Eğitim Sokağı
Hoşgeldiniz
Ziyaretçi. Kayıt Ol !

Sitemize Dosya Yükleyerek

Destek
Olabilirsiniz


Sosyal bılımler felsefesı 7.hafta PDF
Konuyu Oyla:
  • Toplam: 0 Oy - Ortalama: 0
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5



[-]
Etiketler
sosyal , bılımler , felsefesı , 7 , hafta , pdf

Konu: 26
Mesaj: 27
Cinsiyet:
Kıdem: 20-01-2015

7. YORUMBİLGİSİ III: GADAMER VE FELSEFİ YORUMBİLGİSİ
Genel hatlarıyla yorumbilgisel felsefe veya varlık bilimsel yorumbilgisi, dünyadaki temel varlık biçimimizin anlama ve yorumlama olduğu, varsayımlardan bağımsız bilgi bulunmadığı öncülünden hareket eder. Yorumbilgisel felsefe, bilen özne ile incelenen nesneyi birbirinden ayıran Kartezyen felsefeyi sorgulamaya ve aşmaya çalışır. Kartezyen felsefeye göre nesnel olguların önyargısız ve tarafsız bir özne tarafından gözlemlenmesi olanaklıdır ve bu görüş, doğal bilimlerin bilgi kuramsal temelidir.
Heidegger, varlık bilimsel yorumbilgisini oluştururken kendisine "görüngü" kavramının yanısıra "logos" kavramını da merkez olarak alır ve bu kavramların köken bilimsel anlamlarını çözümlemeye girişir. Görüngünün Yunanca karşılığı olan fainomenon'un anlamı kendisini kendi içinde gösteren veya açık olan demektir. Logosun bir anlamı da beliriş (deloun) yani kendini görünmeye bırakandır. Buna göre logos, kendini gösterenin belirişi ya da görüngüye karşılık düşen tepkidir. Kavramlar böyle anlaşıldığında, Husserl'in şeylerin kendisine gitmek diye özetlediği görüngü bilim, şeylerin kendilerine boyun eğme; kendini kendinden göstermeye çalışanın örtüsünü kaldırarak onu görünürleştirme şeklinde ele alınabilir. Böyle bir görüngü bilimden artık yorumbilgisine gitmek kolaydır. "Görüngü bilimsel betimlemenin yöntem bilimsel anlamı yorumdur. Dış varlığın görüngü biliminin logosu yorumsal niteliktedir. Dasein'ın görüngü bilimi sözcüğün kökensel anlamında yorumbilgisidir ki bu terim, yorumlama işini belirtmektedir." Heidegger'in kazandırdığı yepyeni boyut sayesinde yorumbilgisi, varoluşun var olma biçimini ilksel anlamına dönüşerek metinlerin yorumlanması şeklindeki alışıldık anlamından sıyrılmış olmakta veya alışıldık anlam, Heidegger'in kattığı yeni boyutla birlikte ilksel anlam ile bağlantılanarak onun bir türevi hâline dönüşmektedir. Heidegger'e göre, insan bilimleri için önerilen yöntemi yöntem bilimsel düzeyde meşrulaştırabilmek için Dilthey'ın yaptığı gibi tinsel varoluşu doğanın varoluşundan, açıklamayı anlamadan ayırmaya gerek yoktur. Çünkü anlama, insan Dasein'ın dünya içindeki varlık olarak gerçekleştirmiş olduğu ilksel başarıdır. Dasein'ın varoluş biçimi olarak anlama, daha en başından itibaren vardır. Doğal bilimlerdeki bilgi türü de anlamanın bir alt-türü olmaktan öte bir şey olmamaktadır. Heidegger'e göre Dasein, tarihsellik tarafından kurulmasının yanı sıra gelenek (dil) tarafından da kurulmuştur. Dil, yalnızca bir iletişim aracı değil insan yaşamının devindiği boyut, dünyayı oluşturan ögedir. Dilin, insan varlıklarının yalnızca ona katılarak insan olabildikleri kendine ait bir varlığı vardır. Oysa Husserl dile hiç
önem vermemektedir çünkü ona göre anlam dilden önce vardır. Dil insanın önceden aşkın egosunda sahip olduğu anlamaları isimlendiren ikincil bir etkinliktir.1
Heidegger'e göre anlama "bilmenin" bir yolundan çok var olmanın bir yoludur. Bu açıdan, yorumbilgisinin alanı tek tek yapıtları anlamaktan tüm tarihsel varlıklara ve oradan varlığın anlaşılmasına kadar genişlemiştir. Tarihi tanımlamak demek, onu yorumlamaktır. Varlık kendiliğinden ortaya çıkmamıştır, ortaya çıkması gerekmiştir. "Yorumlamada, anlama değişik bir şey olmaz. Kendisi olur. Böyle bir yorumlama varoluşçu bir anlamda anlamın içindedir yani anlama yorumdan kaynaklanmaz. Yorumlama ise anlaşılan şey için bilgi toplamak değil, anlamaya yöneltilen olasılıkları ortaya çıkartmaktır." Kısacası yaşamın kendisi yorumdur.2
Heidegger öncesi yorumbilgisinin başlıca özelliği metin yorumlarının karar verilebilir olduğunu, yazarın ve metnin niyetinin kavranılmasıyla doğru yoruma ulaşılabileceğini varsaymasıdır. Oysa Heidegger sonrası yorumbilgisinde her yorumun aynı zamanda metnin yeni bir okuması olması nedeniyle her yeni yorumun metne yeni bir anlam kattığı düşünülür. Çünkü metnin anlam ufkuna ister istemez yorumcunun kültürü, zamanı ve önyargıları katılır. Bu da doğal olarak yeni ve farklı anlamalara yol açar. Bu nedenle Heidegger sonrası yorumbilgisinde metnin tamamlanmış bir anlamı olduğunu düşünmek ve o anlamı keşfetmeye çalışmak felsefi bir yanılsamadır. Yorumbilgisi böylece metinde bulunan anlamı keşfetmekten çok anlamı metinde yaratmanın peşinde olan bir etkinliktir. Yani anlam hakkında karar verilemezdir. Bu, metni kapalı bir yapı olarak görmek yerine, bir ucu daima açık bitmemiş bir süreç olarak kavramsallaştırmak anlamına gelir.3
Gadamer'e göre, Heidegger Dilthey'ın "aşkın bilinç"in arkasına, yani "yaşama"ya geri dönme talebinden hareket etmiş, bu talep kendi felsefesinin en önemli güdümleyicisi olmuştur. Heidegger, Dilthey'ın düşüncelerini kendi varoluş felsefesinin görüngü bilimsel yönden temellendirilmesinde esas almış, bunu da yorumbilgisi sorununu felsefi bir radikalleşme içinde ele almak suretiyle yapmıştır. Heidegger bir "olagelme yorumbilgisi" kurmuş ve bununla, Husserl'in görüngü bilimsel öz varlık bilimine karşı "varlığın öndüşünsel olmayışı"nı
açımlama gibi paradoksal bir görev formüle etmiştir. Buna göre varlık kendini "anlar" ve kendini olanaklar alanına atılmışlığı içinde yorumlar. Var olmak anlamak demektir. Burada yorumbilgisinin görüngülere yönelik araçsal yöntem anlayışı, varlık bilimsel yöntem anlayışına geri dönmek zorunda olduğu noktaya ulaşır. Anlama artık burada insani düşünmenin sahip olduğu diğer düşünme tavırları arasında bir tavır değildir. Tersine o insan varoluşunun temel hareketliliğidir. Böylece tarihsellik sona erer, tarihsellik görelilikçiliğin demir parmaklıkları kırılır.4
Gadamer'e göre de, Heidegger, tarihsel bilimlerin yöntem bilimsel tekliğini bilgi kuramı düzleminde meşrulaştırmak için, tarihsel varoluşu Dilthey'ın yaptığı gibi doğanın varoluşundan ayırmaya gerek olmadığını savundu. Tersine o, doğa bilimlerindeki bilgi türünü, "anlama"nın bir alt türü olarak gördü. Heidegger'in anlamayı varoluşsal bir olay olarak yorumlaması, onun, ne eksik ne fazla, tam da yorumbilgisinin en temel öğesini yakaladığını gösterir. Eğer anlama tüm varoluşun aşkın bir belirlenişi ise, o zaman yorumbilgisel anlama da yeni bir boyut ve evrensel bir önem kazanmış olur. "Tarihçi Okul"un bir türlü gerekçelendiremediği "yakınlık" olayı ve sorunsalı artık somut bir anlam taşımaya başlar ve adına uygun bir öze kavuşan yorumbilgisinin görevi, tam da bu kendine ait olan önemi kavramak hâline gelir.5
Gadamer, anlamanın varoluşsal bir eylem olarak kavranması gerektiğini düşünür. Bu nedenle de anlama, "atılmış, tasarlanmış bir proje"dir. Nesnellik bir kuruntudur. Tarihçiler bile modern ve yöntemsel bir bilimin temsilcileri olarak geçmişin bize sesini duyurduğu kesintisiz bir zincirin halkalarıdır. Ahlak bilinci aynı zamanda pratik ahlak bilgisi ve ahlaki varoluştur. Bize tarih bilincinin varlık bilimsel boyutlarını çözümleyecek modeli sağlayan, işte pratik bilginin ahlakın özüyle ve eğitimin ya da kültürün ödevler ve ereklerin somut bilgisiyle bu bütünleşmesidir.6"anlama" denilen şeyin neliğine aittir. Bu, öznel önkabullerin, özel ve keyfi değerlendirmelerin meşrulaştırılması demek değildir. Çünkü söz konusu olan şey, tam bir disiplinleştirme değeri taşır. Çağlar, kültürler, sınıflar, ırklar ile aradaki kaçınılmaz, zorunlu mesafe, anlamaya gerilimini ve yaşamını veren özneler-üstü yöndür.7
Gadamer için, felsefi yorumbilgisinin işlevi yöntem bilimsel olmaktan çok varlık bilimseldir. O, bilimsel olsun ya da olmasın her türlü biçimiyle anlama görüngüsünün temelini oluşturan ve yorumlayıcı öznenin tam anlamıyla yönlendiremediği bir olgu olarak anlamayı oluşturan koşullara dikkatleri çekmeye çalışır. Felsefi yorumbilgisi için sorun ne yaptığımız ya da ne yapmak zorunda olduğumuz değil, bizim isteklerimizin, yaptıklarımız ötesinde neler olduğudur.8
Gadamer'in yorumbilgisiyle getirmek istediği insan bilimlerine yardımcı olacak yeni bir disiplin değildir. Onun aradığı "etkin-tarihsel bilinç" dediği yeni bir bilinçtir.
