Eğitim Sokağı
Hoşgeldiniz
Ziyaretçi. Kayıt Ol !

Sitemize Dosya Yükleyerek

Destek
Olabilirsiniz


Tarihi Öyküler
Konuyu Oyla:
  • Toplam: 0 Oy - Ortalama: 0
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5



[-]
Etiketler
tarihi , öyküler

Konu: 3,931
Mesaj: 11,522
Cinsiyet: Belirtmiyorum
Kıdem: 01-04-2009

Sultan III. Selim devrinde dürüstlüğüyle bilinen fakir bir âlimi kadı tayin etmek isterler.

Paşalardan biri onu görünce:

- Böyle ayağına giyecek ayakkabısı bile olmayan adam nasıl kadı tayin edilir, deyince şu cevabı alır:

- Biz hükümlerimizi ayağımızla değil kafamızla veririz.

Cevapla
.
Konu: 3,931
Mesaj: 11,522
Cinsiyet: Belirtmiyorum
Kıdem: 01-04-2009

Selâhaddîn Eyyûbi ölüm döşeğinde idi. Kendisinden sonra, yerine geçecek olan oğlu Melik Efdal’i yanına çağırdı ve ona şunları nasîhat etti: “Evlâdım sana, bütün iyiliklerin kendisinden geldiği Allah korkusu ile doğrudan ve doğru yoldan ayrılmamayı vasiyet ederim. Allah’ın emirlerini yerine getirmekte elin gevşek olmasın ve kusur işlemeyesin. Bilesin ki, kurtuluş ancak bundadır. Kimsenin kanı ile, ellerini kirletme. Halkının emniyeti ve saadeti için çalış. Onları Allah’ın sana bir emâneti bil. Komutanlarına değer ver.

Arkadaşlarını koru. Herkesin bir gün öleceğini aklından çıkarma. Kimsenin hakkını zâyi‘ etme. Kul hakkı, kul affetmedikçe kalkmaz.”



Bu nasîhatlardan sonra, vasiyet olarak da şunu istedi:

Kefenimi bir mızrağın ucuna bağlayıp, dellâlın eline vereceksin. O, sokak sokak gezecek ve halka şöyle bağıracak:

“İşte ey ahâli! Bu Kudüs fâtihi Selâhaddîn’in kefenidir… Dünyadan, sadece bu kefenle gidecektir. Bundan gayrı mal, mülk, mevkî ve makam, ölüm kapısından öteye geçmeyecektir. Bakın ve ibret alın!”

Cevapla
.
Konu: 3,931
Mesaj: 11,522
Cinsiyet: Belirtmiyorum
Kıdem: 01-04-2009

Sultan Mahmut kılık kıyafetini değiştirip dolaşmaya başlamış.
Dolaşırken bir kahvehaneye girmiş oturmuş. Herkes bir şeyler istiyor.

-Tıkandı baba, çay getir. Tıkandı baba, oralet getir. Vb

Bu durum Sultan Mahmut un dikkatini çekmiş.

Hele baba anlat bakalım, nedir bu Tıkandı baba meselesi?

Uzun mesele evlat, demiş Tıkandı baba

Anlat baba anlat merak ettim deyip çekmiş sandalyeyi. Tıkandı baba da
peki deyip başlamış anlatmaya;

Bir gece rüyamda birçok insan gördüm ve her birinin bir çeşmesi vardı
ve hepsi de akıyordu. Benimki de akıyordu ama az akıyordu. "Benimki de
onlarınki kadar aksın" diye içimden geçirdim. Bir çomak aldım ve oluğu
açmaya çalıştım. Ben uğraşırken çomak kırıldı ve akan su damlamaya
başladı. Bu sefer içimden " Onlarınki kadar akmasa da olur, yeter ki
eskisi kadar aksın" dedim ve uğraşırken oluk tamamen tıkandı ve hiç
akmamaya başladı. Ben yine açmak için uğraşırken Cebrail göründü ve
Tıkandı baba, tıkandı. Uğraşma artık, dedi. O gün bu gün adım "Tıkandı
baba" ya çıktı ve hangi işe elimi attıysam olmadı. Þimdi de burada
çaycılık yapıp geçinmeye çalışıyoruz.

