Eğitim Sokağı
Hoşgeldiniz
Ziyaretçi. Kayıt Ol !

Sitemize Dosya Yükleyerek

Destek
Olabilirsiniz


Sosyal bilimler felsefesi 6.hafta PDF
Konuyu Oyla:
  • Toplam: 0 Oy - Ortalama: 0
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5



[-]
Etiketler
sosyal , bilimler , felsefesi , 6 , hafta , pdf

Konu: 26
Mesaj: 27
Cinsiyet:
Kıdem: 20-01-2015

6. YORUMBİLGİSİ II: DİLTHEY VE TİNBİLİMLERİ
6.1. Dilthey ve Tinbilimleri
Dilthey'a göre anlama edimi insan bilimlerinin bir özelliği olmalıdır. Dilthey anlama edimini kendi alanı olan tarih disiplini içinde değerlendirmiş ve yorumbilgisini tarih bilinci anlamındaki çalışmalarında kullanarak kişinin tarih deneyimini genel anlama edimine uyarlamaya çalışmıştır. Böylece insan doğası evrensel ve tarihsel bir bilince yerleştirilmiştir. Ayrıca, Dilthey'a göre bir yapıtı anlamak için onun anlamıyla ilgili ön bilgiye gereksinim vardır. Bu da tarih bilincinin kazanılmasıyla ilgilidir. Dilthey için "geçerli bir yorumun tarihsel temelleri" olmalıdır. "Tarihteki bütün kesinlik bu yoruma dayanır." "insan bilimlerinin bilgi kuramı, mantığı ve yöntem bilim bağlamına yedirilen yorumlama kuramı felsefe ve tarih bilimleri arasında zorunlu bir bağdır." Bu tür bir zorunluluk tarihsel bir temelden çok ussal bir dayanak gerektirmektedir.1
Dilthey'ın düşüncesinde yorumbilgisi en genel anlamda tinbilimlerine felsefece bir temel sağlama amacını güder. Dilthey doğa bilimlerinin açıklamayı, tinbilimlerinin ise anlamayı erek edinmesi gerektiğini söyleyerek yani bir anlamda yorumbilgisini tinbilimlerinin gerçek yöntemi olarak düşünerek günümüzün felsefi yorumbilgisi üzerine düşünenlerin hâlen aşmaya çalıştıkları önemli bir sorunsalın altına imzasını atmıştır. Öyle ki günümüzde Gadamer, Apel ve Rorty gibi kimi felsefi yorumbilgisiyle ilgilenenlerin "birleşik bir bilim" tasarılarını temellendirirken Dilthey'ın yarattığı ikilemin sürekli hesabını vermek durumunda kalmışlardır. Kuşkusuz bu ikilemin doğmasını Dilthey'ın eninde sonunda aydınlanmaya bağlı bir düşünür olmasıyla ve Descartes'in bıraktığı Kartezyen felsefe mirasını, yorum bilgisinde bilgi kuramsal bir yöntem bilim olarak yeniden yapılandırmaya çalışmasıyla açıklamak olanaklıdır.
Dilthey'ın yorumbilgisine Schleiermacher'in ortaya attığı yorumbilgisel döngü düşüncesi açısından bakıldığında, Dilthey'ın bu kavramı bir adım daha geliştirdiği görülebilir. Bütünün parçalar doğrultusunda, parçaların ise bütün doğrultusunda anlaşılabilir olması düşüncesine Dilthey bu ilişkinin sürekli değişken bir yapıda olduğu vurgusuyla katılır ve "metnin bütününe
odaklanmanın metnin parçalarına odaklanmayı, metnin parçalarına odaklanmanın ise metnin bütününe odaklanmayı kuşattığı" belirlemesinde bulunur.