Gadamer, yorumcunun tarih içindeki şimdiki zamandaki katılımına dayalı bir anlama kavramı geliştirmiştir. Anlama bir dolayımlamadır ve tarih içinde bir hareket olarak ele alınmalıdır. Bu tarih akışında, ne yorumcu ne de yapıt birbirinden ayrı ve bağımsız parçalar olamaz. Anlama görüngüsü içinde geçmişin rolü çok önemlidir. İnsanlar tarihsel olarak var oldukları için tarihsel geleneği kendi içinden yorumlamak kaçınılmazdır. Anlama, her zaman anlamanın zaten bilinen ufukları içinde başlar ve orada son bulur. Geleneği kendi içinden anlamak demek önyargılı olmak demektir. Gadamer önyargıyı bir ön-anlama olarak görmektedir. Önyargı yorumlamanın bir koşuludur. Bilinçli bir yorumun işlevi tüm önyargıları silmek değildir. Yanlış önyargıları doğrulardan ayırmaktır. Yorumlama bizim dilimizin ufuklarının bir başkasınınkiyle birleşme süreci olarak da tanımlanır. Gadamer, "anlaşılabilen varlık dildir." der. Ona göre önyargılarımız bizi geçmişten ayıramaz, tersine bize geçmişi açar. Bizim tarihsel varoluşumuz bu önyargılar sayesindedir. Böylece anlamak şimdiki durumların geçmiş durumlar tarafından şekillendirilmiş biçimidir. Gadamer'in "önyargı" kavramı anlama ediminin tarihsel ve sonlu boyutlarını kabul etmeye dayanır. Ona göre bu boyutlar, insanlar arasındaki anlam akışında olumlu bir rol üstlenmelidirler. Geçmişle şimdiki zamanın birleştikleri yer dildir. Geçmişi anlamak demek, geçmiş deneyimlerden oluşan bir yapıtla
hâlihazırdaki yorumcusunun önyargıları arasında bir ufuk birleşimi yaratmak demektir. Ufukların birleşimi olarak anlama temelde dil bilimsel bir süreçtir.9
Gadamer'in kuramı, yorumbilgisinin kendi tarihi içinde özellikle iki açıdan önem kazanmaktadır. Birincisi, doğa ve toplum bilimlerinin birliğine ilişkin pozitivist değerlendirmeye uzun süredir devam eden muhalefeti kuvvetlendirmesi ve ikincisi de geleneksel yorumbilgisi tarafından yapılan pozitivizm eleştirilerinin kendi imalarının, bizzat pozitivist bir yöntem kuramı içinde kaldığını göstermesidir.10 Gadamer'in, Heidegger ve kendisinden önceki yorumbilgisinden farkı, yöntem üzerine vurguyu reddetmesidir. En temel yapıtı olan “Hakikat ve Yöntem”in başlığı bile bu noktayı kesin bir şekilde açıklamaktadır. Gadamer için hakikat ile yöntem arasında bir birlik ilişkisi yoktur. Gadamer belki de en temel yapıtına seçtiği başlıkla hocası Heidegger'in temel yapıtı olan Varlık ve Zaman'a, tersine çevirici bir gönderme yapmaktadır.
Gadamer'e göre, yorumbilgisinde "yöntem"den vazgeçilmesi, "hakikat"ten vazgeçildiği anlamına gelmez. Hakikat, kendisinden yola çıkılarak anlamanın ortaya çıktığı geleneğin özgünlüğüyle garanti edilir. Yorumbilgisinin işlevi de tam bu noktada gündeme gelir: Yorumbilgisi felsefenin evrensel ilkesidir. Gadamer için yöntem, bir öznenin bir nesneye, daha sonra "hakikat" olarak adlandırılacak belirli sonuçları vermek üzere başvurmasıdır. Gadamer'in, Heidegger'in yorumbilgisi projesini sürdürmesi aynı zamanda yöntem ve hakikatin zararlı birliğine karşı olmayı içerir. Doğal bilimlerin anlamayı önemsememe eğilimine karşı Gadamer yorumbilgisini, tüm yöntem bilim alanını yönetebilecek düzeltici ve meta-eleştirel bir yönelim olarak önerir. Gadamer, Heidegger'i izleyerek Dilthey'ın tersine yorumbilgisine evrensel bir statü talep eder. O, anlamayı herhangi bir disiplinle ilişki içinde değil, dünyada varoluşumuzun özünü kavramaya yönelik olarak kullanır. Hakikat ve Yöntem, yorumbilgisini yeni ve daha iyi bir yöntem olarak değil, yöntembilimi ve onun hakikatle ilişkisini sorgulamak için önerir.
Gadamer, bilimi bir yöntem olarak yorumbilgisini ise kesintisiz dinlemeye dayalı bir diyalog olarak görür. O, doğal bilimlerde yürürlükte olan yöntem bilgisine ise tam bir güvensizlik içerisindedir. Nesnelci bilim anlayışının umduğu gibi kesin gerçeklere ulaşılamaz. Bilimsel
düşünme sürecinde yer alan, çürütülen kanı da onu çürüten ve yerine geçen yeni doğru da kesintisiz bir olaylar zincirinin halkalarıdır. Şimdi yürürlükte bulunan ve doğru diye bilinen şeyler, bir süre sonrasının çürütülecek olan önyargılarıdır. Bu bakımdan bilimsel düşünme süreci ile olağan düşünme sürecimiz arasında hiçbir fark bulunmamaktadır. Bilimsel yöntemle hakikatin yakalanamayacağı inancında olan Gadamer, hakikate ancak yorumbilgisel çalışmayla varılabileceği görüşündedir.11 Gadamer'in kısaca ifade ettiği şudur: "temel olarak ben bir yöntem önermiyorum; var olan durumu betimliyorum."12
Gadamer'e göre, bütün tarihsel bilginin, genel deneysel düzenliklerinin somut sorunlara uygulanmasını bir ölçüde içerdiğini elbette teslim edebiliriz; ama tarihsel bilginin gerçek amacı somut bir olayı genel bir kuralın özel bir örneği olarak açıklamak değil, bir tarihsel olayı özgüllüğü ve benzersizliği içinde anlamaktır. Tarih bilincinin kaygusu, insanların, halkların ya da devletlerin genelde nasıl geliştiğini bilmek değil; tam tersine, bu adamın, bu halkın ve bu devletin nasıl bu hâle geldiğini, bu tekillerin nerelerden geçip nasıl tam buraya geldiklerini anlamaktır.13
Habermas, pozitivistlere karşı olan mücadelesinde Gadamer'i bir yandaş olarak görmesine rağmen, onun yöntem ve hakikat arasında yaptığı kesin ayrımı yanlış bulur. Yorumbilgisel düşünümü doğal bilimlerden ayırarak Gadamer bir anlamda, karşıtlarının yorumbilgisini değersizleştirmelerine katkıda bulunmaktadır. Buna karşı Habermas, yorumbilgisinin meta - eleştirel konumda kalma durumunda olmadığını ileri sürer. Yorumbilgisi, eğer insan bilimleri açısından önemini korumak istiyorsa yöntem bilim sorunundan uzak kalmamalıdır. Habermas, Gadamer'in kuramında hiçbir nesnel ölçütün yer almamasından rahatsızlık duyar. Eğer anlama ile yanlış anlamayı birbirinden ayırmak istiyorsak, bu ayrımı gerçekleştirmek için bazı ölçütlere gereksinimimiz vardır. Yani sorun yalnızca anlamanın yapısı ya da olabilirliği değildir; sorun aynı zamanda anlamanın geçerliliğidir. Bu nedenle yöntem bilimden kolayca vazgeçemeyiz. Özellikle deneysel-çözümleyici bilimler tarafından temsil edilen yöntemin evrensellik iddialarına karşı çıkmalıyız. Ancak bu bizi, yöntem bilimi tamamen reddetmeye götürmemelidir. Bu noktada Habermas, Gadamer'e karşı Dilthey'ı savunmaktadır.Habermas'a göre, hakikat ve yöntem arasındaki yüzleşme Gadamer'i yorumbilgisel deneyimle yöntem bilimsel bilginin bütünü arasında soyut bir karşıtlığa götürmemelidir. Deneysel bilimlerin genel yöntem biliminin mutlakçılığı, bizi yöntem bilimden mutlak bir uzaklaşmaya, bilim ile bilim karşıtlığı arasında bir seçime zorlamamalıdır.14
Gadamer ise buna şu şekilde yanıt vermektedir:
"Benim yapmak istediğim insan bilimlerinin yöntemsel süreçlerini yönetecek bir kurallar dizgesi ortaya koymak değildir. Ben, bulgularımı birtakım pratik hedeflere yönlendirmek için bu alanlardaki çalışmaların kuramsal temellerini araştırmak da istemiyorum. Eğer çalışmalarımın pratik bazı sonuçları varsa, bu kesinlikle bilimsel olmayan bir "bağlanma"yla ilgili değildir. Tersine bu her türlü anlamada var olan bağlanmanın kabulünün bilimsel bütünlüğüyle ilgilidir. Benim temel ilgim hâlâ ve hep felsefidir. Ne yaptığımız ya da ne yapmak zorunda olduğumuz değil, fakat isteklerimiz ve yaptıklarımızın ötesinde bize ne olduğudur."15
7.1. Dil