Tıkandı baba nın anlattıkları Sultan Mahmut un dikkatini çekmiş.
Çayını içtikten sonra dışarı çıkmış ve adamlarına ;

Hergün bu adama bir tepsi baklava getireceksiniz. Her dilimin altında
bir altın koyacaksınız ve bir ay boyunca buna devam edeceksiniz.

Sultan Mahmut un adamları peki demişler ve ertesi akşam bir tepsi
baklavayı getirmişler. Tıkandı baba ya baklavaları vermişler. Tıkandı
baba baklavayı almış , bakmış baklava nefis. " Uzun zamandır tatlı da
yiyememiştik. Þöyle ağız tadıyla bir güzel yiyelim" diye içinden
geçirmiş. Baklava tepsisini almış evin yolunu tutmuş. Yolda giderken
"Ben en iyisi bu baklavayı satayım evin ihtiyaçlarını gidereyim" demiş
ve işlek bir yol kenarına geçip başlamış bağırmaya:

Taze baklava, güzel baklava ! Bu esnada oradan geçen bir Yahudi
baklavaları beğenmiş. Üç aşağı beş yukarı anlaşmışlar ve Tıkandı baba
baklavayı satıp elde ettiği para ile evin ihtiyaçlarının bir kısmını
karşılamış. Yahudi baklavayı alıp evine gitmiş. Bir dilim baklava
almış yerken ağzına bir şey gelmiş. Bir bakmış ki altın. Þaşırmış,
diğer dilim diğer dilim derken bir bakmış her dilimin altında altın.
Ertesi akşam Yahudi acaba yine gelirmi diye aynı yere geçip başlamış
beklemeye. Sultanın adamları ertesi akşam yine bir tepsi baklavayı
getirmişler. Tıkandı baba yine baklavayı satıp evin diğer
ihtiyaçlarını karşılamak için aynı yere gitmiş. Yahudi hiçbir şey
olmamış gibi

Baba baklavan güzeldi. Biraz indirim yaparsan her akşam senden alırım,
demiş. Tıkandı baba da Peki, demiş ve anlaşmışlar. Tıkandı babaya her
akşam baklavalar gelmiş ve Yahudi de her akşam Tıkandı baba dan
baklavaları satın almış. Aradan bir ay geçince Sultan Mahmut ;

Bizim Tıkandı baba ya bir bakalım, deyip Tıkandı baba nın yanına
gitmiş. Bu sefer padişah kıyafetleri ile içeri girmiş. Girmiş
girmesine ama birde ne görsün bizim tıkandı baba eskisi gibi
darmadağın. Sultan;

Tıkandı baba sana baklavalar gelmedi? mi, demiş

Geldi sultanım

Peki ne yaptın sen o kadar baklavayı?

Efendim satıp evin ihtiyaçlarını giderdim, sağolasınız, duacınızım.

Sultan şöyle bir tebessüm etmiş.

Anlaşıldı Tıkandı baba anlaşıldı, hadi benle gel, deyip almış ve
Devletin hazine odasına götürmüş.

Baba şuradan küreği al ve hazinenin içine daldır küreğine ne kadar
gelirse hepsi senindir, demiş. Tıkandı baba o heyecanla küreği tersten
hazinenin içine bir daldırıp çıkarmış ama bir tane altın küreğin
ucunda düştü düşecek. Sultan demiş;

Baba senin buradan da nasibin yok. Sen bizim şu askerlerle beraber git
onlar sana ne yapacağını anlatırlar demiş ve askerlerden birini
çağırmış

Alın bu adamı Üsküdar ın en güzel yerine götürün ve bir tane taş
beğensin. O taşı ne kadar uzağa atarsa o mesafe arasını ona verin
demiş. Padişahın adamları "peki" deyip adamı alıp Üsküdar a
götürmüşler.