6.2. Yaşantı ve Yaşam ifadesi
Ancak Dilthey'ın belki de yorumbilgisine yaptığı en büyük katkı onun yaşantı (Erlebnis) ve yaşam ifadesi (Lebensausserung) kavramlarında yatmaktadır. Bu iki kavram doğrultusunda Dilthey yorumbilgisinin temel işlevini, metinde yazarın yaşadığı deneyimi bir yaşam ifadesi olarak sunmasını yeniden yaratmak olarak tanımlar ve bu anlamda Schleiermacher'in ürettiği dili anlama kategorisini fazladan bir kategori olarak görür. Dilthey, Schleiermacher'in diğer kategorisi olan yazarın psikolojik kimliğini anlama kategorisine ise yazara gereğinden fazla bir değer yüklediğini düşünerek söz konusu yazar-özne kategorisi yerine yaşantıyı ön plana çıkarır. Nitekim sonuç olarak bütün felsefelerin yaşam felsefesi olduğuna inanan Dilthey, Kant'ın usun kategorileri yerine kendi yaşam kategorilerini önerir; içerisinde şimdiyi deneyimlediğimiz değer, içerisinde geleceği gördüğümüz amaç ve içerisinde geçmişi anımsadığımız anlamdır. Dilthey Kant gibi "bilgi nasıl olanaklıdır?" diye sormak yerine "anlama nasıl olanaklıdır?" diye sorarak tinbilimlerini bilgikuramının, yaşamı da usun egemenliğinden kurtarmaya çabalar. Böylelikle Dilthey, yaşam üstüne vurguda bulunmak ve yaşanılanı yalnızca yazarın eline terk etmek yerine yaşam deneyimini bütün bireyler ya da okurlar için selamlar. Üstelik bunu yaparken de anlamın metafizik zamansallığından ayrı olarak yorumbilgisel zamansallığa yönelik ilk dizgesel çalışmayı da sunar.2
Habermas'a göre de yaşantı kategorisi, Dilthey için başlangıçtan beri kendi tinbilimleri kuramı için anahtardır. Dizgeci gözlemin ve nedensel-çözümleyici bilmenin konusu olarak insanlık, bir bölümüyle doğa bilimsel nesne/konu alanı içinde kalır. Tinbilimlerinin nesnesi/konusu olarak insanlık ise çıplak bir fiziksel gerçeklik olmaktan çıkar; "insani durumlar olarak yaşanan" bir nesneye/konuya dönüşür. Dolayısıyla aslında burada nesne/konu doğrudan doğruya insanlık da değildir. İnsanlığın kendini dışlaştırdığı dünya olarak tarihsel-toplumsal yaşamdır. Dilthey henüz bilim mantığının sorunlarının betimleyici ve ayrıştırıcı bir psikoloji içinde açıklanabileceğine inandığı sıralarda, yaşam dışlaştırmalarını anlama edimini, öznenin yabancı psişik hâllerini (diğerinin psişik hâli) kendinde-hissetmesi modeline göre düşünür.
İfadeyi anlama ve yaşantı, karşılıklı ilişki içindedirler: "Kendimize ait özgül yaşantılar çokluğundan, bir dolayımla dışımızdaki yaşantı yeniden yapılandırılır ve anlaşılır ve tinbilimlerinin en soyut önermelerine kadar, düşünceler içinde yansıtılan olgu, yaşama ve anlama ilişkisidir." Kendimi bile, geçmişte kalmış bir yaşantımı veya bir yabancı yaşantıyı (diğerinin yaşantısı) tekrar bugüne taşıyarak dışsal bir şey hâlinde önüme koymak suretiyle anlayabilirim. Bu anlama psikolojisinden; Dilthey'ın asla aşamadığı, yaşantı temeli üzerinde kurulmuş monadolojik bir tinbilimsel yorumbilgisi anlayışı çıkar.3
Yaşama filozoflarının hepsi (Nietzsche, Schopenhauer, Bergson), yaşamanın us dışılığını Yeni Çağ biliminin karşısına koyan, yaşamanın bilinebilirliğinden şüphe eden, bilimsel nesnelliğin değerine şüpheyle bakan filozoflar olarak olumsuz bir tavıra sahiptirler. Dilthey'a göre bu filozofların hemen hepsi şu düşünce yolunu izlemişlerdir: Bilimlerin bu yaygınlığı, hegemonyası ve üste çıkmalarının dışında, insan yaşamının ne olduğunu bulup ortaya çıkarmaktır. Dilthey da tüm yapıtlarında, bilime bu coşkulu bağlanış karşısında hep bir temkinlilikle hareket eder ve bu bakımdan bu filozoflar grubuna yakın durur. Oysa Dilthey, us dışı bir yaşama felsefesi peşinde değildir. Tam tersine o bir yaşama bilgikuramı veya daha iyi bir ifadeyle yaşama kavramlarıyla çalışacak bir bilgikuramı geliştirmek ister. Bunun yolu da felsefe ile tarihi birbirine bağlamaktan geçer. Bu modern denemenin amacı şudur; yaşamayı yine yaşamadan hareketle anlamak.4
