, duygu gelişimi 10-18 yaşları arasında da sürer. Bu yüzden aynı şeyleri bu dönemde de devam ettirin (konuşma, diyalog, müzik). <br />
<br />
Sonuçta çocuğunuz büyürken onun gerçek zekâ seviyesinde çok önemli farklılıklar olmasa da, sosyal ve kültürel başarıları artacaktır. Emekleriniz ve gayretleriniz belki dünyaca ünlü birini ortaya çıkarmayabilir. Fakat unutmayın ki sizin ilginiz, çocuğunuz için hayatî bir öneme sahiptir. Araştırmalar göstermiştir ki çocukların başarılı olup olmayacağını önceden gösteren şeylerden biri, anne-babanın çocuğuyla meşguliyet derecesidir.<br />
<br />
Kadir Demircan<br />
<br />
Kaynak: sızıntı.com.tr]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Çocuklar bizim çiçeklerimizdir. Gelişecekler, yetişecekler ve ileride bizim meyvelerimiz olacaklar. Şimdi küçükler ama, yarının büyükleri olacaklar. <br />
Çocukluk demek, aynı zamanda şekillenme çağı demektir. Peki çocuk, ileride kemikleşecek ve değişmesi pek kolay olmayacak karakterini, alışkanlıklarını, davranışlarını kimden alıyor? Ona en çok kimler tesir ediyor? <br />
<br />
Amerika´da basılan USA Today gazetesindeki bir makalede "9-10 yaşlarındaki çocukların gözünde bir numaralı adam kimdir?" sorusuyla ilgili bir anketin analiz sonuçları yayınlanmıştır. <br />
<br />
Buna göre, kırkdört şehirde, 21.000 öğrencinin ezici bir çoğunluğu kahraman olarak anne-babalarını söylemişlerdir. <br />
<br />
Çocuğunuzun Zekâsını Geliştirmek Sizin Elinizde <br />
British Columbia Üniversitesi´nden epidemiyolojistler ve Amerikan Psikoloji Derneği´nin yaptığı çalışmalar, çocuk eğitiminde yeni fikirler doğurmuştur: Bu çalışmalara göre, beyin ve beyindeki sinir bağlantıları, çocukluğun ilk yıllarında anne-baba ilgisine göre şekillenmektedir. Hattâ bizim için önemli olmayan küçük bir oyun, bazen çocuğun entelektüel gelişimini sağlayan, beyin sinir ağlarının gelişimini artıran önemli bir faktör olabilir. <br />
<br />
Kanada Ontario Üniversitesi Eğitim Enstitüsü profesörlerinden Gordon Wells, 25 yıl, anne-babanın ilk yıllardaki ilgisinin çocukların zekâsı üzerine etkisini araştırmıştır. Bu çalışmalara bir destek de Western Ontario Üniversitesi´nden gelmiştir. Bu maksatla hazırlanan bir projede okul öncesi çocuklarla iki-üç yıl boyunca oyunlar oynanmış, çeşitli aktiviteler düzenlenmiştir, motor ve sosyal kabiliyetlerinin artmasına çalışılmıştır. Daha sonra bu grup böyle bir eğitim almayan kontrol grubu ile karşılaştırılmıştır. Projeye katılan çocukların zekâ test sonuçları kontrol grubuna göre % 28 oranında yüksek bulunmuştur. Bu artışı sağlayan neydi? <br />
<br />
Nöropsikologlara göre, erken dönemdeki zihnî uyarmalar beyin gelişimini değiştirir. Çocuk, nöron adı verilen milyarlarca sinir hücresine sahip olarak doğar. Bu nöronların bir kısmı doğumdan önce, kalp atışı, soluk alıp verme fonksiyonları gibi işleri yapmak için birbirleriyle bağlanırlar. Diğerleri ise bağlanmayı beklerler. Bu bağlanmalar dışarıdan gelen sinyallerle olur. Çocuk büyüdükçe hücreler diğer hücrelerle ağlar oluşturur. Böylelikle hücreler arasında milyarlarca bağlantı kurulur. Örneğin, gözdeki nöronlar, beyindeki görme korteksine (visual korteks) dallar gönderir. Korteks, gözden gelen sinyalleri değerlendirir. Tecrübeler göz-korteks arası bağlantıyı güçlendirir. Bu şekilde beyinle-kulak, beyinle-dil, beyinle-burun, beyinle deri arasında birçok bağlantılar kurulur. Beyin gelişimi ve sinir bağlantılarının kurulduğu ve en hızlı olduğu zaman hayatın ilk iki yılıdır. İki yaşına gelindiğinde, beyindeki bağlantıların sayısı 300 trilyondur. Görmemizi sağlayan sinirlerin ilk bir yıl içinde kendi aralarında yaptığı bağlantıların sayısı 15.000´dir. <br />
<br />
Washington Üniversitesi´nden dil gelişim uzmanı Patricia Kuhl´a göre; her yeni doğan çocuk hangi dilden olursa olsun sesleri ayırt edebilir. Meselâ Japonca´da "l" sesi olmamasına rağmen Japon bebekler iki yaşına kadar "l" seslerini anlayabilirler. Ancak yetişkin Japonlar bunu ayırt edemez. <br />
<br />
Evet, ilk iki yıl önemli. İlk iki yıl gerekli ilgiyi göstermediyseniz tren kaçırılmış mı olacak? Hayır. Çocukluk boyunca nöron bağlantılarını sağlamlaştırmak için tercihleriniz vardır. Ancak çocuklar yetişkinlere göre daha hızlı öğrenirler. Düşünün, üç-dört yaşlarında bir çocuk yabancı dille konuşmayı dokuz yaşındaki bir çocuğa göre daha hızlı ve daha kolay öğrenir. Yine dokuz yaşındaki çocuk da lise öğrencisine göre daha kolay öğrenir. <br />
<br />
Çocuklar doğrudan emir ve talimat almaktan pek hoşlanmazlar. Peki onların eğitimleri için hangi yolları takip edelim? <br />
<br />
Gözlerinin içine bakın: Altı haftalık bebeğinizin gözlerine 18 cm mesafeden bakın. Çocuğunuzu önünüze veya kucağınıza aldığınızda bu uzaklık sağlanır. Her bakışta bebeğin beynindeki sinir bağlantılarının gücü artar. Bebek, ´benzerlik nedir? bu nedir? ne farklıdır? ne aynıdır?´ gibi en hayatî öneme sahip hususları öğrenme mahareti kazanır. <br />
<br />
Konuşun, konuşun, konuşun: Kanada Ontario Üniversitesi´nden psikolog Marvin Simmer´e göre çocukla konuşmak çocuk için çok faydalıdır. Çünkü dil, öğrenme sürecinin en önemli parçasıdır. Doğumdan itibaren çocuğuyla düzenli olarak konuşan annelerin çocukları daha çabuk konuşmaya başlarlar. Böyle bir annenin çocuğu, oyun sırasında keşfettiği bir şeyi anne-babasına büyük bir heyecanla anlatır. <br />
<br />
Geç konuşmaya başlayan bir çocuk ilkokul dönemlerinde zorluk çekebilir. Bununla ilgili olarak Şikago Üniversitesi´nden psikolog Janellen Hunttenlocher bir deney yapmıştır. Bu deneyde; iki grup çocuğun matematik kabiliyetleri karşılaştırılır. Birinci grubu, ailesinde konuşma ve ilginin az olduğu; ikinci grubu ise konuşmanın bol olduğu ailelerin çocukları oluşturur. Bir bozuk para yığınından kaç tane paranın alındığını veya yeni paranın eklendiğini her iki grup da anlar. Ancak iş cümlelere geldiğinde sıkıntı ortaya çıkar. Ayşe´nin 10 tane elması var, Fatma´ya üç tane verirse, Ayşe´nin kaç elması kalır? Bu soruyu ikinci gruptakiler daha kolay ve hızlı cevaplandırmışlardır. <br />
<br />
Müzikten yararlanın: Müzik, eğitimin vazgeçilmez enstrümanlarındandır. Çocuğunuzu müzik ile eğitin, müzikle sevdirin. Ritm ve melodiler iyi birer eğitmen olabilirler. Kaliforniya Üniversitesi´nde yapılan bir çalışma; üç yıllık piyano dersi ve koro çalışmalarının, çocukların matematik ve bilim derslerindeki başarısını artırdığını, muhakeme gücünü geliştirdiğini göstermiştir. Müzik konusunda uzman olmasanız bile çocuklarınıza ninniler ve melodiler fısıldayın. <br />
<br />
Merak ve cesaret duygularını ateşleyin: Bebekler, yeni geldikleri dünyayı keşfederler. Keşifler onlara büyük haz verir. Keşifleri onlarla paylaşın. Morallerini bozmayın. Yapılan bir çalışmaya göre anne-babalarından cesaret alan çocukların hayatta daha başarılı oldukları tespit edilmiştir. Baskı altında idare edilen çocuk, endişe ve iç sıkıntısına sahiptir. Çocuklar, dokunarak ve tatlarına bakarak keşfederler. Siz de onlarla birlikte keşfe çıkın. Bir oyuncağını alın, sağına soluna bakın, sonra çocuğunuza verin. Yerlerde çocuğunuzla birlikte yuvarlanın, onunla emekleyin. Bu hususta en güzel örnek olarak da Peygamber Efendimiz(sav)´in torunlarını sırtına alıp gezdirmesi, onların arzularını yerine getirmek için elinden geleni yapması gösterilebilir. <br />
<br />
Gösterin ve işaretleyin: Elinize sarı bir kitap alın. Kitabı işaret ederek sarı deyiniz. Çocuğunuzun renkleri daha kolay öğrendiğini göreceksiniz. Bebek konuşmasa bile bu şekilde sarının diğer renklerden farklı olduğunu anlayabilir. Renkleri, şekilleri, boyutları gösterin ve işaretleyin. Bu şekilde renk eğitimi verilmeyen bazı çocuklar büyüklüklerinde bile, kırmızı yerine bayrak rengi, yeşil yerine ağaç rengi, ot rengi, mavi yerine gök rengi demektedirler. <br />
<br />
Gülümseyin: Çocuğunuz, ilk defa bardaktan su içmesini öğrendiğinde, ayağa kalkın, çok iyi, çok güzel aferin deyin, gülümseyerek çocuğunuzu tebrik edin ve ödüllendirin. Bu hareketler beynin ön kısmındaki sinir ağ bağlantılarını güçlendirir ve orta beyindeki duygu merkezi olan amygdala´yı harekete geçirir. Aslında bu sosyal bir ihtiyaçtır. Bırakın çocukları, yetişkinler bile takdir edilmekten, dikkate alınmaktan hoşlanırlar. Çocuklarınızın bu sosyal ihtiyacını, yeme-içme ihtiyaçlarını karşıladığınız gibi karşılayınız. <br />
<br />
Beyin, 10-18 aylıkken amygdala merkezinde gerekli sinir bağlantılarını kurar. Ancak bebeğinizi ilk adımları için tebrik ettiğinizde, sevincini onunla paylaştığınızda, beyinden damla damla salınan nörokimyasallar bir sel hâline gelerek sinir bağlantılarını çelikleştirirler. <br />
<br />
Eğer, bebeğinizin başarılarını ve onun için çok önemli olan (sizin için basit olabilir) keşiflerini görmezden gelir veya her seferinde farklı farklı tepki gösterirseniz, beyindeki sinir bağlantıları güçlenmez. Hattâ bebek yeni başarılar ve keşifler için isteksizleşir. <br />
<br />
Durmayın: Her ne kadar ilk yıllar çocuğunuzun gelişimi için çok önemli olsa da, duygu gelişimi 10-18 yaşları arasında da sürer. Bu yüzden aynı şeyleri bu dönemde de devam ettirin (konuşma, diyalog, müzik). <br />
<br />
Sonuçta çocuğunuz büyürken onun gerçek zekâ seviyesinde çok önemli farklılıklar olmasa da, sosyal ve kültürel başarıları artacaktır. Emekleriniz ve gayretleriniz belki dünyaca ünlü birini ortaya çıkarmayabilir. Fakat unutmayın ki sizin ilginiz, çocuğunuz için hayatî bir öneme sahiptir. Araştırmalar göstermiştir ki çocukların başarılı olup olmayacağını önceden gösteren şeylerden biri, anne-babanın çocuğuyla meşguliyet derecesidir.<br />
<br />
Kadir Demircan<br />
<br />
Kaynak: sızıntı.com.tr]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Sınıf Yönetimi]]></title>
			<link>http://www.egitimsokagi.com/Konu-sinif-yonetimi--10940.html</link>
			<pubDate>Fri, 30 Jul 2010 13:44:45 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.egitimsokagi.com/Konu-sinif-yonetimi--10940.html</guid>
			<description><![CDATA[SERPİL AKSAKAL<br />
<br />
SAMSUN MİTHAT PAŞA LİSESİ REHBER ÖĞRETMENİ<br />
<br />
<br />
SINIF YÖNETİMİ<br />
Sınıf diğer ortamlara benzemeyen ,kendine has özellikleri olan bir yerdir.Öğretmenin bu nedenle sınıf ortamında farklı bir takım rolleri vardır.Bu roller çok değişik bir şekilde belirtilse de genel olarak şu şekilde ifade edilebilir:<br />
 müşavirdir,tavsiyelerde bulunur<br />
 danışmandır,yardımcı olur<br />
 disiplin sağlayıcıdır<br />
 bilgi verici,güdüleyicidir<br />
 dış dünya ve sınıf arasında aracıdır<br />
 öğreticidir<br />
 ana-baba vekilidir<br />
 düzenleyici ve değer taşıyıcıdır.<br />
Sınıf yönetimi öğretmenin en önemli görevlerinden biridir.Çünki sınıf yönetimi sayesinde öğrenmeye ayrılan zaman artar.Dolayısıyla boşa giden zaman azalır.Sınıfta düzen ve tutarlı beklentiler gelişir.Ancak sınıf yönetimi için önce sınıfı tanımak gerekir.<br />
Öğretmen sınıfta öğrencilerle anlaşmak ,uzlaşmak durumundadır.Onları ikna ederek yeni davranış geliştirmelerini sağlayabilir.Öğretmenlerin genellikle kullandıkları uzlaşma stratejileri şunlardır.<br />
1.Söz verme ve tehdit:”yaparsan seni ödüllendireceğim”yada “yaparsan seni cezalandıracağım”<br />
2.Aşırı istekler veya yalancı ılımlılık:Yüksek beklenti ifade edip sonra pazarlıkla düşürme<br />
3.Dikkat çekici öyküler:Öğrencilerine başka şekilde davrandıklarında hoş olmayan sonuçlarla karşılaşabileceklerini ima eder.<br />
4.Üst yetkililere şikayet:”benim şahsen bir itirazım yok ama müdüre yada anne-babana söylememi ister misin”<br />
5.Blöf.Öğretmenin uygulamayacağı cezaları uygulayacakmış gibi davranması.<br />
6.Kişisel şikayet:”Beni hayal kırıklığına uğrattın”<br />
7.Geleneklere şikayet:”bu okulda hiç böyle bir şey olmamıştı”<br />
8.Yüceltme:”bu yüce bir davranıştır ama henüz sizin bunu anlamanız zor”<br />
9.Genelleştirilmesine şikayet:”herkes böyle yaparsa o zaman ne yaparız”<br />
10.Böl ve yönet:Öğrenciler arasında uzlaşmazlık olan bir konuda”eğer hepiniz uzlaşırsanız bunu düşüneceğim”<br />
11.Erteleme:”bunun hakkında düşüneceğim”<br />
12.Hakları imtiyazlara dönüştürme:Gerçekleşecek durumları sanki kendisi buna taraftarmış gibi gösterme<br />
13.sıkı tedbir<br />
Bu uzlaşma davranışlarından bazları öğrenciler tarafından da kullanılır.Ancak öğrenciler tarafından kullanılan başka uzlaşma teknikleri de vardır.<br />
1.Kaydırma:Öğrenci konuyu istediği tarafa kaydırır.Sık soru sorma,öğretmen isteği reddettiğinde küsme,öğretmenle işbirliğini azaltma<br />
2.Adalete şikayet:”ona izin verdiniz bana niye vermiyorsunuz”<br />
3.Böl ve yönet:”diğer öğretmenler öyle yapıyor siz niye yapmıyorsunuz”<br />
4.Öğretmenlerin seçici kullanımı:Öğrenci öğretmen ve yeni öğretmenler yeni isteklere daha yatkındır.<br />
5.Üst yetkiliye şikayet:”annem olmadığını söyledi ama”<br />
6.Grup işbirliği<img class="postimage" src="http://www.egitimsokagi.com/images/ifadeler/smile (37).gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Smile (37)" title="Smile (37)" />ınıfın öğretmene karşı birleşmesi(tehlikeli boyutlara ulaşabilen bir durumdur.)<br />
Tecrübeli öğretmenler öğrenci stratejileri karşısında nasıl davranacaklarını daha iyi tespit edebileceklerdir.<br />
<br />
ETKİLİ SINIF YÖNETİMİNİN İLKELERİ<br />
<br />
 Öğrencilerin kapasitesi çok önemlidir.<br />
 Ödüllendirilen davranış daha çok tekrar etmektedir.<br />
 Değerlendirmenin başlıca amacı öğrencinin öğrenimini kolaylaştırmaktır.<br />
 Motivasyonlu öğrenciler diğerlerinden daha kolay öğrenirler.<br />
 Yaratılıştan gelen motivasyon dış etkilerle yaratılan motivasyondan daha çok tercih edilmektedir.<br />
 Sık hatırlatmalar okunanların hatırlanması için önemlidir.<br />
 Öğrenciler temel ihtiyaçları karşılandığında daha iyi öğrenirler.<br />
 Öğretmenlerin pozitif beklentileri olduğunda öğrenciler daha iyi öğrenirler.<br />
 Öğrencilere daha fazla zaman verildiğinde daha iyi öğrenirler.<br />
 Öğrencilerin öğrenim modelleri birbirlerine uygun hale geldiğinde daha iyi öğrenirler.<br />
 Öğrencilerden bir konu hakkında açıklama istendiğinde daha iyi öğrenirler.<br />
 Öğrenciler kendileri için genelleştirmeleri ortaya çıkarınca daha iyi öğrenirler.<br />
<br />
SINIF YÖNETİMİ TEKNİKLERİ<br />
<br />
 Öğrencilere onlarla birlikte olduğunuzu gösterin.<br />
 Örtüşen durumlarla başa çıkmayı öğrenin.<br />
 Sınıf içi etkinlikleri yarıda bırakmayın.<br />
 Tek bir öğrenci ile ilgilendiğinizde bile diğer öğrencileri ilginiz altında tutmaya çalışın.<br />
 Ders işlerken değişiklikler yapın ve coşkulu olun<br />
 Öğrenciyi eleştirirken davranış odaklı olun.Öfkeyle patlamaktan kaçının.<br />
Sınıf yönetiminde bu ilkelere uymak gereklidir.Ancak genellikle sınıf yönetimi öğretmenin ilk dersteki tavrının bir uzantısıdır.O nedenle öğretmenin ilk derste neler yaptığı çok önemlidir.İlk ders ve öğrencilerle ilk karşılaşma için şu öneriler sunulabilir:<br />
 Sınıfın ilk gününde güvenli ve hazırlıklı olduğunuzu gösterin.<br />
 Sınıftaki işleri nasıl ele alacağınıza önceden karar verin.İlk gün birkaç dakika temel işlemleri açıklayın.(yoklama,ders anlatımı,ödev kontrolü)<br />
 Sınıf kurallarını belirleyin ve onlara dikkat çekin.<br />
 İlk gün sınıf çalışmasına başarıyla tamamlanabilecek bir çalışma ile başlayın.<br />
 Yeni bir öğrenci grubuyla olduğunuz ilk haftalarda kendi yönetiminiz altında sınıfın katılımının sağlandığı etkinliklerde bulunun.<br />
 Açık yönergeler verin,yönergeleri yapılabilir mesafede tutun,sık sık geri bildirim verin.<br />
 Yeterli ve iyi hazırlanmış olduğunuzu sürekli gösterin.<br />
 Bir yandan profesyonelliğinizi korurken öte yandan hoş olun.<br />
İlk derste oluşturulan hava ders yılının sonuna kadar genelde devam eder.İlk izlenimler çok önemli olduğu için öğrenciler üstünde ilk izlenimlerin iyi olması yıl boyunca etkisi devam eden bir avantajdır.<br />
<br />
ÖĞRETMEN TİPLERİ<br />
<br />
 İŞ ÖĞRETMENİ:İş ilgisi yüksek öğrenci ilgisi düşüktür.Yapılacak işler düzenlendiğinde iyi bir öğretme olduğunu düşünür.<br />
 MAHALLE KAHVESİ ÖĞRETMENİ:Öğrenci ilgisi yüksek iş ilgisi düşüktür.Öğretmen öğrencilere ilgi gösterirse onların benlik kavramlarını geliştirirse,iyi bir öğrenmenin gerçekleşeceğini düşünür.İş onun için önemli değildir.<br />
 FAKİRLEŞMİŞ ÖĞRETMEN:İşe de öğrenciye de ilgisi düşüktür.Öğretmenlerin öğrencilerin öğrenmesi üstünde pek etkisi olmadığını düşünür.<br />
 SINIF ÖĞRETMENİ:Hem işe hem de öğrenciye olan ilgisi yüksektir.İkisine de olan yüksek ilginin öğrenmeye etkisi olduğunu düşünür.<br />
 YAVAŞLAMIŞ SARKAÇ:İşe de öğrenciye de ılımlı ilgi gösterir.Özellikle denetimi güç bir sınıfla karşı karşıya kalan ve güvenini kaybeden öğretmenlerin durumudur.<br />
<br />
ÖĞRENCİ TİPLERİ:<br />
<br />
Öğretmenler gibi öğrencilerin de farklı tipleri vardır.<br />
 BAŞARILI ÖĞRENCİLER:Bunlar derse yönelimli akademik açıdan başarılı öğrencilerdir.Ders ve ödevlerini zamanında yaparlar.Pek disiplin sorunu çıkarmazlar.Okulu severler,hem öğretmen hem de arkadaşları tarafından sevilirler.<br />
 SOSYAL ÖĞRENCİLER:Dersten ziyade kişilere yönelimlidir.Başarılı olmak için gerekli yetenekleri vardır ama sosyal ilişkilere derslerden daha fazla önem verirler.Çok arkadaşları vardır ve arkadaşları onları severler ama öğretmenleri için bazen yönetim problemleri çıkardıkları için sevilmezler.Derste öğretmen onları kolayca derse sokabilir ve kolayca sorularına cevap alabilir.<br />
 BAĞIMLI ÖĞRENCİLER<img class="postimage" src="http://www.egitimsokagi.com/images/ifadeler/smile (37).gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Smile (37)" title="Smile (37)" />ıklıkla öğretmenden destek ve teşvik beklerler.Ek çalışma ve yardıma ihtiyaç duyarlar.Sık sık parmak kaldırırlar.Ortaokulda akademik başarıları düşük olur.Öğretmenler onların başarılarını yükseltmeye çalışırlar.Arkadaşları onlara ders çalıştırmak istemezler,çünki onları sosyal açıdan yetersiz bulurlar.<br />
 YABANCILAŞMIŞ ÖĞRENCİLER:Zor öğrenirler ve muhtemelen okulu ter ederler.Çoğunlukla okul ve onunla ilgili her şeye açık veya gizli baş kaldırırlar,düşmanlık beslerler.Öğretmenler genelde onlara ilgisiz kalır veya reddederler.<br />
 GÖLGE ÖĞRENCİLER:Arka planda kalıp gözden kaçan öğrencilerdir.Her şeyde ortadadırlar.Grup halinde etkinliklere katılır ama kendilerini ortaya koymazlar,gönüllü olmazlar.Bazıları ürkek ve sinirli bazıları ise sessiz ve bağımsızdırlar.Genellikle öğretmen ve diğer öğrenciler onların farkına varmazlar veya iyi tanımazlar.<br />
Öğretmenin sınıftaki her gruptan öğrenci olduğunu akılda tutması ve gözden uzak gibi görünen öğrencilerin durumlarına karşıda duyarlı olması gerekir.<br />
<br />
İNSANCIL SINIF YAKLAŞIMI<br />
<br />
İnsancıl sınıf yaklaşımının öğrenme üzerine olumlu etkileri ve temel yaklaşımları vardır.<br />
İnsancıl sınıfın özellikleri şunlardır.<br />
 Ortam rahat ve işbirliği ortamıdır.<br />
 Bu sınıflarda öğretimin temeli öğrencileri ilgileri,yararları ve hedefleridir.<br />
 Öğrencilerin ilgi,değer ve hedeflerini belirlemelerine yardımcı olmayı hedefler.<br />
 Öğretmenler güven ortamı oluşturarak ,öğrencilerin bireysel farklılıklarına uygun öğretim yöntemleri kullanmaya çalışarak yardım etmeye çalışırlar.<br />
 Her öğrenciye ulaşmaya çalışılır(öğrencilerin isimlerini öğrenme birebir iletişim kurmaya çalışma)<br />
 Dikkatle dinleme<br />
 Öğrencilere karşı gerçekçi olma(gerçekçi övgü ve değerlendirmeler yapma)<br />
 Kendine karşı gerçekçi olma(duygularını dürüst bir şekilde dile getirme)<br />
 İyi bir disiplin sağlama(öğrencilere onlara değer verildiğini gösterme)<br />
 Reddedilmeyle başa çıkma(öğrencilerin tepki vermelerini kişisel olarak algılamama)<br />
 Kendini çağırma(kendisi hakkında olumlu düşünme)<br />
<br />
ÖĞRETMENİN YANLIŞ İNANIŞLARI<br />
<br />
 KONTROL ETMELİYİM:Buna inanan bir öğretmen sınıfta bağımlı ve isyankar bir ortam yaratır.Öğrencinin her hareketini kontrol eder ,sıkı disiplin koyar,her davranışı izne bağlar,öğrencinin aldığı karaları değil kendi kararlarını uygular.Oysa öğrenciler kendi aldıkları kararlara daha fazla uyarlar.<br />
 BEN ÜSTÜNÜM:Öğrencilerden bilgi deneyim ve sorumluluk alanlarında önde olmasını,onlara hakim olmak ve aşırı korumak olarak algılayan öğretmendir.Öğrencinin insan değeri ve onur açısından kendisi ile eşit olduğunu düşünmez.Onlarda yetersizlik ve değersizlik duyguları geliştirir.<br />
 HAKKIM VAR:Öğrencileriyle karşılıklı saygı ve sorumluluk haklarına duyarlı olmayan bunları tek başına kullanmaya yönelen öğretmendir.<br />
 MÜKEMMEL OLMALIYIM:Kendisinde ve öğrencilerinde hata kabul etmeyen,kusurlu olma cesareti gösteremeyen,gerçek üstü standartlara yönelen öğretmendir.<br />
 BEN ÖNEMLİ DEĞİLİM:Yukarıdakilerin tersine öğrencilerini korurken,kendi temel gereksinimlerini gözetmeyen,öz değer ve yeteneklerine inanmayan,öğrencilerine paspas olan öğretmendir.<br />
Her öğrenci sınıfa ait olmak ,kabul edilmek isteğindedir.Her öğrenci önemli olmak ve ilgi çekmek ister ve davranışları da bu yöndedir.<br />
Sınıfta olumsuz davranan öğrencilerin bu konuda umutları kırılmış durumdadır.Çünki yapıcı yollarla kendilerine grupta bir yer edinemeyeceklerine artık inanmışlardır.Eğer öğretmen ve arkadaşlarının gözünde önem kazanmak sadece olumsuz davranmakla mümkün oluyorsa,öyle davranmaya başlarlar.Bu öğrencilerin bu davranışlarla elde etmek istedikleri şunlardır:<br />
 İLGİ ÇEKME İSTEĞİ:Öğrenci başarı ve paylaşma ile öğretmeninin yada arkadaşlarının ilgisini çekemiyorsa ilgi çekmenin başka yollarını bulur.Bu yolların olumsuz olması onun için önemsizdir.<br />
 GÜÇ ARAYIŞI:Bu öğrenciler otoriteye başkaldırdığı,kurallara direndiği,uyarıları dinlemediği zaman kendini önemli hisseder.Bu öğrenciler kontrol ettikleri zaman kendilerini gruba ait hissederler.İşin nereye varacağını anlamak için başkaldırırlar ve mücadeleden vazgeçeceğini bildikleri sınıra kadar öğretmeni zorlarlar.Öğretmen güç çatışmasına girmemelidir.Olumsuz davranışın sonuçlarının ortaya çıkmasına izin vermeli,öğrenciden başka bir iş için yardım talep ederek işbirliği başlatmalıdır.<br />
 İNTİKAM ARAYIŞI:Bazı öğrenciler yenilgi ve umutsuzluk duyguları içindedirler.Kendilerine kötü davranıldığına inanırlar.Öğretmeni zalim bir diktatör olarak değerlendirirler.Kendileri nasıl incinmişse öğretmeni de aynı şekilde incitmeye karar vermişlerdir.Öğretmen incinmiş hissetmemeye çalışmalı,kendi intikamını almayı düşünmemelidir.Aksine iyi bir ilişki kurmalıdır.<br />
 YETERSİZLİK GÖSTERİSİ:Kendileri için gerçek dışı hedefler koymuş ve çok kez de başarısızlığa uğramış olabilirler.Gruba uyum sağlayabileceklerine ve katkıda bulunabileceklerine inanmazlar.Umutsuzluğa kapılıp kenara çekilirler.Öğretmen bu durumda umutsuzluğa kapılmamalı,acımamalı,her olumu çabayı desteklemelidir.<br />
 Olumsuz davranışların nedeni her zaman öğretmen değildir ancak öğretmen bunlara beklenen karşılığı verirse olumsuz davranışı desteklemiş olur.<br />
<br />
İYİ BİR TEŞVİK EDİCİ OLMAK İÇİN:<br />
<br />
 Öğrencilere güven verin cesur olmalarına yardım edin.”yapabilirsin zaten yarı yola gelmişsin”<br />
 Olumluyu vurgulayın yanlışlar yerine doğruları işaretleyin.<br />
 Kendinize ve onlara saygı gösterin.Öğrencilerin nasıl davranmalarını istiyorsanız kendinize de aynı kuralları koyun.Özür dileyin,teşekkür edin.”yardıma ihtiyacım vardı teşekkür ederim”<br />
 Yarışı azaltın,kendileri ile yarışsınlar,kendilerini değerlendirsinler.Öğrencileri birbirleri ile yarıştırmak kazanmanın öğrenmekten önemli olduğunu düşünmelerine sebep olur.<br />
 Öğrencilerin birbirlerine yardım etmelerini sağlayın.Başarılı olduğu bir alanda başka bir arkadaşına yardım etmek öğrenci için güven sağlayıcıdır.Özellikle başarısız öğrencilere arkadaşları için bir şey yapma fırsatı verin.<br />
 Kendi disiplin tutumunuzu geliştirin.Sorumlusu bilinmeyen suçlarda sorumluluğu tüm sınıfa paylaştırın.<br />
<br />
<br />
CEZA DOĞRUDAN BİR KONTROL ARACI OLARAK KULLANILDIĞINDA ŞU İLKELERE DİKKAT EDİLMELİDİR:<br />
 Ceza keyfilik arz etmemelidir.<br />
 Ceza öğrenci tarafından anlaşılmalıdır.<br />
 Cezai işlem gizli olarak alınmalıdır.<br />
 Cezanın hak edildiği düşüncesi oluşmalıdır.<br />
 Cezai önlem derhal alınmalıdır.Suçtan çok sonra verilen ceza etkinliğini yitirir.<br />
 Cezai önlem caydırıcı olmalıdır.<br />
 Ceza suça uygun olmalıdır.<br />
 Ceza suçluya uygun olmalıdır.<br />
Sıklığı,yeri,zamanın iyi ayarlanması,fiziksel şiddet içermemesi ve kurallara uygun kullanılması halinde cezanın olumsuz işlevlerinin azalarak,sınırlıda olsa bazı yararlarının olacağı söylenebilir.<br />
Öğrenciye verilen ve yerine getirilmesi gereken ,okul kuralları ile ilgili emirler<br />
 Kısa<br />
 Açık<br />
 Kesin<br />
 Objektif<br />
 Çocuğun psikolojisine uygun<br />
 Önceden verilmiş olanlarla tutarlı<br />
 Yaptırım gücü önceden belli<br />
 Yerine getirilebilir<br />
 Kararsızlık ve ikilemden uzak olmalıdır.<br />
<br />
SINIFTA UYGGUN OLMAYAN DAVRANIŞIN OLUŞMASINI ETKİLEYEN ETMENLER<br />
ÖĞRETMENDEN KAYNAKLANAN SEBEPLER<br />
1.Öğretmen çocuğun davranışlarına uygun tepkiler vermiyorsa:Bir gün iyi dediği bir davranışa ertesi gün iyi demiyorsa öğrenci geliştireceği doğru davranışı saptayamaz.Kafası karışır.Öğretmen ne istediğini açık ve net olarak anlatmalıdır.İyi davranış ile kötü davranış arasındaki farkı ve sonuçlarını öğrenci önceden bilmelidir.<br />
2.Öğretmen doğru davranışı ödüllendirmiyorsa:Öğretmen sınıf içi uygunsuz davranışları düzeltmek için gerekli eleştiri ve yaptırımı nasıl uyguluyorsa ;uygun davranışları da gözden kaçırmadan ödüllendirmeli ve taktirlerini belirtmelidir.Çünki pekiştirme yalnız uygunsuz duruma yapılırsa istenmeyen davranış kalıcı olur.<br />
3.Öğretmenin istekleri yada beklentileri öğrencinin yeteneklerine uygun değilse:Öğrenciye yönelik öğretmen beklentileri çok yüksekse,öğrenci yoğun bir baskı altında kaldığını hissedecek ve bunun doğal sonucu olarak başarısızlık yaşayacaktır.Çok düşük beklenti düzeyi de öğrencide dersten sıkılma,ödev yapmama ve huzursuzluk davranışları gözlenmesine neden olabilecektir.Bu nedenle beklenti düzeyi öğrenci seviyesine uygun olmalıdır.<br />
4.Öğretmen öğrencilerin bireyselliklerine yeteri kadar hoşgörülü davranmıyorsa: Öğrenciler de yetişkinler gibi kendi duygu ve düşüncelerini dile getirmeyi isterler.Öğrencilerin birbirlerine benzer tepkilerde bulunmalarını isteyen ve onların farklılıklarına gerekli saygıyı göstermeyen yada ödüllendirmeyen öğretmenlerine karşı öğrenciler istenmeyen davranışlar sergilerler.<br />
5.Öğretmen öğrencilerden istenen davranışlara model olamıyorsa:Öğrenciler öğretmenlerinin ve yüksek statüdeki arkadaşlarının davranışlarını büyük ölçüde taklit ederler.Öğretmen bu nedenle olumlu model olmalıdır. <br />
6.Öğretmen sınıf içinde uygun olmayan davranışları genelde ceza ile kontrol ediyorsa: Öğretmenlerin bir kısmı sınıf içi olaylara ve kişilere çok çabuk duygusal tepkiler vermeye eğilimlidirler.Kolayca kızan ve bağıran bu öğretmenler sınıflarındaki en ufak uygun olmayan davranışı bile ceza kullanarak denetlemeye çalışırlar.Bu tutumda öğrencilerin davranışlarına yansır ve istenmedik davranışlar ortaya çıkar.<br />
ÖĞRENCİDEN KAYNAKLANAN NEDENLER<br />
 Eğer öğrenci öğretmenine aşırı bağımlıysa ;her çalışmasını öğretmene sorarak yada göstererek yapıyorsa arkadaşlarının dikkatini dağıtır ve sınıf atmosferini bozar.<br />
 Eğer öğrenci dikkatini toplamada ve yoğunlaştırmada güçlük çekiyorsa<br />
 Eğer öğrenci başarılı olamadığı durumlarda kolayca umutsuzluğa kapılıyorsa<br />
 Çalışmalarında savruk ve dağınıksa<br />
 Diğer arkadaşlarını çalışırken rahatsız ediyorsa ve bölüyorsa<br />
 Eğer öğrenci okula,arkadaşlarına ve öğretmenlerine karşı olumsuzsa<br />
 Öğrenci kişisel özbakım ve temizlik alışkanlıklarını tam olarak geliştirmemişse<br />
 Öğrenci içine kapanık ve az konuşan biri ise<br />
 Arkadaşları,okul ve öğretmenlerine karşı saldırgan bir tutum içinde ise<br />
 Kendisini okul öğrenmelerine karşı güdüleyemiyorsa istenmedik davranışlar ortaya çıkacaktır.<br />
Sınıflarında böyle öğrenciler olan öğretmenlerin kendilerini istenmedik davranışların değiştirilmesi konusunda eğitmesi gerekmektedir.<br />
<br />
İSTENMEYEN ÖĞRENCİ DAVRANIŞALRININ KONTROL EDİLMESİ<br />
İstenmeyen öğrenci davranışları karşısında gösterilmesi gereken öğretmen tepkileri<br />
1.Olumsuz davranan öğrenciye bakılması:Olumsuz davranışlarda bulunan öğrenciyle öğretmenin göz göze gelmesi ,sadece öğrenciye bakması yeterli olabilir.<br />
2.Olumsuz davranışın belirtilmesi:Öğretmen öğrenciyi sözel olarak uyarabilir.Bu uyarılar öğrencinin kişiliğini değil davranışını hedef almalıdır.<br />
3.Soru:Öğrencinin davranışı karşısında öğretmen soru sorarak detaylı bilgi alabilir.Ceza niteliği taşımayan her tür soru öğrencinin davranışı altında yatan sebebi bulmaya yöneliktir.<br />
4.Yönlendirici cümleler:Olumsuz davranış karşısında yanlızca öğrenciye olumlu davranışın belirtilmesi yeterli olabilir.Öğrenci kendinden tam olarak ne istendiğini öğrendiğinde o davranışı sergileyebilir.<br />
5.Öğrenci için iyi bir model olma:Öğretmen sınıf içinde olumsuz davranışı belirtmekle kalmamalı kendisi olumlu davranışı sergileyerek model olmalıdır.<br />
6.Ödüllendirme ve görmezden gelme:Öğretmen olumsuz davranışları görmezden gelerek olumlu davranışları övme ve ödüllendirme ile olumsuz davranışları değiştirebilir.<br />
KAYNAKÇA:<br />
1.KÜÇÜKAHMET,L;Sınıf Yönetiminde Yeni Yaklaşımlar,2000<br />
2.BACANLI,H;Gelişim Ve Öğrenme,1999]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[SERPİL AKSAKAL<br />
<br />
SAMSUN MİTHAT PAŞA LİSESİ REHBER ÖĞRETMENİ<br />
<br />
<br />
SINIF YÖNETİMİ<br />
Sınıf diğer ortamlara benzemeyen ,kendine has özellikleri olan bir yerdir.Öğretmenin bu nedenle sınıf ortamında farklı bir takım rolleri vardır.Bu roller çok değişik bir şekilde belirtilse de genel olarak şu şekilde ifade edilebilir:<br />
 müşavirdir,tavsiyelerde bulunur<br />
 danışmandır,yardımcı olur<br />
 disiplin sağlayıcıdır<br />
 bilgi verici,güdüleyicidir<br />
 dış dünya ve sınıf arasında aracıdır<br />
 öğreticidir<br />
 ana-baba vekilidir<br />
 düzenleyici ve değer taşıyıcıdır.<br />
Sınıf yönetimi öğretmenin en önemli görevlerinden biridir.Çünki sınıf yönetimi sayesinde öğrenmeye ayrılan zaman artar.Dolayısıyla boşa giden zaman azalır.Sınıfta düzen ve tutarlı beklentiler gelişir.Ancak sınıf yönetimi için önce sınıfı tanımak gerekir.<br />
Öğretmen sınıfta öğrencilerle anlaşmak ,uzlaşmak durumundadır.Onları ikna ederek yeni davranış geliştirmelerini sağlayabilir.Öğretmenlerin genellikle kullandıkları uzlaşma stratejileri şunlardır.<br />
1.Söz verme ve tehdit:”yaparsan seni ödüllendireceğim”yada “yaparsan seni cezalandıracağım”<br />
2.Aşırı istekler veya yalancı ılımlılık:Yüksek beklenti ifade edip sonra pazarlıkla düşürme<br />
3.Dikkat çekici öyküler:Öğrencilerine başka şekilde davrandıklarında hoş olmayan sonuçlarla karşılaşabileceklerini ima eder.<br />
4.Üst yetkililere şikayet:”benim şahsen bir itirazım yok ama müdüre yada anne-babana söylememi ister misin”<br />
5.Blöf.Öğretmenin uygulamayacağı cezaları uygulayacakmış gibi davranması.<br />
6.Kişisel şikayet:”Beni hayal kırıklığına uğrattın”<br />
7.Geleneklere şikayet:”bu okulda hiç böyle bir şey olmamıştı”<br />
8.Yüceltme:”bu yüce bir davranıştır ama henüz sizin bunu anlamanız zor”<br />
9.Genelleştirilmesine şikayet:”herkes böyle yaparsa o zaman ne yaparız”<br />
10.Böl ve yönet:Öğrenciler arasında uzlaşmazlık olan bir konuda”eğer hepiniz uzlaşırsanız bunu düşüneceğim”<br />
11.Erteleme:”bunun hakkında düşüneceğim”<br />
12.Hakları imtiyazlara dönüştürme:Gerçekleşecek durumları sanki kendisi buna taraftarmış gibi gösterme<br />
13.sıkı tedbir<br />
Bu uzlaşma davranışlarından bazları öğrenciler tarafından da kullanılır.Ancak öğrenciler tarafından kullanılan başka uzlaşma teknikleri de vardır.<br />
1.Kaydırma:Öğrenci konuyu istediği tarafa kaydırır.Sık soru sorma,öğretmen isteği reddettiğinde küsme,öğretmenle işbirliğini azaltma<br />
2.Adalete şikayet:”ona izin verdiniz bana niye vermiyorsunuz”<br />
3.Böl ve yönet:”diğer öğretmenler öyle yapıyor siz niye yapmıyorsunuz”<br />
4.Öğretmenlerin seçici kullanımı:Öğrenci öğretmen ve yeni öğretmenler yeni isteklere daha yatkındır.<br />
5.Üst yetkiliye şikayet:”annem olmadığını söyledi ama”<br />
6.Grup işbirliği<img class="postimage" src="http://www.egitimsokagi.com/images/ifadeler/smile (37).gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Smile (37)" title="Smile (37)" />ınıfın öğretmene karşı birleşmesi(tehlikeli boyutlara ulaşabilen bir durumdur.)<br />
Tecrübeli öğretmenler öğrenci stratejileri karşısında nasıl davranacaklarını daha iyi tespit edebileceklerdir.<br />
<br />
ETKİLİ SINIF YÖNETİMİNİN İLKELERİ<br />
<br />
 Öğrencilerin kapasitesi çok önemlidir.<br />
 Ödüllendirilen davranış daha çok tekrar etmektedir.<br />
 Değerlendirmenin başlıca amacı öğrencinin öğrenimini kolaylaştırmaktır.<br />
 Motivasyonlu öğrenciler diğerlerinden daha kolay öğrenirler.<br />
 Yaratılıştan gelen motivasyon dış etkilerle yaratılan motivasyondan daha çok tercih edilmektedir.<br />
 Sık hatırlatmalar okunanların hatırlanması için önemlidir.<br />
 Öğrenciler temel ihtiyaçları karşılandığında daha iyi öğrenirler.<br />
 Öğretmenlerin pozitif beklentileri olduğunda öğrenciler daha iyi öğrenirler.<br />
 Öğrencilere daha fazla zaman verildiğinde daha iyi öğrenirler.<br />
 Öğrencilerin öğrenim modelleri birbirlerine uygun hale geldiğinde daha iyi öğrenirler.<br />
 Öğrencilerden bir konu hakkında açıklama istendiğinde daha iyi öğrenirler.<br />
 Öğrenciler kendileri için genelleştirmeleri ortaya çıkarınca daha iyi öğrenirler.<br />
<br />
SINIF YÖNETİMİ TEKNİKLERİ<br />
<br />
 Öğrencilere onlarla birlikte olduğunuzu gösterin.<br />
 Örtüşen durumlarla başa çıkmayı öğrenin.<br />
 Sınıf içi etkinlikleri yarıda bırakmayın.<br />
 Tek bir öğrenci ile ilgilendiğinizde bile diğer öğrencileri ilginiz altında tutmaya çalışın.<br />
 Ders işlerken değişiklikler yapın ve coşkulu olun<br />
 Öğrenciyi eleştirirken davranış odaklı olun.Öfkeyle patlamaktan kaçının.<br />
Sınıf yönetiminde bu ilkelere uymak gereklidir.Ancak genellikle sınıf yönetimi öğretmenin ilk dersteki tavrının bir uzantısıdır.O nedenle öğretmenin ilk derste neler yaptığı çok önemlidir.İlk ders ve öğrencilerle ilk karşılaşma için şu öneriler sunulabilir:<br />
 Sınıfın ilk gününde güvenli ve hazırlıklı olduğunuzu gösterin.<br />
 Sınıftaki işleri nasıl ele alacağınıza önceden karar verin.İlk gün birkaç dakika temel işlemleri açıklayın.(yoklama,ders anlatımı,ödev kontrolü)<br />