Gadamer'in diğer değerli katkıları bir yana felsefi yorumbilgisine en büyük katkısı Wittgenstein'ın dile dönüşünü, yorumbilgisi için uyarlamış olmasıdır. Bunun anlamı şudur; anlama her zaman için dil ile dilde olanaklıdır. Bu yüzden dile, gerçekliği yani birincil süreci kopyalayan, yansıtan ya da imleyen ikincil bir süreç olarak bakılamaz. Dil, tam tersine gerçekliği kendisi kurar. Gadamer, "anlaşılabilen varlık ancak dildir" ve "Dil anlamayı olanaklı kılan evrensel aracıdır. Bu yüzden bütün dilsel sorunlar gerçekte anlam sorunlarıdır" sözlerinde ifade ettiği gibi bir anlamda Heidegger'in varlığa dönüşünü, Wittgenstein'ın dile dönüşüyle birleştirmeye çabalar. Bir başka biçimde söylersek, Gadamer "varlığın unutulmuşluğu" düşüncesini "dilin unutulmuşluğu"na indirgeyerek okur.16
Gadamer'e göre, eğer ussallığımız dilin dışında değil de dille birlikte oluştuysa gerçeğin, sanat yapıtı ve tarihsel metinlerle ilişki içinde oluştuğu iddia edilebilir. Bu aynı zamanda, dil ve
varlığı birbirine bağlayan genel bir kuramın da garantisidir.17 Dil, inceleyici bakışlarımızın nesneleşmeleri olarak tüm eylemlilikleri temsil eden tüm toplumsal-tarihsel süreçler ve eylemlerin anonim öznesi değildir. Tersine dil, bizzat gündelik yaşamda bizi meşgul eden her şeyin yorumlanması oyunudur. Bu oyunda hiç kimse diğerlerine göre üstün ya da öncelikli değildir. Herkes merkezdedir ve oyunun içindedir. Dilsel bilinç yaşam pratiğinin her türlü maddi varoluşunu belirler. Gerçeklik dilin ötesinde oluşmaz. Gerçeklik dilin içinde oluşur.18
Gadamer, dil ile ilgili değerlendirmelerinin sonucunda, geleneğin, bizim ustalaşmayı öğrendiğimiz bir süreç olmayıp, içerisinde yaşadığımız, bize aktarılmış dil olduğu fikrine ulaşmaktadır. Ona göre şimdi ile gelenek arasındaki dilsel iletişim, yörüngesinde her türlü anlamayı içeren bir oluşumdur. Gelenek olarak dil, Wittgenstein'ın ele aldığı her türlü dil oyunlarını içermektedir, dolayısıyla yorumbilgisel yaşantıda, olgudan önce seçme ya da reddetme özgürlüğü söz konusu olamaz. Habermas'a göre ise gelenek olarak dilin bu meta- kurumlaşması da normatif ilişkilere indirgenemeyecek olan toplumsal süreçlere bağımlıdır. Dil, aynı zamanda örgütlü güç ilişkilerini meşrulaştırmaya hizmet eden, baskının ve toplumsal gücün bir aracıdır. Yani dil, etkili bir ideolojik araç olarak da görülmek durumundadır ve bu anlayış Gadamer'in tüm temel tezlerine taban tabana zıttır.19
Habermas'a göre ise dili tüm toplumsal kurumların kendisine bağlı olduğu bir tür meta-kurum olarak algılamak için geçerli nedenler vardır. Toplumsal eylem sadece gündelik dil iletişimi içinde oluşur. Fakat açıktır ki bir gelenek olarak dilin bu meta-kurumu, normatif ilişkilere indirgenemeyecek toplumsal süreçlere bağlıdır. Dil aynı zamanda bir hükmetme ve toplumsal güç aracıdır. Dil düzenli güç ilişkilerini meşrulaştırmaya yarar. Toplumsal eylemlerin anlaşılabileceği nesnel bağlam dil, emek ve egemenlikten oluşur. Gelenek süreci, hem emek dizgesi hem de otorite dizgesi tarafından göreceleştirilir. O, sadece özerk bir yorumbilgisinde mutlak bir güç olarak gözükür. Bu dedenle de toplum bilim yorumcu toplum bilime indirgenemez.20 Bu noktada Habermas'ın, Marx'a ve Eleştirel Kuram'ın kendisinden önceki kuşağına bağlılığı açıktır.
İdeoloji ve özgürleşme açısından Gadamer ve Habermas arasındaki fark, dilin toplumsal eylemdeki rolü yoluyla görülebilir. Gadamer'de dil, güç ve toplumsal süreçle bozulmamış saf bir değişim dizgesi olarak ortaya çıkar. Habermas ise Gadamer tarafından dilin bir meta- kurum olarak idealize edilmesine karşı çıkar. Habermas'a göre dil, aynı zamanda bir toplumsal güç ve egemenlik aracıdır.
Geleneksel yorum, bilgisel kuram, bir nesneyi kendinde olarak anlamayı amaçlayan bir özne varsayar. Bu, öznenin nesneye peşin hükümler olmaksızın yaklaşarak mümkün olduğunca açık zihinli ve önyargısız olması gerektiği anlamına gelir. Gadamer için, bunun tersine, anlamayı ilk planda mümkün kılan peşin hükümler ve önyargılardır. Onlar tarihsel etki ya da metnin etkili oluşuna ilişkin farkındalığımıza bağlıdır. İncil’i ya da Komünist Manifesto'yu, tarihimizde oynadıkları role ilişkin bir bilgi olmadan anlamak mümkün değildir. Geleneksel anlama kuramı iki yolla nitelendirilmeye gereksinim duyar ki bu yolların her ikisi de Gadamer'in yapıtında içkindir. Birincisi, anlamayı bir yöntem olarak görmek yeterli değildir. O, bundan daha fazla bir şeydir. Anlama, toplumsal gerçekliğe ulaşmamızın ilk yoludur. İkinci olarak Gadamer'ın bağlanma kavramı, toplumsal dünyada kökleşmiş olmamız olgusunun sonuçlarını anlamamıza yardım eder. İnsan olmamız, başka insanların neye benzediğini, başka insanların sahip oldukları inançların ne demek olduğunu anlamamızı olanaklı kılar. Fakat bu aynı zamanda, nedensel bir biçimde ve değerden bağımsız olarak yalnızca başka insanların pratiklerini ve inançlarını kayıt edemeyeceğimiz anlamına da gelir.21
Gadamer'e göre, anlam geçmişi içeren yeni bakış açılarının sonucu olarak aralıksız birikmiş anlamların bir toplamıdır. Bu yüzden, geleneksel anlam ilkesel olarak tamamlanmamıştır, yani gelecekteki, geçmişe göndermelerden türeyen gelişmelere açıktır.22 Anlama sınırsız bir araç olarak beşeri dil kullanmanın evrenselliğini gösterir ki bu araç, her şeyi, yalnızca dil aracılığıyla aktarılan kültürü değil, fakat nihai olarak her şeyi taşır; çünkü her şey içinde etkileşimde bulunduğumuz anlaşılabilirlik alanında birleşir.23
Bir metnin yorumcuya gözüken o anki anlamı, yazar ve çevresi tarafından temsil edilen fırsatlara bağlı değildir. En azından onlar tarafından tüketilmiş değildir. Anlam, aynı zamanda, yorumcunun tarihsel konumu yani bir bakıma tarihin nesnel akışının bütünü tarafından belirlenir. Metnin anlamı yazarını aşar. Bu nedenle anlama yalnızca bir yeniden üretim değil, bizzat üretimdir.24
Aktarılmış metinlerin anlamı, takip eden olay ve yorumlardan bağımsız değildir. O, yeni bakış açılarıyla sürekli olarak oluşum hâlinde olan çökelmiş anlamların bir toplamıdır. Bir metnin anlamı ilke olarak tamamlanmamıştır ve gelecekteki yeni yorumlara açıktır. Tarihin akışı ve yorumcunun değişen konumu, yeni bakışlar getirir ve eski ögeleri yeni değerlendirmelere sokar. Bu, aktarılmış metinlerin anlamının tükenmezliğinin temelidir. Bir metni anlamını sökebildiğimiz ölçüde anlayabiliriz. Bir metnin anlamını sökmek, bize de anlamlı gelen yeni anlam ifadeleri içerir. Bunun gerçekleşmesi için metinde ifade edilmiş inanç ve değerlerin bize ussal gelmesini sağlayacak ortak bir dil bulunmalıdır. Bu, metnin ortaya koyduğu geçerlilik savlarını kabul etmeyi gerektirmez. Ancak, onları bizim de paylaştığımız sorun ve bağlamlara getirilen olası yanıtlar olarak görmemiz, yani "diyaloğa değer" bulmamız anlamına gelir.25
Gadamer'e göre uygulama, yorumbilgisinde önemli bir öğedir. Hiçbir zaman anlamanın arkasından gelen ikincil bir işlem değildir. Uygulamanın nesnesi, daha baştan ve tümüyle yorumbilgisel anlamanın gerçek ve somut içeriğini belirler. Uygulama, daha önceden bilinen bir genel doğrunun, belli bir durumunu açıklamak için uyarlanması demek değildir.26 Gadamer, her yorumun aynı zamanda bir uygulama olduğu konusunda ısrarlıdır. Uygulama metnin geçmişi ile okuyucunun şimdisi arasında bir dolayımlama, geçmişin "sen"i ile bugünün "ben"i arasında bir konuşma olarak betimlenebilir.