Yaşantı, herhangi bir psişik veya estetik kavram değil, bilgiye giden yolun başındaki "sağlam nokta" olarak aşkın, deneyimi tüm genişliğiyle kucaklayan kavramdır. Dilthey için bu kavram, Brentano'nun niyetsellik/yönelimsellik (intentionalit‚) kavramıyla aşağı yukarı aynı yapıdadır. Yaşantı tüm bilinç içeriklerinin kaplamına işaret eder ve daima "bir şey hakkında"dır, "bir şeye ilişkin"dir ve bilincin üç temel durumuna göre, bu "şey"in hem tasarım (bilme) hem duygu/heyecan hem de istenç içeriğini kapsar. Dilthey için ne bilincin niyetselliği/yönelimselliği ne de onun özdeşliği tek başlarına nesne bilinci için koşuldurlar; nesne bilinci için özgül koşul, yaşantıdır.5
Bir anlamda Dilthey'ın yaptığı, gerçekliği "yaşanabilir olan" ile sınırlandırmaktır. Bu sınırlandırma, aslında bilgikuramında bir genişlemeyi gösterir. Dilthey, dış dünya sorunsalına bu sınırlandırma çalışması altında yeniden eğilir. Descartes'ten beri Yeni Çağ felsefesinin yaptığı şey şu olmuştur: Bir kuramsal bilinçten ve bu kuramsal bilinçte içerilmiş duyum-algı- tasarım bağıntısından yola çıkmak ve bunların eylemle bağıntısını paranteze alarak nedensellik ilkesine göre, bilinçte verili görüngüleri anlaşılır kılmak. Oysa Dilthey'a göre bilincin dış dünyayla ilişkisi, neliği gereği kuramsal değil pratik bir ilişkidir. Gerçekliğin karşı konulmaz ağırlığıyla dış dünya, zaten yaşantımızda yani "orada"dır. Felsefe bu nedenle dış dünyayı "kanıtlamak" istediği sürece, daima geç kalmış olacaktır. Buna karşılık felsefe, dış dünyanın gerçekliğini garantileyen "yaşantı"nın endeksini açığa çıkarabilir ve Dilthey'ın dış dünyanın varoluşuna ilişkin bilgikuramsal sorunsala verdiği yorumbilgisel yön burada belirir. Dilthey bilinç felsefesinin soyutlamalarından hiç de tamamen kurtulamamasına ve hatta dış dünyanın gerçekliğinin kanıtını, eylemi harekete geçiren şeye dış dünyanın karşı koyması ilişkisinin deneyimine dayanarak yaşantının "nihai" elemanına indirgemesine rağmen; yine de burada tezini geliştirmek bakımından çok yüksek ölçüde ileriye götürücü bir serbestlik elde eder: Bilgi öznesi dogmatizminden kurtulmak. Özbilincin başlangıç noktası ile son noktası, elbette ki dünyayla kökensel bir bağ kurma içinde yer alır. Bununla birlikte, "olgunlaşmış bir özbilinç" için koşullar ancak yaşama deneyimi içinde sonradan ortaya çıkarlar. Yani özbilinç yaşama deneyimini öncelemez ve ona kendi kalıbını basmaz. Özbilincin yaşama deneyimi içinde ne zaman olgunlaşmış hâlde verili olduğu, Dilthey'a göre saptanamaz. Aşkın felsefenin "ben" sözcüğünün kullanılmasıyla birlikte özbilincin oluştuğunu gösterme niyetini, Dilthey "dayanaksız" bulur. Dilthey'a göre "ben-deme (Ich-Sagen)" özbilincin oluşmuşluğunun/tamamlanmışlığının ifadesi değil, dil içinde mevcut olan ve konuşan ile kendisine seslenilen arasındaki bir ilişkinin aydınlatılmasıdır.6
Habermas'a göre, eğer kültürel yaşama bağlamı bir özneler arasılık zemininde oluşuyorsa ve bu zemin üzerinde ortaya çıkıp yerini alan bir deneysel bilim tarafından çözümlenemiyorsa tinbilimlerinin kendilerini pragmatist tarzda kavrayan doğa bilimlerinin yöntemsel çerçevesi dışında başka bir çerçevede hareket etmelerinin ve bir başka bilgi ilgisinden yola çıkmalarının gerekli olup olmadığı sorusu ortaya çıkar. Dilthey iki bilim grubunun araştırma/inceleme alanlarını varlıkbilimsel değil, bilgikuramsal yönden ayırır: Tinbilimlerinin ele aldıkları olgular, varlıkbilimsel anlamda "var" değildirler; tersine bunlar teşekkül ettirilmiş, yapay