 Sınıf kurallarını belirleyin ve onlara dikkat çekin.<br />
 İlk gün sınıf çalışmasına başarıyla tamamlanabilecek bir çalışma ile başlayın.<br />
 Yeni bir öğrenci grubuyla olduğunuz ilk haftalarda kendi yönetiminiz altında sınıfın katılımının sağlandığı etkinliklerde bulunun.<br />
 Açık yönergeler verin,yönergeleri yapılabilir mesafede tutun,sık sık geri bildirim verin.<br />
 Yeterli ve iyi hazırlanmış olduğunuzu sürekli gösterin.<br />
 Bir yandan profesyonelliğinizi korurken öte yandan hoş olun.<br />
İlk derste oluşturulan hava ders yılının sonuna kadar genelde devam eder.İlk izlenimler çok önemli olduğu için öğrenciler üstünde ilk izlenimlerin iyi olması yıl boyunca etkisi devam eden bir avantajdır.<br />
<br />
ÖĞRETMEN TİPLERİ<br />
<br />
 İŞ ÖĞRETMENİ:İş ilgisi yüksek öğrenci ilgisi düşüktür.Yapılacak işler düzenlendiğinde iyi bir öğretme olduğunu düşünür.<br />
 MAHALLE KAHVESİ ÖĞRETMENİ:Öğrenci ilgisi yüksek iş ilgisi düşüktür.Öğretmen öğrencilere ilgi gösterirse onların benlik kavramlarını geliştirirse,iyi bir öğrenmenin gerçekleşeceğini düşünür.İş onun için önemli değildir.<br />
 FAKİRLEŞMİŞ ÖĞRETMEN:İşe de öğrenciye de ilgisi düşüktür.Öğretmenlerin öğrencilerin öğrenmesi üstünde pek etkisi olmadığını düşünür.<br />
 SINIF ÖĞRETMENİ:Hem işe hem de öğrenciye olan ilgisi yüksektir.İkisine de olan yüksek ilginin öğrenmeye etkisi olduğunu düşünür.<br />
 YAVAŞLAMIŞ SARKAÇ:İşe de öğrenciye de ılımlı ilgi gösterir.Özellikle denetimi güç bir sınıfla karşı karşıya kalan ve güvenini kaybeden öğretmenlerin durumudur.<br />
<br />
ÖĞRENCİ TİPLERİ:<br />
<br />
Öğretmenler gibi öğrencilerin de farklı tipleri vardır.<br />
 BAŞARILI ÖĞRENCİLER:Bunlar derse yönelimli akademik açıdan başarılı öğrencilerdir.Ders ve ödevlerini zamanında yaparlar.Pek disiplin sorunu çıkarmazlar.Okulu severler,hem öğretmen hem de arkadaşları tarafından sevilirler.<br />
 SOSYAL ÖĞRENCİLER:Dersten ziyade kişilere yönelimlidir.Başarılı olmak için gerekli yetenekleri vardır ama sosyal ilişkilere derslerden daha fazla önem verirler.Çok arkadaşları vardır ve arkadaşları onları severler ama öğretmenleri için bazen yönetim problemleri çıkardıkları için sevilmezler.Derste öğretmen onları kolayca derse sokabilir ve kolayca sorularına cevap alabilir.<br />
 BAĞIMLI ÖĞRENCİLER<img class="postimage" src="http://www.egitimsokagi.com/images/ifadeler/smile (37).gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Smile (37)" title="Smile (37)" />ıklıkla öğretmenden destek ve teşvik beklerler.Ek çalışma ve yardıma ihtiyaç duyarlar.Sık sık parmak kaldırırlar.Ortaokulda akademik başarıları düşük olur.Öğretmenler onların başarılarını yükseltmeye çalışırlar.Arkadaşları onlara ders çalıştırmak istemezler,çünki onları sosyal açıdan yetersiz bulurlar.<br />
 YABANCILAŞMIŞ ÖĞRENCİLER:Zor öğrenirler ve muhtemelen okulu ter ederler.Çoğunlukla okul ve onunla ilgili her şeye açık veya gizli baş kaldırırlar,düşmanlık beslerler.Öğretmenler genelde onlara ilgisiz kalır veya reddederler.<br />
 GÖLGE ÖĞRENCİLER:Arka planda kalıp gözden kaçan öğrencilerdir.Her şeyde ortadadırlar.Grup halinde etkinliklere katılır ama kendilerini ortaya koymazlar,gönüllü olmazlar.Bazıları ürkek ve sinirli bazıları ise sessiz ve bağımsızdırlar.Genellikle öğretmen ve diğer öğrenciler onların farkına varmazlar veya iyi tanımazlar.<br />
Öğretmenin sınıftaki her gruptan öğrenci olduğunu akılda tutması ve gözden uzak gibi görünen öğrencilerin durumlarına karşıda duyarlı olması gerekir.<br />
<br />
İNSANCIL SINIF YAKLAŞIMI<br />
<br />
İnsancıl sınıf yaklaşımının öğrenme üzerine olumlu etkileri ve temel yaklaşımları vardır.<br />
İnsancıl sınıfın özellikleri şunlardır.<br />
 Ortam rahat ve işbirliği ortamıdır.<br />
 Bu sınıflarda öğretimin temeli öğrencileri ilgileri,yararları ve hedefleridir.<br />
 Öğrencilerin ilgi,değer ve hedeflerini belirlemelerine yardımcı olmayı hedefler.<br />
 Öğretmenler güven ortamı oluşturarak ,öğrencilerin bireysel farklılıklarına uygun öğretim yöntemleri kullanmaya çalışarak yardım etmeye çalışırlar.<br />
 Her öğrenciye ulaşmaya çalışılır(öğrencilerin isimlerini öğrenme birebir iletişim kurmaya çalışma)<br />
 Dikkatle dinleme<br />
 Öğrencilere karşı gerçekçi olma(gerçekçi övgü ve değerlendirmeler yapma)<br />
 Kendine karşı gerçekçi olma(duygularını dürüst bir şekilde dile getirme)<br />
 İyi bir disiplin sağlama(öğrencilere onlara değer verildiğini gösterme)<br />
 Reddedilmeyle başa çıkma(öğrencilerin tepki vermelerini kişisel olarak algılamama)<br />
 Kendini çağırma(kendisi hakkında olumlu düşünme)<br />
<br />
ÖĞRETMENİN YANLIŞ İNANIŞLARI<br />
<br />
 KONTROL ETMELİYİM:Buna inanan bir öğretmen sınıfta bağımlı ve isyankar bir ortam yaratır.Öğrencinin her hareketini kontrol eder ,sıkı disiplin koyar,her davranışı izne bağlar,öğrencinin aldığı karaları değil kendi kararlarını uygular.Oysa öğrenciler kendi aldıkları kararlara daha fazla uyarlar.<br />
 BEN ÜSTÜNÜM:Öğrencilerden bilgi deneyim ve sorumluluk alanlarında önde olmasını,onlara hakim olmak ve aşırı korumak olarak algılayan öğretmendir.Öğrencinin insan değeri ve onur açısından kendisi ile eşit olduğunu düşünmez.Onlarda yetersizlik ve değersizlik duyguları geliştirir.<br />
 HAKKIM VAR:Öğrencileriyle karşılıklı saygı ve sorumluluk haklarına duyarlı olmayan bunları tek başına kullanmaya yönelen öğretmendir.<br />
 MÜKEMMEL OLMALIYIM:Kendisinde ve öğrencilerinde hata kabul etmeyen,kusurlu olma cesareti gösteremeyen,gerçek üstü standartlara yönelen öğretmendir.<br />
 BEN ÖNEMLİ DEĞİLİM:Yukarıdakilerin tersine öğrencilerini korurken,kendi temel gereksinimlerini gözetmeyen,öz değer ve yeteneklerine inanmayan,öğrencilerine paspas olan öğretmendir.<br />
Her öğrenci sınıfa ait olmak ,kabul edilmek isteğindedir.Her öğrenci önemli olmak ve ilgi çekmek ister ve davranışları da bu yöndedir.<br />
Sınıfta olumsuz davranan öğrencilerin bu konuda umutları kırılmış durumdadır.Çünki yapıcı yollarla kendilerine grupta bir yer edinemeyeceklerine artık inanmışlardır.Eğer öğretmen ve arkadaşlarının gözünde önem kazanmak sadece olumsuz davranmakla mümkün oluyorsa,öyle davranmaya başlarlar.Bu öğrencilerin bu davranışlarla elde etmek istedikleri şunlardır:<br />
 İLGİ ÇEKME İSTEĞİ:Öğrenci başarı ve paylaşma ile öğretmeninin yada arkadaşlarının ilgisini çekemiyorsa ilgi çekmenin başka yollarını bulur.Bu yolların olumsuz olması onun için önemsizdir.<br />
 GÜÇ ARAYIŞI:Bu öğrenciler otoriteye başkaldırdığı,kurallara direndiği,uyarıları dinlemediği zaman kendini önemli hisseder.Bu öğrenciler kontrol ettikleri zaman kendilerini gruba ait hissederler.İşin nereye varacağını anlamak için başkaldırırlar ve mücadeleden vazgeçeceğini bildikleri sınıra kadar öğretmeni zorlarlar.Öğretmen güç çatışmasına girmemelidir.Olumsuz davranışın sonuçlarının ortaya çıkmasına izin vermeli,öğrenciden başka bir iş için yardım talep ederek işbirliği başlatmalıdır.<br />
 İNTİKAM ARAYIŞI:Bazı öğrenciler yenilgi ve umutsuzluk duyguları içindedirler.Kendilerine kötü davranıldığına inanırlar.Öğretmeni zalim bir diktatör olarak değerlendirirler.Kendileri nasıl incinmişse öğretmeni de aynı şekilde incitmeye karar vermişlerdir.Öğretmen incinmiş hissetmemeye çalışmalı,kendi intikamını almayı düşünmemelidir.Aksine iyi bir ilişki kurmalıdır.<br />
 YETERSİZLİK GÖSTERİSİ:Kendileri için gerçek dışı hedefler koymuş ve çok kez de başarısızlığa uğramış olabilirler.Gruba uyum sağlayabileceklerine ve katkıda bulunabileceklerine inanmazlar.Umutsuzluğa kapılıp kenara çekilirler.Öğretmen bu durumda umutsuzluğa kapılmamalı,acımamalı,her olumu çabayı desteklemelidir.<br />
 Olumsuz davranışların nedeni her zaman öğretmen değildir ancak öğretmen bunlara beklenen karşılığı verirse olumsuz davranışı desteklemiş olur.<br />
<br />
İYİ BİR TEŞVİK EDİCİ OLMAK İÇİN:<br />
<br />
 Öğrencilere güven verin cesur olmalarına yardım edin.”yapabilirsin zaten yarı yola gelmişsin”<br />
 Olumluyu vurgulayın yanlışlar yerine doğruları işaretleyin.<br />
 Kendinize ve onlara saygı gösterin.Öğrencilerin nasıl davranmalarını istiyorsanız kendinize de aynı kuralları koyun.Özür dileyin,teşekkür edin.”yardıma ihtiyacım vardı teşekkür ederim”<br />
 Yarışı azaltın,kendileri ile yarışsınlar,kendilerini değerlendirsinler.Öğrencileri birbirleri ile yarıştırmak kazanmanın öğrenmekten önemli olduğunu düşünmelerine sebep olur.<br />
 Öğrencilerin birbirlerine yardım etmelerini sağlayın.Başarılı olduğu bir alanda başka bir arkadaşına yardım etmek öğrenci için güven sağlayıcıdır.Özellikle başarısız öğrencilere arkadaşları için bir şey yapma fırsatı verin.<br />
 Kendi disiplin tutumunuzu geliştirin.Sorumlusu bilinmeyen suçlarda sorumluluğu tüm sınıfa paylaştırın.<br />
<br />
<br />
CEZA DOĞRUDAN BİR KONTROL ARACI OLARAK KULLANILDIĞINDA ŞU İLKELERE DİKKAT EDİLMELİDİR:<br />
 Ceza keyfilik arz etmemelidir.<br />
 Ceza öğrenci tarafından anlaşılmalıdır.<br />
 Cezai işlem gizli olarak alınmalıdır.<br />
 Cezanın hak edildiği düşüncesi oluşmalıdır.<br />
 Cezai önlem derhal alınmalıdır.Suçtan çok sonra verilen ceza etkinliğini yitirir.<br />
 Cezai önlem caydırıcı olmalıdır.<br />
 Ceza suça uygun olmalıdır.<br />
 Ceza suçluya uygun olmalıdır.<br />
Sıklığı,yeri,zamanın iyi ayarlanması,fiziksel şiddet içermemesi ve kurallara uygun kullanılması halinde cezanın olumsuz işlevlerinin azalarak,sınırlıda olsa bazı yararlarının olacağı söylenebilir.<br />
Öğrenciye verilen ve yerine getirilmesi gereken ,okul kuralları ile ilgili emirler<br />
 Kısa<br />
 Açık<br />
 Kesin<br />
 Objektif<br />
 Çocuğun psikolojisine uygun<br />
 Önceden verilmiş olanlarla tutarlı<br />
 Yaptırım gücü önceden belli<br />
 Yerine getirilebilir<br />
 Kararsızlık ve ikilemden uzak olmalıdır.<br />
<br />
SINIFTA UYGGUN OLMAYAN DAVRANIŞIN OLUŞMASINI ETKİLEYEN ETMENLER<br />
ÖĞRETMENDEN KAYNAKLANAN SEBEPLER<br />
1.Öğretmen çocuğun davranışlarına uygun tepkiler vermiyorsa:Bir gün iyi dediği bir davranışa ertesi gün iyi demiyorsa öğrenci geliştireceği doğru davranışı saptayamaz.Kafası karışır.Öğretmen ne istediğini açık ve net olarak anlatmalıdır.İyi davranış ile kötü davranış arasındaki farkı ve sonuçlarını öğrenci önceden bilmelidir.<br />
2.Öğretmen doğru davranışı ödüllendirmiyorsa:Öğretmen sınıf içi uygunsuz davranışları düzeltmek için gerekli eleştiri ve yaptırımı nasıl uyguluyorsa ;uygun davranışları da gözden kaçırmadan ödüllendirmeli ve taktirlerini belirtmelidir.Çünki pekiştirme yalnız uygunsuz duruma yapılırsa istenmeyen davranış kalıcı olur.<br />
3.Öğretmenin istekleri yada beklentileri öğrencinin yeteneklerine uygun değilse:Öğrenciye yönelik öğretmen beklentileri çok yüksekse,öğrenci yoğun bir baskı altında kaldığını hissedecek ve bunun doğal sonucu olarak başarısızlık yaşayacaktır.Çok düşük beklenti düzeyi de öğrencide dersten sıkılma,ödev yapmama ve huzursuzluk davranışları gözlenmesine neden olabilecektir.Bu nedenle beklenti düzeyi öğrenci seviyesine uygun olmalıdır.<br />
4.Öğretmen öğrencilerin bireyselliklerine yeteri kadar hoşgörülü davranmıyorsa: Öğrenciler de yetişkinler gibi kendi duygu ve düşüncelerini dile getirmeyi isterler.Öğrencilerin birbirlerine benzer tepkilerde bulunmalarını isteyen ve onların farklılıklarına gerekli saygıyı göstermeyen yada ödüllendirmeyen öğretmenlerine karşı öğrenciler istenmeyen davranışlar sergilerler.<br />
5.Öğretmen öğrencilerden istenen davranışlara model olamıyorsa:Öğrenciler öğretmenlerinin ve yüksek statüdeki arkadaşlarının davranışlarını büyük ölçüde taklit ederler.Öğretmen bu nedenle olumlu model olmalıdır. <br />
6.Öğretmen sınıf içinde uygun olmayan davranışları genelde ceza ile kontrol ediyorsa: Öğretmenlerin bir kısmı sınıf içi olaylara ve kişilere çok çabuk duygusal tepkiler vermeye eğilimlidirler.Kolayca kızan ve bağıran bu öğretmenler sınıflarındaki en ufak uygun olmayan davranışı bile ceza kullanarak denetlemeye çalışırlar.Bu tutumda öğrencilerin davranışlarına yansır ve istenmedik davranışlar ortaya çıkar.<br />
ÖĞRENCİDEN KAYNAKLANAN NEDENLER<br />
 Eğer öğrenci öğretmenine aşırı bağımlıysa ;her çalışmasını öğretmene sorarak yada göstererek yapıyorsa arkadaşlarının dikkatini dağıtır ve sınıf atmosferini bozar.<br />
 Eğer öğrenci dikkatini toplamada ve yoğunlaştırmada güçlük çekiyorsa<br />
 Eğer öğrenci başarılı olamadığı durumlarda kolayca umutsuzluğa kapılıyorsa<br />
 Çalışmalarında savruk ve dağınıksa<br />
 Diğer arkadaşlarını çalışırken rahatsız ediyorsa ve bölüyorsa<br />
 Eğer öğrenci okula,arkadaşlarına ve öğretmenlerine karşı olumsuzsa<br />
 Öğrenci kişisel özbakım ve temizlik alışkanlıklarını tam olarak geliştirmemişse<br />
 Öğrenci içine kapanık ve az konuşan biri ise<br />
 Arkadaşları,okul ve öğretmenlerine karşı saldırgan bir tutum içinde ise<br />
 Kendisini okul öğrenmelerine karşı güdüleyemiyorsa istenmedik davranışlar ortaya çıkacaktır.<br />
Sınıflarında böyle öğrenciler olan öğretmenlerin kendilerini istenmedik davranışların değiştirilmesi konusunda eğitmesi gerekmektedir.<br />
<br />
İSTENMEYEN ÖĞRENCİ DAVRANIŞALRININ KONTROL EDİLMESİ<br />
İstenmeyen öğrenci davranışları karşısında gösterilmesi gereken öğretmen tepkileri<br />
1.Olumsuz davranan öğrenciye bakılması:Olumsuz davranışlarda bulunan öğrenciyle öğretmenin göz göze gelmesi ,sadece öğrenciye bakması yeterli olabilir.<br />
2.Olumsuz davranışın belirtilmesi:Öğretmen öğrenciyi sözel olarak uyarabilir.Bu uyarılar öğrencinin kişiliğini değil davranışını hedef almalıdır.<br />
3.Soru:Öğrencinin davranışı karşısında öğretmen soru sorarak detaylı bilgi alabilir.Ceza niteliği taşımayan her tür soru öğrencinin davranışı altında yatan sebebi bulmaya yöneliktir.<br />
4.Yönlendirici cümleler:Olumsuz davranış karşısında yanlızca öğrenciye olumlu davranışın belirtilmesi yeterli olabilir.Öğrenci kendinden tam olarak ne istendiğini öğrendiğinde o davranışı sergileyebilir.<br />
5.Öğrenci için iyi bir model olma:Öğretmen sınıf içinde olumsuz davranışı belirtmekle kalmamalı kendisi olumlu davranışı sergileyerek model olmalıdır.<br />
6.Ödüllendirme ve görmezden gelme:Öğretmen olumsuz davranışları görmezden gelerek olumlu davranışları övme ve ödüllendirme ile olumsuz davranışları değiştirebilir.<br />
KAYNAKÇA:<br />
1.KÜÇÜKAHMET,L;Sınıf Yönetiminde Yeni Yaklaşımlar,2000<br />
2.BACANLI,H;Gelişim Ve Öğrenme,1999]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ar Meydanında Er Olmak]]></title>
			<link>http://www.egitimsokagi.com/Konu-ar-meydaninda-er-olmak--10939.html</link>
			<pubDate>Fri, 30 Jul 2010 13:42:08 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.egitimsokagi.com/Konu-ar-meydaninda-er-olmak--10939.html</guid>
			<description><![CDATA[Er meydanı diye bir tabir vardır şimdilerde ´´ar´´ kavramı meydanı meydanda geziyor. Müzik programlarından tutun da ana haber bültenlerine kadar her yerde kadınlığını -kişilik ya da kültür değil- kullanan insanlar birilerinin ekmeğine yağ sürüyor. Bu, toplum değerlerinin yozlaşmasına ve gençlerin psikolojik olarak olumsuz etkilenmesine neden oluyor. Bu programları seyredenlerin ya da yapanların acaba kaçı bir yakının aynı ekranda boy göstermesine tahammül edebilir? Kadın haklarını savunuyorum diyen insanlar reklâmlarda kullanılan kadınları görmüyorlar ya da yalan söylüyorlar. Savunucular etiket sempatizanı olmayı bir tarafa bırakıp kadınlığın onurunu dünün ve bugünün masum annelerine iade etmek zorundadırlar. Kadını toprak altına atılmaktan kurtaran bir inanç onun kurtlar sofrasına peşkeş çekilmesini de istemez elbette.<br />
 <br />
Bir zamanlar elinin hamuru ile… deyip geriye itilen ama şimdi tüm işlerde önde giden.<br />
 <br />
 Batının kadın hakları dediği şey bizim yaşam tarzımızdı eskiden.  Yeni fikirler yoktur der bir düşünür yeni kimliklere bürünmüş eski fikirler vardır dünyada. Bildiğimiz şeyleri unutup ilk kez duyuyormuş gibi hayranlıkla tekrar alıyoruz. Hatta önce alıyor sonra hayran oluyoruz. Güzel nesiller güzel annelerin elinden geçer. Kızlarımızın iyi yetiştirilmesine her geçen gün ihtiyaç artıyor. Çocuklarımızın çocukluklarını yaşamalarına engel olunuyor. Çocuk olmadan ergen olmaya kalkan çocuklar gerek aileleriyle gerekse arkadaşlarıyla ilişkilerinde sorunlarla karşılaşıyor.  Bu durumda etraf da  onlara karşı kayıtsız kalınmamalı. Aksi takdirde olumsuz bir davranışı edinmek için çaba sarf etmeye gerek yok. Seyrediyoruz ya da seyrediyorlar ve etkileniyorlar. Diğer taraftan olumlu davranış kazanmak emek ister, özveri ister. Tabii ki erdemli olan budur. Çıkıp bizim program yapmamız mümkün olmadığına göre karşısına geçip destek olmamak en büyük tepkimiz olur şimdilik.<br />
 <br />
Ne dersiniz?<br />
<br />
<br />
Alıntı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Er meydanı diye bir tabir vardır şimdilerde ´´ar´´ kavramı meydanı meydanda geziyor. Müzik programlarından tutun da ana haber bültenlerine kadar her yerde kadınlığını -kişilik ya da kültür değil- kullanan insanlar birilerinin ekmeğine yağ sürüyor. Bu, toplum değerlerinin yozlaşmasına ve gençlerin psikolojik olarak olumsuz etkilenmesine neden oluyor. Bu programları seyredenlerin ya da yapanların acaba kaçı bir yakının aynı ekranda boy göstermesine tahammül edebilir? Kadın haklarını savunuyorum diyen insanlar reklâmlarda kullanılan kadınları görmüyorlar ya da yalan söylüyorlar. Savunucular etiket sempatizanı olmayı bir tarafa bırakıp kadınlığın onurunu dünün ve bugünün masum annelerine iade etmek zorundadırlar. Kadını toprak altına atılmaktan kurtaran bir inanç onun kurtlar sofrasına peşkeş çekilmesini de istemez elbette.<br />
 <br />
Bir zamanlar elinin hamuru ile… deyip geriye itilen ama şimdi tüm işlerde önde giden.<br />
 <br />
 Batının kadın hakları dediği şey bizim yaşam tarzımızdı eskiden.  Yeni fikirler yoktur der bir düşünür yeni kimliklere bürünmüş eski fikirler vardır dünyada. Bildiğimiz şeyleri unutup ilk kez duyuyormuş gibi hayranlıkla tekrar alıyoruz. Hatta önce alıyor sonra hayran oluyoruz. Güzel nesiller güzel annelerin elinden geçer. Kızlarımızın iyi yetiştirilmesine her geçen gün ihtiyaç artıyor. Çocuklarımızın çocukluklarını yaşamalarına engel olunuyor. Çocuk olmadan ergen olmaya kalkan çocuklar gerek aileleriyle gerekse arkadaşlarıyla ilişkilerinde sorunlarla karşılaşıyor.  Bu durumda etraf da  onlara karşı kayıtsız kalınmamalı. Aksi takdirde olumsuz bir davranışı edinmek için çaba sarf etmeye gerek yok. Seyrediyoruz ya da seyrediyorlar ve etkileniyorlar. Diğer taraftan olumlu davranış kazanmak emek ister, özveri ister. Tabii ki erdemli olan budur. Çıkıp bizim program yapmamız mümkün olmadığına göre karşısına geçip destek olmamak en büyük tepkimiz olur şimdilik.<br />
 <br />
Ne dersiniz?<br />
<br />
<br />
Alıntı]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Sevgi Pastası]]></title>
			<link>http://www.egitimsokagi.com/Konu-sevgi-pastasi--10938.html</link>
			<pubDate>Fri, 30 Jul 2010 13:38:36 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.egitimsokagi.com/Konu-sevgi-pastasi--10938.html</guid>
			<description><![CDATA[SEVGİ PASTASI<br />
Malzemeler:<br />
-İki kalp<br />
-bir tutam sadakat <br />
-bir yemek kaşığı kadar bile olsa heyecan<br />
-alabildiğince güzel, albenili kelimelerle süslenmiş ibareler <br />
Yapılışı:<br />
 bütün malzemeleri birbirine katıp karıştırmak lazım, pastanın güzel olmasının tek yolu bu, bu aslında ustanın gizi,<br />
 kulak memesi yumuşaklığında, ele avuca sığacak şekilde,sarı papatyalarla süslenmiş bir sepet misali olmalı sevgi<br />
 hamuru, hep güzel şeyler düşünmeli oklavayı elimize alırken, sevgiyi sevgilinin başında kırmamalı, dağıtmamalı hamuru, <br />
kıvamı hep aynı kalmalı, ceviz büyüklüğünde buseler koymalı bezelenmiş duygu yumrularına, yufkası ince olmalı yüreğin,<br />
 bir küçük hırpani farkedilmemeli kağıt gibi olmalı, yazılıp okunmalı yufkanın sevgi sözcükleri her yerden işitilmeli, <br />
inancını kaybetmemeli sevgi dağarcığı.<br />
 bezeler tamam, aldık hepsini kalpli tepsiye yerleştirdik, attık fırına, ateşin harı 40<br />
 dereceyi geçmemeli, geçerse pasta yanar kül olur,  ona göre...<br />
 yavaş yavaş pişirmeli sevgiyi yakıp yıkmadan, kavurmadan, dağıtmadan, savurmadan pastayı ağızda ufanacak şekilde<br />
olabilir ama fazla ufanmasın sevgi kırıkları.<br />
 hafif pembemsi bir hayalle süslenmeli fırından çıkacak olan sevgi pıtırcıkları, <br />
çıkardık azıcık ılındı mı pastamız? üzerine aşk tomurcukları ekmeli bir ömür boyu yeşersin, pembe pembe çiçeleriyle <br />
rüyalara girsin sevgi yumruları.<br />
evet sevgi pastamız pişti servise hazır,<br />
herkese afiyet olsun bu kadar basitti sevgi hamurundan pasta yapmak,<br />
herkesin hayatı sevgi yumrularının güzelliği gibi olsun çayımızın  yanı her zaman sevgi pastalarıyla dolsun...<br />
<br />
Türkay Songül Aras]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[SEVGİ PASTASI<br />
Malzemeler:<br />
-İki kalp<br />
-bir tutam sadakat <br />
-bir yemek kaşığı kadar bile olsa heyecan<br />
-alabildiğince güzel, albenili kelimelerle süslenmiş ibareler <br />
Yapılışı:<br />
 bütün malzemeleri birbirine katıp karıştırmak lazım, pastanın güzel olmasının tek yolu bu, bu aslında ustanın gizi,<br />
 kulak memesi yumuşaklığında, ele avuca sığacak şekilde,sarı papatyalarla süslenmiş bir sepet misali olmalı sevgi<br />
 hamuru, hep güzel şeyler düşünmeli oklavayı elimize alırken, sevgiyi sevgilinin başında kırmamalı, dağıtmamalı hamuru, <br />
kıvamı hep aynı kalmalı, ceviz büyüklüğünde buseler koymalı bezelenmiş duygu yumrularına, yufkası ince olmalı yüreğin,<br />
 bir küçük hırpani farkedilmemeli kağıt gibi olmalı, yazılıp okunmalı yufkanın sevgi sözcükleri her yerden işitilmeli, <br />
inancını kaybetmemeli sevgi dağarcığı.<br />
 bezeler tamam, aldık hepsini kalpli tepsiye yerleştirdik, attık fırına, ateşin harı 40<br />
 dereceyi geçmemeli, geçerse pasta yanar kül olur,  ona göre...<br />
 yavaş yavaş pişirmeli sevgiyi yakıp yıkmadan, kavurmadan, dağıtmadan, savurmadan pastayı ağızda ufanacak şekilde<br />
olabilir ama fazla ufanmasın sevgi kırıkları.<br />
 hafif pembemsi bir hayalle süslenmeli fırından çıkacak olan sevgi pıtırcıkları, <br />
çıkardık azıcık ılındı mı pastamız? üzerine aşk tomurcukları ekmeli bir ömür boyu yeşersin, pembe pembe çiçeleriyle <br />
rüyalara girsin sevgi yumruları.<br />
evet sevgi pastamız pişti servise hazır,<br />
herkese afiyet olsun bu kadar basitti sevgi hamurundan pasta yapmak,<br />
herkesin hayatı sevgi yumrularının güzelliği gibi olsun çayımızın  yanı her zaman sevgi pastalarıyla dolsun...<br />
<br />
Türkay Songül Aras]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ders İçinde Bir Öğretmen Nelere Dikkat Etmelidir?]]></title>
			<link>http://www.egitimsokagi.com/Konu-ders-icinde-bir-ogretmen-nelere-dikkat-etmelidir--10937.html</link>
			<pubDate>Fri, 30 Jul 2010 13:35:58 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.egitimsokagi.com/Konu-ders-icinde-bir-ogretmen-nelere-dikkat-etmelidir--10937.html</guid>
			<description><![CDATA[Diksiyonuna, jest ve mimiklerine, el ve vücut hareketlerine çok dikkat etmelidir. İcabında aynanın karşısına geçip bir aktör gibi kendini eğitmelidir. <br />
Öğrencinin karşısına çıkan bir öğretmen de onun itibarına dokunacak ve onu hafife aldıracak hiçbir zaafı olmamalıdır. <br />
Aynı zamanda ders anlatırken öğrencilerin dersi anlayabilmeleri için ne süratle konuşacak, ne de ses tonunu çok alçaltarak anlaşılmaz ve bayıltıcı kılmayacaktır. <br />
Tahtayı kullanma, tahtayı kullanma adına titizlik gösterme, bir öğretmenin verimliliği adına çok şey ifade eder. <br />
Tahtadan kopuk işlenen ders, ders değildir. <br />
Tahtayı kullanmada bir plan dahilinde ön hazırlık gerektirir. <br />
Ön hazırlığı ve planı olmayan her iş verimsizliğe mahkumdur. <br />
Öğretmen arkadaş, her şeyiyle öğrenciye kendini imrendirici kılmaya mecburdur. <br />
Renkli tebeşirlerle, muhakkak güzel, okunabilir bir yazıyla tahtayı kullanmalıdır. <br />
Bir de öğretmen tahtayı kullanayım derken bir yanıyla da öğrencilerle olmalıdır. Siz onlardan koparsanız onlar da sizden kopar. <br />
Dersin özelliğine göre dersle ilgili çeşitli kaynak, materyal, poster, şekil, sesli-görüntülü alet, tepegöz vb... Bunlarla ders işleyebilmek, bu zenginliklerden istifade edebilmek çok önemlidir. Tabii ki bu da bir ön hazırlık, gayret ister.<br />
Öğretmen bir dersi nasıl sunabilmelidir? <br />
Her dersi farklı bir şekilde sunabilmeniz, için ön hazırlık yapmak şarttır. Bu farklılığı her derstesunabilirseniz tekdüzelikten uzak, etkili bir ders yapmış olursunuz. <br />
Ders sunarken öğrencilerin duygusal zekalarını tahrik edebilme, onlarda merak uyarabilme çok önemlidir. Eğer öğretmen öğrencisinin öğrenme iştahını uyarmadan dersini sunmaya kalkarsa gerçek manada konuyu hazmettiremez, ancak o konuyu ezberletmiş olur, ezbercilik yapmış olur.<br />
Anlattıklarımızı sindirmeliyiz. Öğrenciyi zihnen konuya hazırlamalıyız, öğrenciyi motive etmediğimiz taktirde bütün yaptıklarımız ve emeğimiz boşa gider. Gerçek öğretmen ve vazife şuuruna müdrik öğretmen en önce öğrenciyi motive edebilen ve aynı zamanda dersine mutlak surette planlı ve hazırlıklı gelen öğretmendir.<br />
<br />
Öğrencinin genel katılımı sağlanmayan ders, öğretici tarafından ne kadar mükemmel de sunulsa, güzel bir ders değildir. <br />
Öğretmen derste bir orkestra şefi olmalıdır. Bütün nefesli, nefessiz çalgı aletleri ve elemanları ile öğrenci orkestraya iştirak ettirilmiş olmalıdır.<br />
Öğretmen dersini ders saati içinde öğretmesini, her öğrenciye özelliğine göre iletişim kurarak inmesini bilebilmelidir. <br />
Bir öğretmen ders içinde ilgi ve alakayı temin edemiyor, öğrencilerin dersten kopmalarına göz yumuyor, görmemezlikten geliyorsa, o öğretmenin hem mesleğine hem de kendine olan saygısında bir problem var demektir. <br />
Aktif ve verimli bir ders, hazırlıklı gelmiş öğrencilerin katılımıyla elde edilir. Öğrencinin derse hazırlıklı gelmesi öğretmenin maharetini ve seviyesini gösterir. Dersine ve öğrencisine gerçek manada sahip öğretmen, mutlaka hem kendisinin hem de öğrencisinin derse hazırlıklı gelmesini sağlar. Ve böylece öğrencinin derse katılımı ve ders içi diyaloğu sağlıklı bir şekilde olur. <br />
Ders kürsüde oturarak takrir (anlatım yoluyla) yapıldı mı, ne kadar güzel anlatırsak anlatalım ders içindeki muhataplarımız bizi belirli bir müddet d,inler ve sonra dersten koparlar. <br />
Oturarak ders işlenmez. Bir öğretmen oturuyorsa, ya ders içinde çok efor sarfetmiştir, haklı olarak o an oturabilir, ama oturmayı adet haline getirmiş ise ya kendine tam güveni yoktur ya da mesleğinin yorgunu olmuştur. <br />
Öğretmenin kılığı-kıyafeti ile birlikte sınıfının düzeni de, sınıfına çeki-düzen vermesi de iş edinip ortaya koyabilmesi de çok önemlidir. Bir öğretmenin bu artısıdır. Ne derbederlikte ne de düzensizlikte verimlilik aramayalım. Verimli olmanın ön şartı hem öğretmenin kendi vitrinini hem de sınıfının tertibini sağlamasıdır.<br />
Tenefüste mutlaka öğretmen tarafında bir öğrenci vazifelendirilerek tahtaya gün, tarih, dersin ve öğretmenin adı, dersin konusu ve ana hatlarıyla yazdırılmalıdır.<br />
Ödev vermek, yerinde ve ihtiyaca yönelik ödev verebilmek, öğretmenin ciddi bir çalışma ve araştırmasına dayanmalıdır. Ödev vermek için, verilen ödev, ödev değildir. Ödev verirken ne istediğini ve getirisinin ne olması gerektiğini öğretmen çok iyi bilmelidir. Ve bilerek ödev vermelidir.<br />
Ödev vermek kadar ödevi değerlendirmek ve takip etmekte önem arzeder. Değerlendirilmeyen ve takip edilmeyen ödev birşey ifade etmez. <br />
Öğretmen muhakkak verilen her emeğin takipçisi ve değerlendiricisi olmalıdır.<br />
Öğertmen dersi adına sınıfta hiçbir mazeretin arkasına sığınmamalıdır. Kendi kendine üretmesini, öğrencilerini tatmin ederek, faydalı olmasını bilebilmelidir. Verimsiz, hedefsiz,, plansız ve yetki-sorumluluğunu bilmeyen öğretmenin mazereti kabul edilemez. <br />
Öğretmen önce kendi mesleği adına gaye-yi hayalinin peşinden koşucu olmalıdır, hedefsizlikle bir yere varılamaz. Nasıl verimli olabilirim?diye mesaisini, katlayarak çok çalışmalı öğretmenliğin ona verdiği yetki ve sorumluluğu sonuna kadar ifade etmesini bilmelidir. <br />
Mesai tanzimi ve planlı çalışmayı hiç gözardı etmeden, aşk derecesinde insanı ve mesleğini severek gayretini ortaya koymalıdır. <br />
Eğitim dinamik bir süreçtir. Öğretmen devamlı ileriye doğru bakabilen ve kendini yetiştirme adına cehd edebilen bir eleman olmalıdır.<br />
Yer yüzü mirasçısının ön temsilcisi öğretmenlerdir. Eğer kendilerini motive ederek, kendilerini yetiştirmeleri adına bir gayret içinde değillerse gerçek manada öğretmenlik yapmaları mümkün değildir. Hem kendilerini aldatmış olurlar, hem de kendilerine teslim edilen bir nesli heba etmiş olurlar. <br />
Öğretmen öğrencisini hayata taşıyan en önemlisi rehberdir. <br />
Öğretmen öğrencilerine öğrenmeyi öğretebilmelidir. <br />
Öğertmen öğrencisini gerçek hayatta yaşanması gerekene göre eğitmelidir. <br />
Öğretmen öğrencilerine düşünmeyi öğretmelidir. <br />
Öğrenci öğretmeninden aldığı mesajlarla hem hayatı, hem de kendini müspet manada sorgulayabilmelidir.<br />
Her öğrencisini tanıma ve onlarla birebir meşgul olma adına vazifelidir öğretmen.<br />
Öğretmen kendi kendini, mesleğini ve insanlarla olan münasebetini devamlı sorgulayabilen, sorgulatabilen ve netice itibariyle kendine çeki düzen verebilendir. Öğretmen öğrencisini hem çalışmaya ikna etmede, hem de yetiştirme adına ne yapılması gerekiyorsa sorumlu olur, olmuyor, olmaz demeye hakkı yoktur. <br />
Bir okulda gerçek manada tam bir iştirakle, arzuyla geçiştirmeden herkesin inandığı bir öğretmenler kurulu oluyorsa, zümre toplantıları yapılıyorsa, sınıf öğretmenler toplantısında öğrenciler tek tek ele alınıyorsa, rehberlik toplantıları kamil manada periyodik yapılabiliyorsa, o okulda gerçek verimlilikten, eğitim ev öğretimden söz edilebilir.<br />
Eğitim ve öğretimin işte o zaman tadına varılır ki, bu da gerçek manada netice almadır. O zaman öğretmen, hem kendini, hem de öğrencilerini, motive eder, dersi derste öğretir, öğrencilerini hayata kazandırmış olur. <br />
O zaman idare ve öğretmen, personel arasında takım ruhu olur. Muavenet ve sevgi eser. Birbirine saygıdan söz edilebilir. O zaman eğitici kol faaliyetleri, dışa açılım, tanıtım, sosyal-kültürel-sportif faaliyetler kamil manada bir şey ifade eder. <br />
Bir okulun öğrencisi şunları söyler hale gelmemelidir: İhmal ediliyoruz, ilgi, sevgi ve şefkat istiyoruz, bekliyoruz, sorunlarımızın üzerine gidilmiyor ve cevap verilmiyor, hiç olmazsa bizi bir dinleseler, evet onlara birşeylerin anlatılmasına, ikna olmalarına ihtiyaçları var, ders içinde daha sıcak yaklaşım ve diyaloglarla güven veren tavırlarla muamele görmek istiyoruz...<br />
Öğretmenlerin fazilet dolu örnek davranışlarının onlarda çok müspet duygu ve düşünceler uyardığı hatta bu duygularını eve bile taşıdıklarını, evde ailelerine anlattıklarını da söylemekteler. <br />
Sert tepkilerle umumun içinde rencide edilmek, olur-olma herşeyden azarlanmak, değer verilmemek, alay edilmek, hafife alınmakta istemiyorlar. <br />
Öğrenciler kendilerine güvenilmesini ve öğretmenlerine de güvenmek istiyorlar.<br />
Öğretmeninin her sözünün arkasında durmasını, öğrencilerin haklarının yanında ve isteklerinin de takipçisi olmasını arzu etmektedirler. <br />
Evet bu yukarıda sıralanan ve istenilen taleplerin hepsi beşeri ve insani hak ve beklentilerdir. Öğretmende öğrencisi ile olan hukuku gereği bu isteklere cevap vermek mecburiyetindedir. <br />
Bu bir fedakarlık değil, öğretmenliğin bize verdiği sorumluluk ve yükümlülüktür. <br />
<br />
<br />
Alıntı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Diksiyonuna, jest ve mimiklerine, el ve vücut hareketlerine çok dikkat etmelidir. İcabında aynanın karşısına geçip bir aktör gibi kendini eğitmelidir. <br />
Öğrencinin karşısına çıkan bir öğretmen de onun itibarına dokunacak ve onu hafife aldıracak hiçbir zaafı olmamalıdır. <br />
Aynı zamanda ders anlatırken öğrencilerin dersi anlayabilmeleri için ne süratle konuşacak, ne de ses tonunu çok alçaltarak anlaşılmaz ve bayıltıcı kılmayacaktır. <br />
Tahtayı kullanma, tahtayı kullanma adına titizlik gösterme, bir öğretmenin verimliliği adına çok şey ifade eder. <br />
Tahtadan kopuk işlenen ders, ders değildir. <br />
Tahtayı kullanmada bir plan dahilinde ön hazırlık gerektirir. <br />
Ön hazırlığı ve planı olmayan her iş verimsizliğe mahkumdur. <br />
Öğretmen arkadaş, her şeyiyle öğrenciye kendini imrendirici kılmaya mecburdur. <br />
Renkli tebeşirlerle, muhakkak güzel, okunabilir bir yazıyla tahtayı kullanmalıdır. <br />
Bir de öğretmen tahtayı kullanayım derken bir yanıyla da öğrencilerle olmalıdır. Siz onlardan koparsanız onlar da sizden kopar. <br />
Dersin özelliğine göre dersle ilgili çeşitli kaynak, materyal, poster, şekil, sesli-görüntülü alet, tepegöz vb... Bunlarla ders işleyebilmek, bu zenginliklerden istifade edebilmek çok önemlidir. Tabii ki bu da bir ön hazırlık, gayret ister.<br />
Öğretmen bir dersi nasıl sunabilmelidir? <br />
Her dersi farklı bir şekilde sunabilmeniz, için ön hazırlık yapmak şarttır. Bu farklılığı her derstesunabilirseniz tekdüzelikten uzak, etkili bir ders yapmış olursunuz. <br />
Ders sunarken öğrencilerin duygusal zekalarını tahrik edebilme, onlarda merak uyarabilme çok önemlidir. Eğer öğretmen öğrencisinin öğrenme iştahını uyarmadan dersini sunmaya kalkarsa gerçek manada konuyu hazmettiremez, ancak o konuyu ezberletmiş olur, ezbercilik yapmış olur.<br />
Anlattıklarımızı sindirmeliyiz. Öğrenciyi zihnen konuya hazırlamalıyız, öğrenciyi motive etmediğimiz taktirde bütün yaptıklarımız ve emeğimiz boşa gider. Gerçek öğretmen ve vazife şuuruna müdrik öğretmen en önce öğrenciyi motive edebilen ve aynı zamanda dersine mutlak surette planlı ve hazırlıklı gelen öğretmendir.<br />
<br />
Öğrencinin genel katılımı sağlanmayan ders, öğretici tarafından ne kadar mükemmel de sunulsa, güzel bir ders değildir. <br />
Öğretmen derste bir orkestra şefi olmalıdır. Bütün nefesli, nefessiz çalgı aletleri ve elemanları ile öğrenci orkestraya iştirak ettirilmiş olmalıdır.<br />
Öğretmen dersini ders saati içinde öğretmesini, her öğrenciye özelliğine göre iletişim kurarak inmesini bilebilmelidir. <br />
Bir öğretmen ders içinde ilgi ve alakayı temin edemiyor, öğrencilerin dersten kopmalarına göz yumuyor, görmemezlikten geliyorsa, o öğretmenin hem mesleğine hem de kendine olan saygısında bir problem var demektir. <br />