Gadamer'e göre, anlama ile onun pratik dönüşümleri arasındaki kurucu ilişki yalnızca kutsal metinler, pozitif hukukun egemen normları gibi zaten kurumsal geçerliliği olan gelenekleri içermez. Onun istediği yalnızca sanat yapıtlarının yorumu ile felsefi metinlerin açıklaması arasındaki ilişkiyi geliştirmek değildir. Gadamer, otoriter iddialar taşıyan belirgingeleneklerin uygulamacı anlamasının, yorumbilgisel anlama için bir model oluşturduğu konusunda bizi ikna eder.27
Gadamer için, yorumbilgisel bilimler arasındaki özgün yakın ilişki, uygulamanın her türlü anlamanın tamamlayıcı bir ögesi olarak tanınmasına bağlıdır. Hem hukuksal hem de teolojik yorumbilgisinde, ortaya konan metin ile onun yorumunun belirli momentlerine uygulanmasıyla elde edilmiş anlam arasında temel bir gerilim vardır. Burada, bir yasa tarihsel olarak anlaşılmaz, fakat yorumlanma yoluyla somut geçerlilik kazanır. Aynı şekilde dinsel bildiri, burada, tarihsel bir metin olarak anlaşılmaz, fakat koruyucu etkisini uygulayabileceği bir yolla ele alınır. Bu, ister yasa olsun ister incil; metnin, eğer gereği gibi yani öne sürdüğü iddialara göre anlaşılırsa her momentle her özel durumda yeni ve farklı bir yolla anlaşılması gereğini içerir. Burada anlama her zaman uygulamadır.28
Heidegger'in geçmişte yazılmış metinleri anlamanın olanaksızlığı tezini kabul eden Gadamer, kendi tarihsel durumumuz bakımından anlamı yeniden yapılandırma düşüncesine yönelir. Ancak burada sözü edilen anlamı yeniden yapılanma süreci tarihten bağımsız bir süreç değil, okurun şimdideki ufkunun geçmiş ufkuyla kaynaşması olarak anlaşılmalıdır. Bu anlamda Gadamer'in tarihselcilik sorununa "öznelerarasılık" bakımından yaklaştığı açıktır. Başka bir deyişle, geçmiş dönemlerin ve başka kültürlerin anlaşılması, anlaşılan nesne anlayan özne ayrımı ile değil, ancak ve ancak etkileşime giren öznelerin karşılıklı olarak anlama ufuklarının kaynaşmasıyla olanaklıdır. Burada sözü edilen kaynaşma olgusu, Gadamer'in düşüncesi açısından bakıldığında, kuşkusuz metinden sonraki bir tarihten metne bakmaya duyulan ilginin özyapısıyla ilintilidir.
Gadamer'in anlamayı, metnin özgün anlamının yorumcunun "şimdi" ve "burada" anlamıyla kaynaşması olarak görmesi, anlama ve açıklama arasında kurulan ikiliği de büyük ölçüde ortadan kaldırır. Nitekim Gadamer, Alman romantizminin bize öğrettiği en önemli şeylerden birinin "anlama ve açıklamanın bir ve aynı şey olduğunu göstermesi" olduğunu ifade eder. Anlama ve açıklamanın birbirleriyle özdeş kılınması yorumbilgisinin "önce anla, sonra yorumla" ilkesine de son verir. Anlama ile yorumlama arasında bir öncelik sonralık ilişkisi
olamaz, çünkü yorumcu metni yorumlayarak anlar ve anlarken de zaten yorumluyordur. Öyleyse bütün anlamalar yorumlamalardan ibarettir.29
Bir metni doğru anlamak insan bilimlerine, elbette yorumcunun zaman, mekân ve dünya görüşü içindeki konumuna ilişkin girdiler sokacaktır. Ancak artistik yorumun tersine metnin dil aracılığıyla yorumlanması demek olan anlama uğraşı, özerk bir yaratı olarak özgün metinden bağımsız değildir. Artistik yorumlamada olduğu gibi, özgün olanın yalnızca sözcüğün, jestin ve tonun somut özünde gerçekleştirilmesi değildir. Yorumlama anlamında okuma, bir metni aynen okumaktan farklı olarak kendi kendini amaçlayan bir iş değildir. Bir düşünce örüntüsünün özerkçe gerçekleştirilmesi olmayıp okuma süreciyle yeniden canlandırılan metne bağımlı bir iştir. Okuma, metnin okunmasında aşılıp içerilen bir şeydir. Gadamer'e göre, yorumu gerekli kılan ilk koşul, anlaşılmayı bekleyen şeyin "yabancı" niteliğidir. Gerçekten de ilk bakışta açık olan, bizi salt varlığıyla ikna eden şey, herhangi bir yorum gerektirmez.30
Heidegger öncesi kuramlar, kendilerini, bütün ile parçalar arasındaki tümüyle biçimsel bir ilişkinin çerçevesi içinde sınırlamışlardı. Öznel bir bakış açısından ifade edecek olursak, yorumbilgisel döngüyü, bütünün anlamının "kestirilmesi" ile bu anlamın daha sonra parçalarda ifade bulması arasındaki bir diyalektik olarak görüyorlardı. Başka bir deyişle romantiklerin kuramına göre döngüsel hareket, soruşturmanın bir sonucu değil, ne denli gerekli olursa olsun, eksikliğiydi. Bir metnin içinde gezine gezine, tüm yönlerine ve çeşitli eklemlenmelerine baka baka, sonunda döngüsel hareket mükemmel anlayışa varıp ömrünü tamamlıyordu. Bu yorumbilgisel anlama kuramı Schleiermacher'de en uç noktasına ulaşıyor; tümüyle öznel bir fonksiyon olan, katıksız bir kestirme eylemi düşüncesine indirgeniyordu. Açıktır ki böyle bir yorumbilgisel anlama anlayışı, metinlerde saklı duran, gerçekten yabancı ve esrarlı öğeleri "ihlal" etme eğilimindedir. Oysa Heidegger yorum döngüsünü anlatırken, bir metni anlama sürecinin önanlamanın beklentisel güdülerinden mutlaka etkileneceğini şiddetle vurgular.31
Yorumbilgisinin hareket noktası, anlamanın, hem bir gelenekte ifadesini bulan "nesnenin kendisi"ne hem de o nesnenin, bize içinden hitap edebileceği bir geleneğe ilişkin olduğu
gerçeğidir. Öte yandan, yorumbilgisel anlamayı başarabilen herkes de şunu bilmelidir ki "nesnelerle" olan ilişkimiz çok da "olağan", basit ve sorunsuz değildir. Zaten yorumbilgisini, tam da geleneğin bize ilettiği mesajın "aşina" ve "yabancı" karakteri arasındaki gerilim üstüne bina etmekteyiz. Ama bu gerginlik, Schleiermacher'in durumunda olduğu gibi, psikolojik bir gerginlik değildir. Tersine, yorumbilgisi tarihselliğinin anlamı ve yapısıdır. Bir ruh hâli değil, yorumbilgisel soruşturmanın nesnesi olan geleneğin aktardığı "şey"in ta kendisidir. Tarihsel mesajların hem "aşina" hem de "yabancı" karakteriyle olan ilişkisi nedeniyledir ki yorumbilgisi, "merkezi bir konum"dadır. Yorumcu, bir geleneğe aidiyeti ile soruşturmasının teması olan uzaklığı arasında parçalanmış durumdadır. Bu "yorumbilgisel konum", şimdiye kadar üzerinde pek durulmamış olan bir olaya dikkatimizi çekmeye yarayabilir. Bu zamansal uzaklık sorunu ve bunun anlama açısından anlamıdır. Genellikle düşündüğümüzün tersine, zaman, geçmişi geri getirmek için üzerinde köprü kurabileceğimiz bir büyük yarık değil, aslında geçmişin gelişini destekleyen ve bugünün köklerini barındıran bir zemindir. "Zamansal uzaklık", köprüyle bağlanarak ya da aşılacak bir uzaklık anlamı taşıyan bir uzaklık değildir. Bu görüş, tarihselciliğin saf dil önyargısıydı. İnsanın, kendini geçmişteki bir çağın bakış açısına yerleştirmeye ve o çağa özgü kavramlar ve simgelerle düşünmeye çabalamasıyla tarihsel nesnelliğin sağlam toprağına ulaşabileceğine inanılmıştı. Oysa "zamansal uzaklık", anlama için olumlu ve üretken olanaklar sağlayan bir kaynaktır. Kapatılacak bir mesafe değil, giderek bir gelenek oluşturabilecek öğelerin yaşayan sürekliliğidir. Bu gelenek ise geçmişimizden taşıyıp getirdiğimiz her şeyi, bize aktarılan her şeyi aydınlatan ışıktır. "Zamansal uzaklık", sürekli bir evrenselleşme hareketi içindedir. Zamanın arıttığı evrensellik, zamansal uzaklığın ikinci üretken boyutudur. Bu hareket, bir dizi yeni önyargı geliştirir. Ama bunlar parçacıl ve tikel önyargılar değildir. Tersine gerçek anlamaya yol gösteren meşru önyargılardır.