olgulardır. Bu nedenle doğa ve tinbilimleri arasındaki ayrım, bilen öznenin nesnesiyle/konusuyla "ilişki kurma tarzı"na, nesne/konu karşısında takındığı tutuma geri götürülmelidir. Tinbilimlerinde öznenin tavrı, sınırlandırılmamış, kayıt altına alınmamış bir deneyim türüne göre belirlenir: Tinbilimcinin deneyim alanı, dizgesel gözlemin deneysel koşulları sayesinde "el altında tutulan" bir alanla sınırlı değildir. “Yaşayan özne için gerçekliğe giden yol sınırlandırılmış değildir; açık ve serbesttir.”7
Dilthey, kurmaya çalıştığı tinsel bilimlerin bilgikuramının temelini, anlaşılmaya çalışılan tarihsel veya toplumsal olayda içerilen yaşamın tümüyle yakalanması için alabildiğine eşduyumsal yaşama olanağına dayandırmaktadır. Bu temele anlayıcı bir psikoloji adı da verilmektedir. Dilthey, tarihselci yorumbilgicileri böyle bir psikoloji geliştirmedikleri için eleştirmiştir. Eşduyumsal yeniden yaşama ya da anlayıcı psikoloji ile tarihsel ve toplumsal olaylara bakma, yorumbilgisel döngü ile de bağlantılıdır. Tarih için bunu şöyle örnekleyebiliriz: Dilthey için tarih ancak belirli bir zamana özgü dilsel ürünleri ve yazılı yapıtların dilini yorumlamaya, anlamaya çalışırsa yani bütünü anlamak için "merkeze yöneliş"i gerçekleştiren tarzda yorumbilgisi yaparsa doğru bir yol izlemiş olur. Görüldüğü gibi Schleiermacher'in yazınsal metin için ortaya koyduğu "yorumbilgisel döngü" anlayışı, Dilthey'ın "merkeze yöneliş" tezini etkilemiş ve tarihin anlaşılmasına doğru genişletilmiştir.8
Gadamer göre ise tarihsel dünyayı taşıyacak olan şey, sonradan bir değer ilişkisi altına sokulan, deneyim yoluyla elde edilmiş olgular değil, tersine bu dünyanın dayanacağı temel, bizzat deneyimi mümkün kılan içsel/insani tarihselliktir. Tarihsellik, her tür deneyimin gerçekleşme ortamı olarak yaşama sürecidir ve kendi modeline, olguların saptanması içinde değil, tersine bir bütüne ait anımsama ve beklentilerin özgül bir şekilde iç içe geçmişliğinde sahip olur. Bizim "deneyim" diye adlandırdığımız şeyler, salt özne ile çıplak bir algılama nesnesinin yalıtık bir biçimde karşılaşmaları olamaz. Gerçek "deneyim", yaşama deneyimidir. Dolayısıyla tarih bilimlerine özgü bir bilme tarzının dayanacağı temel, yeni Kantçıların ve İngiliz deneycilerinin anladığı anlamdaki değil, yaşama deneyimidir. Tarih bilimlerinin
nesnesi yaşama deneyimidir. Bu bilimler yaşanmış olana yönelir ve yaşama deneyimi içinde önceden düşünülmüş olan şeyi yeniden düşünürler.9
Hegelci spekülatif idealizme göre, tarihsel dünyanın bilgisi için nihai koşul, bu dünyanın, bilinç ile nesne(si)nin özdeşliğinin sürekli kendini gösterdiği bir gerçeklik olmasıdır. Oysa Dilthey'da nihai koşul, yaşantıdır. Yaşantı, tarihsel dünyanın bilgisi için aranılan nihai kesinliktir. Çünkü yaşantı, spekülatif idealizmin yaptığı gibi, farkına varma ve farkına varılanın kendisini bir zihinsel edimle birbirinden ayırabileceğimiz, bölebileceğimiz bir şey değildir. Yaşantı, kendi içinde daha fazla ayrıştırılamayan bir içkinliktir. Yaşantıya yönelme ise yaşantının kendisinden farklıdır. Yaşantı, dolaysız bir kesinliğe sahiptir. Dilthey, dolaysız kesinliğe sahip bu tinsel dünya öğesinden, yaşantıdan hareketle yaşamanın bilgisinin nasıl mümkün olacağına yönelir.10 Hegel, tinin kendisine dönmesini felsefi kavram zemininde tamamlanan bir şeye indirgerken (ki, Dilthey'ın idealist spekülasyonu "dogmatik" bulduğu yer burasıdır); Dilthey için felsefi kavram (ve giderek felsefenin kendisi), bir bilgi değil, tersine bir ifade olarak anlaşılır ve önem taşır.