Aktif ve verimli bir ders, hazırlıklı gelmiş öğrencilerin katılımıyla elde edilir. Öğrencinin derse hazırlıklı gelmesi öğretmenin maharetini ve seviyesini gösterir. Dersine ve öğrencisine gerçek manada sahip öğretmen, mutlaka hem kendisinin hem de öğrencisinin derse hazırlıklı gelmesini sağlar. Ve böylece öğrencinin derse katılımı ve ders içi diyaloğu sağlıklı bir şekilde olur. <br />
Ders kürsüde oturarak takrir (anlatım yoluyla) yapıldı mı, ne kadar güzel anlatırsak anlatalım ders içindeki muhataplarımız bizi belirli bir müddet d,inler ve sonra dersten koparlar. <br />
Oturarak ders işlenmez. Bir öğretmen oturuyorsa, ya ders içinde çok efor sarfetmiştir, haklı olarak o an oturabilir, ama oturmayı adet haline getirmiş ise ya kendine tam güveni yoktur ya da mesleğinin yorgunu olmuştur. <br />
Öğretmenin kılığı-kıyafeti ile birlikte sınıfının düzeni de, sınıfına çeki-düzen vermesi de iş edinip ortaya koyabilmesi de çok önemlidir. Bir öğretmenin bu artısıdır. Ne derbederlikte ne de düzensizlikte verimlilik aramayalım. Verimli olmanın ön şartı hem öğretmenin kendi vitrinini hem de sınıfının tertibini sağlamasıdır.<br />
Tenefüste mutlaka öğretmen tarafında bir öğrenci vazifelendirilerek tahtaya gün, tarih, dersin ve öğretmenin adı, dersin konusu ve ana hatlarıyla yazdırılmalıdır.<br />
Ödev vermek, yerinde ve ihtiyaca yönelik ödev verebilmek, öğretmenin ciddi bir çalışma ve araştırmasına dayanmalıdır. Ödev vermek için, verilen ödev, ödev değildir. Ödev verirken ne istediğini ve getirisinin ne olması gerektiğini öğretmen çok iyi bilmelidir. Ve bilerek ödev vermelidir.<br />
Ödev vermek kadar ödevi değerlendirmek ve takip etmekte önem arzeder. Değerlendirilmeyen ve takip edilmeyen ödev birşey ifade etmez. <br />
Öğretmen muhakkak verilen her emeğin takipçisi ve değerlendiricisi olmalıdır.<br />
Öğertmen dersi adına sınıfta hiçbir mazeretin arkasına sığınmamalıdır. Kendi kendine üretmesini, öğrencilerini tatmin ederek, faydalı olmasını bilebilmelidir. Verimsiz, hedefsiz,, plansız ve yetki-sorumluluğunu bilmeyen öğretmenin mazereti kabul edilemez. <br />
Öğretmen önce kendi mesleği adına gaye-yi hayalinin peşinden koşucu olmalıdır, hedefsizlikle bir yere varılamaz. Nasıl verimli olabilirim?diye mesaisini, katlayarak çok çalışmalı öğretmenliğin ona verdiği yetki ve sorumluluğu sonuna kadar ifade etmesini bilmelidir. <br />
Mesai tanzimi ve planlı çalışmayı hiç gözardı etmeden, aşk derecesinde insanı ve mesleğini severek gayretini ortaya koymalıdır. <br />
Eğitim dinamik bir süreçtir. Öğretmen devamlı ileriye doğru bakabilen ve kendini yetiştirme adına cehd edebilen bir eleman olmalıdır.<br />
Yer yüzü mirasçısının ön temsilcisi öğretmenlerdir. Eğer kendilerini motive ederek, kendilerini yetiştirmeleri adına bir gayret içinde değillerse gerçek manada öğretmenlik yapmaları mümkün değildir. Hem kendilerini aldatmış olurlar, hem de kendilerine teslim edilen bir nesli heba etmiş olurlar. <br />
Öğretmen öğrencisini hayata taşıyan en önemlisi rehberdir. <br />
Öğretmen öğrencilerine öğrenmeyi öğretebilmelidir. <br />
Öğertmen öğrencisini gerçek hayatta yaşanması gerekene göre eğitmelidir. <br />
Öğretmen öğrencilerine düşünmeyi öğretmelidir. <br />
Öğrenci öğretmeninden aldığı mesajlarla hem hayatı, hem de kendini müspet manada sorgulayabilmelidir.<br />
Her öğrencisini tanıma ve onlarla birebir meşgul olma adına vazifelidir öğretmen.<br />
Öğretmen kendi kendini, mesleğini ve insanlarla olan münasebetini devamlı sorgulayabilen, sorgulatabilen ve netice itibariyle kendine çeki düzen verebilendir. Öğretmen öğrencisini hem çalışmaya ikna etmede, hem de yetiştirme adına ne yapılması gerekiyorsa sorumlu olur, olmuyor, olmaz demeye hakkı yoktur. <br />
Bir okulda gerçek manada tam bir iştirakle, arzuyla geçiştirmeden herkesin inandığı bir öğretmenler kurulu oluyorsa, zümre toplantıları yapılıyorsa, sınıf öğretmenler toplantısında öğrenciler tek tek ele alınıyorsa, rehberlik toplantıları kamil manada periyodik yapılabiliyorsa, o okulda gerçek verimlilikten, eğitim ev öğretimden söz edilebilir.<br />
Eğitim ve öğretimin işte o zaman tadına varılır ki, bu da gerçek manada netice almadır. O zaman öğretmen, hem kendini, hem de öğrencilerini, motive eder, dersi derste öğretir, öğrencilerini hayata kazandırmış olur. <br />
O zaman idare ve öğretmen, personel arasında takım ruhu olur. Muavenet ve sevgi eser. Birbirine saygıdan söz edilebilir. O zaman eğitici kol faaliyetleri, dışa açılım, tanıtım, sosyal-kültürel-sportif faaliyetler kamil manada bir şey ifade eder. <br />
Bir okulun öğrencisi şunları söyler hale gelmemelidir: İhmal ediliyoruz, ilgi, sevgi ve şefkat istiyoruz, bekliyoruz, sorunlarımızın üzerine gidilmiyor ve cevap verilmiyor, hiç olmazsa bizi bir dinleseler, evet onlara birşeylerin anlatılmasına, ikna olmalarına ihtiyaçları var, ders içinde daha sıcak yaklaşım ve diyaloglarla güven veren tavırlarla muamele görmek istiyoruz...<br />
Öğretmenlerin fazilet dolu örnek davranışlarının onlarda çok müspet duygu ve düşünceler uyardığı hatta bu duygularını eve bile taşıdıklarını, evde ailelerine anlattıklarını da söylemekteler. <br />
Sert tepkilerle umumun içinde rencide edilmek, olur-olma herşeyden azarlanmak, değer verilmemek, alay edilmek, hafife alınmakta istemiyorlar. <br />
Öğrenciler kendilerine güvenilmesini ve öğretmenlerine de güvenmek istiyorlar.<br />
Öğretmeninin her sözünün arkasında durmasını, öğrencilerin haklarının yanında ve isteklerinin de takipçisi olmasını arzu etmektedirler. <br />
Evet bu yukarıda sıralanan ve istenilen taleplerin hepsi beşeri ve insani hak ve beklentilerdir. Öğretmende öğrencisi ile olan hukuku gereği bu isteklere cevap vermek mecburiyetindedir. <br />
Bu bir fedakarlık değil, öğretmenliğin bize verdiği sorumluluk ve yükümlülüktür. <br />
<br />
<br />
Alıntı]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Öğretmen – Öğrenci İlişkisi]]></title>
			<link>http://www.egitimsokagi.com/Konu-ogretmen-%E2%80%93-ogrenci-iliskisi--10936.html</link>
			<pubDate>Fri, 30 Jul 2010 13:34:14 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.egitimsokagi.com/Konu-ogretmen-%E2%80%93-ogrenci-iliskisi--10936.html</guid>
			<description><![CDATA[Öğretmen – Öğrenci İlişkisinde Önemli Olan Nedir ?<br />
Öğretme ve öğrenmenin iki değişik işlevi olduğunu özellikle vurgulamak gerekir. Çünkü öğretme bir kişi tarafından gerçekleştirilirken öğrenme bir başkasında oluşur. Bu olay çok açık görülse de düşünülmesi gereken bir durumdur. Öğretme – öğrenme sürecinin etkili olabilmesi için o iki kişi arasında çok özel bir ilişkinin kurulması gerekir. Başka bir deyişle öğretmen – öğrenci arasında bir tür özel bağ kurulmalıdır. <br />
Bu özel bağ ancak etkili konuşma ile gerçekleştirilebilir. Konuşma , insan ilişkilerinde yapıcı olduğu kadar yıkıcı da olduğundan, öğrenciyi öğretmene yakınlaştırabildiği gibi uzaklaştırabilirde ... etkili olabilmesi, niteliğine ve öğretmenin değişik durumlar için seçtiği en uygun türe bağlıdır. Örneğin övgüyü ele alalım. Bir çok anne – baba ve öğretmen bu yöntemi kullanır. Ama bazı övgüler, öğrencide anlaşılmadığı ya da yanlış yönlendirildiği duygusunu yaratır. Alışılmış övgü dilinden az farklı bir ileti ise öğretmenin insancıl, içten ve öğrenciye önem veren bir kişi olarak görülmesini sağlayabilir.<br />
Aynı zamanda yapılan araştırmalar, dinlemenin öğrenmeyi kolaylaştırmada ne kadar önemli olduğunu göstermiştir. Her anne-baba ve öğretmen biyolojik olarak çocukları dinleyecek organlarla donatılmış olduğunu bilir. Her zaman dinleseler de, duyduklarını sandıkları şey, çocuğun anlatmaya çalıştığı şey olmayabilir. Bu arada öğrencileri dinlemenin uygun zamanı da vardır. Kimi zaman sınıfta ya da teneffüste bir şey öğretirken öğrencinin davranışlarını düzen bozucu, kabul edilemez bulduğumuzda , “iyi dinle!” önerisini bir tarafa bırakmalıyız. Böyle durumlarda güçlü iletimizi göndermemiz ve öğrencilere haklarını çiğnediğini vurgulamamız gerekir. Bu tür iletileri, onları savunmaya itmeden ve duygularını incitmeden iletebileceğini göstermeliyiz. <br />
Öğretmen – öğrenci ilişkisinin niteliğinin öğretilmesinde temel etken olduğunun benimsenmesi , bilinmesi gerekir. Herhangi bir konu, bir beceri, bir değer ya da inanç olabilir. Tarih , matematik, Türkçe, hayat bilgisi, fen bilgisi, el becerisi dersler olabilir. Bütün bu konuları heyecan verici ve ilginç kılması öğretmenin öğrenci ile iyi bir ilişki kurmayı öğrenmesine bağlıdır. Bu ilişki içinde öğretmenin gereksinimlerine öğrenci, öğrencinin gereksinimlerine de öğretmen saygı gösterir. Öğrenciler , öğretmenin kendilerini yanlış anladığını, güvenmediğini, bir kenara ittiğini, aşağıladığını, küçük düşürdüğünü ya da eleştirerek değerlendirdiğini hissederse, beden eğitimi, resim eğitimi gibi en ilgisini çeken derslerde bile sıkılır ve öğrenmeye inatla karşı koyarlar.<br />
<br />
Her Zaman Karşılaşılan Disiplin Sorunu İle İlgili Ne Yapmalı ?<br />
Öğrencilerin çoğu genelde kabul edilemez biçimde davranır, öğretmenleri ve arkadaşları için sorun yaratırlar. Öğretmenler için bu çok önemli bir sorundur. Okulda ve sınıfta karşılaşılan disiplin sorunu gözardı edilemez.<br />
Öğretmenlerin sınıfa girdiklerinde, disiplin kurmak için zaman yitirmek yerine, öğretmek istemeleri doğaldır. Genç ve deneyimsiz öğretmenlerin çoğu kendilerini yeterli ve becerikli bulduklarından, sınıfta disiplin sorunu ile karşılaşmayı pek beklemezler. Deneyimli öğretmenlerin çoğu ise disiplin kurmaları gerektiğinde, bu olayın sevimsiz olduğunu öğrenmişlerdir. Onlarda uğraşmak değil öğretmek , öğrencilerin öğrendiklerini görmekten duyulan zevk ve gururu tatmak isterler.<br />
Peki yanlış nerededir ? Neden bu kadar çok öğretmen öğretimle geçmesi gereken zamanın büyük bölümünü sınıfta düzeni kurmak için harcar? Çünkü, öğretmenler genelde disiplini ceza tehtidleri , cezalar ya da sözlü utandırmalarla ve suçlamalarla sağlamayı öğrenmişlerdir. Ne yazık ki bu yöntemler iyi sonuç vermez. Genelde bastırıcı ve güce dayanan yöntemler direnci, başkaldırmayı ve karşılık vermeyi kışkırtır. Bu tür baskılar öğrencilerin davranışlarında değişiklikler oluşturmakla birlikte, öğretmen sınıftan ayrılır ayrılmaz ya da tahtaya döndüğünde , çocuklar yine eski davranışlarına yönelirler.<br />
Öğretmenler disiplin ve düzeni sağlamak için güç kullanmayı gerektirmeyen yöntemleri uygulama becerilerini arttırdıkça , disiplinle ilgili konuşmalarında yepyeni bir dil kullanmaya başladıklarını da göreceklerdir. Öğretmenler geleneksel güç dili olan ; “ denetim, yönlendirme, cezalandırma, gözdağı verme, sınırlar koyma, zorlama, kuralları hatırlatma, sert olma, kınama , emir verme, isteme vb.” disiplin sözcükleri yerine ; “sorun çözme, etkilenme, yüzleşme, işbirliği yapma, ortak bir amaçta birleşme, birlikte karar verme, öğrencilerle çalışma, karşılıklı anlaşmalar yapma, gereksinimleri karşılama, bir anlaşmaya varmak için tartışma, bir işi sonuçlandırma” gibi yeni deyişleri kullanmalıdır.<br />
<br />
<br />
Mesleğe Yeni Başlayan Öğretmenlerin İdeali ve Yaşanılan Düş Kırıklığı <br />
Bir öğretmen üniversite ortamında eğitim yöntem ve tekniklerini, her yaşa göre çocuk psikolojisini, öğretme tekniklerini vb. dersleri görmüş bir şekilde mesleğine büyük bir inanç ve idealist düşüncelerle başlar. Öğrencilerin okul ve sınıf ortamında “tembel, yaramaz, yalan söylemeleri, kopya çekmeleri, birbirlerini aşağılamaları, sürekli birbirlerinden şikayetçi olmaları, kavgacı olmaları, az çalışma ile sınıf geçmek istemeleri” gibi sürekli çekişmelerle dolu bir ortamda, öğrencilere karşı yaşam savaşı verirken bulurlar. Böyle ortamla karşılaşan öğretmenler, olanları anlamaya çalışırlar. Bir şeylerin yanlış gittiği ortadadır. En kötüsü de bazıları suçu kendisinde bulur ve “ öğretmenlik yeteneğinin kendisinde olmadığını düşünür.” Her ne kadar bütün bu açıklamaların geçerli bir tarafı varsa da , temelde öğretmen yetiştirenler çeşitli bilgi ve uzmanlıkla donanmış olsalar da , bireysel deneyimlerini öğretmen olacak öğrencilere aktaramazlar. Herkes okuldaki mesleki deneyimini kendine özgü bir biçimde edinir ve bu deneyim aktarılamaz. <br />
Öğretmen ve öğretim ile ilgili çok kişi tarafından kabul edilmiş yaygın inançlar vardır. Bunlar ;<br />
1- İyi öğretmen sakindir, telaşlanmaz, sinirlenmez. Her zaman soğukkanlıdır ve aşırı duygularını göstermez.<br />
2- İyi öğretmen önyargılı ve yanlı değildir. Bütün öğrencilere eşit davranır. Cinsiyet ayırımı yapmaz.<br />
3- İyi öğretmen gerçek duygularını denetler ve öğrencilere göstermez.<br />
4- İyi öğretmen bütün öğrencileri aynı biçimde kabullenir. İyi öğretmenin her zaman gözde öğrencileri yoktur.<br />
5- İyi öğretmen coşkulu, uyarıcı ve özgür bir öğretim ortamı yaratır, ama yine de bu ortamı her zaman düzenli tutar.<br />
6- İyi öğretmen her şeyden önce tutarlıdır. Değişmez, unutmaz, çok neşeli ya da asık suratlı değildir ve hata yapmaz.<br />
7- İyi öğretmen her sorunun yanıtını bilir. Öğrencilerden daha akıllıdır.<br />
8- İyi öğretmenler birbirlerine destek olur, kendi duyguları, değer yargıları ve inançlarından etkilenmeden öğrencilerine karşı “birleşik cephe” oluşturur.<br />
Kısaca iyi öğretmenler sıradan insanlardan çok daha iyi, çok daha anlayışlı, çok daha bilgili, çok daha kusursuz olmalıdır. Başka bir deyişle öğretmenlerden ermiş olmaları beklenmektedir. Buradaki temel yanlışa göre , öğretmenlerin insan olmayı kabul etmemeleri gerekmektedir. Bu ancak abartılı rol yapıp kendi kendini düş kırıklığına uğratma pahasına elde edilebilecek davranışlardır. Daha da kötüsü, pek çok öğretmen bu iyi öğretmen modelini kafalarının bir köşesinde destekler ve inançlardan hepsinin değilse bile çoğunun iyi bir öğretmende olması gerektiğine inanır. Sonuçta kendilerini bu modele göre değerlendirir ve doğal olarak başarısız olduklarına karar verirler.<br />
Öğretmenler , öğrencileri ile iyi ilişkiler kurduklarında, rolden role geçmelerine, sert davranmalarına, insanüstü ve erdemli kişiliklere bürünmelerine gerek yoktur. Öğrencileri ile ilişkileri iyi olmadığı zaman, en iyi öğretim tekniklerinin bile yararsız olduğunu göreceklerdir.<br />
Öğretmen ve öğrenci arasındaki ilişki ;<br />
1- Açıklık <br />
2- Önemsemek<br />
3- Birbirine gereksinim duymak<br />
4- Birbirlerinden ayrı olmak<br />
5- Gereksinimleri karşılıklı olarak giderebilmek<br />
Özelliklerini içerirse , iyi bir öğretmen – öğrenci ilişkisi kurulmuş olur.<br />
<br />
Öğretmen Öğrenci İlişkisinde Yeni Bakış Açısı<br />
İlişkide bulunduğumuz bir öğrencinin tüm davranışlarını , yani gözümüzün önünde söyleyip yapabileceği her davranışı, çizeceğimiz pencere içerisine yerleştirelim. Öğrencinin yapıp söyleyebileceği her şey ancak bu pencereden baktığımızda olduğu gibi gözükür. <br />
<br />
ŞEKİL 1<br />
Şimdi bu pencereyi ikiye bölelim ve bu bölüm çizgisine kabul çizgisi diyelim. Kabul çizgisinin üzerinde kalan bölümdeki davranışlar kabul edilebilir davranışlar, altında kalan davranışlar ise kabul edilemez olsunlar.<br />
<br />
<br />
Öğrenci sessizce * * öğrenci sizin <br />
Ödevini yapar. Kabul emirlerinize uyar<br />
Edilebilir<br />
Öğrenci başka * Davranışlar * öğrenci resim yaptıktan<br />
Bir öğrenciye sonra etrafı temizler<br />
Yardım eder. <br />
<br />
Öğrenci gürültü * * öğrenci kullandığı<br />
Yaparak öbür araç gereci yerine koymaz.<br />
Öğrencileri Kabul<br />
Rahatsız eder. Edilemez<br />
Davranışlar<br />
Öğrenci öbür öğ- * * öğrenci bir arkadaşı ders<br />
rencileri itip kakar anlatırken onun sözünü keser<br />
ŞEKİL 2<br />
<br />
Bu şekle göre , öğrencinin davranışlarının tam tamına yarısının kabul edilebilir, diğer yarısının da kabul edilemez olduğunu düşünebiliriz. Ancak böyle bir şey gerçekleşse bile rastlantısaldır. Kabul çizgisinin her zaman dikdörtgenin tam ortasında bulunmayışının sebebi, insanların başkalarını kabul edişlerinin değişkenlik göstermesidir. Aynı durum öğretmenler içinde geçerlidir. Farklı zamanlarda kabul edilebilir davranışı bu kez kabul edilemez olarak görebilir. Ya da bir öğrencide kabul edilemez davranışı , diğer bir öğrencide kabul edilebilir olarak görebilir.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Öğrencilerin kabul edilebilir ve edilemez davranışları arasındaki ayrımları ortaya çıkarmakta kullanılan bu dikdörtgen, aynı zamanda öğretmen – öğrenci ilişkilerinde kaçınılmaz olarak ortaya çıkan sorunların, öğretmenler tarafından tanınıp üstesinden gelmesinde yardımcı olarak da kullanılabilir. Önce dikdörtgenin alt bölgesindeki kabul edilemez alanını ele alalım. Bu alan öğretmenin gereksinimlerine yanıt vermeyen davranışları içeren bölgedir. Bu davranışlar öğretmende sorun oluşturur. Öğretme ve öğrenmenin tekrar başlayabilmesi için bu tür sorunların her birinin oluştuğu anda öğretmen tarafından çözülmesi gerekir. Eğer öğrencinin davranışı “çizginin altında” (kabul edilemeyen davranışlar alanında) ise öğretmenin bir sorunu var demektir. Bu sorun “ona aittir”<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Öğrencinin aileden kaynaklanan ya da arkadaşları ile çevresi ile ilişkilerinden kaynaklanan öfke, düş kırıklığı, kızgınlık belirtileri ise öğrencinin sorunudur. Öğrencinin bu davranışları dikdörtgenin üst kısmına yerleştirilir. Öğretmene ve öğrenciye sorun yaratmayacak davranışlar ne olacak ? böyle davranışlar ilişkiyi bozmaz.<br />
İyi ilişkilerin en önemli engellerinden biri, sorunun kimin olduğunun anlaşılmamasıdır. Öğretmenlerin , kendilerini doğrudan ilgilendirmeyen, yalnızca öğrencilere ait özel sorunlarla kendilerini doğrudan ilgilendiren öğrenci sorunlarını birbirinden kesinlikle ayırabilmeleri yaşamsal önem taşır. Öğrenme – öğretme etkinliği yalnız, ilişkinin sorun – yok bölgesinde etkili olabilir.<br />
Kabul Etmeme Dili<br />
Bir çok öğretmen, öğrenciye davranışının kabul edilemez olduğu iletisini verir; onun değişmesini, sanki sorunu yokmuş gibi davranmasını ve sorunu ne olursa olsun onu bir kenara bırakmasını ister. Öğretmenin bu yaklaşım diline “Kabul Etmeme Dili” denir. Her ne kadar öğrenci öğretmene sorun çıkardığı zaman kabul etmeme dilini kullanmak çoğunlukla doğru ise de , sorun öğrencideyken bu dili kullanmak ne uygun ne de yararlıdır.<br />
Öğretmenin gönderdiği binlerce kabul etmeme iletisi 12 kümede toplanabilir. Bunlar, öğrencilerin öğrenmesini engelleyen sorunları çözmesinde gerekli olan iki yönlü iletişimi yavaşlatır, engeller ya da bütünüyle yok eder.<br />
Örnek olarak , ödevini tamamlamakta zorluk çeken bir öğrenciyi ele alalım: sorunu olduğunu şu ya da bu şekilde dile getirecektir. Çünkü bu onu rahatsız etmektedir. Aşağıda kabul etmeme dilini ileten beş tipik öğretmenin cevabına bakalım.<br />
1. Emir Vermek, Yönlendirmek: “Yakınmayı bırak da ödevini yap.”<br />
2. Uyarmak, Gözdağı Vermek: “ Bu dersten iyi not almak istiyorsan, biraz kıpırdan.”<br />
3. Ahlak Dersi Vermek : “ Okula ders çalışmak için geliyorsun. Kişisel sorunlarını evde bırakmalısın.”<br />
4. Öğüt Vermek, Çözüm ve Öneri Getirmek: “Şimdi senin yapacağın şey, zamanını iyi planlamak. O zaman bütün ödevlerini bitirirsin”<br />
5. Öğretmek,Nutuk Çekmek,Mantıklı Düşünceler Önermek: “Duruma bir bakalım. Ödevini yapmak için 34 günün kaldığını hatırlasan iyi olur”<br />
Bundan sonraki üç küme yargılayıcı, değerlendirici ve bastırıcıdır. Pek çok öğretmen, öğrencilerin yanlışlarının, yetersizliklerinin ve aptalca davranışlarının yüzlerine vurulmasının, onlara yardımcı olacağına inanır ve bu amaçla aşağıdaki üç çeşit iletiyi kullanır:<br />
6. Yargılamak, Eleştirmek, Suçlamak, Aynı Düşüncede Olmamak: “ Sen çok tembelsin ya da işi ağırdan alıyorsun.”<br />
7. Ad Takmak, Alay Etmek: “ Ana Sınıfı öğrencisi gibi davranıyorsun, 4.sınıf öğrencisi gibi değilsin.”<br />
8. Yoruımlamak, Analiz Etmek, Tanı Koymak: “ Sen açıkça bu ödevi yapmaktan kaçıyorsun”<br />
<br />
Öğretmenin, öğrenciye iletmeye çalıştığı diğer iki tip ileti ise, öğrenciyi kendini daha iyi hissetmeye zorlamak, sorunu ortadan kaldırmak, giderek onun gerçek bir sorunu olduğunu bile yadsımaktır:<br />
9. Övmek, Aynı Düşüncede Olmak, Olumlu Değerlendirme Yapmak: “ Sen geçekten çok yetenekli bir çocuksun, eminim bunu yapmanın bir yolunu bulursun.”<br />
10. Güven Vermek, Desteklemek, Avutmak, Duygularını Paylaşmak: “ Böyle hisseden tek kişi sen değilsin. Zor görevlerde ben de aynı şeyi hissederdim, ama işin içine girince o kadar zor olmadığını göreceksin.”<br />
<br />
Öğretmenler, soruların kişiyi savunmaya ittiğini bilmelerine karşın 11. Gruptaki engeli sık sık kullanırlar. Çocuğa yardım edip sorununu kendisine çözdürmek yerine, sorunu daha iyi anlamak ve kendi bulacakları en iyi çözümü öğrenciye kabul ettirmek için soru sorma yöntemine başvururlar. Oysa öğrenciler sorularını kendileri çözmelidir.<br />
<br />
11. Soru Sormak, Sınamak, Sorguya Çekmek, Çapraz Sorgulamak: “ Ödevin çok mu zor ?”, “Bu ödevi ne kadar zamanda yaptın?” , “ Yardım istemek için niye bu kadar bekledin?”<br />
<br />
<br />
Son bölümdekiler ise öğretmenin konuyu değiştirmek, öğrenciyi başka yöne çekmek ya da ilgilenmekten kaçınmak için kullandıkları iletilerdir.<br />
<br />
12. Sözünden Dönmek, Oyalamak, Alay Etmek, Şakacı Davranmak, Konuyu Saptırmak : “ Boşver, daha zevkli şeylerden konuşalım” , “Şimdi zamanı değil” , “Dersimize dönelim”, “Galiba birisi bu sabah yatağının ters tarafından kalkmış”<br />
<br />
Öğretmenler, öğrencilere bir şey söylediklerinde, onun hakkında bir şey söylerler. Her ileti, öğrenci ile kurduğunuz ilişki binasına yeni bir tuğla ekler. Onunla ilgili düşündüklerinizi açığa çıkarır ve sonuç olarak kendisi hakkında ne düşünmesi gerektiğini tanımlar. Bu gün , onunla ilgili ona verdiğiniz iletiler, yarın, onun kendisi ile ilgili değer yargılarını oluşturacaktır. Bu nedenle konuşmanız, öğrencinin kendini değerlendirmesi ve sizin onunla ilişkileriniz açısından yapıcı da olabilir, yıkıcı da.<br />
<br />
<br />
12 engeli öğrencinin, okulda ya da okul dışındaki yaşamında bir sorunla karşılaştığını gösteren iletilerine verilen etkisiz yanıtlara örnek olarak gösterilmiştir. Bu 12 Engel , sorun öğrencideyken yardımcı ve kolaylaştırıcı değildir.<br />
<br />
Övgü Nerelerde Yanlıştır ?<br />
1. Öğrenci, davranışından ve kendisinden memnun değilse, sorunu varsa, övmeyi ya kulak ardı eder, ya öğretmenin kendini anlamadığını düşünür, ya da kendinde var olan aşağılık duygusu güçlenir.<br />
2. Öğretmen , öğrencinin davranışına karşı doğal ve ani bir sözlü tepki verirse ve bu tepki öğretmen – öğrenci ilişkisindeki sorunsuz bölgede ise övgü bir engel olmayabilir.<br />
3. Övgü, öğretmen tarafından bilinçli bir biçimde , öğrencinin davranışını değiştirmek amacıyla yapılıyorsa, öğrencinin övmeyi yapmacık ve yönlendirici bulması ve öğretmenin gereksinimlerini karşılamak için kullandığını algılaması doğaldır. “ her zaman böyle davranmamı istediğiniz için beni övüyorsunuz”<br />
4. Sınıfta bir ya da birkaç öğrencinin övülmesi, diğer öğrenciler için olumsuz değerlendirme olarak kabul edilir. Devamlı övgü almaya alışmış bir öğrenci bile, övülmediği zaman olumsuz değerlendirildiği duygusuna kapılabilir.<br />
<br />
Soru Sormanın Neresi Kötü ?<br />
Terapistler, danışmanlar sorunlu kişiye soru sorup araştırmanın genelde engelleyici veya iletişimi durdurucu olduğunu görmüşlerdir. Bunun nedenleri şu şekilde açıklanabilir: İnsanlar paylaşmak istemedikleri duygularının sorgulandığını anlarlarsa, tehdit edilmişlik duygusuna kapılırlar. Kişi iç dünyasına girildiğinde, genellikle kendini koruma kaygısı ile içine kapanır.<br />
<br />
Neden Kabul Dilini Kullanmalıyız ?<br />
“ 12 Engel” kabul etmeme dilidir, çünkü sorunu olan kişiye değişmesi gerektiğini, sorunlu olmanın kabul edilemeyeceğini ve sorunlu kişide bir sorun bulunduğunu iletir. Engellerden bazıları, kişinin sorununa aldırış bile edilmediği duygusunu verebilir. Bütün bu etkiler nedeniyle 12 Engel, ilişkilere yardımda çok etkisizdir.<br />
Bir kişi, başka birini içtenlikle kabul eder ve bunu iletebilirse, o kişide yardım etme yeteneği var demektir. Başkalarını oldukları gibi kabul etmek, ilişkileri kuvvetlendirmede önemli bir etmendir. Böyle bir ilişkide diğer kişi büyüyebilir, gelişebilir, olumlu yönde değişebilir, sorunları çözmeyi öğrenebilir, psikolojik sağlığı düzelebilir, daha üretici, daha yaratıcı olabilir ve gizli gücünü tümüyle kullanabilir. Bu , yaşamın basit ama güzel çelişkilerinden biridir. Başkası tarafından, olduğu gibi içtenlikle kabul edildiğini anlayan bir kişi kendini özgür hisseder ve nasıl değişeceğini düşünmeye başlar. Nasıl büyüyeceğini, nasıl farklı olacağını, yapabileceğinden fazlasını nasıl yapabileceğini tasarlar. Kabul çocukları açar, onları duygularını ve sorumluluklarını paylaşmak için yüreklendirir.<br />
Başkasını olduğu gibi kabul etmek, gerçekten sevmektir. Kabul edildiğini hissetmek sevildiğini de hissetmektir. Psikolojide, sevildiğini hissetmenin görkemli gücünü yeni yeni anlamaya başlıyoruz. Sevgi, bedenin ve aklın büyümesini sağlayan, fiziksel ve ruhsal yaraları iyileştiren bir güçtür.<br />
<br />
Sorunlu Öğrencilere Yardım Etmenin Etkili Yolları<br />
<br />
Edilgen Dinleme ( Sessizlik)<br />
Sessizce dinleme gerçekte kabul etmeyi gösterir. Sessizlik – “Edilgen Dinleme” – öğrenciye gerçekten kabul edildiğini duyumsatan ve sizinle daha fazla paylaşması için onu yüreklendiren çok güçlü bir sözsüz iletidir. Hep konuşan siz olursanız, öğrenci kendisini rahatsız eden şeyleri anlatma fırsatı bulamaz.<br />
<br />
Kabul Ettiğini Gösteren Tepkiler<br />
Sessizlik, iletişim engelini ortadan kaldırmakla birlikte, sık yinelendiğinde öğrencinin iletilerinin kabul edilmediği izlenimini uyandırır. Sessizlik , her zaman anlatana gerçekten tüm dikkatinizi verdiğinizi kanıtlamaz. Bu nedenle dinlerken, özellikle duraklamalarda, onu gerçekten dinlediğinizi göstermek için sözlü ya da sözsüz belirtiler vermeniz son derece yardımcı olacaktır. Bunlara kabul tepkileri diyoruz. Baş sallamak , öne eğilmek, gülümsemek, kaşını çatmak ve başka davranışlar uygun olarak yapılırsa, onu gerçekten dinlediğiniz iletisi verirler.<br />
<br />
Kapı Aralayıcı İletiler<br />
Öğrenciler, bazen daha çok konuşmak, derine inmek ve başlamak için bile ek yüreklendirme beklerler. Bu iletilere “kapı aralayıcılar” denir. Örnek :<br />
“ Bu konuda konuşmak ister misin?”<br />
“ Bu konuda daha fazla bir şey söylemek ister misin ?”<br />
“ Söylediklerin çok ilginç”<br />
Bu iletilerin, sonu açık sorular ve düz tümceler olduğuna dikkat edin. Hiçbiri söylenenle ilgili bir değerlendirme içermemektedir.<br />
Etkin Dinlemenin Gereği<br />
Sessizlik, kabul ettiğini gösteren tepkiler ve kapı aralayıcıların kullanılmasında sınırlamalar vardır. Karşılıklı etkileşime olanak vermezler. Tüm işi konuşan yapar. Konuşan , dinleyenin yalnızca dinlediğini bilir, anlayıp anlamadığını hiçbir şekilde öğrenemez.<br />
Özet olarak, bu üç dinleme yolu edilgin yöntemlerdir. Dinleyicinin anladığını göstermezler. Etkin dinleme daha fazla etkileşim ve dinleyenin yalnız duyduğunu değil, aynı zamanda doğru olarak anladığını da gösterir. Bu nedenle usta bir dinleyici “Etkin Dinleme”yi daha yaygın kullanır.<br />
<br />
Etkin dinlemede iletişim çok önemlidir. Örneğin:<br />
Gün boyunca dikkatini derse vermiş bir öğrenci olsun. Bu öğrenci son derste acıktığı için davranışlarında bir huzursuzluk, dengesizlik başlar ve öğretmene “saat kaç?” diye sorar. Eğer öğretmen direk soruyu muatab alırsa ve “saate bakmasını biliyorsun” karşılığını verirse iletişim o anda kesilmiş demektir. Bunun yerine olumlu cümleler kurarak iletişim kurabilir:<br />
Öğretmen – sanırım ders sıkıcı geldi.<br />
Öğrenci --- hayır<br />
Öğretmen – o halde tuvalete gitmek istiyorsun<br />
Öğrenci – hayır , acıktım<br />
<br />
Etkin Dinlemenin, öğrenme – öğretme etkinliklerinde daha çok zaman kazandırdığı görülmüştür. Bunun nedenleri şöyle açıklanabilir.<br />
1. Etkin dinleme öğrencilerin sorunları ile başa çıkabilmelerine ve onları çözümlemelerine yardım eder. Sorunlarını anlatmak, onlardan kurtulmalarını ve dersleri ile yeniden ilgilenmeleri için ruhsal rahatlamayı sağlar.<br />
2. Etkin Dinleme öğrencilerin duygularından korkmamalarına ve duyguların kötü olmadığını anlamalarına yardım eder. Etkin Dinleme ile öğretmenler öğrencilerin “duygularla dost olabileceklerini” anlamalarına yardımcı olur.<br />
3. Etkin Dinleme öğrencinin sorun çözmesine yardımcı olur. Çünkü yöntem öğrencilerin konuşmasına yardımcı olmada o denli etkilidir ki, onların içlerini dökmelerine, yüksek sesle düşünmelerine, sorunlarını çözmelerine yardım eder.<br />
4. Etkin Dinleme, sorunu çözümleme ve çözme sorumluluğunu öğrencide bırakır.<br />
5. Öğretmenin kendilerini dinlerken düşünce, görüş ve duygularını anladığını ve kabul ettiğini görür, bu nedenle onun görüşlerini almaya hazır olurlar. Öğrencilerin kendisini dinlemediğini söyleyen öğretmenin, aslında kendisinin öğrencilerini dinleme alışkanlığı yoktur.<br />
6. Etkin Dinleme öğrenci ile öğretmen arasında daha yakın ve anlamlı bir ilişkinin kurulmasını da sağlar. Öğretmenin kendisini dinlediğini bilen öğrencide kendine değer ve önem verme duygusu gelişir. Kendine saygı artar ve anlaşılmaktan mutlu olduğu için, kendisini dinleyen öğretmene daha sıcak duygular beslemeye başlar. Açık yürekle dinlemek, öğrenci ile yaşamda birlikte olmak ve onu olduğu gibi kabul etmek, önem vermek, saygı göstermek ve sevmek demektir. Sonuçta öğretme, bir sevme işi olur. Öğretmenle öğrenci arasında “karşılıklı olarak önem verme”, “saygı gösterme” ve “sevme” ilişkisi gelişirse disiplin sorunu da azalır. Çocuklar sevip saydıkları öğretmene fazla sorun çıkarmazlar. Böylece disipline harcanan zaman öğretmeye ve öğrenmeye kalır.<br />
<br />
Buraya kadar sorun öğrencide ise uygulanması gereken yöntemlerden bahsettik. Bundan sonra sorun öğretmende ise ne yapılabilir konusuna bakılacak.<br />
<br />
Öğretmenler Sorun Kendilerinde İken Ne Yapabilir?<br />
Şimdide öğretmenlerin, sorunun kendilerinin olup olmadığını tanımlamalarının önemi üzerinde duralım.<br />
Sorunun kendilerinin olduğunu anlatan ipucları kırgınlık, can sıkıntısı, dikkatin dağılması, yılgınlık, küskünlük, sinirliliktir. Bu içsel duyguların fiziksel belirtileri de gerginlik , baş ağrısı ve mide rahatsızlıklarıdır.<br />
Öğretmen sorunlarına örnek olarak:<br />
Bir öğrenci sırasının üzerini kazır<br />
Bir öğrenci ile konuşurken ötekiler araya girer.<br />
Bir öğrenci sürekli geç gelerek dersi böler.<br />
Bir öğrenci sürekli arkadaşlarından yakınarak sürekli zamanını alır.<br />
Birkaç öğrenci dersi bölecek kadar yüksek sesle tartışır.<br />
Öğrenciler çöplerini yerlere atarlar.<br />
Öğretmenler , bunun gibi yüzlerce öğrenci davranışıyla karşılaşırlar. Hiçbir öğretmen dersinin bölünmesini, sözünün kesilmesini, kirli bir ortamda ders yapmayı istemez; çünkü öğretmenlerde insandır ve bu davranışlar onların doğal gereksinimlerine ters düşer. Öğrencilerin bu tip davranışları, öğretmenlerin davranış penceresinin “kabul etmeme” alanındadır.<br />
Öğretmenlerin üzerinde böyle gözle görülür biçimde olumsuz etki yapan bu tür kabul edilemez davranışlar ne Etkin Dinleme ile ne de yok sayılarak çözümlenebilir. Öğretmenin sorun öğrencideyken göstermesi gereken davranış arasındaki ayırım şöyledir:<br />
<br />
Sorun Öğrencideyken Sorun Öğretmendeyken <br />
Konuşmayı öğrenci başlatır. Konuşmayı öğretmen başlatır.<br />
<br />
Öğretmen dinleyendir. Öğretmen konuşandır.<br />
<br />
Öğretmen danışmandır. Öğretmen etkileyendir.<br />
<br />
Öğretmen öğrenciye Öğretmen kendisi için yardım ister.<br />
yardımcı olmak ister.<br />
Öğretmen sonuçtan hoşnut olmalıdır.<br />
Öğretmen öğrencinin<br />
çözümünü kabul eder. Öncelikle kendi gereksinimleri ile<br />
ilgilidir.<br />
Öncelikle öğrencinin <br />
gereksinimleri ile ilgilidir. Öğretmen sorunun çözümünde<br />
daha etkindir.<br />
Öğretmen sorunun<br />
çözümünde daha edilgendir.<br />
<br />
Bu tablo öğretmenlere, öğrenci sorunlarını çözme ile öğrencilerin öğretmenlerde yarattıkları sorunları çözme davranışlarının birbirlerinden tümüyle ayrı olduğunu ve ayrı yaklaşımlar gerektirdiğini gösterir. Buna göre :<br />
1. Her şeyden önce öğrencinin davranışı “davranış penceresi” nin doğru bölümüne yerleştirilmelidir.<br />
2. Öğrencinin davranışı “sorun öğrencinin” alanındaysa, öğretmenin Etkin Dinleme uygulayarak danışmanlık yapması uygundur.<br />
3. Öğrencinin davranışı “sorun öğretmenin” alanındaysa, Etkin Dinleme hem yararsız hem de yapay olacaktır.<br />
Öğrencinin davranışı doğru belirlenip “ sorun öğretmenin” alanına yerleştirilmişse öğretmen ne yapmalıdır ?<br />
1- Öğrencinin davranışına,<br />
2- Çevreye,<br />
3- Kendi davranışına.<br />
Örnek olarak:<br />
Dersini öğretmenin sürekli yardımı ve onayı olmadan kendi başına yapmayan bir öğrencinin davranışı, öğretmenin sorunu olmuştur. Öğretmen bu durumda ne yapabilir ?<br />
1- Öğretmen çocukla yüz yüze konuşarak ona kendisini rahatsız etmemesini bildiren iletiler gönderebilir ( öğrenciyi değiştirmeye çalışır )<br />
2- Öğrencinin çalışmasını tek başına yürütebileceği bir program hazırlayabilir ( Çevreyi değiştirmeye çalışır )<br />
3- Kendi kendine, “ Bağımlı bir öğrenci, ama zamanla düzelecek” ya da “ Bana öbürlerinden daha çok gereksinimi var” diye düşünebilir. ( Kendini değiştirmeye çalışır )<br />
<br />
Sen İletileri Neden Yanlıştır ?<br />
Örnek:<br />
Dersi ilk anlatışta anlayan bir öğrencinin anlamayanlar için yapılan tekrar sırasında can sıkıntısından öğretmeni rahatsız ettiğini varsayalım. Öğretmen bu engelleme sonucu, kendinde oluşan duyguları içinde saklayıp konuşursa bir kodlama yapacak ve dili “sen”li olacaktır: “Terbiyesizlik ediyorsun”<br />
Eğer duygularını açıklayarak konuşursa ben diliyle konuşmuş olacaktır: “Çok rahatsız oldum”<br />
Öğrencinin kendisiyle iletişim kurma gereksiniminden rahatsız olan öğretmen Sen – iletisi göndererek – ki bu ileti onun tüm duygularını kodlasa bile (olmaz ya) – kendi engellenme duygusunun sorumluluğundan kaçıp suçu çocuğa yükler.<br />
Sen –iletileri öğrenciyi olumsuz yargılayan, Ben – iletileri ise öğretmenin sorun karşısındaki duygularını dile getiren iletilerdir.<br />
<br />
Ben – İletileri Neden Etkilidir ?<br />
1- Ben – iletilerini gönderen öğretmen, kendi duygularının bilincinde olmak için önce kendini dinleme ve duygularını tüm açıklığı ile öğrencileriyle paylaşma yükümlülüğü taşır.<br />
2- Ben – iletileri , davranışının yükümlülüğünü öğrencide bırakır. Aynı zamanda Ben –iletileri , Sen – iletileriyle birlikte gelen olumsuz etkileri içermez ve öğrenciyi kızgın, kinli, hırçın değil, yardımcı ve düşünceli olmada özgür bırakır.<br />