Her yorumbilgisel anlama, nesnenin kendisi ile başlar ve biter ama iki şeye karşı da tetikte olmak gerekir: Bir yanda başlangıç ile sonuç arasındaki "zamansal uzaklığın" rolünü yanlış anlamaya karşı, öbür yanda da tarihsel nesnelliğin yaptığı gibi "nesnenin kendisi"nin idealize edilmiş nesnelleştirimine karşıdır. Buna dikkat edersek, "tarihsel nesne"de, "kendi" kanı ve görüşlerimize karşın gerçekten "başka olanı" bilmenin nasıl mümkün olduğunu; yani her ikisini birden bilmenin nasıl mümkün olduğunu anlayabiliriz. O hâlde, terimin gerçek anlamında tarihsel nesnenin bir "nesne" olmadığını, iki öğenin "birliği" olduğunu söylemek daha doğru olacaktır. Tarihsel nesne, her ikisinin de ifadelerini buldukları ilişki, yani "yakınlık"tır: Bir yanda tarihsel gerçeklik, öbür yanda "öteki"ni bilen tarihsel anlamanın
18 / 41gerçekliği. Bilginin ve tarihsel nesnenin kendilerini birbirlerine "bağlılık"larında ifade ettikleri bu birliktir en eski tarihselliktir. Bize tarihin içinden gelen bir nesne, yalnızca uzaktan seçtiğimiz bir nesne değil, tarihselliğini gerçekleştiren varlığın ve tarihselliğini gerçekleştiren bilincin ortaya çıktığı bir "merkez"dir.32
Bütün ve parçalardan oluşan yorumbilgisel döngünün, özellikle nesnel ve öznel boyutları, Schleimacher tarafından incelenmiştir. Bir yandan, her metin yazarın tüm yapıtının bütününe ve dolayısıyla bağlı olduğu edebiyat türüne aittir. Öte yandan, eğer bir metni özgül anlamanın özgünlüğü içinde kavramak istiyorsak, o zaman bu metni bir yaratma anının belirtisi olarak görmemiz ve onu tekrar yazarın bütünsel zihinsel bağlamı içine yerleştirmemiz gerekir. Böylece anlama, yalnızca nesnel olguların değil, her şeyden önce yazarın öznelliğinin oluşturduğu totaliteye bakılarak gerçekleştirilebilir. Schleiermacher'in kuramında Dilthey'ın ön belirtilerine, onun bütünün anlaşılmasını tanımlamakta kullandığı "merkeze yöneliş" sözlerine rastlarız. Dilthey tarihsel araştırmalara, bir metnin o metnin kendisi aracılığıyla anlaşılması gerektiği yolundaki geleneksel yorumbilgisel ilkeyi uygular.33
Bütün ile parçalar arasında döngüsel bir ilişki vardır. Bütünün anlamı ancak parçalar yoluyla anlaşılabilir ama bütünün ışığı olmaksızın parçaların aydınlatıcılığı hiçbir işe yaramaz. Gadamer anlamanın merkezine yerleştirdiği bu yorumbilgisel kuralı "bütünü ayrıntılar, ayrıntıları bütün bağlamında anlamak zorundayız" diye ifade eder. Gadamer, anlamayı insanın hep içerisinde yaşadığı varoluşsal bir eylem olarak görmesi nedeniyle metin yorumcusunun konumunu da döngüye katarak Schleiermacher'den ayırır. Yorumcunun amacı, Schleiermacher'in sandığı gibi, kendini yazarın yerine koymak ve yazarın zihinsel faaliyetine nüfuz etmeye çalışmak değildir. Yorumcu, bir metni anlamaya çalışırken kendini metin ile metnin içerikleri arasında aracı kılmaya; metnin özgün niyetini, iç uyumunu kurmaya ve anlam boşluklarını gidermeye yani metnin anlamını, önemini ve değerini anlamaya çalışmaktadır. Şu hâlde yorumbilgisel soruşturmanın amacı da yazarın ve yorumcunun ruhları arasındaki gizemli iletişimi ortaya sermek değil, nasıl olup da metinleri ve sözleri anlayabildiğimizi açıklamaktır.34
Gadamer, yorumbilgisel sürecin anlama edimini ufukların kaynaşması imgesiyle anlatır. Bu, hem tarihsel uzaklığı anlamayla aştığımız dikey düzlem için hem de coğrafi ve kültürel, dilsel uzaklığı dolayımlayan yatay düzlemdeki anlama süreci için doğrudur. Anlama yoluyla geleneğin edinimi çeviri modeline benzer. Bugünün ufku yok olmaz, tersine geleneğin türediği ufukla kaynaşır.35
Gadamer'e göre, bir geleneği anlamak şüphesiz tarihsel bir ufku gerektirir. Ancak bu, kendimizi tarihsel duruma yerleştirerek elde ettiğimiz ufukla aynı değildir. Tersine, biz zaten kendimizi herhangi bir konuma yerleştirmek için bir ufka sahip olmak zorundayız. Kendimizi bir konuma yerleştirmek ne anlama gelir? Elbette ki kendimizi ihmal etmemiz anlamına gelmez. Ancak bu, diğer konumu düşünmek zorunda olduğumuz koşulda gereklidir. Yalnızca bu "kendimizi yerleştirme"nin anlamını karşılar. Eğer biz kendimizi bir başkasının konumuna yerleştirsek, onu anlayabiliriz yani başkalığını, parçalanmaz bireyselliğini fark edebiliriz. Bu kendini yerleştirme ne bir bireyin diğerine eş duyumu ne de bir diğer kişiye kendi ölçütlerimizin uygulanması değildir. Fakat bu her zaman hem kendimizi hem de diğerinin tekilliğini aşan daha yüksek bir evrenselliğe ulaşmayı içerir. Ufuk kavramı kendini anlatır çünkü o, anlamaya çalışan kişinin sahip olması gereken geniş ve ileri bir bakışı ifade eder. Bir ufka sahip olmak, hâlihazırda kapalı olanın ardına bakmayı öğrenmek demektir. Bunun amacı onu, daha geniş bir bütün ve doğru bir oranda görebilmektir. Eğer kendimizi yok sayarsak tarihsel bir ufka sahip olamayız. Biz her zaman, umut ve korku gibi yakınımızda olanlardan etkileniriz ve geçmişin tanıklığına bu etki altında yaklaşırız. Bu nedenle geçmişin kendi anlam beklentilerimiz içinde yitip gitmesini sürekli olarak engellemek gerekir. Aslında bugünün ufku, kendi önyargılarımızı sürekli olarak sınadığımız bir süreçte oluşur. Bu sınamanın önemli bir parçası geçmişle ve içinden geldiğimiz gelenekle ilişkilidir. Bu yüzden, bugünün ufku geçmişten bağımsız bir şekilde oluşmaz.36
Gadamer, "ufuk" kavramını Husserl ve görüngü bilimsel gelenekten devralır. Gadamer'deki kullanımında ufuk, görüş olasılığını sınırlayan bakış noktası olarak tanımlanır ve o "konum" kavramının bir parçasıdır. Ufuk, bizim dünyadaki konumlanmışlığımızı tanımlar ve betimler. O, belirli ve kapalı bir bakış noktası açısından kavranmamalıdır. O, içinde bizim hareket ettiğimiz ve bizle birlikte kendisi de hareket eden bir şeydir. Ufuk aynı zamanda, herhangi bir
dönemde beraberimizde getirdiğimiz önyargılara bağlı olarak da tanımlanabilir. Bu önyargılar olmadan ufku göremeyiz. Anlama edimi, Gadamer'in ünlü metaforuyla söylendiğinde, birinin ufkunun tarihsel ufukla kaynaşması şeklinde tanımlanır. Gadamer'e göre, tamamen bağımsız bir ufuk düşüncesi yanılsamadır. Geçmişi bugünden ayıran belirgin bir çizgi yoktur. Geçmişin dünyası bize yabancı değildir çünkü o bugünkü ufkumuzun oluşmasına katkıda bulunmuştur. Gadamer'in terimleriyle söylenirse başarılı bir yorum, ufukların kaynaşmasını gerektirir. Ancak, bu bir metinde içerilmiş mutlak bir doğru anlam bulunduğunu göstermez. Eğer yorum, her zaman, farklı yaşama dünyaları arasında yorumbilgisel bir dolayım ise ve eğer yorumbilgisinin "ilksel durumu" tarihin akışı içinde yer alıyorsa son bir geçerli yorum kavramı anlamını yitirir. "Tarihin sonu olmadığı sürece, yorum süreci hiçbir zaman sona ermez."37 Bu noktada Habermas'ın yanlış ve doğru anlamaları ayırt etmek konusundaki ısrarı önemini yitirmektedir. Çünkü Gadamer açısından anlamanın doğru ya da yanlışlığından değil, başarılı ya da başarısızlığından söz edilebilir.
7.3. Önyargı, Gelenek ve Otorite
Gadamer'in yorumbilgisinin belki de en önemli yanı önyargı, gelenek ve otoriteye karşı olan tavrıdır. Gadamer bu kavramları aydınlanmanın anladığı gibi anlamamaktadır. Onun her üç kavrama da yaklaşımı, aydınlanmanın aksine, olumludur. Habermas'ın Gadamer'i en fazla eleştirdiği noktada burasıdır.