Baba hele şuradan bir taş beğen bakalım, demişler. Baba,

Niçin, demiş. Askerler

Hele sen bir beğen bakalım demişler. Baba şu yamuk, bu küçük, derken
kocaman bir kayayı beğenip almış eline

Ne olacak şimdi, demiş

Baba sen bu taşı atacaksın ne kadar uzağa giderse o mesafe arasını
padişahımız sana bağışladı.demiş. adam taşı kaldırmış tam atacakken
taş elinden kayıp başına düşmüş. Adamcağız oracıkta ölmüş. Askerler bu
durumu Padişaha haber vermişler. İşte o zaman Sultan Mahmut o meşhur
sözünü söylemiş;

"VERMEYİNCE MABUD,

NEYLESİN SULTAN MAHMUT"

Cevapla
.
Konu: 3,931
Mesaj: 11,522
Cinsiyet: Belirtmiyorum
Kıdem: 01-04-2009

Herman'ın Öyküsü

1914 yılında, Birinci Dünya Savaşı’nda savaşmış bir askerin, Herman’ın öyküsü…

Patlamalar, haykırışlar, kan ve ölüm… Yalnızca bunların yaşandığı cephede, Herman’ın da katıldığı bir savaş tüm şiddetiyle devam ediyordu. Askerler, her türlü insanca duyguyu unutmuş gibiydiler. Düşmanlarını öldürmeden önce, bir an durup onların gözlerine bakıyorlardı. O gözlerde gördükleri korku ve acıdan etkilenmiyorlardı. Kendi korkuları her şeyin ötesindeydi.

Kazanmak, yaşamak demekti; kaybetmek ise ölüm. Herman ve düşmanları kazdıkları derin siperlerde bulunuyordu. Her gün ölümü görüyordu Herman, arkadaşlarını yitiriyordu. Her gün acımasızlığa, nefrete, kine şahit oluyor ve ülkesi için o da buna katılıyordu. Her gün benliğinden bir parçanın daha kopup gittiğini hissediyor, eksiliyor, eksiliyordu… Askerler, haftalar boyunca savaşmaktan bitkin düşmüşlerdi, acı ve pislik içindeydiler. Herman, yaşadığı bu durumdan bezmişti artık. Ne tarihin ne de saatin farkındaydı. Zamansızlığın boşluğunda günü kurtarmanın derdindeydi sadece. Ve bir gün, bir şey oldu. Komutanlar, o günün Noel olduğunu ve savaşa bir gün ara vermek için düşmanla bir anlaşma yaptıklarını söylediler. Çünkü, her iki taraf da ortak bir dini paylaşıyordu. Tanrı’ları ortaktı.

O gün savaşa gerçekten 12 saat ara verildi. Hiçbir patlama ya da çığlık duyulmuyordu. Kulaklarına sağırlık gibi gelen bir sessizlik hakimdi etrafa. Gece olduğunda Herman, düşman siperlerinde yakılan ateşlerin ışığını gördü, bu onların daha önce hiç yapmadığı bir şeydi. O anlaşmalı barış anlarında askerler ısınmak için ateş yakmaya cesaret etmişti. Herman’ın bulunduğu siperde de aynı şey yapıldı, ateşler yakıldı, insanlar toplandı. Her iki taraf da birbirlerinin siluetlerini görebiliyordu. Sonra, şarkılar söylenmeye başlandı. Ayrı dillerde aynı şarkıları söylüyordu askerler; Herman’ın çocukluğundan beri bildiği, Tanrı’yı, sevgiyi ve barışı anlatan şarkıları… Herman, onların neşelendiğini hissediyor, yemeklerinin kokusunu duyuyordu. Daha bir kaç saat önce kıyasıya savaşan, ölümün vahşetini saçan insanlar, aralarında bir kaç metre mesafe olmasına rağmen tedirginlik hissetmiyor, kendilerine sunulan bu anların keyfini çıkarıyorlardı. Herman ise savaşın nasıl da zoraki bir nefret oyunu olduğunu düşünüyor, aylardır yaşanan kâbusun anlamsızlığını artık daha iyi anlıyordu. Savaş boyunca hiç kimsenin ölmediği tek gündü o ve yine savaş boyunca herkesin huzur içinde uyuyabildiği tek gece…