<br />
Etkili Ben – İletisinin Üç Önemli Ölçütü Vardır:<br />
1- Öğrencinin davranışını değiştirme olasılığı yüksektir.<br />
2- Öğrenci ile ilgili çok az olumsuz değerlendirme içerir.<br />
3- İletimi zedelemez.<br />
<br />
Ben – iletileri öğretmenleri, saydam, dürüst, öğrencilerin kendileri ile anlamlı ilişkiler kurabilecekleri gerçek kişiler olarak gösterir ve yakınlığın gelişmesine yardım eder.<br />
<br />
<br />
Ben – İleti Cümleleri Nasıl Kurulur ?<br />
Öğrenciler üzerinde etkili olabilmesi için Ben – iletileri üç öğeyi içermelidir. Birinci öğe sorun yaratan davranışın tanımlanmasıdır. Her şeyden önce öğrenciler bu iletiden öğretmene neyin sorun olduğunu anlamalıdır. Öğrenci , öğretmeninin kendisi ile neden yüzleştiğini kestirmek zorunda kalmamalıdır. Böyle olursa ileti etkisini yitirir. Kabul edilmezliği suçlamayan, yargılamayan türde tanımlamak, Ben – iletisi için iyi bir başlangıçtır.<br />
“ Yere atılmış bir kağıt gördüğüm zaman...”<br />
“Yeni bir kitabın sayfalarını yırtık görünce...”<br />
“Masamda bıraktığım ders gereçlerini bulamayınca...”<br />
“Açıklamaları yaparken sözüm kesilince...”<br />
“Sen hoplayıp zıplayınca...”<br />
“Sen Metin’i itince...”<br />
“Sen sözümü kesince...”<br />
“Sınıfta sorun yaratan bazı kişilere güvenemeyeceğimi anlayınca...”<br />
“Birbirinize karşı anlayışsız olduğunuz zaman...”<br />
“Dikkatsizlik edip yerleri kirlettiğinizde...”<br />
“Kabadayılık ettiğiniz zaman...”<br />
Üç bölümlü Ben – iletisinin ikinci öğesi öğretmenler için uygulanması en zor olanıdır. Bu bölüm, iletinin birinci bölümünde tanımlaması yapılan öğrencinin kabul edilemeyen davranışının öğretmen üzerindeki kesin, gerçek ve somut etkisinin ona söylenmesidir: “Sen kapıyı kilitlemeyince ( yargılamayan tanımlama) , bazen eşyalarım çalınıyor...” (Somut etki)<br />
“Siz dersten önce tahtayı temizlemeyince (yargılamayan tanımlama) ben çok zaman yitiriyorum...”(Somut etki)<br />
Somut etki açıkça söylenmezse, çocuk bunu tam olarak algılayamayacağı için Ben – iletisi başarısız olur.<br />
Ben – iletisinin üçüncü öğesi duyguların dile getirilmesidir:<br />
“ Sen ayaklarını sıranın dışına çıkarınca (davranışın tanımı), arada yürürken onlara takılabilirim (somut etki) ve düşüp bir yerimi kırabilirim diye korkuyorum (duygu).”<br />
Öğretmen burada davranışın olası etkisini söylüyor ve ortaya çıkardığı korku duygusunu dile getiriyor. <br />
<br />
<br />
Alıntı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Öğretmen – Öğrenci İlişkisinde Önemli Olan Nedir ?<br />
Öğretme ve öğrenmenin iki değişik işlevi olduğunu özellikle vurgulamak gerekir. Çünkü öğretme bir kişi tarafından gerçekleştirilirken öğrenme bir başkasında oluşur. Bu olay çok açık görülse de düşünülmesi gereken bir durumdur. Öğretme – öğrenme sürecinin etkili olabilmesi için o iki kişi arasında çok özel bir ilişkinin kurulması gerekir. Başka bir deyişle öğretmen – öğrenci arasında bir tür özel bağ kurulmalıdır. <br />
Bu özel bağ ancak etkili konuşma ile gerçekleştirilebilir. Konuşma , insan ilişkilerinde yapıcı olduğu kadar yıkıcı da olduğundan, öğrenciyi öğretmene yakınlaştırabildiği gibi uzaklaştırabilirde ... etkili olabilmesi, niteliğine ve öğretmenin değişik durumlar için seçtiği en uygun türe bağlıdır. Örneğin övgüyü ele alalım. Bir çok anne – baba ve öğretmen bu yöntemi kullanır. Ama bazı övgüler, öğrencide anlaşılmadığı ya da yanlış yönlendirildiği duygusunu yaratır. Alışılmış övgü dilinden az farklı bir ileti ise öğretmenin insancıl, içten ve öğrenciye önem veren bir kişi olarak görülmesini sağlayabilir.<br />
Aynı zamanda yapılan araştırmalar, dinlemenin öğrenmeyi kolaylaştırmada ne kadar önemli olduğunu göstermiştir. Her anne-baba ve öğretmen biyolojik olarak çocukları dinleyecek organlarla donatılmış olduğunu bilir. Her zaman dinleseler de, duyduklarını sandıkları şey, çocuğun anlatmaya çalıştığı şey olmayabilir. Bu arada öğrencileri dinlemenin uygun zamanı da vardır. Kimi zaman sınıfta ya da teneffüste bir şey öğretirken öğrencinin davranışlarını düzen bozucu, kabul edilemez bulduğumuzda , “iyi dinle!” önerisini bir tarafa bırakmalıyız. Böyle durumlarda güçlü iletimizi göndermemiz ve öğrencilere haklarını çiğnediğini vurgulamamız gerekir. Bu tür iletileri, onları savunmaya itmeden ve duygularını incitmeden iletebileceğini göstermeliyiz. <br />
Öğretmen – öğrenci ilişkisinin niteliğinin öğretilmesinde temel etken olduğunun benimsenmesi , bilinmesi gerekir. Herhangi bir konu, bir beceri, bir değer ya da inanç olabilir. Tarih , matematik, Türkçe, hayat bilgisi, fen bilgisi, el becerisi dersler olabilir. Bütün bu konuları heyecan verici ve ilginç kılması öğretmenin öğrenci ile iyi bir ilişki kurmayı öğrenmesine bağlıdır. Bu ilişki içinde öğretmenin gereksinimlerine öğrenci, öğrencinin gereksinimlerine de öğretmen saygı gösterir. Öğrenciler , öğretmenin kendilerini yanlış anladığını, güvenmediğini, bir kenara ittiğini, aşağıladığını, küçük düşürdüğünü ya da eleştirerek değerlendirdiğini hissederse, beden eğitimi, resim eğitimi gibi en ilgisini çeken derslerde bile sıkılır ve öğrenmeye inatla karşı koyarlar.<br />
<br />
Her Zaman Karşılaşılan Disiplin Sorunu İle İlgili Ne Yapmalı ?<br />
Öğrencilerin çoğu genelde kabul edilemez biçimde davranır, öğretmenleri ve arkadaşları için sorun yaratırlar. Öğretmenler için bu çok önemli bir sorundur. Okulda ve sınıfta karşılaşılan disiplin sorunu gözardı edilemez.<br />
Öğretmenlerin sınıfa girdiklerinde, disiplin kurmak için zaman yitirmek yerine, öğretmek istemeleri doğaldır. Genç ve deneyimsiz öğretmenlerin çoğu kendilerini yeterli ve becerikli bulduklarından, sınıfta disiplin sorunu ile karşılaşmayı pek beklemezler. Deneyimli öğretmenlerin çoğu ise disiplin kurmaları gerektiğinde, bu olayın sevimsiz olduğunu öğrenmişlerdir. Onlarda uğraşmak değil öğretmek , öğrencilerin öğrendiklerini görmekten duyulan zevk ve gururu tatmak isterler.<br />
Peki yanlış nerededir ? Neden bu kadar çok öğretmen öğretimle geçmesi gereken zamanın büyük bölümünü sınıfta düzeni kurmak için harcar? Çünkü, öğretmenler genelde disiplini ceza tehtidleri , cezalar ya da sözlü utandırmalarla ve suçlamalarla sağlamayı öğrenmişlerdir. Ne yazık ki bu yöntemler iyi sonuç vermez. Genelde bastırıcı ve güce dayanan yöntemler direnci, başkaldırmayı ve karşılık vermeyi kışkırtır. Bu tür baskılar öğrencilerin davranışlarında değişiklikler oluşturmakla birlikte, öğretmen sınıftan ayrılır ayrılmaz ya da tahtaya döndüğünde , çocuklar yine eski davranışlarına yönelirler.<br />
Öğretmenler disiplin ve düzeni sağlamak için güç kullanmayı gerektirmeyen yöntemleri uygulama becerilerini arttırdıkça , disiplinle ilgili konuşmalarında yepyeni bir dil kullanmaya başladıklarını da göreceklerdir. Öğretmenler geleneksel güç dili olan ; “ denetim, yönlendirme, cezalandırma, gözdağı verme, sınırlar koyma, zorlama, kuralları hatırlatma, sert olma, kınama , emir verme, isteme vb.” disiplin sözcükleri yerine ; “sorun çözme, etkilenme, yüzleşme, işbirliği yapma, ortak bir amaçta birleşme, birlikte karar verme, öğrencilerle çalışma, karşılıklı anlaşmalar yapma, gereksinimleri karşılama, bir anlaşmaya varmak için tartışma, bir işi sonuçlandırma” gibi yeni deyişleri kullanmalıdır.<br />
<br />
<br />
Mesleğe Yeni Başlayan Öğretmenlerin İdeali ve Yaşanılan Düş Kırıklığı <br />
Bir öğretmen üniversite ortamında eğitim yöntem ve tekniklerini, her yaşa göre çocuk psikolojisini, öğretme tekniklerini vb. dersleri görmüş bir şekilde mesleğine büyük bir inanç ve idealist düşüncelerle başlar. Öğrencilerin okul ve sınıf ortamında “tembel, yaramaz, yalan söylemeleri, kopya çekmeleri, birbirlerini aşağılamaları, sürekli birbirlerinden şikayetçi olmaları, kavgacı olmaları, az çalışma ile sınıf geçmek istemeleri” gibi sürekli çekişmelerle dolu bir ortamda, öğrencilere karşı yaşam savaşı verirken bulurlar. Böyle ortamla karşılaşan öğretmenler, olanları anlamaya çalışırlar. Bir şeylerin yanlış gittiği ortadadır. En kötüsü de bazıları suçu kendisinde bulur ve “ öğretmenlik yeteneğinin kendisinde olmadığını düşünür.” Her ne kadar bütün bu açıklamaların geçerli bir tarafı varsa da , temelde öğretmen yetiştirenler çeşitli bilgi ve uzmanlıkla donanmış olsalar da , bireysel deneyimlerini öğretmen olacak öğrencilere aktaramazlar. Herkes okuldaki mesleki deneyimini kendine özgü bir biçimde edinir ve bu deneyim aktarılamaz. <br />
Öğretmen ve öğretim ile ilgili çok kişi tarafından kabul edilmiş yaygın inançlar vardır. Bunlar ;<br />
1- İyi öğretmen sakindir, telaşlanmaz, sinirlenmez. Her zaman soğukkanlıdır ve aşırı duygularını göstermez.<br />
2- İyi öğretmen önyargılı ve yanlı değildir. Bütün öğrencilere eşit davranır. Cinsiyet ayırımı yapmaz.<br />
3- İyi öğretmen gerçek duygularını denetler ve öğrencilere göstermez.<br />
4- İyi öğretmen bütün öğrencileri aynı biçimde kabullenir. İyi öğretmenin her zaman gözde öğrencileri yoktur.<br />
5- İyi öğretmen coşkulu, uyarıcı ve özgür bir öğretim ortamı yaratır, ama yine de bu ortamı her zaman düzenli tutar.<br />
6- İyi öğretmen her şeyden önce tutarlıdır. Değişmez, unutmaz, çok neşeli ya da asık suratlı değildir ve hata yapmaz.<br />
7- İyi öğretmen her sorunun yanıtını bilir. Öğrencilerden daha akıllıdır.<br />
8- İyi öğretmenler birbirlerine destek olur, kendi duyguları, değer yargıları ve inançlarından etkilenmeden öğrencilerine karşı “birleşik cephe” oluşturur.<br />
Kısaca iyi öğretmenler sıradan insanlardan çok daha iyi, çok daha anlayışlı, çok daha bilgili, çok daha kusursuz olmalıdır. Başka bir deyişle öğretmenlerden ermiş olmaları beklenmektedir. Buradaki temel yanlışa göre , öğretmenlerin insan olmayı kabul etmemeleri gerekmektedir. Bu ancak abartılı rol yapıp kendi kendini düş kırıklığına uğratma pahasına elde edilebilecek davranışlardır. Daha da kötüsü, pek çok öğretmen bu iyi öğretmen modelini kafalarının bir köşesinde destekler ve inançlardan hepsinin değilse bile çoğunun iyi bir öğretmende olması gerektiğine inanır. Sonuçta kendilerini bu modele göre değerlendirir ve doğal olarak başarısız olduklarına karar verirler.<br />
Öğretmenler , öğrencileri ile iyi ilişkiler kurduklarında, rolden role geçmelerine, sert davranmalarına, insanüstü ve erdemli kişiliklere bürünmelerine gerek yoktur. Öğrencileri ile ilişkileri iyi olmadığı zaman, en iyi öğretim tekniklerinin bile yararsız olduğunu göreceklerdir.<br />
Öğretmen ve öğrenci arasındaki ilişki ;<br />
1- Açıklık <br />
2- Önemsemek<br />
3- Birbirine gereksinim duymak<br />
4- Birbirlerinden ayrı olmak<br />
5- Gereksinimleri karşılıklı olarak giderebilmek<br />
Özelliklerini içerirse , iyi bir öğretmen – öğrenci ilişkisi kurulmuş olur.<br />
<br />
Öğretmen Öğrenci İlişkisinde Yeni Bakış Açısı<br />
İlişkide bulunduğumuz bir öğrencinin tüm davranışlarını , yani gözümüzün önünde söyleyip yapabileceği her davranışı, çizeceğimiz pencere içerisine yerleştirelim. Öğrencinin yapıp söyleyebileceği her şey ancak bu pencereden baktığımızda olduğu gibi gözükür. <br />
<br />
ŞEKİL 1<br />
Şimdi bu pencereyi ikiye bölelim ve bu bölüm çizgisine kabul çizgisi diyelim. Kabul çizgisinin üzerinde kalan bölümdeki davranışlar kabul edilebilir davranışlar, altında kalan davranışlar ise kabul edilemez olsunlar.<br />
<br />
<br />
Öğrenci sessizce * * öğrenci sizin <br />
Ödevini yapar. Kabul emirlerinize uyar<br />
Edilebilir<br />
Öğrenci başka * Davranışlar * öğrenci resim yaptıktan<br />
Bir öğrenciye sonra etrafı temizler<br />
Yardım eder. <br />
<br />
Öğrenci gürültü * * öğrenci kullandığı<br />
Yaparak öbür araç gereci yerine koymaz.<br />
Öğrencileri Kabul<br />
Rahatsız eder. Edilemez<br />
Davranışlar<br />
Öğrenci öbür öğ- * * öğrenci bir arkadaşı ders<br />
rencileri itip kakar anlatırken onun sözünü keser<br />
ŞEKİL 2<br />
<br />
Bu şekle göre , öğrencinin davranışlarının tam tamına yarısının kabul edilebilir, diğer yarısının da kabul edilemez olduğunu düşünebiliriz. Ancak böyle bir şey gerçekleşse bile rastlantısaldır. Kabul çizgisinin her zaman dikdörtgenin tam ortasında bulunmayışının sebebi, insanların başkalarını kabul edişlerinin değişkenlik göstermesidir. Aynı durum öğretmenler içinde geçerlidir. Farklı zamanlarda kabul edilebilir davranışı bu kez kabul edilemez olarak görebilir. Ya da bir öğrencide kabul edilemez davranışı , diğer bir öğrencide kabul edilebilir olarak görebilir.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Öğrencilerin kabul edilebilir ve edilemez davranışları arasındaki ayrımları ortaya çıkarmakta kullanılan bu dikdörtgen, aynı zamanda öğretmen – öğrenci ilişkilerinde kaçınılmaz olarak ortaya çıkan sorunların, öğretmenler tarafından tanınıp üstesinden gelmesinde yardımcı olarak da kullanılabilir. Önce dikdörtgenin alt bölgesindeki kabul edilemez alanını ele alalım. Bu alan öğretmenin gereksinimlerine yanıt vermeyen davranışları içeren bölgedir. Bu davranışlar öğretmende sorun oluşturur. Öğretme ve öğrenmenin tekrar başlayabilmesi için bu tür sorunların her birinin oluştuğu anda öğretmen tarafından çözülmesi gerekir. Eğer öğrencinin davranışı “çizginin altında” (kabul edilemeyen davranışlar alanında) ise öğretmenin bir sorunu var demektir. Bu sorun “ona aittir”<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Öğrencinin aileden kaynaklanan ya da arkadaşları ile çevresi ile ilişkilerinden kaynaklanan öfke, düş kırıklığı, kızgınlık belirtileri ise öğrencinin sorunudur. Öğrencinin bu davranışları dikdörtgenin üst kısmına yerleştirilir. Öğretmene ve öğrenciye sorun yaratmayacak davranışlar ne olacak ? böyle davranışlar ilişkiyi bozmaz.<br />
İyi ilişkilerin en önemli engellerinden biri, sorunun kimin olduğunun anlaşılmamasıdır. Öğretmenlerin , kendilerini doğrudan ilgilendirmeyen, yalnızca öğrencilere ait özel sorunlarla kendilerini doğrudan ilgilendiren öğrenci sorunlarını birbirinden kesinlikle ayırabilmeleri yaşamsal önem taşır. Öğrenme – öğretme etkinliği yalnız, ilişkinin sorun – yok bölgesinde etkili olabilir.<br />
Kabul Etmeme Dili<br />
Bir çok öğretmen, öğrenciye davranışının kabul edilemez olduğu iletisini verir; onun değişmesini, sanki sorunu yokmuş gibi davranmasını ve sorunu ne olursa olsun onu bir kenara bırakmasını ister. Öğretmenin bu yaklaşım diline “Kabul Etmeme Dili” denir. Her ne kadar öğrenci öğretmene sorun çıkardığı zaman kabul etmeme dilini kullanmak çoğunlukla doğru ise de , sorun öğrencideyken bu dili kullanmak ne uygun ne de yararlıdır.<br />
Öğretmenin gönderdiği binlerce kabul etmeme iletisi 12 kümede toplanabilir. Bunlar, öğrencilerin öğrenmesini engelleyen sorunları çözmesinde gerekli olan iki yönlü iletişimi yavaşlatır, engeller ya da bütünüyle yok eder.<br />
Örnek olarak , ödevini tamamlamakta zorluk çeken bir öğrenciyi ele alalım: sorunu olduğunu şu ya da bu şekilde dile getirecektir. Çünkü bu onu rahatsız etmektedir. Aşağıda kabul etmeme dilini ileten beş tipik öğretmenin cevabına bakalım.<br />
1. Emir Vermek, Yönlendirmek: “Yakınmayı bırak da ödevini yap.”<br />
2. Uyarmak, Gözdağı Vermek: “ Bu dersten iyi not almak istiyorsan, biraz kıpırdan.”<br />
3. Ahlak Dersi Vermek : “ Okula ders çalışmak için geliyorsun. Kişisel sorunlarını evde bırakmalısın.”<br />
4. Öğüt Vermek, Çözüm ve Öneri Getirmek: “Şimdi senin yapacağın şey, zamanını iyi planlamak. O zaman bütün ödevlerini bitirirsin”<br />
5. Öğretmek,Nutuk Çekmek,Mantıklı Düşünceler Önermek: “Duruma bir bakalım. Ödevini yapmak için 34 günün kaldığını hatırlasan iyi olur”<br />
Bundan sonraki üç küme yargılayıcı, değerlendirici ve bastırıcıdır. Pek çok öğretmen, öğrencilerin yanlışlarının, yetersizliklerinin ve aptalca davranışlarının yüzlerine vurulmasının, onlara yardımcı olacağına inanır ve bu amaçla aşağıdaki üç çeşit iletiyi kullanır:<br />
6. Yargılamak, Eleştirmek, Suçlamak, Aynı Düşüncede Olmamak: “ Sen çok tembelsin ya da işi ağırdan alıyorsun.”<br />
7. Ad Takmak, Alay Etmek: “ Ana Sınıfı öğrencisi gibi davranıyorsun, 4.sınıf öğrencisi gibi değilsin.”<br />
8. Yoruımlamak, Analiz Etmek, Tanı Koymak: “ Sen açıkça bu ödevi yapmaktan kaçıyorsun”<br />
<br />
Öğretmenin, öğrenciye iletmeye çalıştığı diğer iki tip ileti ise, öğrenciyi kendini daha iyi hissetmeye zorlamak, sorunu ortadan kaldırmak, giderek onun gerçek bir sorunu olduğunu bile yadsımaktır:<br />
9. Övmek, Aynı Düşüncede Olmak, Olumlu Değerlendirme Yapmak: “ Sen geçekten çok yetenekli bir çocuksun, eminim bunu yapmanın bir yolunu bulursun.”<br />
10. Güven Vermek, Desteklemek, Avutmak, Duygularını Paylaşmak: “ Böyle hisseden tek kişi sen değilsin. Zor görevlerde ben de aynı şeyi hissederdim, ama işin içine girince o kadar zor olmadığını göreceksin.”<br />
<br />
Öğretmenler, soruların kişiyi savunmaya ittiğini bilmelerine karşın 11. Gruptaki engeli sık sık kullanırlar. Çocuğa yardım edip sorununu kendisine çözdürmek yerine, sorunu daha iyi anlamak ve kendi bulacakları en iyi çözümü öğrenciye kabul ettirmek için soru sorma yöntemine başvururlar. Oysa öğrenciler sorularını kendileri çözmelidir.<br />
<br />
11. Soru Sormak, Sınamak, Sorguya Çekmek, Çapraz Sorgulamak: “ Ödevin çok mu zor ?”, “Bu ödevi ne kadar zamanda yaptın?” , “ Yardım istemek için niye bu kadar bekledin?”<br />
<br />
<br />
Son bölümdekiler ise öğretmenin konuyu değiştirmek, öğrenciyi başka yöne çekmek ya da ilgilenmekten kaçınmak için kullandıkları iletilerdir.<br />
<br />
12. Sözünden Dönmek, Oyalamak, Alay Etmek, Şakacı Davranmak, Konuyu Saptırmak : “ Boşver, daha zevkli şeylerden konuşalım” , “Şimdi zamanı değil” , “Dersimize dönelim”, “Galiba birisi bu sabah yatağının ters tarafından kalkmış”<br />
<br />
Öğretmenler, öğrencilere bir şey söylediklerinde, onun hakkında bir şey söylerler. Her ileti, öğrenci ile kurduğunuz ilişki binasına yeni bir tuğla ekler. Onunla ilgili düşündüklerinizi açığa çıkarır ve sonuç olarak kendisi hakkında ne düşünmesi gerektiğini tanımlar. Bu gün , onunla ilgili ona verdiğiniz iletiler, yarın, onun kendisi ile ilgili değer yargılarını oluşturacaktır. Bu nedenle konuşmanız, öğrencinin kendini değerlendirmesi ve sizin onunla ilişkileriniz açısından yapıcı da olabilir, yıkıcı da.<br />
<br />
<br />
12 engeli öğrencinin, okulda ya da okul dışındaki yaşamında bir sorunla karşılaştığını gösteren iletilerine verilen etkisiz yanıtlara örnek olarak gösterilmiştir. Bu 12 Engel , sorun öğrencideyken yardımcı ve kolaylaştırıcı değildir.<br />
<br />
Övgü Nerelerde Yanlıştır ?<br />
1. Öğrenci, davranışından ve kendisinden memnun değilse, sorunu varsa, övmeyi ya kulak ardı eder, ya öğretmenin kendini anlamadığını düşünür, ya da kendinde var olan aşağılık duygusu güçlenir.<br />
2. Öğretmen , öğrencinin davranışına karşı doğal ve ani bir sözlü tepki verirse ve bu tepki öğretmen – öğrenci ilişkisindeki sorunsuz bölgede ise övgü bir engel olmayabilir.<br />
3. Övgü, öğretmen tarafından bilinçli bir biçimde , öğrencinin davranışını değiştirmek amacıyla yapılıyorsa, öğrencinin övmeyi yapmacık ve yönlendirici bulması ve öğretmenin gereksinimlerini karşılamak için kullandığını algılaması doğaldır. “ her zaman böyle davranmamı istediğiniz için beni övüyorsunuz”<br />
4. Sınıfta bir ya da birkaç öğrencinin övülmesi, diğer öğrenciler için olumsuz değerlendirme olarak kabul edilir. Devamlı övgü almaya alışmış bir öğrenci bile, övülmediği zaman olumsuz değerlendirildiği duygusuna kapılabilir.<br />
<br />
Soru Sormanın Neresi Kötü ?<br />
Terapistler, danışmanlar sorunlu kişiye soru sorup araştırmanın genelde engelleyici veya iletişimi durdurucu olduğunu görmüşlerdir. Bunun nedenleri şu şekilde açıklanabilir: İnsanlar paylaşmak istemedikleri duygularının sorgulandığını anlarlarsa, tehdit edilmişlik duygusuna kapılırlar. Kişi iç dünyasına girildiğinde, genellikle kendini koruma kaygısı ile içine kapanır.<br />
<br />
Neden Kabul Dilini Kullanmalıyız ?<br />
“ 12 Engel” kabul etmeme dilidir, çünkü sorunu olan kişiye değişmesi gerektiğini, sorunlu olmanın kabul edilemeyeceğini ve sorunlu kişide bir sorun bulunduğunu iletir. Engellerden bazıları, kişinin sorununa aldırış bile edilmediği duygusunu verebilir. Bütün bu etkiler nedeniyle 12 Engel, ilişkilere yardımda çok etkisizdir.<br />
Bir kişi, başka birini içtenlikle kabul eder ve bunu iletebilirse, o kişide yardım etme yeteneği var demektir. Başkalarını oldukları gibi kabul etmek, ilişkileri kuvvetlendirmede önemli bir etmendir. Böyle bir ilişkide diğer kişi büyüyebilir, gelişebilir, olumlu yönde değişebilir, sorunları çözmeyi öğrenebilir, psikolojik sağlığı düzelebilir, daha üretici, daha yaratıcı olabilir ve gizli gücünü tümüyle kullanabilir. Bu , yaşamın basit ama güzel çelişkilerinden biridir. Başkası tarafından, olduğu gibi içtenlikle kabul edildiğini anlayan bir kişi kendini özgür hisseder ve nasıl değişeceğini düşünmeye başlar. Nasıl büyüyeceğini, nasıl farklı olacağını, yapabileceğinden fazlasını nasıl yapabileceğini tasarlar. Kabul çocukları açar, onları duygularını ve sorumluluklarını paylaşmak için yüreklendirir.<br />
Başkasını olduğu gibi kabul etmek, gerçekten sevmektir. Kabul edildiğini hissetmek sevildiğini de hissetmektir. Psikolojide, sevildiğini hissetmenin görkemli gücünü yeni yeni anlamaya başlıyoruz. Sevgi, bedenin ve aklın büyümesini sağlayan, fiziksel ve ruhsal yaraları iyileştiren bir güçtür.<br />
<br />
Sorunlu Öğrencilere Yardım Etmenin Etkili Yolları<br />
<br />
Edilgen Dinleme ( Sessizlik)<br />
Sessizce dinleme gerçekte kabul etmeyi gösterir. Sessizlik – “Edilgen Dinleme” – öğrenciye gerçekten kabul edildiğini duyumsatan ve sizinle daha fazla paylaşması için onu yüreklendiren çok güçlü bir sözsüz iletidir. Hep konuşan siz olursanız, öğrenci kendisini rahatsız eden şeyleri anlatma fırsatı bulamaz.<br />
<br />
Kabul Ettiğini Gösteren Tepkiler<br />
Sessizlik, iletişim engelini ortadan kaldırmakla birlikte, sık yinelendiğinde öğrencinin iletilerinin kabul edilmediği izlenimini uyandırır. Sessizlik , her zaman anlatana gerçekten tüm dikkatinizi verdiğinizi kanıtlamaz. Bu nedenle dinlerken, özellikle duraklamalarda, onu gerçekten dinlediğinizi göstermek için sözlü ya da sözsüz belirtiler vermeniz son derece yardımcı olacaktır. Bunlara kabul tepkileri diyoruz. Baş sallamak , öne eğilmek, gülümsemek, kaşını çatmak ve başka davranışlar uygun olarak yapılırsa, onu gerçekten dinlediğiniz iletisi verirler.<br />
<br />
Kapı Aralayıcı İletiler<br />
Öğrenciler, bazen daha çok konuşmak, derine inmek ve başlamak için bile ek yüreklendirme beklerler. Bu iletilere “kapı aralayıcılar” denir. Örnek :<br />
“ Bu konuda konuşmak ister misin?”<br />
“ Bu konuda daha fazla bir şey söylemek ister misin ?”<br />
“ Söylediklerin çok ilginç”<br />
Bu iletilerin, sonu açık sorular ve düz tümceler olduğuna dikkat edin. Hiçbiri söylenenle ilgili bir değerlendirme içermemektedir.<br />
Etkin Dinlemenin Gereği<br />
Sessizlik, kabul ettiğini gösteren tepkiler ve kapı aralayıcıların kullanılmasında sınırlamalar vardır. Karşılıklı etkileşime olanak vermezler. Tüm işi konuşan yapar. Konuşan , dinleyenin yalnızca dinlediğini bilir, anlayıp anlamadığını hiçbir şekilde öğrenemez.<br />
Özet olarak, bu üç dinleme yolu edilgin yöntemlerdir. Dinleyicinin anladığını göstermezler. Etkin dinleme daha fazla etkileşim ve dinleyenin yalnız duyduğunu değil, aynı zamanda doğru olarak anladığını da gösterir. Bu nedenle usta bir dinleyici “Etkin Dinleme”yi daha yaygın kullanır.<br />
<br />
Etkin dinlemede iletişim çok önemlidir. Örneğin:<br />
Gün boyunca dikkatini derse vermiş bir öğrenci olsun. Bu öğrenci son derste acıktığı için davranışlarında bir huzursuzluk, dengesizlik başlar ve öğretmene “saat kaç?” diye sorar. Eğer öğretmen direk soruyu muatab alırsa ve “saate bakmasını biliyorsun” karşılığını verirse iletişim o anda kesilmiş demektir. Bunun yerine olumlu cümleler kurarak iletişim kurabilir:<br />
Öğretmen – sanırım ders sıkıcı geldi.<br />
Öğrenci --- hayır<br />
Öğretmen – o halde tuvalete gitmek istiyorsun<br />
Öğrenci – hayır , acıktım<br />
<br />
Etkin Dinlemenin, öğrenme – öğretme etkinliklerinde daha çok zaman kazandırdığı görülmüştür. Bunun nedenleri şöyle açıklanabilir.<br />
1. Etkin dinleme öğrencilerin sorunları ile başa çıkabilmelerine ve onları çözümlemelerine yardım eder. Sorunlarını anlatmak, onlardan kurtulmalarını ve dersleri ile yeniden ilgilenmeleri için ruhsal rahatlamayı sağlar.<br />
2. Etkin Dinleme öğrencilerin duygularından korkmamalarına ve duyguların kötü olmadığını anlamalarına yardım eder. Etkin Dinleme ile öğretmenler öğrencilerin “duygularla dost olabileceklerini” anlamalarına yardımcı olur.<br />
3. Etkin Dinleme öğrencinin sorun çözmesine yardımcı olur. Çünkü yöntem öğrencilerin konuşmasına yardımcı olmada o denli etkilidir ki, onların içlerini dökmelerine, yüksek sesle düşünmelerine, sorunlarını çözmelerine yardım eder.<br />
4. Etkin Dinleme, sorunu çözümleme ve çözme sorumluluğunu öğrencide bırakır.<br />
5. Öğretmenin kendilerini dinlerken düşünce, görüş ve duygularını anladığını ve kabul ettiğini görür, bu nedenle onun görüşlerini almaya hazır olurlar. Öğrencilerin kendisini dinlemediğini söyleyen öğretmenin, aslında kendisinin öğrencilerini dinleme alışkanlığı yoktur.<br />
6. Etkin Dinleme öğrenci ile öğretmen arasında daha yakın ve anlamlı bir ilişkinin kurulmasını da sağlar. Öğretmenin kendisini dinlediğini bilen öğrencide kendine değer ve önem verme duygusu gelişir. Kendine saygı artar ve anlaşılmaktan mutlu olduğu için, kendisini dinleyen öğretmene daha sıcak duygular beslemeye başlar. Açık yürekle dinlemek, öğrenci ile yaşamda birlikte olmak ve onu olduğu gibi kabul etmek, önem vermek, saygı göstermek ve sevmek demektir. Sonuçta öğretme, bir sevme işi olur. Öğretmenle öğrenci arasında “karşılıklı olarak önem verme”, “saygı gösterme” ve “sevme” ilişkisi gelişirse disiplin sorunu da azalır. Çocuklar sevip saydıkları öğretmene fazla sorun çıkarmazlar. Böylece disipline harcanan zaman öğretmeye ve öğrenmeye kalır.<br />
<br />
Buraya kadar sorun öğrencide ise uygulanması gereken yöntemlerden bahsettik. Bundan sonra sorun öğretmende ise ne yapılabilir konusuna bakılacak.<br />
<br />
Öğretmenler Sorun Kendilerinde İken Ne Yapabilir?<br />
Şimdide öğretmenlerin, sorunun kendilerinin olup olmadığını tanımlamalarının önemi üzerinde duralım.<br />
Sorunun kendilerinin olduğunu anlatan ipucları kırgınlık, can sıkıntısı, dikkatin dağılması, yılgınlık, küskünlük, sinirliliktir. Bu içsel duyguların fiziksel belirtileri de gerginlik , baş ağrısı ve mide rahatsızlıklarıdır.<br />
Öğretmen sorunlarına örnek olarak:<br />
Bir öğrenci sırasının üzerini kazır<br />
Bir öğrenci ile konuşurken ötekiler araya girer.<br />
Bir öğrenci sürekli geç gelerek dersi böler.<br />
Bir öğrenci sürekli arkadaşlarından yakınarak sürekli zamanını alır.<br />
Birkaç öğrenci dersi bölecek kadar yüksek sesle tartışır.<br />
Öğrenciler çöplerini yerlere atarlar.<br />
Öğretmenler , bunun gibi yüzlerce öğrenci davranışıyla karşılaşırlar. Hiçbir öğretmen dersinin bölünmesini, sözünün kesilmesini, kirli bir ortamda ders yapmayı istemez; çünkü öğretmenlerde insandır ve bu davranışlar onların doğal gereksinimlerine ters düşer. Öğrencilerin bu tip davranışları, öğretmenlerin davranış penceresinin “kabul etmeme” alanındadır.<br />
Öğretmenlerin üzerinde böyle gözle görülür biçimde olumsuz etki yapan bu tür kabul edilemez davranışlar ne Etkin Dinleme ile ne de yok sayılarak çözümlenebilir. Öğretmenin sorun öğrencideyken göstermesi gereken davranış arasındaki ayırım şöyledir:<br />
<br />
Sorun Öğrencideyken Sorun Öğretmendeyken <br />
Konuşmayı öğrenci başlatır. Konuşmayı öğretmen başlatır.<br />
<br />
Öğretmen dinleyendir. Öğretmen konuşandır.<br />
<br />
Öğretmen danışmandır. Öğretmen etkileyendir.<br />
<br />
Öğretmen öğrenciye Öğretmen kendisi için yardım ister.<br />
yardımcı olmak ister.<br />
Öğretmen sonuçtan hoşnut olmalıdır.<br />
Öğretmen öğrencinin<br />
çözümünü kabul eder. Öncelikle kendi gereksinimleri ile<br />
ilgilidir.<br />
Öncelikle öğrencinin <br />
gereksinimleri ile ilgilidir. Öğretmen sorunun çözümünde<br />
daha etkindir.<br />
Öğretmen sorunun<br />
çözümünde daha edilgendir.<br />
<br />
Bu tablo öğretmenlere, öğrenci sorunlarını çözme ile öğrencilerin öğretmenlerde yarattıkları sorunları çözme davranışlarının birbirlerinden tümüyle ayrı olduğunu ve ayrı yaklaşımlar gerektirdiğini gösterir. Buna göre :<br />
1. Her şeyden önce öğrencinin davranışı “davranış penceresi” nin doğru bölümüne yerleştirilmelidir.<br />
2. Öğrencinin davranışı “sorun öğrencinin” alanındaysa, öğretmenin Etkin Dinleme uygulayarak danışmanlık yapması uygundur.<br />
3. Öğrencinin davranışı “sorun öğretmenin” alanındaysa, Etkin Dinleme hem yararsız hem de yapay olacaktır.<br />
Öğrencinin davranışı doğru belirlenip “ sorun öğretmenin” alanına yerleştirilmişse öğretmen ne yapmalıdır ?<br />
1- Öğrencinin davranışına,<br />
2- Çevreye,<br />
3- Kendi davranışına.<br />
Örnek olarak:<br />
Dersini öğretmenin sürekli yardımı ve onayı olmadan kendi başına yapmayan bir öğrencinin davranışı, öğretmenin sorunu olmuştur. Öğretmen bu durumda ne yapabilir ?<br />
1- Öğretmen çocukla yüz yüze konuşarak ona kendisini rahatsız etmemesini bildiren iletiler gönderebilir ( öğrenciyi değiştirmeye çalışır )<br />
2- Öğrencinin çalışmasını tek başına yürütebileceği bir program hazırlayabilir ( Çevreyi değiştirmeye çalışır )<br />
3- Kendi kendine, “ Bağımlı bir öğrenci, ama zamanla düzelecek” ya da “ Bana öbürlerinden daha çok gereksinimi var” diye düşünebilir. ( Kendini değiştirmeye çalışır )<br />
<br />
Sen İletileri Neden Yanlıştır ?<br />
Örnek:<br />
Dersi ilk anlatışta anlayan bir öğrencinin anlamayanlar için yapılan tekrar sırasında can sıkıntısından öğretmeni rahatsız ettiğini varsayalım. Öğretmen bu engelleme sonucu, kendinde oluşan duyguları içinde saklayıp konuşursa bir kodlama yapacak ve dili “sen”li olacaktır: “Terbiyesizlik ediyorsun”<br />
Eğer duygularını açıklayarak konuşursa ben diliyle konuşmuş olacaktır: “Çok rahatsız oldum”<br />
Öğrencinin kendisiyle iletişim kurma gereksiniminden rahatsız olan öğretmen Sen – iletisi göndererek – ki bu ileti onun tüm duygularını kodlasa bile (olmaz ya) – kendi engellenme duygusunun sorumluluğundan kaçıp suçu çocuğa yükler.<br />
Sen –iletileri öğrenciyi olumsuz yargılayan, Ben – iletileri ise öğretmenin sorun karşısındaki duygularını dile getiren iletilerdir.<br />
<br />
Ben – İletileri Neden Etkilidir ?<br />
1- Ben – iletilerini gönderen öğretmen, kendi duygularının bilincinde olmak için önce kendini dinleme ve duygularını tüm açıklığı ile öğrencileriyle paylaşma yükümlülüğü taşır.<br />
2- Ben – iletileri , davranışının yükümlülüğünü öğrencide bırakır. Aynı zamanda Ben –iletileri , Sen – iletileriyle birlikte gelen olumsuz etkileri içermez ve öğrenciyi kızgın, kinli, hırçın değil, yardımcı ve düşünceli olmada özgür bırakır.<br />
<br />
Etkili Ben – İletisinin Üç Önemli Ölçütü Vardır:<br />
1- Öğrencinin davranışını değiştirme olasılığı yüksektir.<br />
2- Öğrenci ile ilgili çok az olumsuz değerlendirme içerir.<br />
3- İletimi zedelemez.<br />
<br />
Ben – iletileri öğretmenleri, saydam, dürüst, öğrencilerin kendileri ile anlamlı ilişkiler kurabilecekleri gerçek kişiler olarak gösterir ve yakınlığın gelişmesine yardım eder.<br />
<br />
<br />
Ben – İleti Cümleleri Nasıl Kurulur ?<br />
Öğrenciler üzerinde etkili olabilmesi için Ben – iletileri üç öğeyi içermelidir. Birinci öğe sorun yaratan davranışın tanımlanmasıdır. Her şeyden önce öğrenciler bu iletiden öğretmene neyin sorun olduğunu anlamalıdır. Öğrenci , öğretmeninin kendisi ile neden yüzleştiğini kestirmek zorunda kalmamalıdır. Böyle olursa ileti etkisini yitirir. Kabul edilmezliği suçlamayan, yargılamayan türde tanımlamak, Ben – iletisi için iyi bir başlangıçtır.<br />
“ Yere atılmış bir kağıt gördüğüm zaman...”<br />
“Yeni bir kitabın sayfalarını yırtık görünce...”<br />
“Masamda bıraktığım ders gereçlerini bulamayınca...”<br />
“Açıklamaları yaparken sözüm kesilince...”<br />
“Sen hoplayıp zıplayınca...”<br />
“Sen Metin’i itince...”<br />
“Sen sözümü kesince...”<br />
“Sınıfta sorun yaratan bazı kişilere güvenemeyeceğimi anlayınca...”<br />
“Birbirinize karşı anlayışsız olduğunuz zaman...”<br />
“Dikkatsizlik edip yerleri kirlettiğinizde...”<br />
“Kabadayılık ettiğiniz zaman...”<br />
Üç bölümlü Ben – iletisinin ikinci öğesi öğretmenler için uygulanması en zor olanıdır. Bu bölüm, iletinin birinci bölümünde tanımlaması yapılan öğrencinin kabul edilemeyen davranışının öğretmen üzerindeki kesin, gerçek ve somut etkisinin ona söylenmesidir: “Sen kapıyı kilitlemeyince ( yargılamayan tanımlama) , bazen eşyalarım çalınıyor...” (Somut etki)<br />
“Siz dersten önce tahtayı temizlemeyince (yargılamayan tanımlama) ben çok zaman yitiriyorum...”(Somut etki)<br />
Somut etki açıkça söylenmezse, çocuk bunu tam olarak algılayamayacağı için Ben – iletisi başarısız olur.<br />
Ben – iletisinin üçüncü öğesi duyguların dile getirilmesidir:<br />
“ Sen ayaklarını sıranın dışına çıkarınca (davranışın tanımı), arada yürürken onlara takılabilirim (somut etki) ve düşüp bir yerimi kırabilirim diye korkuyorum (duygu).”<br />
Öğretmen burada davranışın olası etkisini söylüyor ve ortaya çıkardığı korku duygusunu dile getiriyor. <br />
<br />
<br />
Alıntı]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Öğretmen - Öğrenci - Veli İlişkisi]]></title>
			<link>http://www.egitimsokagi.com/Konu-ogretmen-ogrenci-veli-iliskisi--10935.html</link>
			<pubDate>Fri, 30 Jul 2010 13:32:38 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.egitimsokagi.com/Konu-ogretmen-ogrenci-veli-iliskisi--10935.html</guid>
			<description><![CDATA[Öğretmen ve öğrenci arasındaki ilişkilerde; sözel ifadeler ve sözel olmayan işaretlerle pek çok şeyi birbirlerine anlatabilirler. Bu ifadeler birbirlerine ya soğukluk ya da ılıklık ifade eder. Sözel olmayan işaretlerin, psikolojik etkisinin öğretmen ve öğrenci açısından anlam ifadesi;<br />
<br />
  I L I K L I L I K S O Ğ U K L U K<br />
<br />
Sesin Tonu Yumuşak Sert<br />
<br />
Yüz İfadesi Gülümseme, İlgili olma Donuk yüz, Duygusuz ifadesiz yüz<br />
<br />
Duruş  Diğerlerine doğru eğilmiş, Kişinin duruşunun karşısındakinden<br />
  Kişinin duruşunun karşısındakine  geriye doğru olması - Sınırlı -<br />
  Eğik olması - Rahat - <br />
<br />
Göz Göze Gelme Diğerlerinin gözüne Diğerlerinin gözüne <br />
   bakma  bakmaktan kaçınmak<br />
<br />