Gadamer'e göre, yorumcunun kendisinde ve bulunduğu dönemde taşıdığı önyargılar anlama önünde birer engel olarak görülemez. Tam tersine anlamayı anlama yapan ya da anlamayı olanaklı kılan yorumcunun söz konusu önyargılarıdır. Zaten farklı anlamalara yol açan da Gadamer'e göre, işte bu önyargıların yansıttığı ve bu önyargılarda yansıyan anlama ufkudur. Aslında Gadamer'in bu düşüncesi, Heidegger'in ön anlama düşüncesinden türettiği bir düşüncedir.38
Bize egemen olan önyargıların çoğunlukla tarihsel geçmişi tam anlamamıza engel olduğu doğrudur. Ama daha önce bir ön anlama olmadan ki bu bir anlamda önyargıdır ve insan özeleştiriye hazırlıklı olmadan ki bu da ön anlamamızdan kaynaklanır, tarih bilinci ne olanaklıdır ne de anlamlıdır. Ancak başkaları yoluyla kendimiz hakkında doğru bilgi elde edebiliriz. Ama bu demek değildir ki tarihsel bilgi ille de içinde yaşadığımız geleneğin çözülüp gitmesine yol açar. Hayır, geleneği ancak zenginleştirebilir, doğrulayabilir ya da değiştirebilir. Kısaca, kendi kimliğimizi keşfetmemize katkıda bulunur.39
Bir metni okurken, onu anlamak isterken hep beklediğimiz, onun bizi bir şey hakkında bilgilendireceğidir. Gerçek bir yorumbilgisel tutumla oluşan bilinç, ona kendi ufkunun dışından gelen şeylerin kökenlerine ve tümüyle yabancı özelliklerine karşı açık olmalıdır. Ancak bu açıklık, nesnelci bir "yansızlık"la kazanılamaz. Kendimizi "parantez içine almamız" ne olanaklıdır ne gereklidir ne de arzu edilir bir şeydir. Yorumbilgisel tutumun tek koşulu vardır: Kendi görüşlerimizin ve önyargılarımızın tam bilincinde olmak ve böylece onların aşırılıklarını yontmak. Ancak bu yolladır ki bir metne, bize gerçekten değişik, özgün bir varlık olarak görünebilme fırsatını tanıyabiliriz ve onun kendi gerçeğini, bizim ön düşüncelerimizin barikatlarını aşarak gösterebilmesine olanak verebiliriz.40
Gadamer'e göre, kanılarımızdan ya da görüşlerimizden biri yeni bir yorumbilgisel bilginin ışığında sorunsal hâline gelince, hatta bir önyargı olduğu ortaya çıkınca onun yerini mutlaka bir çeşit "kesin doğru"ya bırakması gerekmez. Bu, tarihsel nesnelciliğin naif teziydi. Bu tezin unuttuğu şey ise şuydu: çürütülen kanı da, onu çürüten ve yerine geçen "doğru"da, her ikisi de, kesintisiz bir olaylar zincirinin halkalarıdır. Birinci önyargı bir yana atılamaz. Çünkü daha sonra oynayacağı önemli bir rol vardır, ama hâlâ geçerliyken oynadığı rolden değişik bir roldür. Hatta şunu da eklemeliyiz; mahkûm edilen önyargı, yeni rolünü ancak sonuna kadar çürütülünce oynayabilir. Bir kanıyı önyargı ilan etmek ve onu yerinden atmak zor bir iştir; çünkü onun yerine her ne konacaksa, bunun geçerliliğini kanıtlaması ancak birinci önyargının maskesinin tümüyle düşürülmesine bağlıdır. Başka bir konumun yerine geçen her "yeni" konumun, "önceki" konuma gereksinimi vardır, çünkü neye ve niçin karşıt olduğunu bilinmeden bir şeyin kendisi de açıklanamaz.41
Hatta ve hatta Gadamer'e göre, yargılarımız, önyargılarımız kadar varlığımızı oluşturmazlar. Önyargılar zorunlu olarak doğrulanmamış veya yanlış değildirler. Bu nedenle de mutlak olarak gerçeği çarpıtmazlar. Aslında, varoluşumuzun tarihselliği sözcüğün literal anlamında
önyargıları tüm deneyim kapasitemizin ilksel yöneltilmişliğini oluşturur. Önyargılar dünyaya açıklığımızın göstergesidir.42
Gadamer'in iddiasına göre aydınlanma, doğal bilimler tarafından önerilen gerçeğin yöntem bilimsel iddialarına bağlı olarak önyargı kavramının gözden düşmesinden sorumludur. Önyargı, bizzat tarihsel gerçekliğe ait olduğu için, anlama için bir engel değil, tam tersine bir koşuldur. Gadamer aydınlanmayı, otorite ile us ve özgürlük arasında uygunsuz bir karşıtlık ilişkisi kurduğu için suçlar ve bu görüşe karşı, bireylerde cisimleşmiş otoritenin bir boyun eğmenin sonucu olmadığını ileri sürer. Ona göre, otoriteye itaat, us ve özgürlükte temellenir, güç ve keyfiyette değil. Gadamer'in düşüncesinde gelenek bir otorite biçimi olarak görülür ve o da us ve özgürlükle aynı saftadır. Gelenek, kuşakların zamanın tahribine karşı koruduğu şeydir. Gadamer'e göre, koruma edimi, devrim ya da keşiften daha az bir özgürlük momenti değildir. Gadamer, geleneği yok saymak ya da göz ardı etmek yerine onu tarihsel ilişkilerin bir parçası olarak kabul etmemiz ve onun yorumbilgisel üretkenliğini teslim etmemiz gereğini vurgular.
Aydınlanma, geleneği insan özgürlüğü üzerinde bir zincir olarak görüyordu ve usu, geleneği tamamen yok etme gücüyle tanımlıyordu. Romantisizm önceliklerin yerini değiştirdi; logos'a karşı mitos'u öne çıkardı ve yeniye karşı eskiyi savundu. Ancak yorumbilgisiyle eleştirel kuram arasındaki bugünkü tartışma, önceki tartışmanın bazı kısır noktalarını aşmış gözükmektedir. Çünkü bugünkü tartışma "aşkın" ya da "mantıksal" bir düzeye taşınmıştır. Gadamer, yalnızca geleneğin avantajlarını savunmamaktadır. Kültürel mirasa katılımın, eleştirel düşünüm de dâhil olmak üzere tüm düşüncelerin bir varlık koşulu olduğunu ileri sürmektedir. Habermas'a olan yanıtında onu, fazlaca basitleştirilmiş bir eleştiri kavramı kullanmakla ve gelenek ile düşünüm arasında soyut bir karşıtlık inşa etmekle suçlamaktadır. "Düşünüm benim arkamda olabilecek bazı şeylerin farkında olmamı sağlar. Yalnızca bazı şeylerin, her şeyin değildir."43
Habermas'a göre ise gelenekle otorite arasında kurduğu bağlantı nedeniyle Gadamer, anlama sayesinde geliştirilmiş olan düşünümün, us ve otorite arasındaki dengeyi değiştirme gücünü hesap edememektedir. Gadamer, önyargıları rehabilite etmiş bir anlamaya ulaşabilme
girişimini yaparken ise Habermas'a göre, 18. yüzyılın ilk neslinin tutuculuğu tarafından güdülenmektedir. Gerçek otoritenin otoriteryan olmayacağına, itaate değil onaya dayandığına inandırılmıştır. Gadamer'in gelenek tarafından belgelenmiş olan önyargıların hakları konusundaki önyargısı, düşünümün gücünü yadsımaktadır. Düşünüm, Gadamer'in yorumbilgisinin görevini niteleyen şey olarak gördüğü gerçek varlığı yalnızca doğrulamaz aynı zamanda onu çözecek, dogmatik güçleri parçalayacak bir özelliğe de sahiptir. Düşünüm sürecinde, baskın olan otorite, gevşeyebilir ve içgörünün, ussal kararın daha az zorlayıcı olan kısıtlamaları içerisinde eriyebilir.
Gadamer, anlamanın ön-hükümsel yapısından önyargıların rehabilitasyonu gibi bir sonuç çıkartmakta, aydınlanmanın temel kabullerinden birinin tam tersine usla otorite arasında bir karşıtlık görmemekte; otorite ile ilgili olarak ortada dogmatik bir zor değil dogmatik bir onay olduğunu, yani otoritenin zordan bağımsız bir biçimde geliştirilebileceğini söylemektedir. Habermas, hiçbir biçimde bu görüşlere katılmaz. Weber'in otoriteyi zorun meşrulaştırılmış kullanımı olarak tanımlamasından yararlanır. Yani ortada yine zorun olmadığına ilişkin hatalı bir iletişimsel uzlaşma vardır.44
Gadamer, felsefi yorumbilgisinin geleneği edilgin bir şekilde kabul ettiği ve ona körü körüne itaati savunduğu şeklindeki suçlamayı kesinkes reddetmektedir. Geleneği anlamak istiyorsak kendimizi ona açık tutmak zorunda oluşumuz, geleneğin tekniklerini ve alışkanlıklarını körü körüne benimsememizi gerektirmez. Böyle bir zorunluluk yoktur. Gelenekle bağlantımız, ona itaat üzerinde değil ama onun üstünlüğünü bilmemiz üzerine temellenmektedir. Zaten felsefi yorumbilgisinin görevlerinden biri de bir kimsenin başkalarının ve kendinin önyargılarının neler olduğunu eleştirel bir biçimde ayırabilmektir. Ancak bu görev, gelenekle bağlantılı olarak yerine getirilebilecektir. Bunun için ne mevcut düzenin ne de onu değiştirmeye çalışan devrimci bilincin yanında saf tutmak gerekmez. Yorumbilgisel kuramın görevi, toplumun sınıf çatışması tarafından yönetildiği varsayımının doğru olup olmadığına karar vermek değildir. Gadamer, ayrıca kendisini dogmatiklikle suçlayan Habermas'a, kendi otoritesinin daima otoritaryanizm ile birlikte olacağı ve özgürleşimin eleştirel düşünüm sayesinde gerçekleşeceği şeklindeki iddialarının da pekâlâ dogmatik göründüğünü söyleyerek yanıt vermektedir.45
Gadamer'in tezine göre, yorumbilgisinin bize öğrettiği şey, süregelen, doğal gelenek ile onun düşünümsel edinimi arasındaki karşıtlığı ve ayrımı savunmanın dogmatikliğini görebilmektir. Bu iddianın arkasında yorumbilgisel düşünümün kendisini çarpıtan dogmatik bir nesnellik vardır. Tarihi, bir "eleştirel bilim" olarak gören bir tarihçi bile gelişimine katkıda bulunduğu ulusal devletin süregelen geleneklerinden kendini tamamen ayıramaz. O ulusal bir tarihçidir; bir ulusa aittir. Anlamanın kendisi bir tür oluştur. Yorumbilgisinde yalnızca naif ve düşünümsel bir tarihselcilik, tarihsel-yorumbilgisel bilimleri mutlak anlamda yeni ve geleneğin iktidarından kopuk olarak görebilir. Tam tersine, Gadamer'in “Hakikat ve Yöntem”de göstermeye çalıştığı gibi, tüm anlamalarda işleyen dilsellik görünümleri yoluyla toplumsal olarak aktarılmış dolayım süreçlerinin belirli kanıtları yaşamaya devam eder. Dil, yalnızca elimizdeki bir nesne değildir. O bir gelenek haznesi ve sayesinde var olduğumuz ve dünyayı algıladığımız bir araçtır. Bu formülleştirmeye Habermas, bilimin aracının düşünüm yoluyla değiştiği ve bu deneyimin bize kesinlikle Alman idealizminin bıraktığı paha biçilmez bir miras olduğunu ileri sürerek karşı çıkar. Habermas'ın iddiasına göre, Hegelci düşünüm yöntemi, Gadamer'in çözümlemesinde bir mutlak bilinç içinde yerine getirilmiş olarak ortaya konmamasına rağmen, yine de onun "dilsellik idealizmi", kendini yorumbilgisel edinim, gelişim ve "kültürel ileti" içinde tüketir ve bu nedenle toplumsal ilişkilerin somut bütünü yüzünden zavallı bir güçsüzlük sergiler. Bu daha geniş bütün, Habermas'a göre yalnızca dil tarafından değil, aynı zamanda, emek ve eylem tarafından da canlandırılır. Bu nedenle de yorumbilgisel düşünüm, ideoloji eleştirisine dönüşmek zorundadır. Böylesine bir konum alarak Habermas, bilgi edinme şeklinde ifade edilebilecek temel toplum bilimsel ilgi çıkarı vurgulamaktadır.46
Gadamer'e göre, Habermas'ın yorumbilgisinin umutsuzca geleneğin içinde kalarak onun duvarlarına çarptığı iddiası doğrudur. Ancak bu "içinde"yi, bizim dünyamıza katılmayan fakat dışsal seçeneklerin gözlemi olarak kalan "dışarıda"nın zıt anlamlısı olarak anlamak mümkündür. Gadamer dünyanın, insanın anlamasının ya da anlamamasının aracı olduğu şeklindeki yorumbilgisel olguyu kabul eder. Fakat bu onu kültürel geleneğin mutlaklaştırılması noktasına götürmez. Yorumbilgisinin ilkesi anlaşılabilecek her şeyi anlamak zorunda oluşumuzdur. O, "anlaşılabilir varlık dildir" derken bunu kasteder.47
Gadamer'e göre, Habermas'ın Marksist ideoloji eleştirisi şu varsayıma dayanır; yorumbilgisel bilimlerde kullanılan düşünüm yaşam pratiğinin dogmatizmini sarsmalıdır. Burada şöyle bir dogmatizm vardır; düşünüm her zaman ve kaçınılmaz olarak öncel kanıları parçalar. Otorite her zaman yanlış değildir. Habermas'a göre otorite tanımsal olarak dogmatik bir güçtür. Ancak Gadamer özgürleşmeci aydınlanmanın yaptığı gibi us ve otoriteyi soyut karşıtlıklar olarak görmez.48
Habermas'ın Gadamer eleştirisinin odak noktası, onun yapıtının özgürleştirici siyasal pratik açısından konumudur. Bu eleştirinin temelinde Gadamer'in önyargı, otorite ve gelenek konusundaki Aydınlanma karşıtı polemikleri yer almaktadır. Habermas'a göre, Gadamer eksik ve diyalektik olmayan bir aydınlanmayı eleştirmektedir. Habermas'a göre, Gadamer'in gelenekle devrolunan önyargıları savunması onlar üzerine düşünmemizi ve gerektiğinde onları eleştirmemizi engellemektedir. Edimciler geleneğin sonsuz akışı içinde edilgen alıcılar olarak ortaya konmaktadır. Habermas'ın istediği yorumbilgisel düşünmenin eleştirel boyutunu yitirmemesidir.