Gadamer'e göre, tinin kendisi hakkındaki bilgisi, spekülatif kavram bilgisinde değil, tarihsel bilinç içinde gerçekleşir. Her şey, tarihsel tin içinde yerini alır. Felsefe bile sadece, yaşamanın bir ifadesi, bir nesneleşme tarzı olarak geçerlidir. Bunun bilincinde olduğu sürece felsefe, eski iddiasından, bilginin kavramlar aracılığıyla oluştuğu iddiasından vazgeçer. Artık "felsefenin felsefesi" hâline gelir. Yaşamanın içinde varolan bir şey olarak felsefenin felsefi bir temellendirmesine dönüşür. Dilthey son çalışmalarında, böyle bir "felsefenin felsefesi" tasarımıyla ilgilenmiştir.11
Dilthey'ın sonlu-tarihsel bilinci de kendini aşma olanağına sahipse onun kendini aşmasının ve böylece nesnel tarihsel bilgiye ulaşmasının göstergesi nedir? Gadamer'e göre, Dilthey'da bu soruya açık bir yanıt bulunamaz. Fakat onun tüm çalışmaları, bu soruya dolaysız bir yanıt oluştururlar. Bu yanıt şöyle ifade edilebilir: Tarihsel bilinç, tinin diğer tüm şekillenmelerinden üstünlüğü olan, bunların karşısında yüksek bir mevkide kendine yeterliliğin keyfini çıkaran bir bilinç değildir. Tarihsel yaşamanın üçözülemez/ayrılamaz bir şeydir ki; tarihsel yaşamanın kendisi, kendini tarihsel olarak anlama olanağını yine kendisi sağlar. Bu nedenle tarihsel bilincin önünde yer alan, yaşama gerçekliğini doğrudan ifade eden bir bilinç yoktur. Hegel'in yaptığı gibi, hiçbir felsefi bilincin, kendi özgül yaşama kavrayışına ait ölçütleri, kendinin bir gelenek içinde yer aldığını unutarak tarihsel yaşamaya sokma hakkı yoktur. Aslında Hegel'in yaptığı, yine tarihsel yaşamanın içinde kalan bir şey olarak geleneğe ve nesnel tine bir katkıdır. Tarihsel bilinç, ölçüt koyan bir bilinç değildir. Tersine o, kendisini ve içinde yer aldığı geleneği ancak düşünümlü bir ilişki içinde bilir. İnsan kendini ancak kendi tarihinden hareketle anlar. Tarihsel bilinç bir kendini bilme tarzıdır.12
Dilthey, Tarih Okulu'nu şuraya kadar haklı bulur: Genellikle özne diye bir şey, bir genel özne yoktur; sadece tarihsel bireyler vardır. Dolayısıyla bir kavramın anlamı, bir idealite hâlinde bir aşkın özneye bağıntılandırılamaz. Tersine "anlam" denilen şey, yaşamanın tarihsel gerçekliğinden yeşerip ortaya çıkar. Kendini, kendinden yeşeren anlam birlikleri üzerine bükülerek kuran ve şekillendiren yine bizzat yaşamadır ve bu birliklerin anlaşılmasını sağlayan, kendinden hareket eden tekil bireydir. İşte bu, Dilthey'ın çözümlemesi için apaçık çıkış noktasıdır. Onun tekil bireye yönelmesinde olduğu gibi, genellikle yaşamayla bağ, belirli yaşantıların anlaşılabilirliği aracılığıyla kurulur. Bir yaşama sürecinin birliği, tekil bireylerden, onların oluşturduğu ortamdan hareketle kurulmuş olur.13
Dilthey'a göre, yaşama ve bilme bağıntısının kendisi, ilksel olarak verili hâldedir. Bu, Dilthey'ın konumunu, felsefeden ve özellikle idealist düşünüm felsefesinin tarihsel "görelilikçilik"i hedef alarak geliştirdiği argümanlardan hareketle yöneltilebilecek tüm eleştirilere karşı itiraz edilemez bir konum kılar. Onun felsefenin kendisini bir yaşama olgusu olarak temellendirmesi, o ana kadarki felsefenin üretilip durduğu düşünce dizgelerinin yerine koymak istediği, çelişkilerden arınmış bir yeni felsefe aradığı anlamına asla gelmez. Tam tersine Dilthey için önemli olan, felsefi öz-düşünüm de dâhil, her tür düşünümün yaşama içindeki rolünü, bu rolün kendisini, bir yaşama olgusu olarak anlamaktır. Felsefe ancak içinde bir rol üstlendiği yaşamanın bir felsefesi olabilir. Bir başka ifadeyle felsefe, en nihayet, yaşama üstüne, felsefeyi de yaşamanın nesneleşmelerinden biri olarak anlamak suretiyle geliştirilen bir düşünüm olur. O böylece "felsefenin felsefesi"ne dönüşür fakat hiç de spekülatif idealizmin anladığı ve yükselttiği şekilde değildir. "Felsefenin felsefesi", Hegel'de olduğu gibi, bir spekülatif ilkenin birliğinden hareketle tek bir mümkün felsefeyi temellendirmek istemez, tersine o, tarihsel öz-düşünüm yolu üzerinde ilerler. O artık görelilikçilik engeline çarpmaz; görelilikçilikle suçlanamaz.