Jestler Açık, Onu karşı olma, Kapalı, Mesafeli, Kendini<br />
 Hazır olma savunucu olma ve diğerlerinden<br />
  kendini uzak tutma<br />
<br />
Duruş Mesafesi Yakın  Mesafeli<br />
 <br />
 Açık ve Savunucu İletişim : Öğrenci savunucu tutumda; öğretmen yargılayıcı bir tutum izlediğinde; karşısındakinin ses tonundan, davranışlarından değerlendirildiği, yargılandığı izlenimi alırsa hemen savunucu bir tutuma girer. Açık iletişimde öğretmen karşısındakine kuşku ve korku uyandıracak tutum izlemeden iletişimde bulunur. Öğretmenin konuşması; diğerini denetleme, belirli bir yöne çekme ya da fikrini değiştirme gibi amaçları içerdiğinde karşısındakinin savunuculuğunu arttırır. Konuya yönelik açık iletişimi içeren tutumda ise bunun aksine her iki kişide kendilerini o konu ile ilgili olarak sorumlu görerek konuşmayı sürdürür. Öğrencinin derse olan ilgisi ve isteği daha fazla olur. Anlayış ve yakınlık gösteren tutumda empatik anlayış söz konusudur. Diğerlerinin duygu ve düşüncelerine saygı gösterir. Konuşurken daha üstün olduğu tutumu izlenirse, soruna ortaklaşa eğilim sağlanmaz. Eşitlik belirten tutumda; kişi kendini üstün göstermeyen, karşısındaki kişide eşit tuttuğun anlarsa işbirliğine açık bir tutum içine girer.<br />
 Açık iletişimde; pragmatik tutum söz konusudur. Benim bakış tarzım doğru olmayabilir, benim bilgimden daha doğru olanı bulunabilir anlayışı vardır.<br />
 İşte öğretmen; yargılamayan, değerlendirmeyen, denetlemeyen, kendini üstün görmeyen, anlayış ve yakınlığın olduğu açık iletişimi kullanırsa; öğrenci öğretmeniyle daha fazla işbirliğine girer, dersleri daha bir ilgiyle dinler, daha bir çabayla derslere aktif katılır, etkin hale gelir. Böylece eğitimin gerçekleştirmeye çalıştığı amaçları kolayca gerçekleştirir. <br />
<br />
ÖĞRENCİ İLE ETKİLİ İLETİŞİM - İLETİŞİMDE BEN DİLİNİN KULLANILMASI<br />
<br />
 Karşılıklı iletişim sırasında oluşan sorunların büyük bir bölümü, bizlerin olaylara ve davranışlara yönelttiğimiz bakış açısı ve yargılar nedeniyle oluşur. Özellikle çocukların davranışlarını yorumlarken, değerlerimiz ve eğitimden kaynaklanan yargı etiketleri ile tepkiler oluştururuz. Oysa önemli olan davranışlarla yargıları ayırabilmektir. <br />
Örneğin; oyuncağını arkadaşlarıyla paylaşmak istemeyen çocuk,<br />
Davranış; oyuncağını arkadaşına vermiyor,<br />
Yargı; Bencil, düşüncesiz, paylaşmasını bilmeyen etiketler.<br />
 Sorunları ayırt edebilmek ve müdahalelerimizi gereken yerlerde doğru olarak yapabilmek için bir davranış penceresi çizelim. <br />
<br />
Davranış Penceresi<br />
Kabul Edilir <br />
Kabul Çizgisi<br />
Kabul Edilemez <br />
 <br />
 İzlediğimiz her kimsenin davranışı bu pencere içinde yer alır. Davranışların kabul edilip edilmemesi bizlerin o davranışa tanık olduğumuzda yaşadığımız duygularla bağımlıdır. Davranış oluştuğunda olumsuz duygular yaşıyorsak davranışı kabul etmeyiz. Olumlu duygular yaşıyorsak o davranışı görmezden gelebiliriz. <br />
Kabul çizgisinin değişkenliğini 3 önemli etken yaratır: <br />
1 - Ben 2 - Çocuk 3 - Çevre<br />
Çocuk &amp;qt; Davranışın kabul edilip edilmemesi çocuğun yaşına, davranışın tekrar sayısına ve bize benzemesine bağlıdır. Çocuğun bizim kafamızda var olan değer yargıları çerçevesinde gösterdikleri davranışları kabul etmemiz daha kolaydır. <br />
<br />
<br />
İLETİŞİMDE İFADE HATALARI<br />
<br />
 Çocuklar ve yetişkinler arasında çıkan en büyük sorun, çocuğun veya gencin olumsuz davranışları sonunda oluşur. Gencin yapmış olduğu davranış yetişkin tarafından kabul edilmediğinde genellikle gösterilen tepkiler şöyledir: “Sen nasıl bunu yaparsın ? Ne laf anlamaz çocuksun ? Ne zaman adam olacaksın ? Geri zekalı !.....” Bu çıkışmalar kızgınlık ifadesidir. Burada özellikle kullanılan ifade tarzı kişiye yönelik SEN mesajı, sen-dilidir. Toplumumuzda kızgınlık ifadeleri genellikle sen dili ile yapılır.<br />
 Ancak sen dili ile yapılan ifadeler, kızgınlığın gerçek nedenlerini açıklamaz. Olumsuz davranışın karşıdaki üzerindeki belirgin etkileri açık değildir. Gençlerle yapılan mülakatlarda, gençlerin çoğu zaman yetişkinlerin neden kızdıklarını pek anlayamadıklarını gösterir. Sen mesajında açık olan tek şey saldırıdır. İfade edilen kızgınlık davranışa değil, kişiliğe yöneldiği için gencin onurunun kırılmasına neden olduğu için direnmesine ve karşılık vermesine neden olur. Sen dili ile ifade edilen kişiliğe yönelik kızgınlık bireyler üzerinde onarılmaz yaralar açar. Kimlik duygusunun ve özgüvenin yaralanmasına yol açar. Zamanla gençte sen dilini kullanmayı öğrenir. Ve karşılıklı çatışmalar yaşanır. <br />
 Bunun çözümü BEN dili ile konuşmaktır. Ben dili yetişkinlerin olumsuz davranış sırasında yapmakta olduğu olumsuz etki ve duyguları açıklayan dürüst ve sorumlu bir kırgınlık ifadesidir. “ Ulan, kes şu müziğin sesini” demek yerine “müzik bu kadar yüksek açılınca okuduğumu anlamıyorum” demek, karşı tarafa kızgınlığın nedenini açıkladığı gibi, gencin kişiliğine bir saldırı niteliği taşımadığı için dinlenme ve uyulması daha olasıdır. Ben mesajları gerçek yaşantı ve duygularımızı ortaya koyduğundan, onun bizi ve gereksinimlerimizi daha iyi görebilmesine ve savunucu tutuma geçmeden sorumluluğunu kabul etmesine yardımcı olur.<br />
 <br />
 Çocuğun davranışını kendi isteğiyle ve bize verdiği değer yüzünden değiştirebilmesi için, sorunumuzun ve kızgınlığımızın nedenini bilmesi gerekir. <br />
Bunun için 3 türlü bilgi gerekir:<br />
1. Sorunu yaratan davranış hangisidir?<br />
2. Bu davranışı bizi nasıl etkilemektedir?<br />
3. Bu etkinin bizde uyandırdığı duygular nelerdir?<br />
 Bu 3 bilgi içeren mesaj “ben” mesajıdır. Ben mesajı bu üç bölümü içermelidir.<br />
1. Kabul edilmeyen davranışın yargısız, suçlayıcı olmayan tanımı: “Ne saygısız çocuksun” yerine, “neden saygısız?” hangi davranış. <br />
“Müziği bu kadar yüksek açtığın zaman ...” davranışın tanımıdır.<br />
2. Bu davranışın bizde oluşturduğu etki:<br />
- Başım ağrıyor,<br />
- Okuduğumu anlamıyorum,<br />
- Konuşmaları duyamıyoruz gibi...<br />
3. Olumsuz davranışların bizde yarattığı duygular.<br />
- Sinirleniyorum, kızıyorum, üzülüyorum, korkuyorum.<br />
 Dolayısıyla ben dili ile ifade edilen kızgınlık, başkaları hakkındaki değerlendirme ve yorumlarımızı değil, bizim olay karşısındaki gerçek duygu ve yaşantımızı açıklar. Duyguların açıklanması ve ifade edilmesi çok önemlidir. İnançlar, zevkler, değerler ve düşünceler insandan insana farklılık gösterse de, duygular bütün insanlarda aynıdır. Sadece yoğunluğu değişir. Buda bireylerin birbirlerini anlamalarını kolaylaştırır.<br />
 BEN dili ile konuşmanın 3 tür olumlu etkisi vardır.<br />
1. Konuşanı rahatlatır. Duyguların açıklanması kişinin rahatlamasına ve birikim yapmamasına yol açar.<br />
2. Belirgin etkiyi düşünen yetişkin, bazen belirgin bir etki olmadığını farkeder. Aslında kızgınlığın çocuğun davranışı ile ilgili olmayıp, özel yaşantısında karşılaşmış olduğu bir olumsuz durumdan kaynaklandığını farkeder.<br />
3. Ben mesajında gence karşı bir saldırı olmadığı için savunma durumu ortaya çıkmaz ve çocuk, yetişkinin gereksinimini karşılamak amacıyla, davranışın sorumluluğunu üstlenir; değiştirmeye yönelebilir. Bu durumda çocuk dış kontrol ve tehdit yerine iç kontrol ve denetim kazanır.<br />
<br />
ÇOCUKLARLA İLETİŞİM NASIL KURULUR<br />
<br />
• Çocuğa, sorunların önemsiz, saçma sapan ve geçersiz olduğu anlamını verebilir;<br />
• Çocuk bir güçlükle karşılaştığında açık davranmaktan çekinebilir.<br />
 İletişim engelleri, kendini anlatmaya çalışan çocuğu yardımcı olmadığı gibi, onun ileriki sorunlarını da anlatmamasına, içine atmasına neden olur. Bunun yerine yapılacak yardımcı davranışlar şunlar olabilir:<br />
1. Sessizlik : Sessizlik kadar kişiye konuşma olanağı tanıyan güçlü bir etken yoktur. Sadece sessiz durarak karşıdaki kişiye, çocuğa konuşma alanı bıraktığımız için, çocuk konuşmaya yönelebilir.<br />
2. Empati : Kendini karşısındakinin yerine koyarak olaylara onun gözleri ile, onun dünyasından bakmaya çalışmaktır. Kedisi öldüğü için ağlayan bir çocuğa: “Ne varmış bir kedi için üzülecek” gibi bir iletişim engeli yerine, kendini çocuğun yerine koyarak, kedinin onun yaşamında ne denli önemli olduğunu anlamaya çalışmak, empati kurmaktır. Empatinin en önemli göstergesi, diz çökerek çocukların dünyayı görüş açılarına bakmaktır. Çocuklar küçük yaşlarda bir bacaklar dünyasında yaşarlar. Dolayısıyla, çocuklarla konuşurken diz çökerek onları anlamaya çalışmak veya kaldırıp kucağına almak, çocuğu anlamaya daha açık bir davranış şeklidir.<br />
3. Kabul : Çocuğu sorunu ile birlikte yargılamadan kabul etmek. Çocuğun hata yapabileceğini, yaşının icabı doğru yargılayamayacağını düşünerek, çocuğu o anda (yani sorunu sırasında) günahı ve sevabıyla kabul ederek onu anlamaya çalışmaktır.<br />
4. Dürüst Olmak: Derdini anlatmaya çalışan bir çocuğa mutlaka yetişkin görüşü ve rolüyle yaklaşmak yerine (yani anne - baba rolü yerine), insan olarak yaklaşmaya çalışmak, ve onu duygularını anne-baba bakışıyla değil, bir insan bakışı ile algılamaya çalışmak, gereken cevapları vermek yerine, dürüst cevaplar vermeye çalışmak, çocuğa daha yakın, daha anlamlı bir yaklaşım verir. Bütün bunlar dinlemeye açık yardımcı davranışlardır. Katılımlı Dinleme yöntemi ile çocuğu daha iyi anlayabilir ve rahatlatabiliriz. <br />
 Katılımlı Dinleme : Katılımlı Dinleme basit bir tekrardır çocuğun söylediklerini duyduğumuza dair bir mesajdır. Bu mesaj çocuğun söylediklerini özetleyebilir ve çocuğun sorun sırasında yaşamış olduğu duyguları dile getirebilir.<br />
<br />
<br />
Alıntı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Öğretmen ve öğrenci arasındaki ilişkilerde; sözel ifadeler ve sözel olmayan işaretlerle pek çok şeyi birbirlerine anlatabilirler. Bu ifadeler birbirlerine ya soğukluk ya da ılıklık ifade eder. Sözel olmayan işaretlerin, psikolojik etkisinin öğretmen ve öğrenci açısından anlam ifadesi;<br />
<br />
  I L I K L I L I K S O Ğ U K L U K<br />
<br />
Sesin Tonu Yumuşak Sert<br />
<br />
Yüz İfadesi Gülümseme, İlgili olma Donuk yüz, Duygusuz ifadesiz yüz<br />
<br />
Duruş  Diğerlerine doğru eğilmiş, Kişinin duruşunun karşısındakinden<br />
  Kişinin duruşunun karşısındakine  geriye doğru olması - Sınırlı -<br />
  Eğik olması - Rahat - <br />
<br />
Göz Göze Gelme Diğerlerinin gözüne Diğerlerinin gözüne <br />
   bakma  bakmaktan kaçınmak<br />
<br />
Jestler Açık, Onu karşı olma, Kapalı, Mesafeli, Kendini<br />
 Hazır olma savunucu olma ve diğerlerinden<br />
  kendini uzak tutma<br />
<br />
Duruş Mesafesi Yakın  Mesafeli<br />
 <br />
 Açık ve Savunucu İletişim : Öğrenci savunucu tutumda; öğretmen yargılayıcı bir tutum izlediğinde; karşısındakinin ses tonundan, davranışlarından değerlendirildiği, yargılandığı izlenimi alırsa hemen savunucu bir tutuma girer. Açık iletişimde öğretmen karşısındakine kuşku ve korku uyandıracak tutum izlemeden iletişimde bulunur. Öğretmenin konuşması; diğerini denetleme, belirli bir yöne çekme ya da fikrini değiştirme gibi amaçları içerdiğinde karşısındakinin savunuculuğunu arttırır. Konuya yönelik açık iletişimi içeren tutumda ise bunun aksine her iki kişide kendilerini o konu ile ilgili olarak sorumlu görerek konuşmayı sürdürür. Öğrencinin derse olan ilgisi ve isteği daha fazla olur. Anlayış ve yakınlık gösteren tutumda empatik anlayış söz konusudur. Diğerlerinin duygu ve düşüncelerine saygı gösterir. Konuşurken daha üstün olduğu tutumu izlenirse, soruna ortaklaşa eğilim sağlanmaz. Eşitlik belirten tutumda; kişi kendini üstün göstermeyen, karşısındaki kişide eşit tuttuğun anlarsa işbirliğine açık bir tutum içine girer.<br />
 Açık iletişimde; pragmatik tutum söz konusudur. Benim bakış tarzım doğru olmayabilir, benim bilgimden daha doğru olanı bulunabilir anlayışı vardır.<br />
 İşte öğretmen; yargılamayan, değerlendirmeyen, denetlemeyen, kendini üstün görmeyen, anlayış ve yakınlığın olduğu açık iletişimi kullanırsa; öğrenci öğretmeniyle daha fazla işbirliğine girer, dersleri daha bir ilgiyle dinler, daha bir çabayla derslere aktif katılır, etkin hale gelir. Böylece eğitimin gerçekleştirmeye çalıştığı amaçları kolayca gerçekleştirir. <br />
<br />
ÖĞRENCİ İLE ETKİLİ İLETİŞİM - İLETİŞİMDE BEN DİLİNİN KULLANILMASI<br />
<br />
 Karşılıklı iletişim sırasında oluşan sorunların büyük bir bölümü, bizlerin olaylara ve davranışlara yönelttiğimiz bakış açısı ve yargılar nedeniyle oluşur. Özellikle çocukların davranışlarını yorumlarken, değerlerimiz ve eğitimden kaynaklanan yargı etiketleri ile tepkiler oluştururuz. Oysa önemli olan davranışlarla yargıları ayırabilmektir. <br />
Örneğin; oyuncağını arkadaşlarıyla paylaşmak istemeyen çocuk,<br />
Davranış; oyuncağını arkadaşına vermiyor,<br />
Yargı; Bencil, düşüncesiz, paylaşmasını bilmeyen etiketler.<br />
 Sorunları ayırt edebilmek ve müdahalelerimizi gereken yerlerde doğru olarak yapabilmek için bir davranış penceresi çizelim. <br />
<br />
Davranış Penceresi<br />
Kabul Edilir <br />
Kabul Çizgisi<br />
Kabul Edilemez <br />
 <br />
 İzlediğimiz her kimsenin davranışı bu pencere içinde yer alır. Davranışların kabul edilip edilmemesi bizlerin o davranışa tanık olduğumuzda yaşadığımız duygularla bağımlıdır. Davranış oluştuğunda olumsuz duygular yaşıyorsak davranışı kabul etmeyiz. Olumlu duygular yaşıyorsak o davranışı görmezden gelebiliriz. <br />
Kabul çizgisinin değişkenliğini 3 önemli etken yaratır: <br />
1 - Ben 2 - Çocuk 3 - Çevre<br />
Çocuk &amp;qt; Davranışın kabul edilip edilmemesi çocuğun yaşına, davranışın tekrar sayısına ve bize benzemesine bağlıdır. Çocuğun bizim kafamızda var olan değer yargıları çerçevesinde gösterdikleri davranışları kabul etmemiz daha kolaydır. <br />
<br />
<br />
İLETİŞİMDE İFADE HATALARI<br />
<br />
 Çocuklar ve yetişkinler arasında çıkan en büyük sorun, çocuğun veya gencin olumsuz davranışları sonunda oluşur. Gencin yapmış olduğu davranış yetişkin tarafından kabul edilmediğinde genellikle gösterilen tepkiler şöyledir: “Sen nasıl bunu yaparsın ? Ne laf anlamaz çocuksun ? Ne zaman adam olacaksın ? Geri zekalı !.....” Bu çıkışmalar kızgınlık ifadesidir. Burada özellikle kullanılan ifade tarzı kişiye yönelik SEN mesajı, sen-dilidir. Toplumumuzda kızgınlık ifadeleri genellikle sen dili ile yapılır.<br />
 Ancak sen dili ile yapılan ifadeler, kızgınlığın gerçek nedenlerini açıklamaz. Olumsuz davranışın karşıdaki üzerindeki belirgin etkileri açık değildir. Gençlerle yapılan mülakatlarda, gençlerin çoğu zaman yetişkinlerin neden kızdıklarını pek anlayamadıklarını gösterir. Sen mesajında açık olan tek şey saldırıdır. İfade edilen kızgınlık davranışa değil, kişiliğe yöneldiği için gencin onurunun kırılmasına neden olduğu için direnmesine ve karşılık vermesine neden olur. Sen dili ile ifade edilen kişiliğe yönelik kızgınlık bireyler üzerinde onarılmaz yaralar açar. Kimlik duygusunun ve özgüvenin yaralanmasına yol açar. Zamanla gençte sen dilini kullanmayı öğrenir. Ve karşılıklı çatışmalar yaşanır. <br />
 Bunun çözümü BEN dili ile konuşmaktır. Ben dili yetişkinlerin olumsuz davranış sırasında yapmakta olduğu olumsuz etki ve duyguları açıklayan dürüst ve sorumlu bir kırgınlık ifadesidir. “ Ulan, kes şu müziğin sesini” demek yerine “müzik bu kadar yüksek açılınca okuduğumu anlamıyorum” demek, karşı tarafa kızgınlığın nedenini açıkladığı gibi, gencin kişiliğine bir saldırı niteliği taşımadığı için dinlenme ve uyulması daha olasıdır. Ben mesajları gerçek yaşantı ve duygularımızı ortaya koyduğundan, onun bizi ve gereksinimlerimizi daha iyi görebilmesine ve savunucu tutuma geçmeden sorumluluğunu kabul etmesine yardımcı olur.<br />
 <br />
 Çocuğun davranışını kendi isteğiyle ve bize verdiği değer yüzünden değiştirebilmesi için, sorunumuzun ve kızgınlığımızın nedenini bilmesi gerekir. <br />
Bunun için 3 türlü bilgi gerekir:<br />
1. Sorunu yaratan davranış hangisidir?<br />
2. Bu davranışı bizi nasıl etkilemektedir?<br />
3. Bu etkinin bizde uyandırdığı duygular nelerdir?<br />
 Bu 3 bilgi içeren mesaj “ben” mesajıdır. Ben mesajı bu üç bölümü içermelidir.<br />
1. Kabul edilmeyen davranışın yargısız, suçlayıcı olmayan tanımı: “Ne saygısız çocuksun” yerine, “neden saygısız?” hangi davranış. <br />
“Müziği bu kadar yüksek açtığın zaman ...” davranışın tanımıdır.<br />
2. Bu davranışın bizde oluşturduğu etki:<br />
- Başım ağrıyor,<br />
- Okuduğumu anlamıyorum,<br />
- Konuşmaları duyamıyoruz gibi...<br />
3. Olumsuz davranışların bizde yarattığı duygular.<br />
- Sinirleniyorum, kızıyorum, üzülüyorum, korkuyorum.<br />
 Dolayısıyla ben dili ile ifade edilen kızgınlık, başkaları hakkındaki değerlendirme ve yorumlarımızı değil, bizim olay karşısındaki gerçek duygu ve yaşantımızı açıklar. Duyguların açıklanması ve ifade edilmesi çok önemlidir. İnançlar, zevkler, değerler ve düşünceler insandan insana farklılık gösterse de, duygular bütün insanlarda aynıdır. Sadece yoğunluğu değişir. Buda bireylerin birbirlerini anlamalarını kolaylaştırır.<br />
 BEN dili ile konuşmanın 3 tür olumlu etkisi vardır.<br />
1. Konuşanı rahatlatır. Duyguların açıklanması kişinin rahatlamasına ve birikim yapmamasına yol açar.<br />
2. Belirgin etkiyi düşünen yetişkin, bazen belirgin bir etki olmadığını farkeder. Aslında kızgınlığın çocuğun davranışı ile ilgili olmayıp, özel yaşantısında karşılaşmış olduğu bir olumsuz durumdan kaynaklandığını farkeder.<br />
3. Ben mesajında gence karşı bir saldırı olmadığı için savunma durumu ortaya çıkmaz ve çocuk, yetişkinin gereksinimini karşılamak amacıyla, davranışın sorumluluğunu üstlenir; değiştirmeye yönelebilir. Bu durumda çocuk dış kontrol ve tehdit yerine iç kontrol ve denetim kazanır.<br />
<br />
ÇOCUKLARLA İLETİŞİM NASIL KURULUR<br />
<br />
• Çocuğa, sorunların önemsiz, saçma sapan ve geçersiz olduğu anlamını verebilir;<br />
• Çocuk bir güçlükle karşılaştığında açık davranmaktan çekinebilir.<br />
 İletişim engelleri, kendini anlatmaya çalışan çocuğu yardımcı olmadığı gibi, onun ileriki sorunlarını da anlatmamasına, içine atmasına neden olur. Bunun yerine yapılacak yardımcı davranışlar şunlar olabilir:<br />
1. Sessizlik : Sessizlik kadar kişiye konuşma olanağı tanıyan güçlü bir etken yoktur. Sadece sessiz durarak karşıdaki kişiye, çocuğa konuşma alanı bıraktığımız için, çocuk konuşmaya yönelebilir.<br />
2. Empati : Kendini karşısındakinin yerine koyarak olaylara onun gözleri ile, onun dünyasından bakmaya çalışmaktır. Kedisi öldüğü için ağlayan bir çocuğa: “Ne varmış bir kedi için üzülecek” gibi bir iletişim engeli yerine, kendini çocuğun yerine koyarak, kedinin onun yaşamında ne denli önemli olduğunu anlamaya çalışmak, empati kurmaktır. Empatinin en önemli göstergesi, diz çökerek çocukların dünyayı görüş açılarına bakmaktır. Çocuklar küçük yaşlarda bir bacaklar dünyasında yaşarlar. Dolayısıyla, çocuklarla konuşurken diz çökerek onları anlamaya çalışmak veya kaldırıp kucağına almak, çocuğu anlamaya daha açık bir davranış şeklidir.<br />
3. Kabul : Çocuğu sorunu ile birlikte yargılamadan kabul etmek. Çocuğun hata yapabileceğini, yaşının icabı doğru yargılayamayacağını düşünerek, çocuğu o anda (yani sorunu sırasında) günahı ve sevabıyla kabul ederek onu anlamaya çalışmaktır.<br />
4. Dürüst Olmak: Derdini anlatmaya çalışan bir çocuğa mutlaka yetişkin görüşü ve rolüyle yaklaşmak yerine (yani anne - baba rolü yerine), insan olarak yaklaşmaya çalışmak, ve onu duygularını anne-baba bakışıyla değil, bir insan bakışı ile algılamaya çalışmak, gereken cevapları vermek yerine, dürüst cevaplar vermeye çalışmak, çocuğa daha yakın, daha anlamlı bir yaklaşım verir. Bütün bunlar dinlemeye açık yardımcı davranışlardır. Katılımlı Dinleme yöntemi ile çocuğu daha iyi anlayabilir ve rahatlatabiliriz. <br />
 Katılımlı Dinleme : Katılımlı Dinleme basit bir tekrardır çocuğun söylediklerini duyduğumuza dair bir mesajdır. Bu mesaj çocuğun söylediklerini özetleyebilir ve çocuğun sorun sırasında yaşamış olduğu duyguları dile getirebilir.<br />
<br />
<br />
Alıntı]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Öğrenciyi Kaçıran - Yaklaştıran Etkenler]]></title>
			<link>http://www.egitimsokagi.com/Konu-ogrenciyi-kaciran-yaklastiran-etkenler--10934.html</link>
			<pubDate>Fri, 30 Jul 2010 13:30:51 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.egitimsokagi.com/Konu-ogrenciyi-kaciran-yaklastiran-etkenler--10934.html</guid>
			<description><![CDATA[KAÇIRAN ETKENLER<br />
Ses yükseltmek<br />
Esnemek<br />
Burada benim sözüm geçer.<br />
Son sözü söylemede ısrar.<br />
Olumsuz vücut dilinin kullanılması:sert duruş,sıkı bağlı kollar,sert el hareketleri.<br />
Utandırma,bozma,gururla oynama,küçük düşürme…<br />
Küçümseme,alay etme,iğneleme…<br />
Hava atma.(Özellikle kendi ülkesi,yolları havası,suyu,insanı vs..)<br />
Kaba kuvvet.<br />
Konfliktin içine ilgisiz kişilerin çekilmesi.<br />
Çifte standartlı olma-‘söylediğimi yapın yaptığımı değil.’<br />
İstenmeyen ahlaki tavsiyeler.<br />
İspatsız doğrulukta ısrar.<br />
‘Şunu yap sana şu var’<br />
‘zaten hepiniz böylesiniz’,’sizden beklemiyor değildim’,’öğrenci milleti’<br />
Öğrenciyi yansılama.<br />
Emretme.(Yap lan işte!)<br />
Aşırı ödüllendirme.<br />
Meşgulüm sonra gel.<br />
Ben sizin arkadaşınızım.(Ama biz arkadaş değil öğretmen istiyorduk!)<br />
Çık dışarı terbiyesiz!<br />
İşe yaramaz!,Ne yaptığın beni ilgilendirmez!<br />
Ben öyle istiyorum,o kadar!<br />
Ödev vermek için ödev vermek.<br />
Madem susmayacaksınız o zaman bu cümleyi elli defa yazın!<br />
Verilen sözün tutulmaması.<br />
Her şeye evet demek.(ve sonra altından kalkamamak.)<br />
Tebeşir vs atmak.<br />
Reklam yapma ,kendi milletinin üstün olduğunu ima edici sözler söyleme.<br />
YAKLAŞTIRAN ETKENLER<br />
Gülümseme<br />
Güzel giyinme<br />
Traşlı olma.<br />
Ailelere ziyaret.<br />
Öğrenciden yana tavır.<br />
Öğrencinin şahsi ekonomik durumunu bilmek, bilindiğinin çocuk tarafından bilindiğini sağlamak.<br />
İnsanlar hata yapabilirler kabullenmesiyle disiplin problemlerine yaklaşmak.<br />
Ailesinin (anne baba, kardeşler)yaş günlerinin bilinip kutlanması.<br />
Üzüntülü olduğunda ne olduğunu sormak .Sevincini paylaşmak.<br />
Ayıplarını örtmek.<br />
Ümit vermek, güven vermek.<br />
Sende benim gibisin, bana benzer özelliklerin var.<br />
Günaydın, lütfen, tabiiki, neden olmasın, Özür dilerim Putlarına dokunmama o putları kendileri kıracak zamana kadar sabretme.<br />
Zamana riayet. Derse başlama ve bitirme. <br />
DEĞİŞİK ÖĞRETMEN TİPLERİ<br />
Külyutmaz Bey!<br />
Haşine Hanım!<br />
Sınırları ve kuralları belirli ve dar çerçevelidir.Gözü devamlı öğrencidedir ne zaman hata yapacaklar diye bekler.Sene başından sonuna kadar oturacakları yerlere varana kadar her şeyleri azami düzen içindedir.Sıralar hiç değişik düzende ders yapmak için bozulmaz hep bir çizgidedir.Çok geçerli bir sebep bile olsa öğrenci sınıftan dışarı çıkamaz.<br />
Sınıf genel olarak sessizdir.Öğrenciler öğretmenin rahatsız edilemeyeceğini bilirler.<br />
Öğretmen çok sıkı disiplinden yana ve kayıtsız şartsız itaat istemektedir.Öğrenci öğretmeni dinlemezse ne olacağını iyi bilmektedir.<br />
Sınıfta sıkı kurallar vardır ve öğrencilerin bu kurallar üzerine konuşmaya hakları yoktur.Neden sorusu hemen hemen hiç sorulmaz.<br />
Bazen hata yaparlarsa zayıf nottan kurtuluş olmadığının da farkındadırlar.Zayıf notu kurtarmak için ek imtihan söz konusu olamaz.<br />
Öğretmen öğrencilerini sevip saydığını ,onlardan yana olduğunu başarılarını istediğini gösterememektedir.Bu öğretmenin öğrencileri bu dersi ne isteyerek ne de gerekli olduğunu düşünerek başarılı olmak için gayret göstermez.Sadece iyi not alalımda ders başımıza dert olmasın düşüncesindedirler.<br />
Öğrencilerin bu öğretmen hakkındaki düşünceleri:<br />
Bana ne bu öğretmenden! Bana en ufak bir iyi niyetli yaklaşımı yokki bende onu seveyim.Devamlı bağırıyor ,çağırıyor ,haksızca notlar veriyor.Sevdiği bir iki öğrenci var ,tüm dersleri onlarla işliyor. Şu sene bitsede kurtulsak bu adamdan!<br />
Sevilen bey!<br />
Sevil Hanım!<br />
Öğretmen öğrencileri devamlı kontrolde tutmaktadır ama onları hayata en iyi şekilde hazırlamak için fırsatlar arar.Koyulan kuralların nedenlerini ve topluma faydasını ikna edici biçimde açıklar.Disiplinsizlik durumunda öğrenci saygılı fakat sıkı kurallarla karşılaşır.Af edileceği ümidi her zaman vardır içinde.<br />
Öğretmen onu yanlış anladıysa rahatlıkla öğretmenine meselenin diğer vechesini açıklayabilir.<br />
Öğretmen onlara devamlı saygılı olduğu için genelde öğrenciler saygısızlık yapmazlar.Oto kontrol sistemiyle yaramazlık yapan diğer arkadaşlarını uyarırlar.’Bu hocaya da bu yapılmaz’ sözü kendi aralarında sık duyulur.<br />
Zayıf alan öğrencinin neden zayıf aldığı mutlaka araştırılır.Hastalık veya elde olmayan sebepten alınan zayıf notlar için tekrar imtihanı yapılır.Sebepsiz zayıf notlar bazen kurşun kalemle yazılır ,öğrenci gayret ederse iyi nota değiştirme imkanı vardır.<br />
Herhangi bir şeyi anlamadıklarında rahatlıkla sorma imkanları olduğundan severek ve isteyerek dersi öğrenirler.Ders dışında da anlamadıkları bir mevzu için rahatlıkla öğretmeni rahatsız edebilirler.<br />
Öğretmen öğrencileri ile sulu şakalar yapmaz ,aradaki perdeyi yırtmamaya gayret gösterir.Ciddidir ama sevecendir.<br />
Öğrencilerinin özel hayatını bilir bunun içindir ki problem çıktığı zaman kaynağını çabuk anlar ve işin üzerine sakince gider. Öğrenci ceza alacaksa bile bunu terbiyesinde faydalı olacak şekle getirilmesi için gayret sarf eder.<br />
Başarılı başarısız öğrenci ayrımı yapılmadığından öğrenci haksızlık yapıldığını hiç düşünemez.<br />
Amirleri onu idari kadroya almak isterler ama öğrencilerle öyle içli dışlıdır ki o bunu istemez.<br />
Öğrencilerin bu öğretmen hakkındaki düşünceleri:<br />
Bu öğretmeni çok seviyoruz.Adil ve sevecen.Öğrencilerin de hata yapabileceğini düşündüğünden problemlere daha mantıklı yaklaşıyor.Sizi hiçbir zaman bozmaz,azarlamaz dalga geçmez.Hafif boynumuzu bükük görse sebebini araştırır,yardımcı olur.Onun için rahatlıkla onunla özel meselelerinizi bile konuşabilirsiniz.Ben bile unutmuştum yaş günümü,geçende geldi ve kulağıma ‘yaş günün kutlu olsun dedi’, sanki dünyalar benim olmuştu… Keşke her öğretmenimiz böyle olsa, ona canımızı veririz!<br />
SAKİN BEY!<br />
SAKİNE HANIM!<br />
Aşırı toleranslıdır.Öğrencilerin onun dersinden sonra başka bir dersten imtihanları vardır Öğrenciler ders yapmayıp ta imtihana çalışmak istediklerinde öğretmen hemen izin verir.<br />
‘İstediğinizi yapabilirsiniz ama biraz daha sessiz olun lütfen’ bu sınıfı açıklayan bir cümle olabilir.<br />
Öğretmen öğrenci ne yaparsa yapsın kırmak istemez.Dersler genelde gürültülü geçer.’kim soruyu yapacak ‘deyince diğer sınıflardan duyulabilecek ‘ben ben ‘sesleri ortalığı kaplayacaktır.<br />
Öğretmen öğrencilerle o kadar samimidir ki,öğrenciler el şakası bile rahatlıkla yaparlar.Bu yolla onlara yakın olunabileceğini dolayısıyla da problemleri daha rahat çözebileceğini söyler.<br />
Ödevin gerekliliğine çok inanmaz.Genelde ödev vermez.Öğrenciler bazen deftersiz bile sınıfa gelebilirler.Öğretmene göre önemli olan öğrencinin konuyu anlayıp anlamamasıdır.<br />
Dersinden şimdiye kadar hiç kimse sınıfta kalmamıştır.Notlar genelde yüksektir.<br />
BU ÖĞRETMENİN ÖĞRENCİLERİ:<br />
Genelde Ders çalışmazlar,çünkü dersten önce biraz bakmak yüksek not için yeterlidir.Sınıfı kontrol edilemediğinden çok bir şey öğrenemezler.Bazı öğrenciler onu severler ama saygı göstermek nedir çok bilmezler.<br />
<br />
Alıntı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[KAÇIRAN ETKENLER<br />
Ses yükseltmek<br />
Esnemek<br />
Burada benim sözüm geçer.<br />
Son sözü söylemede ısrar.<br />
Olumsuz vücut dilinin kullanılması:sert duruş,sıkı bağlı kollar,sert el hareketleri.<br />
Utandırma,bozma,gururla oynama,küçük düşürme…<br />
Küçümseme,alay etme,iğneleme…<br />
Hava atma.(Özellikle kendi ülkesi,yolları havası,suyu,insanı vs..)<br />
Kaba kuvvet.<br />
Konfliktin içine ilgisiz kişilerin çekilmesi.<br />
Çifte standartlı olma-‘söylediğimi yapın yaptığımı değil.’<br />
İstenmeyen ahlaki tavsiyeler.<br />
İspatsız doğrulukta ısrar.<br />
‘Şunu yap sana şu var’<br />
‘zaten hepiniz böylesiniz’,’sizden beklemiyor değildim’,’öğrenci milleti’<br />
Öğrenciyi yansılama.<br />
Emretme.(Yap lan işte!)<br />
Aşırı ödüllendirme.<br />
Meşgulüm sonra gel.<br />
Ben sizin arkadaşınızım.(Ama biz arkadaş değil öğretmen istiyorduk!)<br />
Çık dışarı terbiyesiz!<br />
İşe yaramaz!,Ne yaptığın beni ilgilendirmez!<br />
Ben öyle istiyorum,o kadar!<br />
Ödev vermek için ödev vermek.<br />
Madem susmayacaksınız o zaman bu cümleyi elli defa yazın!<br />
Verilen sözün tutulmaması.<br />
Her şeye evet demek.(ve sonra altından kalkamamak.)<br />
Tebeşir vs atmak.<br />
Reklam yapma ,kendi milletinin üstün olduğunu ima edici sözler söyleme.<br />
YAKLAŞTIRAN ETKENLER<br />
Gülümseme<br />
Güzel giyinme<br />
Traşlı olma.<br />
Ailelere ziyaret.<br />
Öğrenciden yana tavır.<br />
Öğrencinin şahsi ekonomik durumunu bilmek, bilindiğinin çocuk tarafından bilindiğini sağlamak.<br />
İnsanlar hata yapabilirler kabullenmesiyle disiplin problemlerine yaklaşmak.<br />
Ailesinin (anne baba, kardeşler)yaş günlerinin bilinip kutlanması.<br />
Üzüntülü olduğunda ne olduğunu sormak .Sevincini paylaşmak.<br />
Ayıplarını örtmek.<br />
Ümit vermek, güven vermek.<br />
Sende benim gibisin, bana benzer özelliklerin var.<br />
Günaydın, lütfen, tabiiki, neden olmasın, Özür dilerim Putlarına dokunmama o putları kendileri kıracak zamana kadar sabretme.<br />
Zamana riayet. Derse başlama ve bitirme. <br />
DEĞİŞİK ÖĞRETMEN TİPLERİ<br />
Külyutmaz Bey!<br />
Haşine Hanım!<br />
Sınırları ve kuralları belirli ve dar çerçevelidir.Gözü devamlı öğrencidedir ne zaman hata yapacaklar diye bekler.Sene başından sonuna kadar oturacakları yerlere varana kadar her şeyleri azami düzen içindedir.Sıralar hiç değişik düzende ders yapmak için bozulmaz hep bir çizgidedir.Çok geçerli bir sebep bile olsa öğrenci sınıftan dışarı çıkamaz.<br />
Sınıf genel olarak sessizdir.Öğrenciler öğretmenin rahatsız edilemeyeceğini bilirler.<br />
Öğretmen çok sıkı disiplinden yana ve kayıtsız şartsız itaat istemektedir.Öğrenci öğretmeni dinlemezse ne olacağını iyi bilmektedir.<br />
Sınıfta sıkı kurallar vardır ve öğrencilerin bu kurallar üzerine konuşmaya hakları yoktur.Neden sorusu hemen hemen hiç sorulmaz.<br />
Bazen hata yaparlarsa zayıf nottan kurtuluş olmadığının da farkındadırlar.Zayıf notu kurtarmak için ek imtihan söz konusu olamaz.<br />
Öğretmen öğrencilerini sevip saydığını ,onlardan yana olduğunu başarılarını istediğini gösterememektedir.Bu öğretmenin öğrencileri bu dersi ne isteyerek ne de gerekli olduğunu düşünerek başarılı olmak için gayret göstermez.Sadece iyi not alalımda ders başımıza dert olmasın düşüncesindedirler.<br />
Öğrencilerin bu öğretmen hakkındaki düşünceleri:<br />
Bana ne bu öğretmenden! Bana en ufak bir iyi niyetli yaklaşımı yokki bende onu seveyim.Devamlı bağırıyor ,çağırıyor ,haksızca notlar veriyor.Sevdiği bir iki öğrenci var ,tüm dersleri onlarla işliyor. Şu sene bitsede kurtulsak bu adamdan!<br />
Sevilen bey!<br />
Sevil Hanım!<br />
Öğretmen öğrencileri devamlı kontrolde tutmaktadır ama onları hayata en iyi şekilde hazırlamak için fırsatlar arar.Koyulan kuralların nedenlerini ve topluma faydasını ikna edici biçimde açıklar.Disiplinsizlik durumunda öğrenci saygılı fakat sıkı kurallarla karşılaşır.Af edileceği ümidi her zaman vardır içinde.<br />
Öğretmen onu yanlış anladıysa rahatlıkla öğretmenine meselenin diğer vechesini açıklayabilir.<br />
Öğretmen onlara devamlı saygılı olduğu için genelde öğrenciler saygısızlık yapmazlar.Oto kontrol sistemiyle yaramazlık yapan diğer arkadaşlarını uyarırlar.’Bu hocaya da bu yapılmaz’ sözü kendi aralarında sık duyulur.<br />
Zayıf alan öğrencinin neden zayıf aldığı mutlaka araştırılır.Hastalık veya elde olmayan sebepten alınan zayıf notlar için tekrar imtihanı yapılır.Sebepsiz zayıf notlar bazen kurşun kalemle yazılır ,öğrenci gayret ederse iyi nota değiştirme imkanı vardır.<br />
Herhangi bir şeyi anlamadıklarında rahatlıkla sorma imkanları olduğundan severek ve isteyerek dersi öğrenirler.Ders dışında da anlamadıkları bir mevzu için rahatlıkla öğretmeni rahatsız edebilirler.<br />
Öğretmen öğrencileri ile sulu şakalar yapmaz ,aradaki perdeyi yırtmamaya gayret gösterir.Ciddidir ama sevecendir.<br />
Öğrencilerinin özel hayatını bilir bunun içindir ki problem çıktığı zaman kaynağını çabuk anlar ve işin üzerine sakince gider. Öğrenci ceza alacaksa bile bunu terbiyesinde faydalı olacak şekle getirilmesi için gayret sarf eder.<br />
Başarılı başarısız öğrenci ayrımı yapılmadığından öğrenci haksızlık yapıldığını hiç düşünemez.<br />
Amirleri onu idari kadroya almak isterler ama öğrencilerle öyle içli dışlıdır ki o bunu istemez.<br />
Öğrencilerin bu öğretmen hakkındaki düşünceleri:<br />
Bu öğretmeni çok seviyoruz.Adil ve sevecen.Öğrencilerin de hata yapabileceğini düşündüğünden problemlere daha mantıklı yaklaşıyor.Sizi hiçbir zaman bozmaz,azarlamaz dalga geçmez.Hafif boynumuzu bükük görse sebebini araştırır,yardımcı olur.Onun için rahatlıkla onunla özel meselelerinizi bile konuşabilirsiniz.Ben bile unutmuştum yaş günümü,geçende geldi ve kulağıma ‘yaş günün kutlu olsun dedi’, sanki dünyalar benim olmuştu… Keşke her öğretmenimiz böyle olsa, ona canımızı veririz!<br />
SAKİN BEY!<br />
SAKİNE HANIM!<br />
Aşırı toleranslıdır.Öğrencilerin onun dersinden sonra başka bir dersten imtihanları vardır Öğrenciler ders yapmayıp ta imtihana çalışmak istediklerinde öğretmen hemen izin verir.<br />
‘İstediğinizi yapabilirsiniz ama biraz daha sessiz olun lütfen’ bu sınıfı açıklayan bir cümle olabilir.<br />
Öğretmen öğrenci ne yaparsa yapsın kırmak istemez.Dersler genelde gürültülü geçer.’kim soruyu yapacak ‘deyince diğer sınıflardan duyulabilecek ‘ben ben ‘sesleri ortalığı kaplayacaktır.<br />
Öğretmen öğrencilerle o kadar samimidir ki,öğrenciler el şakası bile rahatlıkla yaparlar.Bu yolla onlara yakın olunabileceğini dolayısıyla da problemleri daha rahat çözebileceğini söyler.<br />
Ödevin gerekliliğine çok inanmaz.Genelde ödev vermez.Öğrenciler bazen deftersiz bile sınıfa gelebilirler.Öğretmene göre önemli olan öğrencinin konuyu anlayıp anlamamasıdır.<br />
Dersinden şimdiye kadar hiç kimse sınıfta kalmamıştır.Notlar genelde yüksektir.<br />
BU ÖĞRETMENİN ÖĞRENCİLERİ:<br />
Genelde Ders çalışmazlar,çünkü dersten önce biraz bakmak yüksek not için yeterlidir.Sınıfı kontrol edilemediğinden çok bir şey öğrenemezler.Bazı öğrenciler onu severler ama saygı göstermek nedir çok bilmezler.<br />