Habermas, en azından genel bir çerçevede, yorumcunun anlaşılması gerekeni kendi yorumbilgisel konumuyla ilişkilendirmek durumunda olduğu argümanını kabul eder. Fakat Gadamer'in bu ilişkiyi ele alışı ve bunun tutucu sonuçları konusunda ciddi kuşkuları vardır. Tarihin her türlü anlamanın üzerinde etkili olduğu savı, geleneğin otoritesi ve meşruluğunu doğrulamaya yeterli değildir. Yorumbilgisel bilgiyi basitçe geleneğin sürekliliğiyle özdeşleştirmek, uzaklaşma ve eleştiri karşısında katılım ve diyaloğa tek yönlü bir vurgu yapmaktır. Eleştirel düşünümde, geleneksel geçerlilik savlarını bazen reddederiz bazen de kabul ederiz. Her iki durumda da sadece egemenlik olan otorite ögesinin yerini daha az şiddet içeren bir sezgi gücü ve ussal karara bırakır.
Yorumbilgisi, geleneğe kör bir itaati gerektirmez. Gerçekliği, önyargılarla baktığımızda da anlayabiliriz. Ancak bu yalnızca hile ve yanlış bilincin maskesini düşürdüğümüz anlamına gelmez. Gadamer için sorun, verili bir geçerlilik savını kabul veya reddetmemiz değildir. Sorun önyargıların ve önkavramların nasıl bilincine vardığımız, onları nasıl değerlendirdiğimizdir. Bu düşünüm yüksek edimi tarafından hemen gerçekleştirilebilecek bir şey değildir. Bu, ancak başkalarının bakış açılarını anlamaya çalışmakla önyargı yapılarını
karşılıklı olarak anlamaya çalışmakla mümkündür. Düşünüm anlamaya karşı bir şey değildir; anlama çabasının tamamlayıcı bir momentidir. Habermas'ın yaptığı gibi onları birbirlerinden ayırmaya çalışmak dogmatik bir tavırdır.49
Habermas için, Gadamer'in gelenek tarafından geçerlilik kazandırılan önyargıların meşruluğu konusundaki önyargısı, geleneğin iddialarını reddetme yeteneğinde ifadesini bulan düşünümün gücüyle çelişki hâlindedir. Gerçeklik düşünümde parçalanmıştır çünkü düşünüm dogmatik güçleri yalnızca doğrulamaz, aynı zamanda parçalar. Otorite ve bilgi bir noktada birleşmezler. Elbette bilgi bugünkü gelenekte temellenir; olası koşullarla sınırlanmıştır. Ancak düşünüm geleneksel normların olgusallığında hiçbir iz bırakmadan kendini tüketmez.50 Habermas için "Otoritenin itaatle hiçbir ilgisi yoktur. O, bilgi ile ilgilidir"51 önermesini kabul etmek mümkün değildir.
Gadamer geleneği, yeni durumlarla sürekli olarak güncelleşmek durumunda olan görüşler ve değerler olarak görürken, Habermas mirasımızın bir parçası olan ve sürekli olarak kendilerinden özgürleşmek için uğraşmak durumunda olduğumuz egemenlik, baskı ve çarpıtma ögelerini vurgular. Gadamer, içinde bulunduğumuz diyalogdan bahsederken, Habermas hâlihazırda olan diyalogdan değil, olması gereken diyalogdan sözeder. Gadamer geleneğin üstünlüğüne saygı gösterirken, Habermas gelecekteki bir özgürlük umudunun peşindedir.52
7.4. Retorik ve Phronesis
Habermas, felsefi yorumbilgisinin sınırlarını çizebilmek amacıyla, yorumbilgisini ve retoriği tanımlayarak işe koyulur. Ona göre yorumbilgisi, bir doğal dilde ustalaşmayı öğrenme konusunda sahip olduğumuz yeteneğimize gönderme yapar ki bu yetenek, dil bilimsel olarak iletilebilir bir anlamı-anlamak ve çarpıtılmış iletişim durumlarında ona anlaşılabilir bir biçimde karşılık verme sanatıdır. Anlamın-anlaşılması, yazılı biçimlerin anlam içeriklerine olduğu kadar konuşmanın anlam içeriğine ve hatta dilsel olmayan simgesel dizgelere yöneliktir. Bu sanat, pratik sorunlar hakkında karar verilmek zorunda olunan her koşulda iknaolma ve ikna etme sanatıyla da simetriktir. Retorik de her dil kullanıcısının iletişimsel ustalığı olan ve özgün bir beceri haline getirilebilen bir yetenek üzerine temellenmektedir. Yani hem yorumbilgisi, hem retorik yöntem bilimsel disiplin ve geliştirilebilir bir doğal yetenek olduklarından, öğretilebilir sanatlar olarak ortaya çıkmaktadırlar. Fakat felsefi yorumbilgisine böyle bakılamaz. O, iletişimsel ustalığımızı kazanırken elde ettiğimiz dilsel yaşantıları bilince çıkaran düşünümsel bağlanmasından dolayı, kurallarla yürütülen pratik bir beceri değil, bir eleştiridir. Yani yorumbilgisi ve retorik, iletişimsel ustalığın yapıcı ve disiplinli bir şekilde gelişmesine hizmet ederken yorumbilgisel düşünüm, i) anlamayı becerme ve kendisini anlaşılır hâle getirme, ii) ikna etme ve ikna edilme süreçleri üzerine bir düşünüm olup öğretilebilir bir sanatın kurulmasına hizmet etmez. O, gündelik iletişim yapılarının felsefi değerlendirmesidir.53
Gadamer'e göre ise retorik bir konuşma ve ikna biçimleri kuramı değildir. Tersine, araçlar ve amaçlar hakkında hiçbir kuramsal düşünüm olmadan doğal bir yetenekten pratik bir ustalığa doğru gelişebilir. Anlama sanatı, yolları ne olursa olsun, kendisini yönlendiren ve yöneten kuralların açık farkındalığına bağlı değildir. O, tıpkı retorik gibi herkesin bir dereceye kadar sahip olduğu doğal bir güçtür. Öylesine bir yetenektir ki ona sahip olan diğerlerini aşar ve kuram bize ancak bunun gerekçesini söyleyebilir. Hem retorikte hem de yorumbilgisinde kuram pratikten sonra gelir. Retoriğin görevi konuşma yeteneğini öylesine ikna edici bir şekilde kullanmaktır ki ileri sürülen argümanlar bunlara muhatap olan ruhların özgül alıcılıklarına her zaman uygun olsun. Retoriğin görevi hakkındaki bu önerme kuramsal olarak aydınlatıcıdır. Bunun ardında iki Platoncu varsayım vardır. Birincisi, yalnızca bir gerçek kavrayışı olan biri, bir retoriksel argümanın olası sahteliğini yanılmadan düşünüp bulabilir. İkincisi, kişi ikna etmek istediği ruhların derin bir bilgisine sahip olmalıdır. Aristotelesçi retorik ikinci temanın bir devamıdır.54
Gadamer ayrıca, Aristoteles'in "phronesis" (aklı başındalık, yaşam bilgeliği/pratik us) kavramına dönerek yorumbilgisinin pratikte yol açabileceği etki ve değişimleri araştırmakla, yorumbilgisinin pratik yaşam için ne derece önemli bir olanak olduğunu da göstermiştir. Aristoteles'in "phronesis" kavramına yönelik yaptığı okuma sonucunda Gadamer, felsefi yorumbilgisinin günümüzde içinde bulunduğu ve bulunmasını da gerekli gördüğü
paradigmayı "phronesis paradigması" olarak belirler. Böylesi bir paradigma içinde yorumbilgisinin ona göre birtakım toplumsal ve politik sonuçlara yol açması kaçınılmazdır. Bunun en yalın kanıtını, anlama deneyiminin insanın kendisinde ve dolayısıyla dünyaya bakışında yol açtığı değişimlerde görmek olanaklıdır. Geriye kalansa bu değişimlerin politik, kültürel, toplumsal ve felsefi sonuçlarını araştırmaktır. Bu kuşkusuz Gadamer'in felsefi yorumbilgisine biçtiği anlamanın "nasıl olması gerektiğinden çok nasıl olduğunu betimleme misyonu" içinde önemli bir başlıktır.55
Aristoteles'in ahlak alanındaki bilgi biçimine yaklaşırken söz konusu ettiği phronesis veya pratik bilgelik kavramı, yorumbilgisinin insan praxis'ini incelemesinde daha yardımcıdır, çünkü Aristotelesci phronesis anlayışı Kant'ın pratik usu gibi evrensellik iddiasında değildir. Kant, pratik usu evrenselleştirip pratik alanda da kuramsal alandaki gibi bilimsel bilgi üretilebileceğini varsayarak insan bilimlerinde pozitivizme kapı aralamıştır. Gadamer'e göre kendi yorumbilgisel felsefesi gibi, Aristoteles'in pratik felsefesi de kuram ve uygulamayı asla birbirinden ayrı düşünmemekte; praxis'i teheoria'nın antitezi kuramı, düşünce pratiğini yalnızca bu düşüncenin uygulaması olarak görmemektedir.