Gadamer'e göre, Dilthey'ın tüm yaşamı boyunca yaptığı çalışmaların hedefi, şu parolayla özetlenebilir: Görelilikten totaliteye. Dilthey'ın bu konudaki özgül formülü şudur: "Bilincin koşulluluğunu bilmektir." Bu formül açıkça, idealist düşünüm felsefesinin formülüne karşı yönetilmiş bir formüldür. Yani tinin kendi mutlaklığı ve sonsuzluğuna doğru yükselişi içinde özbilincin tamamlanacağı ve mutlağın bilgisine sahip olmada sonluluğun tüm sınırlarının aşılacağını ifade eden Hegelci formüle. Ne var ki Dilthey'ın "görelilik" engeli üstüne yorulmak bilmez düşünümü, onun yaşama felsefesi zemininden hareketle elde ettiği sonuçların, idealist düşünüm felsefesinin "entellektüalizm"i karşısında pek sağlam sonuçlar olmadıklarını gösterir. Üstelik öbür yandan Dilthey, görelilik engelini aşmak için gösterdiği çabada, bilme ediminin yaşamaya aidiyetinden hareket eden kendi çıkış noktasını bile, tam da doğru yerine çekmek istediği "entellektüalizm"e teslim etmek zorunda kalır. Bu iki anlamlılık ve bu ikiye bölünmüşlük, nihai nedenini, Dilthey'ın kendisinden hareket ettiği Kartezyen düşüncenin kendi iç belirsizliğinde bulur. Onun tinbilimlerinin temellendirilmesi doğrultusundaki bilgikuramsal düşünümü, onun yaşama felsefesi zeminli çıkış noktasıyla hiç de gerçekten birleşmez.14
Dilthey felsefesinin ulaştığı sonuç "her tarihsel yaşama biçiminin göreliliği"dir. Bu sonuç, Dilthey'ı "felsefenin felsefesi"ne götürmüştür. Dilthey bu göreliliği "felsefenin felsefesi"nde aşmak istemiştir. İnsan kendi özgül/biricik zamanlılığı içinde tutukludur ve yerleşmiş olduğu bu tarihsel noktada, hep tek yanlı ve göreli bir konumdadır. Fakat Dilthey, bu göreliliği, insanın kendi zamanı ve kendi sınırlı konumunu, insanlık tarihi içinde şimdiye kadar gerçekleşmiş olan olanaklara yönelerek aşma yolunu da açar. Ne var ki burada da şu sorun çıkar: insanlık tarihi gerçekleştirilmiş olanaklar bakımından hep içeriksel bir genişleme göstermektedir. Tarihsel bilinç, Hegel'in spekülatif bilinci gibi tarih-üstü olmadığından, tam tersine tarihsel bilincin kendisi, bu içeriksel genişleme karşısında göreli kalmaktan kurtulamaz. Fakat Dilthey'a göre, göreliliğin aşılacağı nokta da tam bu noktadır: Tüm zenginlik ve çok çeşitlilik yine de nihayet gerçekleştirilmiş olanaklarla sınırlıdır. Tersinden bakıldığında, insanın önünde hâlâ sınırsız bir gerçekleştirilebilir olanaklar alanı durmaktadır. Kalıcı yani göreli olmayan yön, insanın yaratıcılığı ve dolayısıyla özgürlüğüdür ve insan özgür olduğunun bilincine ve deneyimine de bu nedenle ancak tarihte sahip olabilir. Bu olanağı gerçeğe dönüştürecek her yeni ufuk oluşumu, özgürlüğümüzü tarihte tanıyabileceğimizin göstergesidir. Görelilik bilinci özgürlük bilincidir. Dilthey bu düşünceye, yaşama ve ifadenin birliği düşüncesiyle tarihsellik düşüncesini birleştirerek ulaşır ki bu iki düşünce arasında gerçekleştirilen birleşme anlaşılmadan Dilthey felsefesi de esaslı olarak anlaşılamaz.15
6.3. Tinbilimlerinin Özerkleşmesi
Habermas için, doğa bilimlerinde verili olguları başlangıç koşullarından çıkarsanmış yasa hipotezleri yardımıyla açıklarız. Buna karşılık tinbilimlerinde simgesel bağlantıları/bağlamları kendinde hissedip bütünleme aracılığıyla anlarız. "Açıklama", dizgesel gözlemde kuramdan bağımsız olarak saptanmış olgular hakkında kuramsal önermeler kullanılmasını gerektirir. Buna karşılık "anlama", deneyimin ve kuramsal kavrayışın birbirine geçtiği bir edimdir.16