<br />
Alıntı]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Öğretmen Davranışlarının Neden Olduğu İstenmeyen Öğrenci Davranışları]]></title>
			<link>http://www.egitimsokagi.com/Konu-ogretmen-davranislarinin-neden-oldugu-istenmeyen-ogrenci-davranislari--10933.html</link>
			<pubDate>Fri, 30 Jul 2010 13:29:09 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.egitimsokagi.com/Konu-ogretmen-davranislarinin-neden-oldugu-istenmeyen-ogrenci-davranislari--10933.html</guid>
			<description><![CDATA[Aşağıda öğretmenlerin yaptıkları veya yapmadıkları davranışların neden olduğu, olası istenmeyen öğrenci davranışları verilmiştir.<br />
<br />
ÖĞRETMEN DAVRANIŞLARI İSTENMEYEN ÖĞRENCİ DAVRANIŞLARI<br />
1- Notla tehdit etme 1- Korku,not için çalışma,otoriteye itaat<br />
2- Ceza olarak ödev verme 2- Dersten soğuma,isyan<br />
3- Sadece anlatım yöntemini kullanma derse güdülememe,cesaretlendirmeme,espiritüel olmama 3- Hayal kurma, başka şeylerle ilgilen-me,derse katılmama, dağınık ilgi<br />
4- Ödevleri kontrol etmeme 4- Ödevleri yapmama, eksik yapma veya özenle yapmama<br />
5- Sınıfa sırtını dönme 5- Başka şeylere yönelme<br />
6- İstenmeyen davranışları düzeltmeme 6- İstenmeyen davranışları sürdürme<br />
7- Sadece başarılı olanlara söz hakkı verme 7- Diğer öğrencilerin söz istememe davranış-larını pekiştirme<br />
8- Yanlış davranışı veya yanıtı aşırı eleştirme, olumsuz sözlerle etiketleme  8- Söz hakkı istememe, okula gelmeme<br />
9- Öğretmediği konularda sınav yapma 9- Kopya çekmeye yönelme<br />
10- Dersi iyi planlayamama, öğrencileri boş bırakma 10- Ders dışı olumsuz etkinliklere yönelme<br />
11- Zorlama ile disiplin sağlama 11- Okul eşyalarına zarar verme,pasif veya saldırgan olma<br />
12- Sınıfta herkesin görebileceği yerde durmama 12- Görülmeyen öğrencilerin ders dışı etkinliklere yönelmesi<br />
13- Öğrencilerin psikolojik,sosyal,akademik yeterlik ve gelişim dönemleri gibi özelliklerini tanımama 13- Saldırgan veya pasif olma<br />
14- Öğrencilerin ekonomik durumuna bakmadan araç gereç isteme 14- İçine kapanma, hırsızlık,okula gelmeme<br />
15- İstenen davranış hakkında bilgilen-dirmeme 15- İstenen ve istenmeyen davranışı ayırt edememe<br />
16- Öğretmenin kendi davranışları ve diğer öğretmenlerin davranışları arasındaki tutarsızlık 16- İstenen ve istenmeyen davranışı ayırt edememe<br />
17- Öğrencinin davranışı yerine kişiliğini eleştirme 17- Çekingen olma,içine kapanma, iletişim-sizliği pekiştirme<br />
18- İstenen davranış için uygun ortam oluşturmama 18- İstenmeyen davranışı sürdürme<br />
19- İstenen davranış için uygun pekiştireci zamanında vermeme 19- İstenen davranışı gösterememe<br />
20- Haklı ile haksız öğrenciyi ayırt edememe 20- Öğretmene ve derse karşı olumsuz tutum ve davranış<br />
21- Cinsel,sosyal,ekonomik ve başarı durumu vb. özelliklere göre ayrım yapma,sürekli aynı öğrencilere sosyal alanlarda görev verme 21- Öğretmene ve derse karşı nefret duygusu,kıskançlık,yağcılık,protesto geliştirme<br />
22- Başarı zevkini tattıramama 22- Dersle ilgilenmeme,söz istememe<br />
23- Derse girip dersi işleyip dersten çıkma; kitap öğretmeni olma,dersi soğuk atmosferde işleme <br />
23- Derse ve öğretmene karşı olumsuz tutum,isteksizlik<br />
24- İstenmeyen davranışlar üzerinde istenenlerden daha fazla durma, an konuyu kesip ayrıntılarla fazla ilgilenme 24- Karşı koyma,meydan okuma,duyguları saklama,başkalarını suçlama,dikkati dağıtma<br />
25- Bazı öğrencilere ismi ile hitap ederken diğerlerine hitap etmeme 25- Kıskançlık, öğretmenden ve dersten soğuma<br />
26- Ödül ve cezayı adil kullanmama 26- Kıskançlık,derse ve öğretmen karşı olumsuz tutum <br />
27- Körü körüne itaate alıştırmak için disiplin cezası verme, başarısız olarak değerlendirme 27- Güven duygusunu zedeleme, haklarını savunamama, haksızlığa itiraz etmeme<br />
28- Ana dilini iyi kullanmama ( örn. Argolu konuşma )  28- Argolu konuşma<br />
29- Başarılı ile başarısız öğrencileri akademik açıdan ayırt edememe ( örn. Her ikisine de aynı notu verme ) 29- Derse ilgisiz, öğretmene sevgisiz olma, protesto geliştirme<br />
30- Fiziksel ceza verme 30- Arkadaşlarıyla sorunlarını kavga ederek çözmeye çalışma, yalancılık, aşırı kaygı,karşı gelme,kişiliksiz davranışlar<br />
<br />
Şükrü AKKAYA<br />
ÖZEL FEZA LİSESİ <br />
REHBERLİK SERVİSİ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Aşağıda öğretmenlerin yaptıkları veya yapmadıkları davranışların neden olduğu, olası istenmeyen öğrenci davranışları verilmiştir.<br />
<br />
ÖĞRETMEN DAVRANIŞLARI İSTENMEYEN ÖĞRENCİ DAVRANIŞLARI<br />
1- Notla tehdit etme 1- Korku,not için çalışma,otoriteye itaat<br />
2- Ceza olarak ödev verme 2- Dersten soğuma,isyan<br />
3- Sadece anlatım yöntemini kullanma derse güdülememe,cesaretlendirmeme,espiritüel olmama 3- Hayal kurma, başka şeylerle ilgilen-me,derse katılmama, dağınık ilgi<br />
4- Ödevleri kontrol etmeme 4- Ödevleri yapmama, eksik yapma veya özenle yapmama<br />
5- Sınıfa sırtını dönme 5- Başka şeylere yönelme<br />
6- İstenmeyen davranışları düzeltmeme 6- İstenmeyen davranışları sürdürme<br />
7- Sadece başarılı olanlara söz hakkı verme 7- Diğer öğrencilerin söz istememe davranış-larını pekiştirme<br />
8- Yanlış davranışı veya yanıtı aşırı eleştirme, olumsuz sözlerle etiketleme  8- Söz hakkı istememe, okula gelmeme<br />
9- Öğretmediği konularda sınav yapma 9- Kopya çekmeye yönelme<br />
10- Dersi iyi planlayamama, öğrencileri boş bırakma 10- Ders dışı olumsuz etkinliklere yönelme<br />
11- Zorlama ile disiplin sağlama 11- Okul eşyalarına zarar verme,pasif veya saldırgan olma<br />
12- Sınıfta herkesin görebileceği yerde durmama 12- Görülmeyen öğrencilerin ders dışı etkinliklere yönelmesi<br />
13- Öğrencilerin psikolojik,sosyal,akademik yeterlik ve gelişim dönemleri gibi özelliklerini tanımama 13- Saldırgan veya pasif olma<br />
14- Öğrencilerin ekonomik durumuna bakmadan araç gereç isteme 14- İçine kapanma, hırsızlık,okula gelmeme<br />
15- İstenen davranış hakkında bilgilen-dirmeme 15- İstenen ve istenmeyen davranışı ayırt edememe<br />
16- Öğretmenin kendi davranışları ve diğer öğretmenlerin davranışları arasındaki tutarsızlık 16- İstenen ve istenmeyen davranışı ayırt edememe<br />
17- Öğrencinin davranışı yerine kişiliğini eleştirme 17- Çekingen olma,içine kapanma, iletişim-sizliği pekiştirme<br />
18- İstenen davranış için uygun ortam oluşturmama 18- İstenmeyen davranışı sürdürme<br />
19- İstenen davranış için uygun pekiştireci zamanında vermeme 19- İstenen davranışı gösterememe<br />
20- Haklı ile haksız öğrenciyi ayırt edememe 20- Öğretmene ve derse karşı olumsuz tutum ve davranış<br />
21- Cinsel,sosyal,ekonomik ve başarı durumu vb. özelliklere göre ayrım yapma,sürekli aynı öğrencilere sosyal alanlarda görev verme 21- Öğretmene ve derse karşı nefret duygusu,kıskançlık,yağcılık,protesto geliştirme<br />
22- Başarı zevkini tattıramama 22- Dersle ilgilenmeme,söz istememe<br />
23- Derse girip dersi işleyip dersten çıkma; kitap öğretmeni olma,dersi soğuk atmosferde işleme <br />
23- Derse ve öğretmene karşı olumsuz tutum,isteksizlik<br />
24- İstenmeyen davranışlar üzerinde istenenlerden daha fazla durma, an konuyu kesip ayrıntılarla fazla ilgilenme 24- Karşı koyma,meydan okuma,duyguları saklama,başkalarını suçlama,dikkati dağıtma<br />
25- Bazı öğrencilere ismi ile hitap ederken diğerlerine hitap etmeme 25- Kıskançlık, öğretmenden ve dersten soğuma<br />
26- Ödül ve cezayı adil kullanmama 26- Kıskançlık,derse ve öğretmen karşı olumsuz tutum <br />
27- Körü körüne itaate alıştırmak için disiplin cezası verme, başarısız olarak değerlendirme 27- Güven duygusunu zedeleme, haklarını savunamama, haksızlığa itiraz etmeme<br />
28- Ana dilini iyi kullanmama ( örn. Argolu konuşma )  28- Argolu konuşma<br />
29- Başarılı ile başarısız öğrencileri akademik açıdan ayırt edememe ( örn. Her ikisine de aynı notu verme ) 29- Derse ilgisiz, öğretmene sevgisiz olma, protesto geliştirme<br />
30- Fiziksel ceza verme 30- Arkadaşlarıyla sorunlarını kavga ederek çözmeye çalışma, yalancılık, aşırı kaygı,karşı gelme,kişiliksiz davranışlar<br />
<br />
Şükrü AKKAYA<br />
ÖZEL FEZA LİSESİ <br />
REHBERLİK SERVİSİ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Öğrencilere Göre İyi Öğretmen]]></title>
			<link>http://www.egitimsokagi.com/Konu-ogrencilere-gore-iyi-ogretmen--10932.html</link>
			<pubDate>Fri, 30 Jul 2010 13:27:30 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.egitimsokagi.com/Konu-ogrencilere-gore-iyi-ogretmen--10932.html</guid>
			<description><![CDATA[Bir öğretmenin sınıfı tarafından beğenilmesini sağlayan kişilik çizgilerini belirlemek üzere yapılan araştırmaya göre,öğrencilerce en çok vurgulanan on iki nitelik şöyledir:<br />
1-İşbirliğine dayanan demokratik tavır,<br />
2-Her çocuk için sevecen ve saygılı olma,<br />
3-Sabır,<br />
4-Geniş bilgi,<br />
5-Hareket ve görünüşün hoşa gitmesi,<br />
6-Doğruluk ve taraf tutmamak,<br />
7-Esprili olmak,<br />
8-Tam itidal ve metanet,<br />
9-Öğrencilerin sorunlarına ilgi duymak,<br />
10-Esneklik,<br />
11-Cesaret verme ve takdir etme konusunda iyi niyet,<br />
12-Özel bir konuyu öğretmede olağanüstü başarı.<br />
Yukarıdaki saydığımız özelliklere dayanarak ideal öğretmen şöyle tanımlanabilir: “İdeal öğretmen hem öğrettiği bilgilerde hem diğer konularda ve dünya hakkında tam bir bilgiye sahip iyiliksever,sağlıklı,gençlere gerçek ve yakın ilgi duyan insandır.”<br />
Öğrencilere göre, “iyi öğretmen” özelliklerinin neler olduğunu görmek için sorulan sorulara verilen cevapların sonuçları şöyledir:<br />
1-Öğretmenin sınıfta her öğrenciye eşit davranması(bazı öğretmenlerin çeşitli özellikleriyle bazı öğrencileri çok beğendiklerini,bazılarını da hiç sevmediklerini belli etmeleri.)<br />
2-Öğrenci dersini çalışmadığı ve sözlü sınavlarda başarısız olduğu zaman öğretmenin sert eleştiriler yapmaması,hakaret edici sözler söylememesi.<br />
3-Sınıfta öğretmenin çok otoriter davranarak rahatsız edici bir sükunet istememesi;normal hareket ve konuşma serbestliğini tanıması.<br />
4-Kendi sorunları ve sıkıntıları olduğu zaman sınıfa karşı haşin davranmaması.<br />
5-Dersleri soyut olmaktan çıkarıp güncel örnekler vermesi,çevre kaynaklarından ve örneklerinden yararlanarak daha cazip hale getirmesi.<br />
6-Derste bir davranışını beğenmediği öğrenciyi sınıf önünde küçültmeden,hesap sormadan,yalnız olarak karşısına alıp onu tanımaya,davranışının nedenlerini anlamaya çalışması.<br />
7-Sınıfta keyifsiz veya huzursuz olan öğrencileri fark ederek onları psikolojik dünyalarıyla da tanımaya çalışması.<br />
8-Sınıfta bazı öğretmenlerin disiplin kuruluna gönderebilecekleri olayları öğretmenin kendi olanaklarıyla aydınlatmaya çalışarak,öğrencileri maddi cezalardan koruması ve istenilmeyen davranışlarını düzeltmelerine yardımcı olması.<br />
9-Sınıfta şakacı mizahıyla esprili bir hava oluşturması,ciddi dersin içine ilginç örnekler ekleyerek öğrencilerin dikkatlerinin dağılmasını önlemesi. <br />
<br />
<br />
İyi bir öğretmen ;<br />
a) Konu alanı çok iyi bilir ve bildiklerini öğrenciye etkili bir biçimde aktarır<br />
b) Öğrenciyi anlar , onun ihtiyaç ve beklentilerine uygun eğitim ortamları düzenler ;<br />
c) Öğrenciyi çalışmaya karşı güdüler<br />
d) Öğrencilerin birbirinden farklı olduğunu kabul ederek her öğrenci ile ayrı ayrı ilgilenir,<br />
e) Öğrenciye rehberlik yapar, öğrencilerin sorunlarını fark eder,<br />
f) Öğrencisini ve öğretmeyi sever,<br />
g) Öğrencilerin derse olan ilgisini çeşitli tekniklerle arttırır,<br />
h) Bütün öğrencilerin dersi dikkatli dinlemelerini sağlar<br />
i) Öğrencilerin verdiği ödevleri yapmalarını sağlar,<br />
j) Öğrencilerin sınıftaki farklı seviyelerine göre ders anlatır,<br />
k) Öğrencilerin sınıftaki disiplinsiz davranışlarına izin vermez,<br />
l) Derslerine yeterli hazırlık yaparak girer,<br />
m) Sınıftaki öğrenciler üzerinde olumlu bir izlenim bırakır,<br />
n) Sınıfa çok iyi hakim olur.<br />
o) Öğrencilerin gelişim ve ergenlik gibi çeşitli sorunlarıyla ilgilenir,<br />
p) Öğrencilerle sağlıklı iletişim kurar,<br />
q) Sınıfta Uyulması gereken kurallara öğrencilerin uymasını sağlar,<br />
r) Öğrencileri her konuda “etkin olarak” dinler,<br />
s) Öğrencilere derste soru sorma imkanı verir,<br />
t) Öğrencileri daha iyi tanıyan aileleri ile her zaman görüşür.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Görüldüğü gibi iyi öğretmen olmak oldukça güç bir iştir. Bu meslekte başarılı olmak için öğretmenlerin iyi bir konu alanı bilgisine ve öğretmenlik mesleğinin gerektirdiği davranışlara sahip olması gerekmektedir. Öğretmen arkadaşlarımızın iyi bir öğretmen olabilmeleri için gelişmesine ve öğrenme – öğretme sürecine katkısını iyi anlayabilmek için , önce ÖĞRETMENİN GÖREVLERİ” ni özetlemek gerekir. Öğretmenin temel görevi , etkili bir öğretim ortamı düzenleyerek öğrenmeyi sağlamaktır. Öğretmen bu görevini yerine getirirken aşağıdaki etkinlikleri saptar.<br />
1- Öğretim planlarının hazırlanması : Formal eğitim planlı , programlı bir süreçtir. Bu nedenle öğretmenlerin derse girmeden önce yıllık ve günlük planlarını hazırlamaları gerekir. Öğretmen , öğretim planını hazırlarken, Tebliğler Dersinde belirtilen şekilde , dersin hedef tekniklerini , öğretim araç ve materyallerini seçer, hedeflere ulaşma derecesini tayin edecek değerlendirme etkinliklerini saptar.<br />
<br />
2- Öğrenme yaşantıları düzenleme : Öğretmen sınıfa girdikten sonra , önceden hazırladığı planları uygulamaya koyar. Uygulama sırasında öğretmenin gerçekleşmesi için, öğrencilerin öğrenmeye karşı istekli olması ve eylemde bulunması gerekir. Bu nedenle öğretmenin öğrencilerini güdeleyerek , öğretme ortamına aktif olarak katılımlarını sağlaması yeri geldikçe pekiştireçlerle davranışlarını yönlendirmesi gerekir.<br />
Okulda öğretim gruplarla yapılır. Her sınıfta değişik özellikte öğrenciler vardır. Bu öğrencilerin yönlendirilmesi ve uyum içinde çalışmalarının sağlanması da , öğretmenin görevleri arasındadır. Bu nedenle öğretmenin iyi bir yönetici ve sınıfın lideri durumunda olması gerekir.<br />
Öğrenciler sevdikleri ve otorite olarak gördükleri öğretmeni model alma eğilimi gösterirler. Öğretmenin giyimi, konuşma tarzı, düşünme ve yaşam biçimleri ile öğrencilere model olur. Bu nedenle öğretmenin sınıf içinde ve dışında davranışlarına dikkat etmesi öğrencileri için iyi bir model olmaya çalışması gerekir.<br />
3- Değerlendirme : Öğrenme-öğretme süreci sonunda , öğrencilerin hedefe ulaşma derecelerini belirlemek amacıyla değerlendirme yapılmalıdır. Öğretmen değerlendirme sonucunda elde ettiği bilgilere dayalı olarak , hem öğrencilerin öğrenme eksiklikleri düzeltme imkanı bulur.<br />
<br />
Bildiğiniz gibi öğrencilerimiz 12-17 yaşları arasındadır. Bu yaşlar arasındaki döneme<br />
“ Ortaöğretim Ergenlik Dönemi” denilmektedir.<br />
<br />
 Bu el kitabında ortaöğretim Ergenlik Dönemi , çeşitli eğitim – öğretim metot ve teknikleri , Sınıf yönetimi , Etkin Öğretmenlik , Öğretmen ve Öğrenci İlişkileri ile ilgili bilgileri bulacaksınız. Bu bilgilere daha verimli ve başarılı bir eğitim – öğretim yılı yaşamanız dileği ile.<br />
<br />
<br />
<br />
ÖĞRETMENLİĞİN ALTIN KURALLARI<br />
1-İlk başta öğretmen mesleğini sevmelidir. Bununla birlikte mesleğini çok iyi bilmeli ve alanında söz sahibi olmalıdır.<br />
2-Derslerin iyi bir şekilde işlenmesi,öğretmenin kendisini öğrencilere sevdirmesi açısından çok önemlidir. Ders yılına nasıl başlarsak öyle gider. Bu bakımdan sınıf içindeki hal ve hareketlerimizi çok iyi ayarlamalı ve öğrencilerle olan ilişkilerimizde araya belli bir mesafe koymalıyız.<br />
3-Öğretmen önce dersin amacını ve önemini kavratmakla işe başlamalıdır. Öğrenci dersi öğrenmesi gerektiğine inanmalı. Çünkü insanın tabiatında men edildikleri ve ikna oldukları şeylere karşı bir meyil ve istek vardır. Bu bakımdan öğretmen mevzuları akla,mantığa uygun gerekçe ve ölçüleriyle anlatmalıdır.<br />
4-Öğretmen konuşurken usandırmamalıdır. Öğrenciye vermek istediklerini az konuşarak fakat öz ve kapsamlı bir şekilde vermelidir. Lafı çok uzatarak öğrenciyi sıkmamalıdır.<br />
5-Öğretmen konuları öğrencilerin kabiliyet,karakter ve anlayış seviyelerine göre anlatmalı ve ona göre ilgi göstermelidir. Aksi halde öğrenciler dersi anlamıyoruz diye hem öğretmene hem de derse karşı tavır alabilir. Ayrıca öğretmen,önemli konuların üzerinde hassasiyetle durmalı, gerekli yerlerde tekrarlar yapmalıdır.<br />
6-Öğretmen geçen dersin genel bir tekrarını yapıp dikkatleri topladıktan sonra diğer konulara geçmelidir. Aksi halde öğrenciler derse tam motive olamadıklarından dolayı ilgisiz ve isteksiz olabilirler.<br />
7-Eğer öğrencilerin dikkatleri dağılmış başka şeylerle meşgul oluyorlarsa öğrencilerde derse karşı aşk ve şevk uyandırmak gerekir. Böyle durumlarda derse biraz ara verilmelidir. Sınıfın genel durumuna göre toplumda sevilen insanlardan örnekler verilerek veya kısa fıkralar anlatarak öğrencilerin dikkatleri toplandıktan sonra derse devam edilmelidir. Tabiki burada zaman ve ölçüyü iyi ayarlamak öğretmene düşüyor.<br />
8-Öğretmen derste gerektiği yerde espri yapmasını da bilmelidir. Ancak espri yapılırken ölçü kaçırılmamalıdır. Burada esprinin yeri yemekteki tuz gibi olmalıdır.<br />
9-Eğer mümkünse dersler öğrencilerin bizzat aktif katılımlarıyla işlenmeli ve uygulamaya yönelik konulara ağırlık verilmelidir. Çünkü bu tür konular öğrenciler tarafından istenerek yapılmakta ve daha kalıcı olmaktadır.(soru-cevap,münazara,deney,vb.)<br />
10-Öğrencilere sert davranmak çok sakıncalıdır. Öyleyse öğretmen öğrencilerle münasebetini çok iyi ayarlamalı,olur olmaz şekilde kızmamalıdır. Bilhassa herkesin ortasında öğrencilerin onur ve izzetlerini rencide etmemeye azami gayret göstermelidir.<br />
11-Öğretmen öğrencilere son derece sevgi,şefkat ve merhamet dolu bir alaka göstermeli,hal ve hatırlarını sormalı,dersleriyle ilgilenmeli ve onların maddi,manevi dertleriyle meşgul olmalıdır ki öğrenciler hocalarını sevsinler, öğütlerini tutup ona itaat etsinler.<br />
12-Öğrenciler genelde sevdikleri şahısları örnek alırlar ve onlar gibi olmak isterler. Bu bakımdan öğretmen başkalarının yanında kendini arkadaşlarıyla hafif düşürecek gayri ciddi söz ve davranışlardan kaçınmalıdır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bir öğretmenin sınıfı tarafından beğenilmesini sağlayan kişilik çizgilerini belirlemek üzere yapılan araştırmaya göre,öğrencilerce en çok vurgulanan on iki nitelik şöyledir:<br />
1-İşbirliğine dayanan demokratik tavır,<br />
2-Her çocuk için sevecen ve saygılı olma,<br />
3-Sabır,<br />
4-Geniş bilgi,<br />
5-Hareket ve görünüşün hoşa gitmesi,<br />
6-Doğruluk ve taraf tutmamak,<br />
7-Esprili olmak,<br />
8-Tam itidal ve metanet,<br />
9-Öğrencilerin sorunlarına ilgi duymak,<br />
10-Esneklik,<br />
11-Cesaret verme ve takdir etme konusunda iyi niyet,<br />
12-Özel bir konuyu öğretmede olağanüstü başarı.<br />
Yukarıdaki saydığımız özelliklere dayanarak ideal öğretmen şöyle tanımlanabilir: “İdeal öğretmen hem öğrettiği bilgilerde hem diğer konularda ve dünya hakkında tam bir bilgiye sahip iyiliksever,sağlıklı,gençlere gerçek ve yakın ilgi duyan insandır.”<br />
Öğrencilere göre, “iyi öğretmen” özelliklerinin neler olduğunu görmek için sorulan sorulara verilen cevapların sonuçları şöyledir:<br />
1-Öğretmenin sınıfta her öğrenciye eşit davranması(bazı öğretmenlerin çeşitli özellikleriyle bazı öğrencileri çok beğendiklerini,bazılarını da hiç sevmediklerini belli etmeleri.)<br />
2-Öğrenci dersini çalışmadığı ve sözlü sınavlarda başarısız olduğu zaman öğretmenin sert eleştiriler yapmaması,hakaret edici sözler söylememesi.<br />
3-Sınıfta öğretmenin çok otoriter davranarak rahatsız edici bir sükunet istememesi;normal hareket ve konuşma serbestliğini tanıması.<br />
4-Kendi sorunları ve sıkıntıları olduğu zaman sınıfa karşı haşin davranmaması.<br />
5-Dersleri soyut olmaktan çıkarıp güncel örnekler vermesi,çevre kaynaklarından ve örneklerinden yararlanarak daha cazip hale getirmesi.<br />
6-Derste bir davranışını beğenmediği öğrenciyi sınıf önünde küçültmeden,hesap sormadan,yalnız olarak karşısına alıp onu tanımaya,davranışının nedenlerini anlamaya çalışması.<br />
7-Sınıfta keyifsiz veya huzursuz olan öğrencileri fark ederek onları psikolojik dünyalarıyla da tanımaya çalışması.<br />
8-Sınıfta bazı öğretmenlerin disiplin kuruluna gönderebilecekleri olayları öğretmenin kendi olanaklarıyla aydınlatmaya çalışarak,öğrencileri maddi cezalardan koruması ve istenilmeyen davranışlarını düzeltmelerine yardımcı olması.<br />
9-Sınıfta şakacı mizahıyla esprili bir hava oluşturması,ciddi dersin içine ilginç örnekler ekleyerek öğrencilerin dikkatlerinin dağılmasını önlemesi. <br />
<br />
<br />
İyi bir öğretmen ;<br />
a) Konu alanı çok iyi bilir ve bildiklerini öğrenciye etkili bir biçimde aktarır<br />
b) Öğrenciyi anlar , onun ihtiyaç ve beklentilerine uygun eğitim ortamları düzenler ;<br />
c) Öğrenciyi çalışmaya karşı güdüler<br />
d) Öğrencilerin birbirinden farklı olduğunu kabul ederek her öğrenci ile ayrı ayrı ilgilenir,<br />
e) Öğrenciye rehberlik yapar, öğrencilerin sorunlarını fark eder,<br />
f) Öğrencisini ve öğretmeyi sever,<br />
g) Öğrencilerin derse olan ilgisini çeşitli tekniklerle arttırır,<br />
h) Bütün öğrencilerin dersi dikkatli dinlemelerini sağlar<br />
i) Öğrencilerin verdiği ödevleri yapmalarını sağlar,<br />
j) Öğrencilerin sınıftaki farklı seviyelerine göre ders anlatır,<br />
k) Öğrencilerin sınıftaki disiplinsiz davranışlarına izin vermez,<br />
l) Derslerine yeterli hazırlık yaparak girer,<br />
m) Sınıftaki öğrenciler üzerinde olumlu bir izlenim bırakır,<br />
n) Sınıfa çok iyi hakim olur.<br />
o) Öğrencilerin gelişim ve ergenlik gibi çeşitli sorunlarıyla ilgilenir,<br />
p) Öğrencilerle sağlıklı iletişim kurar,<br />
q) Sınıfta Uyulması gereken kurallara öğrencilerin uymasını sağlar,<br />
r) Öğrencileri her konuda “etkin olarak” dinler,<br />
s) Öğrencilere derste soru sorma imkanı verir,<br />
t) Öğrencileri daha iyi tanıyan aileleri ile her zaman görüşür.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Görüldüğü gibi iyi öğretmen olmak oldukça güç bir iştir. Bu meslekte başarılı olmak için öğretmenlerin iyi bir konu alanı bilgisine ve öğretmenlik mesleğinin gerektirdiği davranışlara sahip olması gerekmektedir. Öğretmen arkadaşlarımızın iyi bir öğretmen olabilmeleri için gelişmesine ve öğrenme – öğretme sürecine katkısını iyi anlayabilmek için , önce ÖĞRETMENİN GÖREVLERİ” ni özetlemek gerekir. Öğretmenin temel görevi , etkili bir öğretim ortamı düzenleyerek öğrenmeyi sağlamaktır. Öğretmen bu görevini yerine getirirken aşağıdaki etkinlikleri saptar.<br />
1- Öğretim planlarının hazırlanması : Formal eğitim planlı , programlı bir süreçtir. Bu nedenle öğretmenlerin derse girmeden önce yıllık ve günlük planlarını hazırlamaları gerekir. Öğretmen , öğretim planını hazırlarken, Tebliğler Dersinde belirtilen şekilde , dersin hedef tekniklerini , öğretim araç ve materyallerini seçer, hedeflere ulaşma derecesini tayin edecek değerlendirme etkinliklerini saptar.<br />
<br />
2- Öğrenme yaşantıları düzenleme : Öğretmen sınıfa girdikten sonra , önceden hazırladığı planları uygulamaya koyar. Uygulama sırasında öğretmenin gerçekleşmesi için, öğrencilerin öğrenmeye karşı istekli olması ve eylemde bulunması gerekir. Bu nedenle öğretmenin öğrencilerini güdeleyerek , öğretme ortamına aktif olarak katılımlarını sağlaması yeri geldikçe pekiştireçlerle davranışlarını yönlendirmesi gerekir.<br />
Okulda öğretim gruplarla yapılır. Her sınıfta değişik özellikte öğrenciler vardır. Bu öğrencilerin yönlendirilmesi ve uyum içinde çalışmalarının sağlanması da , öğretmenin görevleri arasındadır. Bu nedenle öğretmenin iyi bir yönetici ve sınıfın lideri durumunda olması gerekir.<br />
Öğrenciler sevdikleri ve otorite olarak gördükleri öğretmeni model alma eğilimi gösterirler. Öğretmenin giyimi, konuşma tarzı, düşünme ve yaşam biçimleri ile öğrencilere model olur. Bu nedenle öğretmenin sınıf içinde ve dışında davranışlarına dikkat etmesi öğrencileri için iyi bir model olmaya çalışması gerekir.<br />
3- Değerlendirme : Öğrenme-öğretme süreci sonunda , öğrencilerin hedefe ulaşma derecelerini belirlemek amacıyla değerlendirme yapılmalıdır. Öğretmen değerlendirme sonucunda elde ettiği bilgilere dayalı olarak , hem öğrencilerin öğrenme eksiklikleri düzeltme imkanı bulur.<br />
<br />
Bildiğiniz gibi öğrencilerimiz 12-17 yaşları arasındadır. Bu yaşlar arasındaki döneme<br />
“ Ortaöğretim Ergenlik Dönemi” denilmektedir.<br />
<br />
 Bu el kitabında ortaöğretim Ergenlik Dönemi , çeşitli eğitim – öğretim metot ve teknikleri , Sınıf yönetimi , Etkin Öğretmenlik , Öğretmen ve Öğrenci İlişkileri ile ilgili bilgileri bulacaksınız. Bu bilgilere daha verimli ve başarılı bir eğitim – öğretim yılı yaşamanız dileği ile.<br />
<br />
<br />
<br />
ÖĞRETMENLİĞİN ALTIN KURALLARI<br />
1-İlk başta öğretmen mesleğini sevmelidir. Bununla birlikte mesleğini çok iyi bilmeli ve alanında söz sahibi olmalıdır.<br />
2-Derslerin iyi bir şekilde işlenmesi,öğretmenin kendisini öğrencilere sevdirmesi açısından çok önemlidir. Ders yılına nasıl başlarsak öyle gider. Bu bakımdan sınıf içindeki hal ve hareketlerimizi çok iyi ayarlamalı ve öğrencilerle olan ilişkilerimizde araya belli bir mesafe koymalıyız.<br />
3-Öğretmen önce dersin amacını ve önemini kavratmakla işe başlamalıdır. Öğrenci dersi öğrenmesi gerektiğine inanmalı. Çünkü insanın tabiatında men edildikleri ve ikna oldukları şeylere karşı bir meyil ve istek vardır. Bu bakımdan öğretmen mevzuları akla,mantığa uygun gerekçe ve ölçüleriyle anlatmalıdır.<br />
4-Öğretmen konuşurken usandırmamalıdır. Öğrenciye vermek istediklerini az konuşarak fakat öz ve kapsamlı bir şekilde vermelidir. Lafı çok uzatarak öğrenciyi sıkmamalıdır.<br />
5-Öğretmen konuları öğrencilerin kabiliyet,karakter ve anlayış seviyelerine göre anlatmalı ve ona göre ilgi göstermelidir. Aksi halde öğrenciler dersi anlamıyoruz diye hem öğretmene hem de derse karşı tavır alabilir. Ayrıca öğretmen,önemli konuların üzerinde hassasiyetle durmalı, gerekli yerlerde tekrarlar yapmalıdır.<br />
6-Öğretmen geçen dersin genel bir tekrarını yapıp dikkatleri topladıktan sonra diğer konulara geçmelidir. Aksi halde öğrenciler derse tam motive olamadıklarından dolayı ilgisiz ve isteksiz olabilirler.<br />
7-Eğer öğrencilerin dikkatleri dağılmış başka şeylerle meşgul oluyorlarsa öğrencilerde derse karşı aşk ve şevk uyandırmak gerekir. Böyle durumlarda derse biraz ara verilmelidir. Sınıfın genel durumuna göre toplumda sevilen insanlardan örnekler verilerek veya kısa fıkralar anlatarak öğrencilerin dikkatleri toplandıktan sonra derse devam edilmelidir. Tabiki burada zaman ve ölçüyü iyi ayarlamak öğretmene düşüyor.<br />
8-Öğretmen derste gerektiği yerde espri yapmasını da bilmelidir. Ancak espri yapılırken ölçü kaçırılmamalıdır. Burada esprinin yeri yemekteki tuz gibi olmalıdır.<br />
9-Eğer mümkünse dersler öğrencilerin bizzat aktif katılımlarıyla işlenmeli ve uygulamaya yönelik konulara ağırlık verilmelidir. Çünkü bu tür konular öğrenciler tarafından istenerek yapılmakta ve daha kalıcı olmaktadır.(soru-cevap,münazara,deney,vb.)<br />
10-Öğrencilere sert davranmak çok sakıncalıdır. Öyleyse öğretmen öğrencilerle münasebetini çok iyi ayarlamalı,olur olmaz şekilde kızmamalıdır. Bilhassa herkesin ortasında öğrencilerin onur ve izzetlerini rencide etmemeye azami gayret göstermelidir.<br />
11-Öğretmen öğrencilere son derece sevgi,şefkat ve merhamet dolu bir alaka göstermeli,hal ve hatırlarını sormalı,dersleriyle ilgilenmeli ve onların maddi,manevi dertleriyle meşgul olmalıdır ki öğrenciler hocalarını sevsinler, öğütlerini tutup ona itaat etsinler.<br />
12-Öğrenciler genelde sevdikleri şahısları örnek alırlar ve onlar gibi olmak isterler. Bu bakımdan öğretmen başkalarının yanında kendini arkadaşlarıyla hafif düşürecek gayri ciddi söz ve davranışlardan kaçınmalıdır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Eğitimde Rehberliğin Yeri]]></title>
			<link>http://www.egitimsokagi.com/Konu-egitimde-rehberligin-yeri--10931.html</link>
			<pubDate>Fri, 30 Jul 2010 13:26:04 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.egitimsokagi.com/Konu-egitimde-rehberligin-yeri--10931.html</guid>
			<description><![CDATA["Bir mermer parçası için heykeltraş neyse, ruh içinde eğitim odur." (Adison)<br />
<br />
İnsan, doğumdan ölümüne kadar, fiziksel ve toplumsal çevresi ile etkileşim halindedir ve bu etkileşim süreci boyunca her an çevrenin istek ve beklentilerine uygun davranışlar geliştirir. Bireyde meydana gelen davranış değişikliklerinin bir kısmı rastlantılarla ve kendiliğinden gerçekleşir. Bir kısmı ise, yetişkinler tarafından planlı ve kasıtlı olarak gerçekleştirilir. Bireyde toplumca istenen davranışları geliştirme sürecine "Eğitim" adı verilmektedir. Örgün eğitim, bu davranış geliştirme işlemini planlı bir biçimde geliştirme sürecidir. <br />
Her bireyde, ihtiyaçlarını karşılama ve gizilgüçlerini gerçekleştirme yolunda doğal bir eğilim vardır. Eğitim, bireylerdeki bu eğilimi toplumun beklentileri doğrultusunda karşılama yolunda davranışlar kazandırma süreci olarak düşünülebilir. Şu halde eğitimin amacı, genel anlamda, "Bireyin özünü gerçekleştirmesine ve topluma yararlı olmasına yardımcı olmaktır."<br />
Genel olarak eğitimde planlı öğrenim durumları hazırlanarak, öğrencilere kültürel mirasın aktarılmasında, onların zihin güçlerinin geliştirilmesine, çevreye uyum için gerekli bilgi ve becerileri kazanmalarına ve böylece yetişkin toplumuna hazırlanmalarına ağırlık verilmektedir. <br />
Ancak, toplumsal değişme hızının gittikçe artması üzerine, bireylerin bilgili ve halihazır topluma uyum gösteren kimseler olarak değil, hızla değişen ve karmaşık hale gelen toplumda, ortaya çıkmakta olan sorunlarla başedebilecek ve durmadan değişen çevresine uyum gösterebilecek kimseler olarak yetiştirilmeleri gereği daha çok hissedilmektedir. Bu nedenle, artık okullarda bireylere, geçmişin ve bugünün sorunlarına bulunmuş çözümleri aktarma yanında, belki daha da önemli olarak, onların problem çözme güçlerinin geliştirilmesi amacına da yer verilmeye başlanmıştır. <br />
İnsan çevresine uyum yaparken çok kere yeni yollar bulmak zorundadır. Gelişmiş bir sinir sistemine sahip olmak insana, içgüdü türünden davranışlar yerine, "öğrenilmiş davranışlar" geliştirme olanağı sağlamıştır. İnsan geniş bir öğrenme ve problem çözme gücü sayesinde, bir ihtiyacını karşılamada eski davranış biçimleri işe yaramayınca yenisini geliştirme imkanına sahiptir. Bunu yaparken, geçmişte edindiği deneyimlerini işe koşabilir, onları yeni durumlara uyarlayabilir yada onların yeni bir sentezini yapabilir ve sorunlara yeni çözümler getirebilir. Ayrıca, kendi deneyimlerinin yanında başka deneyimlerden de yararlanabilir. Problem çözme işleminde başarı, her şeyden önce, problemin doğru bir biçimde tanımlanmasına bağlıdır. Kişiyi huzursuz eden durumun ne olduğu kesin bir biçimde tanımlanamazsa çözümü için doğru yaklaşım da bulunamaz. Güçlüğün doğru tanımlanması yanında, sorun ile ilgili konuda yeterli bilgi sahibi olmak da gereklidir. Sorunun nereden kaynaklandığı, hangi koşullarda arttığı veya azaldığı konusunda yeterli bilgi sahibi olunamazsa bulunacak çözümler etkisiz kalabilir. Yeterli bilgi toplandıktan sonra, güçlüyü gidereceği düşünülen geçenekten başlanarak, mevcut geçenekler uygulamaya konur. Bir geçenek uygulamaya konduktan sonra, etkisi değerlendirilir. Eğer tutulan yol, güçlüğü gidermede etkili olmuş ise, o yolda devam edilir. Güçlüğü gidermede başarısız olan hatta onu daha artıran yol terk edilir. Ve bir diğer geçenek uygulamaya konur. Gerek fiziksel gerekse toplumsal çevreye uyumda karşılaşılan güçlükleri gidermede izlenilen bu yolda başarı, güçlüğün kaynağı ve bunları giderecek yollar hakkında doğru ve ayrıntılı bilgi sahibi olmaya, ve geçerli yolu buluncaya kadar eldeki seçenekleri hazıroluş derecesine bağlıdır. <br />
Fiziksel ve toplumsal yaşamla ilgili olgulardan kaynaklanan sorunların ve bunlara bulunmuş çözüm yollarının tanıtılması ve karşılaşıla bilecek yeni sorunların çözüm bulabilme becerilerinin geliştirmesi, okullarda çeşitli ders konularının amacını oluşturmaktadır. Ancak, bir kimsenin kendi yaşamında karşılaştığı kişisel sorunlar hiçbir dersin konusu değildir. Bu, "Rehberlik ve Psikolojik Danışma" adı verilen servislerin işidir. Rehberlik ve psikolojik danışma, bireye, kişisel sorunlarının çözümü için gerekli olan olgusal bilgileri sağlayan, kişinin isteklerini ve imkanlarını, çeşitli özelliklerini tanımasına yardımcı olan ve nihayet bu bilgilerden yararlanarak özünü gerçekleştirmesine yardım eden bir hizmet alanıdır.<br />
Şu halde diyebiliriz ki; rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri, birinci derecede, bireylerin "Karar verme" sorunlarına yardımcı olmaktadır. Karar verme, yukarıda da belirtildiği gibi, bir güçlüyü gidermede şu yada bu seçeneğe yönelme meselesidir. Karar verme, problem çözme işleminin en önemli aşamasını oluşturmaktadır. İnsan, hayatı boyunca pek çok konuda karar verir. Bazı konularda verilen kararlar bütün hayatı etkileyecek güce sahip olabilir. Böyle dönemlerde insan kaygılı bunalım yaşayabilir; yalnız olgusal bilgiye değil, "Psikolojik desteğe" de ihtiyaç duyabilir. Rehberlik ve Psikolojik Danışma, bireylere bu desteği sağlamaya çalışır. <br />
<br />
  Alıntı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA["Bir mermer parçası için heykeltraş neyse, ruh içinde eğitim odur." (Adison)<br />
<br />
İnsan, doğumdan ölümüne kadar, fiziksel ve toplumsal çevresi ile etkileşim halindedir ve bu etkileşim süreci boyunca her an çevrenin istek ve beklentilerine uygun davranışlar geliştirir. Bireyde meydana gelen davranış değişikliklerinin bir kısmı rastlantılarla ve kendiliğinden gerçekleşir. Bir kısmı ise, yetişkinler tarafından planlı ve kasıtlı olarak gerçekleştirilir. Bireyde toplumca istenen davranışları geliştirme sürecine "Eğitim" adı verilmektedir. Örgün eğitim, bu davranış geliştirme işlemini planlı bir biçimde geliştirme sürecidir. <br />
Her bireyde, ihtiyaçlarını karşılama ve gizilgüçlerini gerçekleştirme yolunda doğal bir eğilim vardır. Eğitim, bireylerdeki bu eğilimi toplumun beklentileri doğrultusunda karşılama yolunda davranışlar kazandırma süreci olarak düşünülebilir. Şu halde eğitimin amacı, genel anlamda, "Bireyin özünü gerçekleştirmesine ve topluma yararlı olmasına yardımcı olmaktır."<br />