Bu olay Herman’ı çok değiştirdi. Yıllar sonra çocuklarına ve torunlarına bir mucize yaşadığını anlattı: Askerler, ortak ve güzel bir şeye, savaş ve nefrete baskın çıkan bir şeyi sahiplenerek silahlarını indirmişlerdi. Bu şey, Tanrı sevgisiydi. O, çocuklarına şöyle dedi: “Yaşadığımız mucizenin sırrını bulmak büyük bir keşif olurdu. Savaşı bir günlüğüne durduran bu sır, aslında tüm savaşlara tamamen son verebilirdi. Ben, o günü yaşadım ve içimin derinliklerinden gelen ve yüreğimden taşan sevgiyi, Tanrı sevgisini hissettim. O sevginin insanları nefretten ve korkudan uzaklaştırabildiğini gördüm. Bizlerle aynı şarkıları söyleyen düşman askerleriyle gerçekte nasıl da yakın olduğumuzu anladım. Sevginin neler yaptırabileceğini biliyorum. Lütfen bunun yolunu bulun.”

Cevapla
.
Konu: 3,931
Mesaj: 11,522
Cinsiyet: Belirtmiyorum
Kıdem: 01-04-2009

Bir Çift Kundura

Onyedinci asır başlarında Dalmaçyada Nadin Kasabasında Sancak Beyinin ahırında uşak olarak çalışan on üç yaşında bir çocuk vardı.



Herkes tarafından horlanan bu kimsesiz çocuğa bir gün bir dul kadın acımış ve çıplak ayaklarına, kocasından kalmış kocaman bir çift partal kundura giydirmişti.

Nadin'den bir vazife ile bir Kapıcıbaşı geçti. Sancak Beyinin konağında misafir oldu ve küçük ahır uşağının zekâ ile pârlayan gözleri ve kir tabakaları altında kaybolmuş güzelliği nazarı dikkatini çekti, çocuğu yıkatıp temizlettikten sonra alıp İstanbul'a getirdi.





Saraya verdi. Enderunu Hümâyun çocukları arasına katılan çocuğa, güzelliğinden ötürü Yusuf adı konuldu. Nadinli Yusuf kısa bir zamanda yükseldi. Kaptan Paşa oldu. Bir gün Nadine Kaptan Paşanın bir adamı geldi ve Sancak Beyine mühürlü bir meşin torba verdi, bir mektupta da şunlar yazılıydı:

«Falan yerde oturan Marya isminde bir dul kadın vardır; bu torba, eğer sağ ise, Sancak Beyinin ve Nadin kadısının huzurunda o dul kadına verilecektir ve bir senet tanzim edilip bana gönderilecektir.»

Kadın sağ idi, çok fakir düşmüş bulunuyordu. Kadının ve sancak beyinin huzurunda Kaptan Paşanın torbası kendisine teslim edildi. Torbanın içinde bir çift kocaman partal kundura vardı ve içleri altın ile doldurulmuştu. Yusuf Paşa kısa bir de mektup yazmıştı:

«Anacığım, diyordu, bir kış günü donmuş çıplak ayaklarına bu kunduraları giydirdiğin kimsesiz çocuk, ölünceye kadar seni unutmayacaktır.»

Cevapla
.
Konu: 3,931
Mesaj: 11,522
Cinsiyet: Belirtmiyorum
Kıdem: 01-04-2009

Tekkeye Gelen Kadı

Kadı Mahmud dervişliğe niyetlenir. Önce Eskici Mehmed Dede’nin kapısını çalar. Ama mübarek:
-Senin nasibin bizden değil! der,
-Üftade hazretlerine gitsen gerek!