Dilthey'a göre, tinbilimleri doğa bilimlerinden şöyle ayrılır: Biri nesnesine/konusuna bilince dıştan, görüngü olarak tekil hâlde verilmiş olan olgular olarak sahipken; buna karşılık bu olgular diğerine içten verili bir gerçeklik, bir yaşama bağlamı olarak nesne/konu olurlar. Buradan doğa bilimleri adına şu çıkar ki bu bilimlerde doğa, sonuçlayıcı çıkarımlarla hipotezler arasında bağ kurularak verili kılınır. Buna karşılık tinbilimleri bu olgular içinde psişik yaşam bağlamını her yerde kaynak hâlinde verili bir bağlam olarak temele koyarlar. Yani doğayı açıklarız; tinsel yaşamı ise anlarız.17
Dilthey, "tinbilimlerinde ne gerçekliğin sade bir betimlenişine ne de gerçekliğin bir parça içeriği üstüne soyutlamalara başvurulmalıdır" der. Birincisi kuru bir deneycilik, ikincisi gerçeklikten kopuk bir yapılanmadır. Gerçek bir tinbilimi, hızla ve güçlü bir şekilde akan bir ırmağı geçmeye yarayan bir köprüye, bizi akıntı üzerinden asıl denize götüren bir gemiye benzer. Yaşamak bu akıntıdır, bu denizdir. O hiçbir yerde durmaz. Tinbilimi bu akıntının, bu denizin üstünde hareket eder. Tinbiliminin yaşamayla bu ilişkisini göremeyenler ve bu
ilişkiden hareket edemeyenler ya soyutlamalara ve yapılanmalara dalıyorlar veya soyutlama ve yapılanmalardan nefret edenler, olgusal olana, teknik olana kaçıyorlar.18
Dilthey tinbilimlerinin nesnesini "tin" olarak gösterir ve aynı anda "tin"i, "psike", "ruh" olarak anılan şeyden özenle ayırır. Biz tarihsel dünyanın çok çeşitliliği içinde örneğin bir hukuk veya devlet düzeni hâlinde karşılaştığımız "tin"i, "psike"den hareketle nesneleştirip anlayamayız. Tam tersine, "tin" özgül bir alandır. Psişik yaşama süreci tekil insan için kendisine yönelinmesi gereken bir süreçtir. Oysa buna karşılık tin dünyası, insanları birbirine bağlayan ortak bir dünyadır ve tinsel oluşumlar özgül bir yasalılık ve özgül bir bağlam içinde yer alırlar. Bu tinsel dünya, bireylerin ortak dünyası olarak hiç şüphesiz aynı bireylerin psişik/yaratıcı edim ve eylemlerinin bir ürünüdür. Fakat bu tinsel dünya bir kez oluşup nesneleştikten sonra bireysel "ruh"lardan ve genelinde "psike"den bağımsızlaşır.19
Habermas'a göre Dilthey "bu iç taraf hakkındaki bilgimiz için psişik yaşam sürecini, açıklayıcı psikolojiyi temel alma"yı bir yanılgı olarak adlandırır. "Nesnel tinin anlamayla edilmiş bilgisi, psikolojik yoldan elde edilmiş bir bilgi değildir. Anlamada amaç, tine özgü yapı ve yasallıkla belirlenmiş olan bir tinsel oluşumu kavramaktadır." Bu, artık açık bir psikolojizm eleştirisidir ve "yaşamanın kendisi"nin simgesel bağlantılar içinde nasıl yapılandığını kavramak bakımından, romantik özdeşleyim öğretisi artık bir yana bırakılmıştır. "Yaşantı", bir öznel bilincin oluşumunda temelde yatan organik, kişiliğe bağlı, psişik bir hâl değildir. Tersine niyetsel/yönelimsel içerikte bir şey yani niyetlere/yönelimlere bağlı ve daima bu niyette/yönelimde içerilmiş olan anlam aracılığıyla anlaşılan şeydir.20