Gadamer'e göre Aristoteles'in "phronesis" konusunda söyledikleri genel olarak tüm anlama eylemlerimiz için geçerlidir. Aristoteles'in pratik felsefesinin temel ilgisi etik yani moral eylem, Gadamer'in felsefi yorumbilgisinin temel ilgisi anlama eylemi olduğu hâlde ikisi arasında birçok benzerlik noktaları bulunmaktadır. Her şeyden önce, her ikisinde de düşünce ve uygulama iç içedir ve aynı eylem içerisinde bir arada kapsanmaktadırlar. Anlamadaki uygulama, phronesis'te olduğu gibi bir bilginin bir başka şeye mekanik olarak uygulanması değil, aynı anlama eyleminin ayrılmaz bir parçası durumundadır. Bir başka deyişle söylersek pratik, sanılanın tersine hiç bir zaman anlamayı izlemez; bir şeyi önce anlayıp sonra uygulamaya koymayız; kuram ve uygulama bir anlama eyleminin içindeki iç içe durumlardır. Örneğin, bir metnin yorumcusu, daha önceden çıkarsadığı, doğru bulduğu bir ölçütü, o metine uyarlamaya çalışmayıp metnin özgün anlamını sorun edinir.56
Habermas'a göre, yorumbilgisel anlamanın yol açtığı uygulanabilir bilginin, Aristoteles'in bilim ve teknikten ayırt ettiği pratik-etik bilgiyle üç ortak noktası vardır. Birincisi, pratik
bilginin düşünümsel bir biçimi vardır; o aynı zamanda, öz-bilgidir. Bu nedenle pratik bilgi alanlarında kişisel hatalar yaparız. Yanlış görüşler, yanlış bilincin gündelik biçimleridir. Görüş eksikliği körlüğün nesnel gücüdür. Bu da ikinci noktayla bağlantılıdır; pratik bilgi içselleştirilmiştir. Onun güdüleri belirleme, tutkuları yönlendirme gücü vardır. Teknik bilgi ise tersine dışsal kalır. Pratik etmeyi bıraktığımızda teknik kuralları unuturuz. Pratik kurallar ise tam tersine, bir kez öğrenildiğinde, kişilik yapısının bir parçası hâline gelir. Buna ek olarak pratik us, kuramsal usda olduğu gibi, ön-varsayımlar olmadan kazanılamaz. O, önyargıların yapısıyla bağlantılı olmalıdır. Yalnızca, içerdiği gelenekler ve deneyimlediği durumlar temelinde ön-bilgi sahibi olmuş biri pratik felsefede yapıcı okumalar bulabilir. Pratik bilgi toplumsallaşma süreciyle birleşir ve sürer. Bu da üçüncü noktayı anlaşılır kılar; pratik bilgi döngüseldir. O, gerçekleşme araçlarından bağımsız olarak belirlenmiş bazı hedeflere bağlı değildir. Eylemi yönlendiren hedefler dolayımıyla kendisinin gerçekleştiği yaşam biçimlerinin momentleridir. Bu yaşam biçimi her zaman iletişimsel eylem yoluyla gelişen bir toplumsal yaşam biçimidir.57
Gadamer retoriği yorumbilgisi için bir model olarak görür. Çünkü o tümdengelimsel kanıtlar yerine olasılıklar ileri süren bir tür ussallığı temsil eder. Bu tür bir ussallık, sonuçsallık ve tükenirlilik iddiası olmayan bir metin-yorumu pratiğinde kendisini gösterir. Gadamer'e göre Habermas'ın bu noktadaki hatası ussallığı düşünümün dogmatizminden kurtaramamasıdır. Bu, Habermas'ın yorumbilgisini bilim ve yöntemle bağdaştırma çabasında da kendisini gösterir. Süregelen gelenek ile onun düşünümsel edinimi arasında bir kutupsallaşma yaratmak doğru değildir. Aynı kutupsallaşma ussallık ile otorite ve önyargı arasında da yanlıştır. Psikoterapi ve toplumsal reform hiçbir zaman mutlak bir nevrozdan ya da tamamen parçalanmış bir toplumdan, açıklık ve uyumun mükemmelliğine doğru gelişmez. Ussallığın ulaştığı noktada ışık ve karanlık bir aradadır. Gadamer'in temel stratejisi bu ikilemden kurtulmaktır. Habermas ise usu; gelenek, otorite ve önyargının karşısına dikmekten hiçbir zaman vazgeçmez.
Habermas için Gadamer'in kuramının en son ve en kabul edilemez iddiası, yorumbilgisi için evrensellik talebidir. Yorumbilgisinin evrenselliği için Gadamer'in ileri sürdüğü gerekçelerden birisi, bilimsel-teknolojik süreçte üretilen teknolojik olarak kullanışlı bilginin yaşama dünyasının pratik bilgisiyle bağlantısının kurulması gerektiğidir. Habermas, böyle bir gereksinimin olduğu kanaatinde olmasına rağmen Gadamer'in bu gereksinimi, insanın dilselliğini ve Platon'nun var olan her şeyin dilin aynasında yansıtıldığı sözünü hatalı bir biçimde kendisine destek alarak yorumbilgisinin evrenselliği iddiası için kullanıldığını düşünmektedir çünkü ortada gerçekten, gündelik doğal dilin diyaloğa dayalı yapısı ile bilimin monoloğa dayalı dil dizgeleri arasında aracılık etmek gibi, yorumbilgisel bir sorun vardır, ama bu yalnızca gelişmiş sanayi toplumlarında ortaya çıkmış olan ve yorumbilgisinin kendisi için bile yepyeni bir sorundur. Üstelik bu yorumbilgisel görev, yalnızca kültürel üretimlerle ilgili olan ve gündelik dil tarafından yapılaştırılmış bulunan retorik ve yorumbilgisi sanatının ve bu sanatın düşünümsel alıştırmaları sırasında kurulmuş bulunan yorumbilgisel bilincin sınırlarını aşmakta ancak felsefi bir yorumbilgisinin alanına girmektedir.
Habermas'a göre Gadamer'in yorumbilgisinin evrenselliği iddiası, dilsel geleneğin varlık bilimsel önselliği anlayışına oturtulmuştur. Bu iddianın geçerli olabilmesi için dilsel geleneği biçimleyen uzlaşmanın zorlama ve çarpıtma olmaksı

Cevapla
(Son Düzenleme: 28-01-2015, 14:53, Düzenleyen: SOSYOPAT.) .

Anahtar Kelimeler

Sosyal bılımler felsefesı 7.hafta PDF ,Sosyal bılımler felsefesı 7.hafta PDF Öğretmen Forumu,Sosyal bılımler felsefesı 7.hafta PDF yükle,Sosyal bılımler felsefesı 7.hafta PDF download,Sosyal bılımler felsefesı 7.hafta PDF indirmek istiyorum,Sosyal bılımler felsefesı 7.hafta PDF ödev yükle,Sosyal bılımler felsefesı 7.hafta PDF bedava, Sosyal bılımler felsefesı 7.hafta PDF ÖDEV İNDİR,Sosyal bılımler felsefesı 7.hafta PDF YÜKLE,etkinlik,yukle,İndir,download,inndir,Sosyal bılımler felsefesı 7.hafta PDF eğitimSosyal bılımler felsefesı 7.hafta PDFdosya indir


Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
  [ayır] Sosyal bilimler felsefesi Sosyocan 0 1,226 29-12-2015, 17:41
Son Yorum: Sosyocan
  Sosyal bilimler felsefesi 6.hafta PDF SOSYOPAT 0 2,652 28-01-2015, 13:37
Son Yorum: SOSYOPAT
  Sosyal bilimler felsefesi 5.hafta PDF SOSYOPAT 0 3,087 28-01-2015, 12:22
Son Yorum: SOSYOPAT
  Sosyal bilimler felsefesi 4.hafta PDF SOSYOPAT 0 1,961 28-01-2015, 11:38
Son Yorum: SOSYOPAT
  Sosyal bilimler felsefesi 3.hafta PDF SOSYOPAT 0 2,955 28-01-2015, 11:10
Son Yorum: SOSYOPAT



Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi
Türkçe Çeviri : MyBBTürkiye, MyBB, © 2002-2019 MyBB Group.
MyBB Destek: InSiDe