Genel olarak eğitimde planlı öğrenim durumları hazırlanarak, öğrencilere kültürel mirasın aktarılmasında, onların zihin güçlerinin geliştirilmesine, çevreye uyum için gerekli bilgi ve becerileri kazanmalarına ve böylece yetişkin toplumuna hazırlanmalarına ağırlık verilmektedir. <br />
Ancak, toplumsal değişme hızının gittikçe artması üzerine, bireylerin bilgili ve halihazır topluma uyum gösteren kimseler olarak değil, hızla değişen ve karmaşık hale gelen toplumda, ortaya çıkmakta olan sorunlarla başedebilecek ve durmadan değişen çevresine uyum gösterebilecek kimseler olarak yetiştirilmeleri gereği daha çok hissedilmektedir. Bu nedenle, artık okullarda bireylere, geçmişin ve bugünün sorunlarına bulunmuş çözümleri aktarma yanında, belki daha da önemli olarak, onların problem çözme güçlerinin geliştirilmesi amacına da yer verilmeye başlanmıştır. <br />
İnsan çevresine uyum yaparken çok kere yeni yollar bulmak zorundadır. Gelişmiş bir sinir sistemine sahip olmak insana, içgüdü türünden davranışlar yerine, "öğrenilmiş davranışlar" geliştirme olanağı sağlamıştır. İnsan geniş bir öğrenme ve problem çözme gücü sayesinde, bir ihtiyacını karşılamada eski davranış biçimleri işe yaramayınca yenisini geliştirme imkanına sahiptir. Bunu yaparken, geçmişte edindiği deneyimlerini işe koşabilir, onları yeni durumlara uyarlayabilir yada onların yeni bir sentezini yapabilir ve sorunlara yeni çözümler getirebilir. Ayrıca, kendi deneyimlerinin yanında başka deneyimlerden de yararlanabilir. Problem çözme işleminde başarı, her şeyden önce, problemin doğru bir biçimde tanımlanmasına bağlıdır. Kişiyi huzursuz eden durumun ne olduğu kesin bir biçimde tanımlanamazsa çözümü için doğru yaklaşım da bulunamaz. Güçlüğün doğru tanımlanması yanında, sorun ile ilgili konuda yeterli bilgi sahibi olmak da gereklidir. Sorunun nereden kaynaklandığı, hangi koşullarda arttığı veya azaldığı konusunda yeterli bilgi sahibi olunamazsa bulunacak çözümler etkisiz kalabilir. Yeterli bilgi toplandıktan sonra, güçlüyü gidereceği düşünülen geçenekten başlanarak, mevcut geçenekler uygulamaya konur. Bir geçenek uygulamaya konduktan sonra, etkisi değerlendirilir. Eğer tutulan yol, güçlüğü gidermede etkili olmuş ise, o yolda devam edilir. Güçlüğü gidermede başarısız olan hatta onu daha artıran yol terk edilir. Ve bir diğer geçenek uygulamaya konur. Gerek fiziksel gerekse toplumsal çevreye uyumda karşılaşılan güçlükleri gidermede izlenilen bu yolda başarı, güçlüğün kaynağı ve bunları giderecek yollar hakkında doğru ve ayrıntılı bilgi sahibi olmaya, ve geçerli yolu buluncaya kadar eldeki seçenekleri hazıroluş derecesine bağlıdır. <br />
Fiziksel ve toplumsal yaşamla ilgili olgulardan kaynaklanan sorunların ve bunlara bulunmuş çözüm yollarının tanıtılması ve karşılaşıla bilecek yeni sorunların çözüm bulabilme becerilerinin geliştirmesi, okullarda çeşitli ders konularının amacını oluşturmaktadır. Ancak, bir kimsenin kendi yaşamında karşılaştığı kişisel sorunlar hiçbir dersin konusu değildir. Bu, "Rehberlik ve Psikolojik Danışma" adı verilen servislerin işidir. Rehberlik ve psikolojik danışma, bireye, kişisel sorunlarının çözümü için gerekli olan olgusal bilgileri sağlayan, kişinin isteklerini ve imkanlarını, çeşitli özelliklerini tanımasına yardımcı olan ve nihayet bu bilgilerden yararlanarak özünü gerçekleştirmesine yardım eden bir hizmet alanıdır.<br />
Şu halde diyebiliriz ki; rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri, birinci derecede, bireylerin "Karar verme" sorunlarına yardımcı olmaktadır. Karar verme, yukarıda da belirtildiği gibi, bir güçlüyü gidermede şu yada bu seçeneğe yönelme meselesidir. Karar verme, problem çözme işleminin en önemli aşamasını oluşturmaktadır. İnsan, hayatı boyunca pek çok konuda karar verir. Bazı konularda verilen kararlar bütün hayatı etkileyecek güce sahip olabilir. Böyle dönemlerde insan kaygılı bunalım yaşayabilir; yalnız olgusal bilgiye değil, "Psikolojik desteğe" de ihtiyaç duyabilir. Rehberlik ve Psikolojik Danışma, bireylere bu desteği sağlamaya çalışır. <br />
<br />
  Alıntı]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hedefe Doğru İlerlerken]]></title>
			<link>http://www.egitimsokagi.com/Konu-hedefe-dogru-ilerlerken--10930.html</link>
			<pubDate>Fri, 30 Jul 2010 13:23:48 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.egitimsokagi.com/Konu-hedefe-dogru-ilerlerken--10930.html</guid>
			<description><![CDATA[Başarmak, insanın maddi ve manevi kuvvetlerini , bir hedefe doğru yöneltip hedefi elde etme sürecidir. Bu süreç içerisinde bir kısım insanlar muvaffak olurken ,diğerleri niçin başarısız olarak hayata küserler. Yoksa hayatta başarılı olanlar yaradanın özel lütfuna mı mazhar oldular? Ya da onların diğer insanlardan farklı bir yanları mı vardı? Elbette ki hayır. Onlar da diğerleri gibi iki eli, iki gözü, iki kulağı olan yeme, içme v.s ihtiyaçları bulunan normal birer insanlardı. Doğan her beşer gibi Yüce Mevla onları da eşit yaratmış ve kendi iradelerinde serbest bırakmıştır.<br />
Tarihsel gelişim içersinde baktığımızda insanoğlu yaratıldıktan bu yana hiçbir devirde güllük gülistanlık bir hayat sürmemiştir. Bütün engelleme ve zorluklara rağmen aynen tren yolunda çalışan işçiler gibi ilerlemeye mecburdurlar. Hiçbir zaman karşısına çıkan ilk dağ ya da nehir kenarında son istasyonunu bina edememişlerdir. Köprüler yapmış, tüneller açmışlardır. İşte bunlarda daima kazananlardan olmuşlardır.<br />
<br />
Bu vesile ile siz de kazananlardan olmak istiyorsanız:<br />
Bu günümüzü çalan iki hırsız vardır ; birisi geçmişe ilişkin pişmanlıklarımız, diğeri ise geleceğe ilişkin kaygılarımızdır...<br />
Hayat mükafatını tahammül etmesini bilenlere verir...<br />
İki kişi vardır ki birisi fırsatları engel görür, diğeri engelleri fırsat bilir siz daima ikincisi olun...<br />
Hayatta yapacağınız en büyük hata ; hata yapmamak için riske girmemektir...<br />
Size koltuk değnekleri verebilirler fakat yürüyecek olan yine sizlersiniz...<br />
Tavşan tilkiden daha hızlı koşar ; çünkü tilki yiyeceği için tavşan hayatı için koşar...<br />
Kaybetmemek için zaaflarınızı, kazanmak için gücünüzü bilin...<br />
Kendinizi nasıl düşünüyorsanız, öylesiniz...<br />
Kazananların suçlamalar için vakti yoktur. Çünkü onlar gelecek düello için çalışma ile meşguldürler...<br />
Büyük bir şey yapmaya gayret edip başaramamak “hiçbir şey yapmamakla başarı kazanmak” tan daha iyidir...<br />
“Keşke şunları yapsaydım”diye düşünmek yerine şu an neler yapabileceğinizi düşünün...<br />
Düşünmeden bir şey yapmak, yapmadan düşünmek kadar kötüdür...<br />
İyi başlamak tamamlamanın yarısıdır...<br />
<br />
Ne yapmayacağınıza karar vermeniz, ne yapacağınıza karar vermeniz kadar önemlidir...<br />
Ne kadar bilginiz varsa, o kadar seçeneğiniz çok olur...<br />
Durumunu değiştiremiyorsan fikrini değiştir...<br />
Hiç kimse size başarı ve mutluluğu altın tepside sunmaz...<br />
Akıllı başarısızlık aptalca başarıdan daha iyidir...<br />
Zaman altındır. Zamanlama ise elmastır...<br />
İyi insanlarla arkadaş olun ; Bir kırmızı gül vazoda iken, bir gül buketinin arasında olduğu kadar güzel değildir...<br />
Bilip de kullanmamak bilmemek gibidir...<br />
En kötü karar bile kararsızlıktan daha iyidir...<br />
Bir hedefe sahip olmamak o hedefe ulaşamamaktan daha korkunçtur...<br />
Mağlubiyet en son motive edicidir, dibe vurduğunuzda en tepeden başka gidecek yeriniz kalmaz...<br />
Zihninizi çalıştırmak için vücudunuzu hareket ettirin...<br />
Kendinizi nasıl düşünüyorsanız öylesiniz...<br />
Siz değişirseniz hayatınız da değişir...<br />
Miktar değil kaliteye önem verin....<br />
Hedef; Dolu bir şarjör, iyi kavranmış bir kabza, örselenmemiş bir yiv, tutukluk yapmayan bir mekanizma, gezden-gözden, arpacıktan, bakan parlak bir göz, nihayet titremeyen bir el ister...<br />
Büyük gayeler küçük fedakarlıklarla tatmin olmaz...<br />
Zamana babalık yapamayanlar, tembelliğin utanç veren çocuklarına babalık yapmak zorunda kalır...<br />
Küçük bir sıfıra çarpan yüz milyonlarca rakamınız sıfır olur...<br />
Doğrudur; her arayan bulamaz ama aramadan bulana hiç rastlanmamıştır...<br />
Doğruyu görebilmek için doğruyu hissedebilmek, doğruyu hissedebilmek, için doğru yaşamak gerekir...<br />
Korkak bir çoban, bir kurdu, kurt sürüsü gibi görür...<br />
Hayat dünyasında çürümektense, olaylar dünyasında budanmak daha iyidir...<br />
Bilmediği konuda konuşmaya kalkan, bilmediği denize balıklamaya atlayan gibidir...<br />
Güneş gibi durmanız gereken yerde durun , ne fazla yaklaşıp etrafınızı yakın, ne de fazla uzaklaşıp buz kestirin...<br />
Dikenlere küsüp bahçeyi terk ederseniz gülleri deremezsiniz...<br />
İlimde unutmak, emeğinizin ve zihin gücünüzün israf edilmesidir...<br />
Güllerin yanındaki çalı çırpı da gül kokar...<br />
Kötülükleri önlemeye eli ve sözü yetenlerin, kalplerindeki itiraz kendilerini aldatmalarından başka bir şey değildir...<br />
Zaman sizi oyalayabilir, sizin zamanı oyalama imkanınız yoktur...<br />
Bütün hayalinizle, bütün ruhunuzla, bütün varlığınızla isteyin, sizin olacaktır...<br />
Çok fazla arkanıza bakarsanız sonunda o tarafa gidersiniz,Güç ileride... oraya bak...<br />
Sen her şeyini ilme vermezsen, ilim de sana her şeyi vermez...<br />
Eğer düşündüğün gibi yaşamazsan, yaşadığın gibi düşünmeye başlarsın...<br />
Vakti, nakti, ömrü azizi, israf etmeyiniz...<br />
Tahammül her şeyin üstündedir...<br />
Bir elmanın ağacında çürümesinde, ne güneşin ne de yağmurun bir kabahati vardır; kabahat elmanın kendi özündedir, çünkü zayıflık ondadır...<br />
Tahammül gösterebilenler için başarısızlık ve mağlubiyetler, kuvvet kaynağıdır...<br />
Hiçbir işadamı, hiçbir müteşebbis işini başarısızlık anında bırakmamalıdır, ama bir siyaset adamı da başarısız olduktan sonra bir dakika bile durmamalıdır...<br />
Bugün yapamadığınızı yarın yapabilirsiniz; Eğer siz yarın başka bir insan olmayı başarırsanız...<br />
Mücadele ne kadar çetin olmuşsa başarı da o kadar büyük olur...<br />
Olduğunu unutmayın...<br />
Hemen şimdi gözlerinizi kapatın ve şu cümleyi tamamlayın;<br />
“Ben her zaman ..istedim.” Şimdi başlayın...<br />
      <br />
Ahmet KOCACAN<br />
1997-SAMSUN]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Başarmak, insanın maddi ve manevi kuvvetlerini , bir hedefe doğru yöneltip hedefi elde etme sürecidir. Bu süreç içerisinde bir kısım insanlar muvaffak olurken ,diğerleri niçin başarısız olarak hayata küserler. Yoksa hayatta başarılı olanlar yaradanın özel lütfuna mı mazhar oldular? Ya da onların diğer insanlardan farklı bir yanları mı vardı? Elbette ki hayır. Onlar da diğerleri gibi iki eli, iki gözü, iki kulağı olan yeme, içme v.s ihtiyaçları bulunan normal birer insanlardı. Doğan her beşer gibi Yüce Mevla onları da eşit yaratmış ve kendi iradelerinde serbest bırakmıştır.<br />
Tarihsel gelişim içersinde baktığımızda insanoğlu yaratıldıktan bu yana hiçbir devirde güllük gülistanlık bir hayat sürmemiştir. Bütün engelleme ve zorluklara rağmen aynen tren yolunda çalışan işçiler gibi ilerlemeye mecburdurlar. Hiçbir zaman karşısına çıkan ilk dağ ya da nehir kenarında son istasyonunu bina edememişlerdir. Köprüler yapmış, tüneller açmışlardır. İşte bunlarda daima kazananlardan olmuşlardır.<br />
<br />
Bu vesile ile siz de kazananlardan olmak istiyorsanız:<br />
Bu günümüzü çalan iki hırsız vardır ; birisi geçmişe ilişkin pişmanlıklarımız, diğeri ise geleceğe ilişkin kaygılarımızdır...<br />
Hayat mükafatını tahammül etmesini bilenlere verir...<br />
İki kişi vardır ki birisi fırsatları engel görür, diğeri engelleri fırsat bilir siz daima ikincisi olun...<br />
Hayatta yapacağınız en büyük hata ; hata yapmamak için riske girmemektir...<br />
Size koltuk değnekleri verebilirler fakat yürüyecek olan yine sizlersiniz...<br />
Tavşan tilkiden daha hızlı koşar ; çünkü tilki yiyeceği için tavşan hayatı için koşar...<br />
Kaybetmemek için zaaflarınızı, kazanmak için gücünüzü bilin...<br />
Kendinizi nasıl düşünüyorsanız, öylesiniz...<br />
Kazananların suçlamalar için vakti yoktur. Çünkü onlar gelecek düello için çalışma ile meşguldürler...<br />
Büyük bir şey yapmaya gayret edip başaramamak “hiçbir şey yapmamakla başarı kazanmak” tan daha iyidir...<br />
“Keşke şunları yapsaydım”diye düşünmek yerine şu an neler yapabileceğinizi düşünün...<br />
Düşünmeden bir şey yapmak, yapmadan düşünmek kadar kötüdür...<br />
İyi başlamak tamamlamanın yarısıdır...<br />
<br />
Ne yapmayacağınıza karar vermeniz, ne yapacağınıza karar vermeniz kadar önemlidir...<br />
Ne kadar bilginiz varsa, o kadar seçeneğiniz çok olur...<br />
Durumunu değiştiremiyorsan fikrini değiştir...<br />
Hiç kimse size başarı ve mutluluğu altın tepside sunmaz...<br />
Akıllı başarısızlık aptalca başarıdan daha iyidir...<br />
Zaman altındır. Zamanlama ise elmastır...<br />
İyi insanlarla arkadaş olun ; Bir kırmızı gül vazoda iken, bir gül buketinin arasında olduğu kadar güzel değildir...<br />
Bilip de kullanmamak bilmemek gibidir...<br />
En kötü karar bile kararsızlıktan daha iyidir...<br />
Bir hedefe sahip olmamak o hedefe ulaşamamaktan daha korkunçtur...<br />
Mağlubiyet en son motive edicidir, dibe vurduğunuzda en tepeden başka gidecek yeriniz kalmaz...<br />
Zihninizi çalıştırmak için vücudunuzu hareket ettirin...<br />
Kendinizi nasıl düşünüyorsanız öylesiniz...<br />
Siz değişirseniz hayatınız da değişir...<br />
Miktar değil kaliteye önem verin....<br />
Hedef; Dolu bir şarjör, iyi kavranmış bir kabza, örselenmemiş bir yiv, tutukluk yapmayan bir mekanizma, gezden-gözden, arpacıktan, bakan parlak bir göz, nihayet titremeyen bir el ister...<br />
Büyük gayeler küçük fedakarlıklarla tatmin olmaz...<br />
Zamana babalık yapamayanlar, tembelliğin utanç veren çocuklarına babalık yapmak zorunda kalır...<br />
Küçük bir sıfıra çarpan yüz milyonlarca rakamınız sıfır olur...<br />
Doğrudur; her arayan bulamaz ama aramadan bulana hiç rastlanmamıştır...<br />
Doğruyu görebilmek için doğruyu hissedebilmek, doğruyu hissedebilmek, için doğru yaşamak gerekir...<br />
Korkak bir çoban, bir kurdu, kurt sürüsü gibi görür...<br />
Hayat dünyasında çürümektense, olaylar dünyasında budanmak daha iyidir...<br />
Bilmediği konuda konuşmaya kalkan, bilmediği denize balıklamaya atlayan gibidir...<br />
Güneş gibi durmanız gereken yerde durun , ne fazla yaklaşıp etrafınızı yakın, ne de fazla uzaklaşıp buz kestirin...<br />
Dikenlere küsüp bahçeyi terk ederseniz gülleri deremezsiniz...<br />
İlimde unutmak, emeğinizin ve zihin gücünüzün israf edilmesidir...<br />
Güllerin yanındaki çalı çırpı da gül kokar...<br />
Kötülükleri önlemeye eli ve sözü yetenlerin, kalplerindeki itiraz kendilerini aldatmalarından başka bir şey değildir...<br />
Zaman sizi oyalayabilir, sizin zamanı oyalama imkanınız yoktur...<br />
Bütün hayalinizle, bütün ruhunuzla, bütün varlığınızla isteyin, sizin olacaktır...<br />
Çok fazla arkanıza bakarsanız sonunda o tarafa gidersiniz,Güç ileride... oraya bak...<br />
Sen her şeyini ilme vermezsen, ilim de sana her şeyi vermez...<br />
Eğer düşündüğün gibi yaşamazsan, yaşadığın gibi düşünmeye başlarsın...<br />
Vakti, nakti, ömrü azizi, israf etmeyiniz...<br />
Tahammül her şeyin üstündedir...<br />
Bir elmanın ağacında çürümesinde, ne güneşin ne de yağmurun bir kabahati vardır; kabahat elmanın kendi özündedir, çünkü zayıflık ondadır...<br />
Tahammül gösterebilenler için başarısızlık ve mağlubiyetler, kuvvet kaynağıdır...<br />
Hiçbir işadamı, hiçbir müteşebbis işini başarısızlık anında bırakmamalıdır, ama bir siyaset adamı da başarısız olduktan sonra bir dakika bile durmamalıdır...<br />
Bugün yapamadığınızı yarın yapabilirsiniz; Eğer siz yarın başka bir insan olmayı başarırsanız...<br />
Mücadele ne kadar çetin olmuşsa başarı da o kadar büyük olur...<br />
Olduğunu unutmayın...<br />
Hemen şimdi gözlerinizi kapatın ve şu cümleyi tamamlayın;<br />
“Ben her zaman ..istedim.” Şimdi başlayın...<br />
      <br />
Ahmet KOCACAN<br />
1997-SAMSUN]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Her Öğrenciye Aynı Eğitimi Vermek Yanlış]]></title>
			<link>http://www.egitimsokagi.com/Konu-her-ogrenciye-ayni-egitimi-vermek-yanlis--10929.html</link>
			<pubDate>Fri, 30 Jul 2010 13:21:23 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.egitimsokagi.com/Konu-her-ogrenciye-ayni-egitimi-vermek-yanlis--10929.html</guid>
			<description><![CDATA[Bu hafta sizi Çin asıllı, yetmiş küsur yıldır Amerika’da yaşayan bir bilge adamla tanıştıracağım. Adı Nelson Kiang. Yetmiş altı yaşında. Dünyanın en prestijli iki üniversitesi olan Harvard ve MIT’de (Massachusetts Institute of Technology) farklı iki alanda yıllarca profesörlük yapmış. İşitme fizyolojisinde önemli çalışmalara imza atmış, bu sahada hocaların hocası olarak kabul ediliyor, aynı zamanda elektroniği tıbba ilk uygulayanlardan.<br />
<br />
Daha önce dört kez gelmiş Türkiye’ye. Son ziyaretini Fatih Üniversitesi Mütevelli Heyeti Üyesi ve Uluslararası Üniversiteler Birliği’nin Başkanı Prof. Ali Şerif Tekalan’ın davetlisi olarak yaptı. Türk eğitimcilerle birlikte Azerbaycan ve Gürcistan’ı ziyaret ettikten sonra, Kırgızistan için uçağa binmeden hemen önce konuştuk. Türk eğitim gönüllülerinin dünyanın dört bir yanında açtıkları okulları görecek ve çok tecrübeli bir eğitimci olarak bu müesseselerle ilgili objektif değerlendirmeler yapacaktı. Bir gazeteci olarak gündemin dayattığı kısır bir alanda sıkıştığımı hissederim bazen. O açıdan Nelson Kiang ilaç gibi geldi bana. Söylediklerinin belki haber değeri yok; ama ufuk açıcı. Sorularımıza kesin cevaplar aramaya, siyah ve beyaz keskinliğinde düşünmeye öylesine koşullandırılıyoruz ki, “beklediğimiz cevap hiç ummadığımız bir yerden gelebilir” diyen bilgi âşığı bu müstesna insanı sizlerle paylaşmadan edemedim.<br />
<br />
Asıl branşınız beyin fizyolojisi; ama her konuyla ciddi düzeyde ilgilendiğinizi biliyorum. En çok neyi anlamaya çalışıyorsunuz?<br />
<br />
Her şeyi. Bunu yapabildiğimi zannetmiyorum, sadece deniyorum. Dünyayı daha iyi bir hale getirebilmek için sahip olduğumuz bilgiyi mümkün olduğunca fazla insana ulaştırmamız lazım. Bunlar sadece fizik, kimya, matematik gibi teknik konular değil. İnsanlar neden belirli şekilde davranıyorlar? Neden bazı insanlar şiddet taraftarı? Bir teröristi eğitirseniz beyin kimyasalları değişir ve onu terörist olmaktan çıkartabilirsiniz. Herkesin beyni farklıdır. Çünkü farklı şeyler öğrenmişlerdir. Cerrahi operasyon yapmadan o anda beynin hangi kısımlarının çalıştığını öğrenmek mümkün. Sizi fMRI veya PET uygulamak için bir makineye koysak ve bir hikaye anlatsak beyninizin farklı kısımlarının, bir yerinize bir şey batırsak farklı kısımlarının çalıştığını göreceğiz. Bu makine nasıl çalışır? Sihirle mi? Hayır. Teknik açıdan bu cihazların temelleri fizikçiler tarafından atılmıştır. Fizikçilerin beyinle alakası yokmuş gibi gözükür, ama fizikçiler olmadan beyni anlayamayız. Bu makineler bize bir şey öğrendiğimizde beynimizin nasıl değiştiğini söylerse, fizikçilerle birlikte biyologlar da bu soruya cevap verecek ve sinirlenince beynimizde ne olduğunu bir gün bulacağız. Her yeni nesle bu tür konuları öğretirseniz, bazıları bu hazır bilgiye yeni şeyler ekleyeceklerdir. Bir alanın sorunlarına cevap olacak şey, tamamen farklı bir alandan gelebilir. Bütün bilgiler birbiriyle bağlantılıdır. Bu nedenle beyni anlamak için sadece beyinle alakalı çalışmalar yapmanız yeterli değil. Değişik alanlarda çalışmalısınız. Mesela SARS dünyada sekiz yüz insanın ölümüne yol açtı. Gripten her yıl Amerika’da 20-30 bin kişi ölüyor. SARS’tan ölenin kaç katı! Her yıl grip virüsleri değişiyor. Henüz ortaya çıkmamış bir hastalık için acaba nasıl aşı üretilebilir? Bu sorunun cevabı sadece biyolojide değil.<br />
<br />
Öyleyse virüsün kaynağını mı bulmak lazım?<br />
<br />
Grip virüsünün kaynağı genellikle Çin’dir. Çin’den Hong Kong’a, Hong Kong’dan da dünyanın kalan kısmına yayılıyor. Virüsün yolculuğu aylar sürüyor. Çin’de virüsün ortaya çıktığını bilirseniz, Amerika’da ona karşı aşı geliştirmek için aylarınız var. Virüsler sosyal etkileşimler sonucu yayılıyor. İnsanların sosyal hareketliliklerini ve yanlarında ne taşıdıklarını anlayabilirsek başka sorular sorabiliriz. Mesela hangi insanların hangi dili konuştuğunun haritasını çıkarır ve hangi dillerin hangi dil ailelerinden geldiğine bakarsanız, bunların gelişimini haritada detaylı şekilde gösterebilirsiniz. Bu bölgelerde yaşayan insanların DNA’larının haritasını çıkarırsanız, bu harita, dillerle ilgili haritaya çok benzeyecektir. Bir grup dilbilimci var, DNA hakkında hiçbir şey bilmiyorlar. DNA üzerinde çalışan insanlar var, bunlar da diller hakkında hiçbir şey bilmiyorlar. Bu iki farklı grubun haritaları neredeyse aynı.<br />
<br />
Çok şaşırtıcı değil mi?<br />
<br />
Aslında şaşırtıcı değil. Çünkü dili kullanan da DNA’ya sahip olan da insanlar. İki farklı bilgi türünden yola çıkarak aynı sonuca varabiliyoruz. Yeni nesiller ortaya çıktıkça diller de değişiyor. Diller nasıl düşündüğünüzün ifadesi olduğu için düşüncelerin nasıl geliştiğini öğrenebiliriz. Farklı fikirler tarihsel olarak kaynaklarına gidilerek incelenebilir. Farklı dillerin, farklı düşüncelerin kaynağı nedir niye sorarsanız, DNA ile ilgili çalışmalar bu soruları cevaplamanıza yardımcı olacaktır. DNA sadece bir maddedir. O zaman düşüncenin evrimi hakkında, gelişimi, değişimi hakkında size yardımcı olacak olan kimyacılardır. Bu nedenle birçok alanla ilgiliyim. Çünkü bir soruya cevap, tamamen farklı bir alandan gelebilir.<br />
<br />
Şu an modern tıbbın tedavi edemediği birçok rahatsızlık var. Hastalar bu durumda şifalı bitkilere yöneliyorlar.<br />
<br />
Tıbbi bitkiler birçok maddenin bir araya gelmesinden oluşuyor. Bu binlerce maddeden hangisi hastalığımıza çare oldu, hangisi iyileşmemizi sağladı bilemiyoruz. Halk tıbbının bilimsel tıbba nasıl yerleştirilebileceği çok önemli bir problem. İlaç firmaları halkın kullandığı bu komplike maddeleri araştırmaya başladılar. Büyük boynuzlu hayvanlar var, boynuzları halk tarafından şifa amacıyla kullanılıyor. Ama bu hayvanlar yok oluyorlar. Bakıyoruz ki, sorun başka yerde, çözüm başka yerde. Aynı şey bitkiler için de geçerli. Brezilya’da tarla yapmak için ağaçları kestiler. Ama tropik ormanlar, muhtemel ilaçları içeriyordu. Kanserin tedavisi o kesilen ağaçlarda olabilirdi.<br />
<br />
Bir yandan her şeyin her şeyle olan ilgisini fark etmek, bir yandan da hiçbir şeyin tam olarak öğrenilemeyeceğini hissetmek... Dengeyi nasıl kuracağız?<br />
<br />
Vücudunuzdaki organlar birbirleriyle uyum içinde çalışmıyorlarsa hasta olursunuz. Üzerinde durmamız gereken şey, sosyal düzende de bu uyumu temin etmek. Ancak bu şekilde insanların birbirleriyle savaşmasını önleyebiliriz. Yoksa vücudun kendi yapılarını tanımayıp antikor üretmesi sonucunda gelişen otoimmün hastalıkların ortaya çıkması gibi olur. Otoimmün hastalıklar iç savaş gibidir. Bu hastalıklarda söz konusu olan durumlar, sosyal örgütlerin yapılanmasında da geçerlidir. Mesela Birleşmiş Milletler’in yapısının değişmesi için oy kullanan insanlar, vücudun yapısı hakkında bir şey bilmezler. Aynı şekilde fizyoloji uzmanlarının vücutla alakalı bilgilerine politikacılar, bankacılar, ekonomistler sahip değildirler. Bir alandaki bilgi, başka bir alana ışık tutuyor. O yüzden okullarda, bütün alanlarda eğitim verilmesi gerekir. Çünkü bir alana çözüm başka bir alandan gelebilir.<br />
<br />
Her şeyi bilmek mümkün değil. Bu belirsizlik içinde nereye tutunacağız?<br />
<br />
Belirsizlik sadece detaylardadır. Mantığın ve matematiğin kullanılması her şeye çözüm olabilir. Çayınıza şeker attığınızda şeker çayın içinde nasıl dağılırsa aynı şey elektrik için de bilginin yayılması için de geçerlidir. Bir dedikodunun nasıl yayıldığını öğrenirseniz, bir fabrikadan çıkan gazların havayı nasıl kirlettiğini anlayabilirsiniz. Sosyal bilimlerde, kimyadaki, matematikteki kurallar geçerlidir. Tıbbı anlayabilmek için de sosyal bilimlerdeki genel kaideleri anlamak lazım. Eğitimde yapacağımız şey, her şeyi en ince ayrıntısına kadar öğretmek değil, her alanla ilgili genel fikirler vermek. Günümüzde eğitimin en büyük problemi, bütün öğrencilere aynı tarzda eğitim verilmeye çalışılmasıdır. İyi bir öğretmen, öğrencilerini iyi tanımaya çalışır. Çünkü her öğrencinin değişik bir öğrenme stili vardır. Hocalar önce öğrencinin en iyi hangi yolla öğrendiğini tespit etmeli, nasıl eğitim vereceklerini ona göre ayarlamalılar. Dünyanın her yerindeki yüzlerce Türk okulunda verilen eğitim herkesin kabul ettiği standart eğitim, yani size anlatmaya çalıştığım şekilde değil. Profesör Tekalan beni uzun yıllardır tanıyor ve eğitimle ilgili görüşlerimi biliyor. Bu görüşlerim acaba ‘bu Türk okullarında uygulanabilir mi’ diye beni çağırdı. Benim fikirlerim, tecrübelerim var, ama beş yüz tane okulum yok.<br />
<br />
Amerikan eğitim sisteminde neden sizin fikirlerinizi dikkate almıyorlar?<br />
<br />
İyi bir fikrinizin olması bunun hemen herkese yayılacağı anlamına gelmez. Mesela sonsuzdan fazla olan sayılar yüzyıl önce bulunmuş, bunu birçok insan hâlâ bilmiyor. Okullarda çocuklara öğretmiyorlar. Çünkü öğretmenlere de öğretilmedi. Geçmişte sonsuzdan fazla sayıların olmadığı iddia edilmişti. Ama günümüzde bu bilgi, elektrik mühendisleri tarafından, örneğin cep telefonunuzun yapımında kullanılıyor. Bu bilgi kullanılmasa, birçok elektronik alet, örneğin televizyon geliştirilemezdi.<br />
<br />
Günde 3 saat uyuyor iki kitap bitiriyor<br />
<br />
Prof. Kiang, Konfüçyüs’ün fikirlerine göre büyütülmüş; ama kendi ifadesiyle bir Müslüman gibi yaşıyor. Sigara ve alkol kullanmıyor. Az yemek yiyor, her gün sadece 3 saat uyuyor, birden fazla kitabı okuyup bitiriyor. Başkalarıyla beraber olduğunda onlarla faydalı sohbetler yaparak bir şeyler öğrenmeye ve aynı anda öğretmeye çalışıyor. Bunu yapamazsa eline geçirdiği bir kitabı, gazeteyi okuyor, o da olmadı, 3-5 dakikalığına şekerleme yapıyor. İlerlemiş yaşına rağmen çok dinç. İki senede bir pasaportunun sayfalarını dolduracak ölçüde çok seyahat ediyor. Yılda birkaç defa Çin’e gidiyor. Çin Tıp Birliği’nin ve Şanghay’daki Fudan Üniversitesi’nin danışmanı, 3 farklı üniversitenin de onursal profesörü. Sadece tıpla, elektronikle değil, eğitimle, bilim tarihiyle, kütüphanecilikle, uluslararası ilişkilerle, istatistikle, matematikle, fizikle, kısacası her şeyle ilgileniyor.<br />
<br />
Doktorlar gelecekte DNA’nıza bakıp ilaç yazacak<br />
<br />
Konferanslarınızda neler anlatıyorsunuz?<br />
<br />
Bazen tıp, biyoloji, bazen uluslararası ilişkiler hakkında konuşuyorum. İnsanlar neden savaşıyorlar? Niye bazı ülkeler zengin, bazı ülkeler fakir? Bu soruların cevapları tamamen farklı alandan gelebilir. Bütün doktorlar bilir ki, bir ilaç bütün hastalara yaramaz. Doktorun yazdığı ilaç sizi iyileştirebilir de, öldürebilir de. Aynı ilaç farklı insanlarda farklı etkilere yol açar. Gelecekte doktor sizin DNA’nıza bakarak diyecek ki bu ilaç sizi iyileştirir. Yani tıbbın amacı tedaviyi bireyselleştirmek. Bazı ilaçların geri çekilmesi ile alakalı bazı haberler gazetelerin ilk sayfalarında yer aldı. Vioxx gibi romatizma tedavisi için kullanılan ilaçları kullanan bazı kişilerin kalp krizinden öldükleri ortaya çıktı. İlaç firmaları bu ilaçları piyasadan çekmek ve onlarca milyon dolar tazminat ödemek zorunda kaldılar. Belki bu ilaçlar birçok insana yarayacaktı. Eğer DNA’nızı bilselerdi, size uygun olan ilacı verecekler, başkasına uygun olmayacağı için vermeyeceklerdi. <br />
<br />
06.11.2005 <br />
NURİYE AKMAN<br />
<br />
ZAMAN]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bu hafta sizi Çin asıllı, yetmiş küsur yıldır Amerika’da yaşayan bir bilge adamla tanıştıracağım. Adı Nelson Kiang. Yetmiş altı yaşında. Dünyanın en prestijli iki üniversitesi olan Harvard ve MIT’de (Massachusetts Institute of Technology) farklı iki alanda yıllarca profesörlük yapmış. İşitme fizyolojisinde önemli çalışmalara imza atmış, bu sahada hocaların hocası olarak kabul ediliyor, aynı zamanda elektroniği tıbba ilk uygulayanlardan.<br />
<br />
Daha önce dört kez gelmiş Türkiye’ye. Son ziyaretini Fatih Üniversitesi Mütevelli Heyeti Üyesi ve Uluslararası Üniversiteler Birliği’nin Başkanı Prof. Ali Şerif Tekalan’ın davetlisi olarak yaptı. Türk eğitimcilerle birlikte Azerbaycan ve Gürcistan’ı ziyaret ettikten sonra, Kırgızistan için uçağa binmeden hemen önce konuştuk. Türk eğitim gönüllülerinin dünyanın dört bir yanında açtıkları okulları görecek ve çok tecrübeli bir eğitimci olarak bu müesseselerle ilgili objektif değerlendirmeler yapacaktı. Bir gazeteci olarak gündemin dayattığı kısır bir alanda sıkıştığımı hissederim bazen. O açıdan Nelson Kiang ilaç gibi geldi bana. Söylediklerinin belki haber değeri yok; ama ufuk açıcı. Sorularımıza kesin cevaplar aramaya, siyah ve beyaz keskinliğinde düşünmeye öylesine koşullandırılıyoruz ki, “beklediğimiz cevap hiç ummadığımız bir yerden gelebilir” diyen bilgi âşığı bu müstesna insanı sizlerle paylaşmadan edemedim.<br />
<br />
Asıl branşınız beyin fizyolojisi; ama her konuyla ciddi düzeyde ilgilendiğinizi biliyorum. En çok neyi anlamaya çalışıyorsunuz?<br />
<br />
Her şeyi. Bunu yapabildiğimi zannetmiyorum, sadece deniyorum. Dünyayı daha iyi bir hale getirebilmek için sahip olduğumuz bilgiyi mümkün olduğunca fazla insana ulaştırmamız lazım. Bunlar sadece fizik, kimya, matematik gibi teknik konular değil. İnsanlar neden belirli şekilde davranıyorlar? Neden bazı insanlar şiddet taraftarı? Bir teröristi eğitirseniz beyin kimyasalları değişir ve onu terörist olmaktan çıkartabilirsiniz. Herkesin beyni farklıdır. Çünkü farklı şeyler öğrenmişlerdir. Cerrahi operasyon yapmadan o anda beynin hangi kısımlarının çalıştığını öğrenmek mümkün. Sizi fMRI veya PET uygulamak için bir makineye koysak ve bir hikaye anlatsak beyninizin farklı kısımlarının, bir yerinize bir şey batırsak farklı kısımlarının çalıştığını göreceğiz. Bu makine nasıl çalışır? Sihirle mi? Hayır. Teknik açıdan bu cihazların temelleri fizikçiler tarafından atılmıştır. Fizikçilerin beyinle alakası yokmuş gibi gözükür, ama fizikçiler olmadan beyni anlayamayız. Bu makineler bize bir şey öğrendiğimizde beynimizin nasıl değiştiğini söylerse, fizikçilerle birlikte biyologlar da bu soruya cevap verecek ve sinirlenince beynimizde ne olduğunu bir gün bulacağız. Her yeni nesle bu tür konuları öğretirseniz, bazıları bu hazır bilgiye yeni şeyler ekleyeceklerdir. Bir alanın sorunlarına cevap olacak şey, tamamen farklı bir alandan gelebilir. Bütün bilgiler birbiriyle bağlantılıdır. Bu nedenle beyni anlamak için sadece beyinle alakalı çalışmalar yapmanız yeterli değil. Değişik alanlarda çalışmalısınız. Mesela SARS dünyada sekiz yüz insanın ölümüne yol açtı. Gripten her yıl Amerika’da 20-30 bin kişi ölüyor. SARS’tan ölenin kaç katı! Her yıl grip virüsleri değişiyor. Henüz ortaya çıkmamış bir hastalık için acaba nasıl aşı üretilebilir? Bu sorunun cevabı sadece biyolojide değil.<br />
<br />
Öyleyse virüsün kaynağını mı bulmak lazım?<br />
<br />
Grip virüsünün kaynağı genellikle Çin’dir. Çin’den Hong Kong’a, Hong Kong’dan da dünyanın kalan kısmına yayılıyor. Virüsün yolculuğu aylar sürüyor. Çin’de virüsün ortaya çıktığını bilirseniz, Amerika’da ona karşı aşı geliştirmek için aylarınız var. Virüsler sosyal etkileşimler sonucu yayılıyor. İnsanların sosyal hareketliliklerini ve yanlarında ne taşıdıklarını anlayabilirsek başka sorular sorabiliriz. Mesela hangi insanların hangi dili konuştuğunun haritasını çıkarır ve hangi dillerin hangi dil ailelerinden geldiğine bakarsanız, bunların gelişimini haritada detaylı şekilde gösterebilirsiniz. Bu bölgelerde yaşayan insanların DNA’larının haritasını çıkarırsanız, bu harita, dillerle ilgili haritaya çok benzeyecektir. Bir grup dilbilimci var, DNA hakkında hiçbir şey bilmiyorlar. DNA üzerinde çalışan insanlar var, bunlar da diller hakkında hiçbir şey bilmiyorlar. Bu iki farklı grubun haritaları neredeyse aynı.<br />
<br />
Çok şaşırtıcı değil mi?<br />
<br />
Aslında şaşırtıcı değil. Çünkü dili kullanan da DNA’ya sahip olan da insanlar. İki farklı bilgi türünden yola çıkarak aynı sonuca varabiliyoruz. Yeni nesiller ortaya çıktıkça diller de değişiyor. Diller nasıl düşündüğünüzün ifadesi olduğu için düşüncelerin nasıl geliştiğini öğrenebiliriz. Farklı fikirler tarihsel olarak kaynaklarına gidilerek incelenebilir. Farklı dillerin, farklı düşüncelerin kaynağı nedir niye sorarsanız, DNA ile ilgili çalışmalar bu soruları cevaplamanıza yardımcı olacaktır. DNA sadece bir maddedir. O zaman düşüncenin evrimi hakkında, gelişimi, değişimi hakkında size yardımcı olacak olan kimyacılardır. Bu nedenle birçok alanla ilgiliyim. Çünkü bir soruya cevap, tamamen farklı bir alandan gelebilir.<br />
<br />
Şu an modern tıbbın tedavi edemediği birçok rahatsızlık var. Hastalar bu durumda şifalı bitkilere yöneliyorlar.<br />
<br />
Tıbbi bitkiler birçok maddenin bir araya gelmesinden oluşuyor. Bu binlerce maddeden hangisi hastalığımıza çare oldu, hangisi iyileşmemizi sağladı bilemiyoruz. Halk tıbbının bilimsel tıbba nasıl yerleştirilebileceği çok önemli bir problem. İlaç firmaları halkın kullandığı bu komplike maddeleri araştırmaya başladılar. Büyük boynuzlu hayvanlar var, boynuzları halk tarafından şifa amacıyla kullanılıyor. Ama bu hayvanlar yok oluyorlar. Bakıyoruz ki, sorun başka yerde, çözüm başka yerde. Aynı şey bitkiler için de geçerli. Brezilya’da tarla yapmak için ağaçları kestiler. Ama tropik ormanlar, muhtemel ilaçları içeriyordu. Kanserin tedavisi o kesilen ağaçlarda olabilirdi.<br />
<br />
Bir yandan her şeyin her şeyle olan ilgisini fark etmek, bir yandan da hiçbir şeyin tam olarak öğrenilemeyeceğini hissetmek... Dengeyi nasıl kuracağız?<br />
<br />
Vücudunuzdaki organlar birbirleriyle uyum içinde çalışmıyorlarsa hasta olursunuz. Üzerinde durmamız gereken şey, sosyal düzende de bu uyumu temin etmek. Ancak bu şekilde insanların birbirleriyle savaşmasını önleyebiliriz. Yoksa vücudun kendi yapılarını tanımayıp antikor üretmesi sonucunda gelişen otoimmün hastalıkların ortaya çıkması gibi olur. Otoimmün hastalıklar iç savaş gibidir. Bu hastalıklarda söz konusu olan durumlar, sosyal örgütlerin yapılanmasında da geçerlidir. Mesela Birleşmiş Milletler’in yapısının değişmesi için oy kullanan insanlar, vücudun yapısı hakkında bir şey bilmezler. Aynı şekilde fizyoloji uzmanlarının vücutla alakalı bilgilerine politikacılar, bankacılar, ekonomistler sahip değildirler. Bir alandaki bilgi, başka bir alana ışık tutuyor. O yüzden okullarda, bütün alanlarda eğitim verilmesi gerekir. Çünkü bir alana çözüm başka bir alandan gelebilir.<br />