Kadı Mahmud adamlarına:
-Tiz atım hazırlansın! der, kurulur eyere.
Üftade Hazretleri’nin dergahına yaklaştığı sırada atının ayakları kayalara saplanır. Gelgelelim, henüz yaşadıklarını muhakeme edecek halde değildir. Atı bırakır, yürür kapıya. Karşısına ilk çıkana:

-Ben! der,
-Bursa kadısıyım. Geldiğimi söyleyin, Þeyh Üftade’yi göreceğim!
Kapıdaki yaşlı derviş önce acı acı güler, sonra:
-Üftade benim evladım! der,
-Ama bu kapı yokluk kapısıdır, eğer malını, mülkünü, itibarını, rütbeni silemeyeceksen var git işine.
Kadı Mahmut mahçup ve pişmandır.
Üftade Hazretleri kadife gibi yumuşak bir sesle devam eder:
-Bak yavrum bu yol çilelidir, görmüyor musun atın bile döndü geriye!

Bunlar ne manalı sözler, bu ne içe işleyici sestir. İşte o an tevhid denizine yelken açar, sıyrılır yalan dünyanın girdaplarından. “Bu huzur hiç bitmese” der. Ama şimdi çetin imtihanlar bekler onu.

Koca Kadı, denilen her şeyi yapar, mesela sırmalı kaftanıyla mahalle mahalle dolaşır ciğer satar. Peşinde yalınayak veledler, arsız kediler.

Alay edenler, fıkır fıkır gülenler. Eski memurları “deli mi ne?” derler. Ama o direndikçe üstüne yürür, nefsinin burnunu sürter yerlere.

İşte helaları temizlediği günlerden birinde avluyu bir davul sesi doldurur, sonra tellalın gür sesi duyulur. Bursa’ya atanan yeni kadıyı ilan ederler. Bir şaşaa, bir depdebe, bir gulgule…

Alçak nefis diklenmek ister. “Sen sürün bakalım” der, “Elin oğlu bıraktığın makama oturdu bile!” Ama o vesvelere güler geçer, “Boş versene!” der, “Sen buna layıksın. Hatta buna bile layık değilsin ama…”

İşte, tam o an ufuklar görünür, gökler duvak duvak açılır. Kalbine anlatılmaz bir huzur ve sürur dolar. Üftade Hazretleri develer yükü kitabın veremeyeceğini bir bakışıyla talebesinin kalbine nakşeder. Artık bulutların üstünü, yerin altını görür, zikreden zerreleri işitir. İşte bu yüzden çimlere basamaz, çiçekleri koparamaz.

Ve Sivrihisarlı Kadı Mahmud, Aziz Mahmud Hüdayi olur. Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri, hocasına çok hizmet eder, ömrünün son demlerinde yanında olur, duasını alır. Üftade Hazretleri öylesine hoşnut olurlar ki anlatılamaz. Hatta açar ellerini:
-Allah ne muradın varsa versin, der,
-Padişahlar ardınca yürüsün e mi?

Bir gün Sultan Ahmed Han yolda Hüdayi Hazretleri’ne rastlar, derhal atından inip eyeri gösterir:
-Efendim buyurmaz mısınız?
Talebeleri Hüdayi Hazretleri gibi mütevazı bir velinin bu teklifi reddedeceğini sanır. Ancak Hüdayi Hazretleri hayvana biner, Koca padişahı ardından yürütür. Ama birkaç adım ya gider, ya gitmez iner:
-Bunu sırf hocamın duası yerine gelsin diye yaptım, der,
-Yoksa padişahımın atına binmek ne haddime!

Cevapla
.

Anahtar Kelimeler

Tarihi Öyküler ,Tarihi Öyküler Öğretmen Forumu,Tarihi Öyküler yükle,Tarihi Öyküler download,Tarihi Öyküler indirmek istiyorum,Tarihi Öyküler ödev yükle,Tarihi Öyküler bedava, Tarihi Öyküler ÖDEV İNDİR,Tarihi Öyküler YÜKLE,etkinlik,yukle,İndir,download,inndir,Tarihi Öyküler eğitimTarihi Öykülerdosya indir




Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi
Türkçe Çeviri : MyBBTürkiye, MyBB, © 2002-2017 MyBB Group.
MyBB Destek: InSiDe