<br />
Her şeyi bilmek mümkün değil. Bu belirsizlik içinde nereye tutunacağız?<br />
<br />
Belirsizlik sadece detaylardadır. Mantığın ve matematiğin kullanılması her şeye çözüm olabilir. Çayınıza şeker attığınızda şeker çayın içinde nasıl dağılırsa aynı şey elektrik için de bilginin yayılması için de geçerlidir. Bir dedikodunun nasıl yayıldığını öğrenirseniz, bir fabrikadan çıkan gazların havayı nasıl kirlettiğini anlayabilirsiniz. Sosyal bilimlerde, kimyadaki, matematikteki kurallar geçerlidir. Tıbbı anlayabilmek için de sosyal bilimlerdeki genel kaideleri anlamak lazım. Eğitimde yapacağımız şey, her şeyi en ince ayrıntısına kadar öğretmek değil, her alanla ilgili genel fikirler vermek. Günümüzde eğitimin en büyük problemi, bütün öğrencilere aynı tarzda eğitim verilmeye çalışılmasıdır. İyi bir öğretmen, öğrencilerini iyi tanımaya çalışır. Çünkü her öğrencinin değişik bir öğrenme stili vardır. Hocalar önce öğrencinin en iyi hangi yolla öğrendiğini tespit etmeli, nasıl eğitim vereceklerini ona göre ayarlamalılar. Dünyanın her yerindeki yüzlerce Türk okulunda verilen eğitim herkesin kabul ettiği standart eğitim, yani size anlatmaya çalıştığım şekilde değil. Profesör Tekalan beni uzun yıllardır tanıyor ve eğitimle ilgili görüşlerimi biliyor. Bu görüşlerim acaba ‘bu Türk okullarında uygulanabilir mi’ diye beni çağırdı. Benim fikirlerim, tecrübelerim var, ama beş yüz tane okulum yok.<br />
<br />
Amerikan eğitim sisteminde neden sizin fikirlerinizi dikkate almıyorlar?<br />
<br />
İyi bir fikrinizin olması bunun hemen herkese yayılacağı anlamına gelmez. Mesela sonsuzdan fazla olan sayılar yüzyıl önce bulunmuş, bunu birçok insan hâlâ bilmiyor. Okullarda çocuklara öğretmiyorlar. Çünkü öğretmenlere de öğretilmedi. Geçmişte sonsuzdan fazla sayıların olmadığı iddia edilmişti. Ama günümüzde bu bilgi, elektrik mühendisleri tarafından, örneğin cep telefonunuzun yapımında kullanılıyor. Bu bilgi kullanılmasa, birçok elektronik alet, örneğin televizyon geliştirilemezdi.<br />
<br />
Günde 3 saat uyuyor iki kitap bitiriyor<br />
<br />
Prof. Kiang, Konfüçyüs’ün fikirlerine göre büyütülmüş; ama kendi ifadesiyle bir Müslüman gibi yaşıyor. Sigara ve alkol kullanmıyor. Az yemek yiyor, her gün sadece 3 saat uyuyor, birden fazla kitabı okuyup bitiriyor. Başkalarıyla beraber olduğunda onlarla faydalı sohbetler yaparak bir şeyler öğrenmeye ve aynı anda öğretmeye çalışıyor. Bunu yapamazsa eline geçirdiği bir kitabı, gazeteyi okuyor, o da olmadı, 3-5 dakikalığına şekerleme yapıyor. İlerlemiş yaşına rağmen çok dinç. İki senede bir pasaportunun sayfalarını dolduracak ölçüde çok seyahat ediyor. Yılda birkaç defa Çin’e gidiyor. Çin Tıp Birliği’nin ve Şanghay’daki Fudan Üniversitesi’nin danışmanı, 3 farklı üniversitenin de onursal profesörü. Sadece tıpla, elektronikle değil, eğitimle, bilim tarihiyle, kütüphanecilikle, uluslararası ilişkilerle, istatistikle, matematikle, fizikle, kısacası her şeyle ilgileniyor.<br />
<br />
Doktorlar gelecekte DNA’nıza bakıp ilaç yazacak<br />
<br />
Konferanslarınızda neler anlatıyorsunuz?<br />
<br />
Bazen tıp, biyoloji, bazen uluslararası ilişkiler hakkında konuşuyorum. İnsanlar neden savaşıyorlar? Niye bazı ülkeler zengin, bazı ülkeler fakir? Bu soruların cevapları tamamen farklı alandan gelebilir. Bütün doktorlar bilir ki, bir ilaç bütün hastalara yaramaz. Doktorun yazdığı ilaç sizi iyileştirebilir de, öldürebilir de. Aynı ilaç farklı insanlarda farklı etkilere yol açar. Gelecekte doktor sizin DNA’nıza bakarak diyecek ki bu ilaç sizi iyileştirir. Yani tıbbın amacı tedaviyi bireyselleştirmek. Bazı ilaçların geri çekilmesi ile alakalı bazı haberler gazetelerin ilk sayfalarında yer aldı. Vioxx gibi romatizma tedavisi için kullanılan ilaçları kullanan bazı kişilerin kalp krizinden öldükleri ortaya çıktı. İlaç firmaları bu ilaçları piyasadan çekmek ve onlarca milyon dolar tazminat ödemek zorunda kaldılar. Belki bu ilaçlar birçok insana yarayacaktı. Eğer DNA’nızı bilselerdi, size uygun olan ilacı verecekler, başkasına uygun olmayacağı için vermeyeceklerdi. <br />
<br />
06.11.2005 <br />
NURİYE AKMAN<br />
<br />
ZAMAN]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Öğretmede Farklı Bir Güdüleme Örneği]]></title>
			<link>http://www.egitimsokagi.com/Konu-ogretmede-farkli-bir-guduleme-ornegi--10928.html</link>
			<pubDate>Fri, 30 Jul 2010 13:20:02 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.egitimsokagi.com/Konu-ogretmede-farkli-bir-guduleme-ornegi--10928.html</guid>
			<description><![CDATA[“Bir Atı Zorla Suya Götürebilirsiniz, Ama Zorla Su İçiremezsiniz”.<br />
Öğrenciler öğrenmeye istekli olmadıkça yada öğrenmek için çaba göstermedikçe onları sınıfta tutabilseler bile zorla bir şeyler öğretemeyeceklerini düşünen öğretmenler, bu sözün kesinlikle doğru olduğuna inanmaya hazırdır. Ama atı suya götürmeden önce biraz tuz verirseniz, su içmesi için zorlamanıza gerek kalmayacaktır. Eğitimde de “tuz”  yerini tutacak bir şeyler  bulunamaz mı ? Bu soruya verilecek cevap, öğrencileri öğrenmeye içsel olarak güdüleyecek yöntemlerin ve tekniklerin bilinip bilinmemesine bağlıdır.<br />
Üniversiteden emekli olduktan sonraki günlerini klasik bestecilerin o nefis müziğinin  tadını çıkararak geçiren bilge bir profesör  vardı. Profesör, sessiz-sakin bir parkın bitişiğindeki mütevazı bir evde oturuyordu. Günlerini klasik müzik dinleyerek geçirmekten ve parkı gören penceresinden dışarıyı seyrederek mevsim değişikliklerini izlemekten zevk alıyordu. Ilık bir ilkbahar günü evin her tarafında Mozart’ın müziği çınlarken, bitişikteki parka bir grup genç çıka geldi. Sabahın bu erken saatinde oldukça büyük bir hoparlörden, bir rock şarkıcısının insanın içine işleyen acı haykırışları yayıldı. Profesör, bütün pencereleri ve kapıları kapatmasına ve dinlemekte olduğu müziğin sesini yükseltmesine rağmen, Mozart’ın nefis melodilerini bastıran bu gürültüye engel olamadı.<br />
Birkaç gün devam eden bu gürültüden sonra, profesör bu gürültücü gençlerin davranışını değiştirmek için uğraşmaya karar verdi. Önce neler yapabileceğini düşündü :<br />
1) gençlere kibarca  parkın başka bir köşesine gitmelerini söyleyebilirdi, <br />
2) daha güçlü hoperlörler satın alabilir ve rakiplerinin gürültüsünü Beethowen ile bastırmaya çalışabilirdi, <br />
3) bu kadar gürültü yaptıkları için gençleri azarlayabilir ve onları polis çağırmakla tehdit edebilirdi, <br />
4) eğer buradan giderler ve bir daha dönmezlerse her birine bir dolar vermeyi önerebilirdi.<br />
Bilge ve deneyimli psikolog, bu dört seçeneğin de sorunlarla yüklü olduğunu biliyordu. Heavy metalle Beethowen’ı kapıştırma fikri kulağına hoş gelmesine rağmen,  bu yaklaşımın sadece mevcut  huzurun bozulmasına yol açabileceğini biliyordu. Profesör, nazik bir biçimde de olsa gençlere buradan gitmelerini içeren ricaların genellikle birer emir olarak algılanacağını ve bu yüzden reddedileceğini; bu tür tehditlerin genellikle güç gösterilerini kızıştıracağını; bu davranışa son vermeleri için onlara para vermenin bu davranışın tekrar yapılma olasılığını artıracağını, üstelik aynı ödülü almak isteyen başkalarının da bu şekilde davranmaya başlayacağını biliyordu. Bu nedenle, profesör beşinci seçeneği seçti…<br />
Ertesi gün, bir Pazartesi sabahı gençler yine gürültüye başlamışlardı. Gençler tam parktan ayrılacakları sırada, yaşlı profesör evinden dışarı çıktı ve gençlere, icra ettikleri müziği dinlemekten ve yüksek sesle gülüp eğlendiklerini görmekten mutlu olduğunu söyledi (yıllar bu emekli profesöre, psikoloji araştırmaları yaparken deneklere bilim adına bazen yanlış bilgi vermenin gerekli olduğunu öğretmişti). Eğer yarın yine gelirler ve aynı şeyi yaparlarsa, her birine bir dolar verebileceğini söyledi. Bu şaşırtıcı kolay para kazanma beklentisiyle, gençler bu teklifi hemen kabul ettiler. Salı sabahı anlaştıkları gibi müziklerini icra ettiler ve sevinçle birer dolar ücretlerini aldılar.<br />
Psikolog, gençlere Çarşamba günü tekrar gelip gelemeyeceklerini sordu; fakat bu kez her birine sadece yarım dolar vermeyi teklif etti. Gençler bu teklifi de kabul ettiler ve ertesi gün yine geldiler; Çarşamba günü emekli psikolog perşembe için her birinin ücretini çeyrek dolara indirdi. Gençler isteksizce de olsa bu teklifi de kabul ettiler. Nihayet Perşembe günü emekli psikolog her gence çeyrek dolar verdikten sonra, artık kendilerine ödeme yapamayacağını söyledi. Gençler öfkeyle bir daha burada gösteri yapmayacaklarını ve karşılığında herhangi bir şey almadan müzik çalmayacaklarını söylediler: Bilge yaşlı psikolog bu gençleri bir daha evinin bitişiğindeki parkta hiç görmedi.<br />
Anonim]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[“Bir Atı Zorla Suya Götürebilirsiniz, Ama Zorla Su İçiremezsiniz”.<br />
Öğrenciler öğrenmeye istekli olmadıkça yada öğrenmek için çaba göstermedikçe onları sınıfta tutabilseler bile zorla bir şeyler öğretemeyeceklerini düşünen öğretmenler, bu sözün kesinlikle doğru olduğuna inanmaya hazırdır. Ama atı suya götürmeden önce biraz tuz verirseniz, su içmesi için zorlamanıza gerek kalmayacaktır. Eğitimde de “tuz”  yerini tutacak bir şeyler  bulunamaz mı ? Bu soruya verilecek cevap, öğrencileri öğrenmeye içsel olarak güdüleyecek yöntemlerin ve tekniklerin bilinip bilinmemesine bağlıdır.<br />
Üniversiteden emekli olduktan sonraki günlerini klasik bestecilerin o nefis müziğinin  tadını çıkararak geçiren bilge bir profesör  vardı. Profesör, sessiz-sakin bir parkın bitişiğindeki mütevazı bir evde oturuyordu. Günlerini klasik müzik dinleyerek geçirmekten ve parkı gören penceresinden dışarıyı seyrederek mevsim değişikliklerini izlemekten zevk alıyordu. Ilık bir ilkbahar günü evin her tarafında Mozart’ın müziği çınlarken, bitişikteki parka bir grup genç çıka geldi. Sabahın bu erken saatinde oldukça büyük bir hoparlörden, bir rock şarkıcısının insanın içine işleyen acı haykırışları yayıldı. Profesör, bütün pencereleri ve kapıları kapatmasına ve dinlemekte olduğu müziğin sesini yükseltmesine rağmen, Mozart’ın nefis melodilerini bastıran bu gürültüye engel olamadı.<br />
Birkaç gün devam eden bu gürültüden sonra, profesör bu gürültücü gençlerin davranışını değiştirmek için uğraşmaya karar verdi. Önce neler yapabileceğini düşündü :<br />
1) gençlere kibarca  parkın başka bir köşesine gitmelerini söyleyebilirdi, <br />
2) daha güçlü hoperlörler satın alabilir ve rakiplerinin gürültüsünü Beethowen ile bastırmaya çalışabilirdi, <br />
3) bu kadar gürültü yaptıkları için gençleri azarlayabilir ve onları polis çağırmakla tehdit edebilirdi, <br />
4) eğer buradan giderler ve bir daha dönmezlerse her birine bir dolar vermeyi önerebilirdi.<br />
Bilge ve deneyimli psikolog, bu dört seçeneğin de sorunlarla yüklü olduğunu biliyordu. Heavy metalle Beethowen’ı kapıştırma fikri kulağına hoş gelmesine rağmen,  bu yaklaşımın sadece mevcut  huzurun bozulmasına yol açabileceğini biliyordu. Profesör, nazik bir biçimde de olsa gençlere buradan gitmelerini içeren ricaların genellikle birer emir olarak algılanacağını ve bu yüzden reddedileceğini; bu tür tehditlerin genellikle güç gösterilerini kızıştıracağını; bu davranışa son vermeleri için onlara para vermenin bu davranışın tekrar yapılma olasılığını artıracağını, üstelik aynı ödülü almak isteyen başkalarının da bu şekilde davranmaya başlayacağını biliyordu. Bu nedenle, profesör beşinci seçeneği seçti…<br />
Ertesi gün, bir Pazartesi sabahı gençler yine gürültüye başlamışlardı. Gençler tam parktan ayrılacakları sırada, yaşlı profesör evinden dışarı çıktı ve gençlere, icra ettikleri müziği dinlemekten ve yüksek sesle gülüp eğlendiklerini görmekten mutlu olduğunu söyledi (yıllar bu emekli profesöre, psikoloji araştırmaları yaparken deneklere bilim adına bazen yanlış bilgi vermenin gerekli olduğunu öğretmişti). Eğer yarın yine gelirler ve aynı şeyi yaparlarsa, her birine bir dolar verebileceğini söyledi. Bu şaşırtıcı kolay para kazanma beklentisiyle, gençler bu teklifi hemen kabul ettiler. Salı sabahı anlaştıkları gibi müziklerini icra ettiler ve sevinçle birer dolar ücretlerini aldılar.<br />
Psikolog, gençlere Çarşamba günü tekrar gelip gelemeyeceklerini sordu; fakat bu kez her birine sadece yarım dolar vermeyi teklif etti. Gençler bu teklifi de kabul ettiler ve ertesi gün yine geldiler; Çarşamba günü emekli psikolog perşembe için her birinin ücretini çeyrek dolara indirdi. Gençler isteksizce de olsa bu teklifi de kabul ettiler. Nihayet Perşembe günü emekli psikolog her gence çeyrek dolar verdikten sonra, artık kendilerine ödeme yapamayacağını söyledi. Gençler öfkeyle bir daha burada gösteri yapmayacaklarını ve karşılığında herhangi bir şey almadan müzik çalmayacaklarını söylediler: Bilge yaşlı psikolog bu gençleri bir daha evinin bitişiğindeki parkta hiç görmedi.<br />
Anonim]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İyi Eğlenceler Çocuğum]]></title>
			<link>http://www.egitimsokagi.com/Konu-iyi-eglenceler-cocugum--10927.html</link>
			<pubDate>Fri, 30 Jul 2010 13:18:46 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.egitimsokagi.com/Konu-iyi-eglenceler-cocugum--10927.html</guid>
			<description><![CDATA[“İyi Eğlenceler Çocuğum!” Ne kadar güzel bir söz değil mi? Hepimiz bu sözü çocuklarımızı bir doğum günü partisine, sınıf pikniğine  yada arkadaşları ile birlikte olacakları buna benzer ortamlara gönderirken söyleriz.. Çocuğumuzun gideceği ortamdaki mutluluğunun, sevincinin başlamasına sebep olan ilk cümledir bu..<br />
Bu sözü, eğitim amacı ile yurt dışına gittiğimde, orada yaşayan yabancı ailelerin çocuklarını okula bırakırken söylediklerini duydum ve çok etkilendim. “Ne güzel” dedim içimden, bu yaşıma kadar, okulun eğlence yeri olarak görülebileceğini gösterilebileceğini hiç düşünmemiştim.<br />
Okul, öğretmen kavramları her toplumda olduğu gibi bizim toplumumuz içinde çok önemlidir. Hatta öyle ki yıllardır anne ve babalarımız bizi okula gönderirken “Aman kızım oğlum, öğretmeni iyi dinle, derslerini çalış, sakın yaramazlık yapma” gibi sözler söylediler, bu temennilerle okula gittik, okuldan döndüğümüzde ise okulda neler öğrendiğimiz soruldu bize…<br />
 <br />
         Sınavlardan yüksek not  aldığımızda ki yaşadığımız sevinç, bizim için en  önemli eğlenceydi beklide annemizle paylaşabileceğimiz.. Okulun ne kadar önemli olduğunu anlamıştık, ailelerimiz bunu bilinçli yada bilinçsiz olarak, bize empoze etmişlerdi.. Bizimde şu anda çocuklarımıza yapığımız gibi.. Ama ne hikmetse okul zamanında  hep tatil hayali kurduk, okul ne zaman bitecek diye düşündük, okula gitmemek için türlü bahaneler ürettik.. Hatta bazı arkadaşlarımın “Şu okul bitsin formamı yakacağım!! vb sözleri hiç çıkmadı kulaklarımdan yıllardır. Şimdide çok farklı değil aslında. Çocuklarımız tatilin gelişini iple çeker oldular. Onları okula gönderirken karınlarının ağrıdığını duymayan anne baba yoktur(!)<br />
 <br />
        Geçenlerde bir arkadaşımın çocuğu  “Yaz tatili ne zaman bitecek babacığım?” diye kendisine sorduğunda arkadaşım çocuğunun okulu özlediğini sanarak,  “üzgünüm oğlum ama daha çok var, bu sene okullar geç açılacak” diye cevaplamış.. Bunun üzerine çocuk, “ Yaşassın!! Yuppi!!” gibi sevinç dolu sözlerle yanından uzaklaşmış.. Arkadaşım bu durumu anlattığında uzun uzun hayıflandı “neden bu çocuk okulu sevmiyor”  gibi sitemlerde bulundu.<br />
 <br />
       Evet güzel bir soru.. Neden çocuklarımız okulu sevmiyor?   Aslında cevabı çok zor değil. Gelişmiş ülkelerde çocuklar okulu öncelikle eğlenebilecekleri, eğlenirken de öğrenebilecekleri bir yer olarak görürken, bizim çocuklarımız ise öncelikle ciddi, resmi bir kurum olarak algılıyor. Orada dikkatlice ders çalışılır, öğretmen dinlenir, yazı yazılır, kitap okunur… ama yaramazlık yapılmaz..<br />
 <br />
       İşte tamda bu noktada onların eğlence özgürlüklerinin kısıtlandığı bir mekana dönüşüyor okul. Bizim yaramazlık diye adlandırdığımız şeylerin aslında onların eğlenceleri olduğunu unutuyoruz çoğu zaman ve sıkı sıkı tembihliyoruz okula gönderirken..”Aman oğlum, aman kızım, derslerini iyi çalış öğretmenini dinle, SAKIN YARAMAZLIK YAPMA!!!” <br />
 <br />
       Gelişmiş toplumlarda çocuk okuldan döndüğünde, gününün nasıl geçtiği soruluyor.. Hiçbir kısıtlama yok, çocuk günüyle ilgili istediği her şeyden bahsedebilir.. Oysa biz çocuğumuza “Bu gün okulda neler öğrendin? Sınavdan kaç aldın? gibi onu kısıtlayıcı sorular yöneltiyoruz.. Dolayısıyla aldığımız cevaplar hep sınırlı ve formal oluyor. Yurt dışındaki arkadaşları, yüzme de neler yaptıklarını okulda hangi oyunları oynadıklarını zevkle anlatırken, bizim çocuklarımızdan beden eğitimi dersinde matematik yaptıklarını, soru çözdüklerini duyduğumuz çok olmuştur.<br />
 <br />
        Onları en iyi şekilde yetiştirmeye çalışan öğretmenleri, öğrencilerinin sınavlarda başarısız olabilecekleri kaygısıyla, onların yaramazlık yapabilecekleri tek ders olan beden eğitimi dersini de mecburen ellerinden almak zorunda kalmışlardır… Hal böyle olunca, OKUL kavramı çocuklarımız için hep öğrenilecek, ders yapılacak, sessiz durulacak bir yer, eğlenceden uzak bir mekan dolayısıyla da tatilin iple çekildiği, gidilmemek için türlü bahanelerin uydurulduğu, karne günlerinde –eğer notlar iyiyse- sevinçle gidilerek sonlandırılacak kurumlar olmaktadır..<br />
 <br />
        Elbette ki kalabalık bir nüfusa sahip olmamız, ülkemizin ekonomik sorunları, eğitim sistemimizi olumsuz yönde etkileyen başlıca nedenlerden bir kaçı… Çocuklarımız şöyle yada böyle daha küçücük yaşlarda bu sorunların içinde buluyorlar kendilerini.. Ancak bizler velileri olarak, öğretmenleri olarak onların okullarında eğlenceli vakit geçirebileceklerini, eğlenirken öğrenebileceklerini hissettirmeliyiz onlara.<br />
 <br />
       Tüm bu olumlu gelişmelere en büyük destek elbette ki biz velilerden gelmeli… Çocuklarımızı okula gönderirken bedenlerinin sağlığı için güne güzel bir kahvaltıyla başlamalarını sağlarken, mutlulukları içinde gidecekleri ortamdaki sevinci, eğlenceyi, motiveyi başlatacak ilk sözü ihmal etmemeliyiz: “İyi Eğlenceler Çocuğum!!!”<br />
 <br />
Öznur GÜNER DORUK<br />
MEB Proje Koordinatörü]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[“İyi Eğlenceler Çocuğum!” Ne kadar güzel bir söz değil mi? Hepimiz bu sözü çocuklarımızı bir doğum günü partisine, sınıf pikniğine  yada arkadaşları ile birlikte olacakları buna benzer ortamlara gönderirken söyleriz.. Çocuğumuzun gideceği ortamdaki mutluluğunun, sevincinin başlamasına sebep olan ilk cümledir bu..<br />
Bu sözü, eğitim amacı ile yurt dışına gittiğimde, orada yaşayan yabancı ailelerin çocuklarını okula bırakırken söylediklerini duydum ve çok etkilendim. “Ne güzel” dedim içimden, bu yaşıma kadar, okulun eğlence yeri olarak görülebileceğini gösterilebileceğini hiç düşünmemiştim.<br />
Okul, öğretmen kavramları her toplumda olduğu gibi bizim toplumumuz içinde çok önemlidir. Hatta öyle ki yıllardır anne ve babalarımız bizi okula gönderirken “Aman kızım oğlum, öğretmeni iyi dinle, derslerini çalış, sakın yaramazlık yapma” gibi sözler söylediler, bu temennilerle okula gittik, okuldan döndüğümüzde ise okulda neler öğrendiğimiz soruldu bize…<br />
 <br />
         Sınavlardan yüksek not  aldığımızda ki yaşadığımız sevinç, bizim için en  önemli eğlenceydi beklide annemizle paylaşabileceğimiz.. Okulun ne kadar önemli olduğunu anlamıştık, ailelerimiz bunu bilinçli yada bilinçsiz olarak, bize empoze etmişlerdi.. Bizimde şu anda çocuklarımıza yapığımız gibi.. Ama ne hikmetse okul zamanında  hep tatil hayali kurduk, okul ne zaman bitecek diye düşündük, okula gitmemek için türlü bahaneler ürettik.. Hatta bazı arkadaşlarımın “Şu okul bitsin formamı yakacağım!! vb sözleri hiç çıkmadı kulaklarımdan yıllardır. Şimdide çok farklı değil aslında. Çocuklarımız tatilin gelişini iple çeker oldular. Onları okula gönderirken karınlarının ağrıdığını duymayan anne baba yoktur(!)<br />
 <br />
        Geçenlerde bir arkadaşımın çocuğu  “Yaz tatili ne zaman bitecek babacığım?” diye kendisine sorduğunda arkadaşım çocuğunun okulu özlediğini sanarak,  “üzgünüm oğlum ama daha çok var, bu sene okullar geç açılacak” diye cevaplamış.. Bunun üzerine çocuk, “ Yaşassın!! Yuppi!!” gibi sevinç dolu sözlerle yanından uzaklaşmış.. Arkadaşım bu durumu anlattığında uzun uzun hayıflandı “neden bu çocuk okulu sevmiyor”  gibi sitemlerde bulundu.<br />
 <br />
       Evet güzel bir soru.. Neden çocuklarımız okulu sevmiyor?   Aslında cevabı çok zor değil. Gelişmiş ülkelerde çocuklar okulu öncelikle eğlenebilecekleri, eğlenirken de öğrenebilecekleri bir yer olarak görürken, bizim çocuklarımız ise öncelikle ciddi, resmi bir kurum olarak algılıyor. Orada dikkatlice ders çalışılır, öğretmen dinlenir, yazı yazılır, kitap okunur… ama yaramazlık yapılmaz..<br />
 <br />
       İşte tamda bu noktada onların eğlence özgürlüklerinin kısıtlandığı bir mekana dönüşüyor okul. Bizim yaramazlık diye adlandırdığımız şeylerin aslında onların eğlenceleri olduğunu unutuyoruz çoğu zaman ve sıkı sıkı tembihliyoruz okula gönderirken..”Aman oğlum, aman kızım, derslerini iyi çalış öğretmenini dinle, SAKIN YARAMAZLIK YAPMA!!!” <br />
 <br />
       Gelişmiş toplumlarda çocuk okuldan döndüğünde, gününün nasıl geçtiği soruluyor.. Hiçbir kısıtlama yok, çocuk günüyle ilgili istediği her şeyden bahsedebilir.. Oysa biz çocuğumuza “Bu gün okulda neler öğrendin? Sınavdan kaç aldın? gibi onu kısıtlayıcı sorular yöneltiyoruz.. Dolayısıyla aldığımız cevaplar hep sınırlı ve formal oluyor. Yurt dışındaki arkadaşları, yüzme de neler yaptıklarını okulda hangi oyunları oynadıklarını zevkle anlatırken, bizim çocuklarımızdan beden eğitimi dersinde matematik yaptıklarını, soru çözdüklerini duyduğumuz çok olmuştur.<br />
 <br />
        Onları en iyi şekilde yetiştirmeye çalışan öğretmenleri, öğrencilerinin sınavlarda başarısız olabilecekleri kaygısıyla, onların yaramazlık yapabilecekleri tek ders olan beden eğitimi dersini de mecburen ellerinden almak zorunda kalmışlardır… Hal böyle olunca, OKUL kavramı çocuklarımız için hep öğrenilecek, ders yapılacak, sessiz durulacak bir yer, eğlenceden uzak bir mekan dolayısıyla da tatilin iple çekildiği, gidilmemek için türlü bahanelerin uydurulduğu, karne günlerinde –eğer notlar iyiyse- sevinçle gidilerek sonlandırılacak kurumlar olmaktadır..<br />
 <br />
        Elbette ki kalabalık bir nüfusa sahip olmamız, ülkemizin ekonomik sorunları, eğitim sistemimizi olumsuz yönde etkileyen başlıca nedenlerden bir kaçı… Çocuklarımız şöyle yada böyle daha küçücük yaşlarda bu sorunların içinde buluyorlar kendilerini.. Ancak bizler velileri olarak, öğretmenleri olarak onların okullarında eğlenceli vakit geçirebileceklerini, eğlenirken öğrenebileceklerini hissettirmeliyiz onlara.<br />
 <br />
       Tüm bu olumlu gelişmelere en büyük destek elbette ki biz velilerden gelmeli… Çocuklarımızı okula gönderirken bedenlerinin sağlığı için güne güzel bir kahvaltıyla başlamalarını sağlarken, mutlulukları içinde gidecekleri ortamdaki sevinci, eğlenceyi, motiveyi başlatacak ilk sözü ihmal etmemeliyiz: “İyi Eğlenceler Çocuğum!!!”<br />
 <br />
Öznur GÜNER DORUK<br />
MEB Proje Koordinatörü]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[3 ihlas okumak bir hatim yerine geçer mi?]]></title>
			<link>http://www.egitimsokagi.com/Konu-3-ihlas-okumak-bir-hatim-yerine-gecer-mi--10926.html</link>
			<pubDate>Fri, 30 Jul 2010 11:01:05 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.egitimsokagi.com/Konu-3-ihlas-okumak-bir-hatim-yerine-gecer-mi--10926.html</guid>
			<description><![CDATA[Soru: Halk arasında "üç ihlas bir hatim yerine geçer" şeklinde bir anlayış var. Bu benim mantığımı zorluyor. Gerçekten Kur'an'ı baştan sona okuyan bir kimse ile sadece üç ihlas okuyan kimse aynı sevabı mı alır? Engin Koç<br />
<br />
İhlâs suresinin faziletine dair Efendimiz'in ifade buyurduğu çeşitli rivayetler vardır. Bunlardan en meşhuru şöyledir: "Bir adam geceleyin kalktı ve sürekli olarak sadece İhlas suresini okudu. Sabah olduğunda bir sahabi, Allah Resulü'ne: "Ey Allah'ın Resulü, adamın biri bu gece sabaha karşı kalktı ve sürekli Kul Hüvellahu Ehad suresini tekrar edip durdu. (Olayı aktaran kişi sanki bunu azımsıyordu.) Allah Resûlü şöyle buyurdu: Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, o sûre Kur'an'ın üçte birine denktir." (Nesâî, Sünen, 16)<br />
<br />
Bu hadisin açıklaması babında dört farklı yorum vardır:<br />
<br />
1. Bu sure, okuyana Kur'an'ın üçte birini okumuş gibi sevap kazandırır. Hatta bir Müslüman bunu üç kere okusa Kur'an'ın tamamını okumuş gibi mükâfat kazanır.<br />
<br />
2. Kur'an'ın diğer surelerini düzgün okuyamayan biri bu sureyi okuduğunda Kur'an'ın üçte birini okuma sevabına nail olur.<br />
<br />
3. İhlâs suresi Kur'an'ın anlam türlerinin üçte birine denktir. Zira Kur'an'ın anlam ve muhtevası üçtür: Ahkâm, kıssalar ve tevhid. Bu sure ise tevhid hakikatini en kapsamlı biçimde beyan etmektedir.<br />
<br />
4. Sevap bakımından Kur'an'ın üçte birine denktir ama bu sureyi üç kere okuyan mükemmel bir hatim sevabı almış olmaz. Hatta İbni Rüşd, el-Beyan ve't- tahsîl adlı eserinde, İhlas suresini üç kere okuyanın Kur'an'ın tamamını okuyanla eşit sevap alamayacağı hususunda alimlerin görüş birliğine vardıklarını belirtir. (Tâhir ibn Âşûr, et-Tahrîr ve't- Tenvîr, 30/621)<br />
<br />
Sonuç olarak şunu ifade edebiliriz: Sevaplar iki türlüdür; dünyevi ve uhrevî. Üç İhlâs okuyan biri, uhrevi anlamda Kur'an'ı hatmetmiş gibi sevap kazanabilir. Ancak Kur'an'ın tamamını okuyan, ilahi kelama daha fazla vakit ayırarak ömrünün saatlerini nurlandıran bir mümin, kalbi ve ruhî bir huzur elde eder ve böylece ukbâ buutlu dünyevi bir mutluluk da kazanır. Dolayısıyla Kur'an'ın tamamını hatmedenle sadece üç İhlas ile yetinen aynı olmaz. Konuya bu şekilde yaklaşılırsa mesele daha net anlaşılabilir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Soru: Halk arasında "üç ihlas bir hatim yerine geçer" şeklinde bir anlayış var. Bu benim mantığımı zorluyor. Gerçekten Kur'an'ı baştan sona okuyan bir kimse ile sadece üç ihlas okuyan kimse aynı sevabı mı alır? Engin Koç<br />
<br />
İhlâs suresinin faziletine dair Efendimiz'in ifade buyurduğu çeşitli rivayetler vardır. Bunlardan en meşhuru şöyledir: "Bir adam geceleyin kalktı ve sürekli olarak sadece İhlas suresini okudu. Sabah olduğunda bir sahabi, Allah Resulü'ne: "Ey Allah'ın Resulü, adamın biri bu gece sabaha karşı kalktı ve sürekli Kul Hüvellahu Ehad suresini tekrar edip durdu. (Olayı aktaran kişi sanki bunu azımsıyordu.) Allah Resûlü şöyle buyurdu: Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, o sûre Kur'an'ın üçte birine denktir." (Nesâî, Sünen, 16)<br />
<br />
Bu hadisin açıklaması babında dört farklı yorum vardır:<br />
<br />
1. Bu sure, okuyana Kur'an'ın üçte birini okumuş gibi sevap kazandırır. Hatta bir Müslüman bunu üç kere okusa Kur'an'ın tamamını okumuş gibi mükâfat kazanır.<br />
<br />
2. Kur'an'ın diğer surelerini düzgün okuyamayan biri bu sureyi okuduğunda Kur'an'ın üçte birini okuma sevabına nail olur.<br />
<br />
3. İhlâs suresi Kur'an'ın anlam türlerinin üçte birine denktir. Zira Kur'an'ın anlam ve muhtevası üçtür: Ahkâm, kıssalar ve tevhid. Bu sure ise tevhid hakikatini en kapsamlı biçimde beyan etmektedir.<br />
<br />
4. Sevap bakımından Kur'an'ın üçte birine denktir ama bu sureyi üç kere okuyan mükemmel bir hatim sevabı almış olmaz. Hatta İbni Rüşd, el-Beyan ve't- tahsîl adlı eserinde, İhlas suresini üç kere okuyanın Kur'an'ın tamamını okuyanla eşit sevap alamayacağı hususunda alimlerin görüş birliğine vardıklarını belirtir. (Tâhir ibn Âşûr, et-Tahrîr ve't- Tenvîr, 30/621)<br />
<br />
Sonuç olarak şunu ifade edebiliriz: Sevaplar iki türlüdür; dünyevi ve uhrevî. Üç İhlâs okuyan biri, uhrevi anlamda Kur'an'ı hatmetmiş gibi sevap kazanabilir. Ancak Kur'an'ın tamamını okuyan, ilahi kelama daha fazla vakit ayırarak ömrünün saatlerini nurlandıran bir mümin, kalbi ve ruhî bir huzur elde eder ve böylece ukbâ buutlu dünyevi bir mutluluk da kazanır. Dolayısıyla Kur'an'ın tamamını hatmedenle sadece üç İhlas ile yetinen aynı olmaz. Konuya bu şekilde yaklaşılırsa mesele daha net anlaşılabilir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kaymakamlığa Giriş Sınavı Soru ve Cevapları]]></title>
			<link>http://www.egitimsokagi.com/Konu-kaymakamliga-giris-sinavi-soru-ve-cevaplari--10925.html</link>
			<pubDate>Fri, 30 Jul 2010 09:47:51 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.egitimsokagi.com/Konu-kaymakamliga-giris-sinavi-soru-ve-cevaplari--10925.html</guid>
			<description><![CDATA[<font color="red">Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen <a href="member.php?action=register"><strong>buraya</strong></a> tiklayarak kayit olunuz.</font><br />
<br />
2006-2007-2008-2009]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<font color="red">Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen <a href="member.php?action=register"><strong>buraya</strong></a> tiklayarak kayit olunuz.</font><br />
<br />
2006-2007-2008-2009]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ağustos'ta 31 bin öğretmen atanacak]]></title>
			<link>http://www.egitimsokagi.com/Konu-agustos-ta-31-bin-ogretmen-atanacak--10924.html</link>
			<pubDate>Thu, 29 Jul 2010 22:48:44 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.egitimsokagi.com/Konu-agustos-ta-31-bin-ogretmen-atanacak--10924.html</guid>
			<description><![CDATA[Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, Ağustos'ta 31 bin öğretmen daha atayacaklarını duyurdu. Bakan Çubukçu, öğretmen adaylarından da fedakarlık isteyerek zorun hizmet bölgesi tartışmalarına açıklık getirdi.<br />
<br />
Bakan Nimet Çubukçu, Konya'nın Karapınar İlçe Belediye Başkanı Mehmet Mugayıtoğlu'nu makamında ziyaret etti.  Mugayıtoğlu, Bakan Çubukçu'dan, Karapınar'ın öğretmenler için zorunlu hizmet bölgesi ilan edilmesini istedi.<br />
<br />
Çubukçu da bir bölgenin zorunlu hizmet bölgesi olabilmesi için belli kriterlere uyması gerektiğini belirtti.<br />
<br />
''ÖĞRETMENLERİMİZDEN FEDAKARLIK BEKLİYORUZ''<br />
<br />
Kişisel tasarrufta bulunarak bir bölgeyi zorunlu hizmet bölgesi ilan edemediğini ifade eden Çubukçu, şunları kaydetti:<br />
<br />
''Eğer objektif kriterleri esas almazsak, birçok bölge siyasi nedenlerle zorunlu hizmet bölgesi haline getirilebilir. Zorunlu hizmet bölgesi olduğu halde bazı bölgelerde böyle yapılmayabilir. Doğrusunu isterseniz eğitimin temel direği öğretmen. Öğretmeni bir yerde tutamadığınız takdirde, istediğiniz kadar fiziki altyapıyı sağlayın. Eğer öğretmen değişimi hızlı oluyorsa, eğitimde başarılı olamıyoruz. Nitekim ülke genelinde il ölçeklerinde başarı değerlendirmelerini masaya yatırdığımızda, eğitimde başarısız illerimizin veye ilçelerimizin sık sık öğretmen değiştirdiğini görüyoruz. Derslik başına düşen öğrenci sayımızın 14 -17 arasında olan illerimizde bile bazen başarısızlık var. Burada, öğretmenlerimizden özellikle büyük fedakarlık bekliyoruz.''<br />
<br />
''AĞUSTOSTA ATAMA YAPACAĞIZ''<br />
<br />
İlkokul 5. sınıfa kadar 5 veya 6 yıl öğretmen değiştirilmiş bir sınıfın öğrencilerinin eğitimde süreklilik sağlamasının zor olduğunu dile getiren Bakan Çubukçu, şöyle devam etti:<br />
<br />
''Bu nedenle biz de öğretmen açığını planlarken, bu sık yer değişikliğinin önüne geçmek için hem zorunlu hizmet sürelerini uzattık, hem de alımda bir kez eğitim öğretimi aksatmayacak şekilde atama yapıyoruz. Onları da bu ay itibariyle gerçekleştireceğiz. Öğretim yılı devam ederken ara dönemlerde öğretmen ataması yapmayacağız ve ihtiyaç olan bölgelere ağustosta 31 bin öğretmen daha atayacağız, daha öncede 10 bin atama yapmıştık. Zorunlu hizmet bölgesi konusunda Karapınar bu kriterlere maalesef uymuyor.''<br />
<br />
Ziyaretin devam ettiği sırada belediye binası önünde toplanan ve öğretmen adayı oldukları belirtilen bir grup, Bakan Çubukçu'yu alkışlarla protesto etti.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, Ağustos'ta 31 bin öğretmen daha atayacaklarını duyurdu. Bakan Çubukçu, öğretmen adaylarından da fedakarlık isteyerek zorun hizmet bölgesi tartışmalarına açıklık getirdi.<br />
<br />
Bakan Nimet Çubukçu, Konya'nın Karapınar İlçe Belediye Başkanı Mehmet Mugayıtoğlu'nu makamında ziyaret etti.  Mugayıtoğlu, Bakan Çubukçu'dan, Karapınar'ın öğretmenler için zorunlu hizmet bölgesi ilan edilmesini istedi.<br />
<br />
Çubukçu da bir bölgenin zorunlu hizmet bölgesi olabilmesi için belli kriterlere uyması gerektiğini belirtti.<br />
<br />
''ÖĞRETMENLERİMİZDEN FEDAKARLIK BEKLİYORUZ''<br />
<br />
Kişisel tasarrufta bulunarak bir bölgeyi zorunlu hizmet bölgesi ilan edemediğini ifade eden Çubukçu, şunları kaydetti:<br />
<br />
''Eğer objektif kriterleri esas almazsak, birçok bölge siyasi nedenlerle zorunlu hizmet bölgesi haline getirilebilir. Zorunlu hizmet bölgesi olduğu halde bazı bölgelerde böyle yapılmayabilir. Doğrusunu isterseniz eğitimin temel direği öğretmen. Öğretmeni bir yerde tutamadığınız takdirde, istediğiniz kadar fiziki altyapıyı sağlayın. Eğer öğretmen değişimi hızlı oluyorsa, eğitimde başarılı olamıyoruz. Nitekim ülke genelinde il ölçeklerinde başarı değerlendirmelerini masaya yatırdığımızda, eğitimde başarısız illerimizin veye ilçelerimizin sık sık öğretmen değiştirdiğini görüyoruz. Derslik başına düşen öğrenci sayımızın 14 -17 arasında olan illerimizde bile bazen başarısızlık var. Burada, öğretmenlerimizden özellikle büyük fedakarlık bekliyoruz.''<br />
<br />
''AĞUSTOSTA ATAMA YAPACAĞIZ''<br />
<br />
İlkokul 5. sınıfa kadar 5 veya 6 yıl öğretmen değiştirilmiş bir sınıfın öğrencilerinin eğitimde süreklilik sağlamasının zor olduğunu dile getiren Bakan Çubukçu, şöyle devam etti:<br />
<br />
''Bu nedenle biz de öğretmen açığını planlarken, bu sık yer değişikliğinin önüne geçmek için hem zorunlu hizmet sürelerini uzattık, hem de alımda bir kez eğitim öğretimi aksatmayacak şekilde atama yapıyoruz. Onları da bu ay itibariyle gerçekleştireceğiz. Öğretim yılı devam ederken ara dönemlerde öğretmen ataması yapmayacağız ve ihtiyaç olan bölgelere ağustosta 31 bin öğretmen daha atayacağız, daha öncede 10 bin atama yapmıştık. Zorunlu hizmet bölgesi konusunda Karapınar bu kriterlere maalesef uymuyor.''<br />
<br />
Ziyaretin devam ettiği sırada belediye binası önünde toplanan ve öğretmen adayı oldukları belirtilen bir grup, Bakan Çubukçu'yu alkışlarla protesto etti.]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>