Dilthey, böylece yaşama-ifade-anlama arasındaki yöntem bilimsel bağıntıyı, artık naif özdeşleyim kuramının yerine düşünüm felsefesinden ödünç aldığı bir modeli koyup, bu modele göre açıklar: Tin, kendi yaşamına, kendini nesneleştirmelerde dışlaştırarak ve aynı zamanda yine bu dışlaştırmalar üstüne bir düşünüm içinde kendine dönerek sahip olur. Tinin bu oluşum süreci, insanlık tarihiyle bütünleşir. Bu nedenle toplumsallaşmış tekilin yani bireyin her günkü sıradan varoluşu, hep bu yaşam-ifade-anlama bağıntısı/bağlamı içinde hareket eder. Bu bağıntı/bağlam, tinbilimlerinin izleyeceği yöntemi de kurar. Yorumbilgisel anlama, sadece yöntem hâline getirilmiş, mat, yarı saydam bir düşünüm biçimidir. Çünkü önbilimsel eşduyum alanı içinde birbirlerini toplumsal planda etkileyen insanların oluşturduğu yaşama, hiçbir zaman tamamlanamamasından dolayı, her zaman bir matlık, bir yarı saydamlık gösterir. Dilthey'ın kendi ifadesiyle, "Bir bilim, eğer nesnesi/konusu yaşama- ifade-anlama bağıntısı/bağlamı içinde kendisine yönelinecek bir nesne olarak önümüzde bulunuyorsa tinbilimlerine dâhil olur."21
Gadamer'e göre, Dilthey'ın tinbilimlerinin bilgikuramsal yönden temellendirilmesinde attığı önemli adım, tekil bireyin kendi yaşama deneyimi içerisinde oluşan bağlam yapısından, artık hiçbir tekil bireyin bütünüyle yaşamadığı ve deneyimlemediği tarihsel bağlama geçişi yapmış olmasıdır. Tarih sorunsalı, tarihsel bağlamın tekil birey tarafından nasıl yaşanabilir ve bilinebilir olduğu sorunu değildir; tersine kimsenin yaşamamış olduğu bağlamların nasıl bilinebilir kılınacağıdır. Dilthey'ın bu sorunun anlamadan hareketle aydınlatılması gerektiğini düşündüğüne hiç şüphe yoktur. Anlama, ifadeye yönelik anlamadır. İfade edilmek istenen, bizzat ifade içinde açığa çıkar ve ifade anlaşıldığında, ifade edilmek istenen de anlaşılmış olur.22
Anlama, tinin kendi nesneleştirmeleri üstüne bükülme tarzı içinde, zaten tin tarafından sürekli icra edilen bir harekettir. Dolayısıyla bilen özne (anlayan), aynı zamanda, kültürel dünyayı oluşturan/yaratan bir sürecin parçasıdır. Yani özne tinsel nesneleşmeleri anladığı kadar, bunların yaratılmasına ön-bilimsel olarak katılır. "Böylece tinbilimi kavramı, konu kapsamına göre, yani konusunun yaşamanın dış dünyadaki nesneleşmeleri olmasıyla belirlenir. Tinbilimi sadece tinin yaratmış olduğu şeyi anlar. Buna karşılık doğa biliminin nesnesi/konusu olan doğa, tinin etkisinden bağımsız olan gerçekliği kapsar." "Tinbiliminin olanağı için ilk koşul, benim bizzat bir tarihsel nelik olmamda, tarihi araştıranın bizzat tarihi yapan olmasında yatar."23
Dilthey'a göre, aynı zamanda "tarihin genelgeçer sentetik yargıları"nı ortaya koymak da mümkündür. Bu argümanla Dilthey, kendini kötü bir döngü içine atmış olur. Tarih üzerine sentetik a priori yargılar, tarihsel yaşama sürecini kavramamızda dayanağı oluşturacak modeli pekiştirirler. Fakat buradaki tin modeli bir döngü modelidir: Kendini nesneleştiren ve kendi nesneleştirmelerini (yaşam dışlaştırmaları) anlayan/yansıtan bir tin modelidir. Bu kavrayış tarzı, Vico'nun tarihsel dünyayı tanıyan/anlayan ile onu yapanın özdeş oldukları önermesine dayanır.24 Vico, Kartezyen şüpheye bir darbe indirmiş ve Kartezyenizm tarafından temellendirilen doğanın matematiksel bilgisinin kesinliğine karşı, insan tarafından yapılmış olan tarihsel dünyanın bilgisinin, bilgikuramsal önceliğe sahip olduğunu ileri sürmüştü. Dilthey, Vico'nun bu argümanını tekrarlar ve şöyle yazar: "Tinbilimlerinin olanağı için ilk koşul, benim bizzat bir tarihsel nelik olmamda yani tarihi araştıranla tarihi yapanın aynı nelik olmasındadır." Tarihsel bilgiyi mümkün kılan, tarihte özne ve nesnenin türdeşliğidir.25
Yaşam tarihinin birliği, geriye bakışlı imlemelerin üste çıkarılmasıyla teşekkül eder. Bu imlemeler, içkin olarak tüm yaşam akışını, daha önceki yorumlamaları da içerecek şekilde kuşatır. Dilthey bu birikimsel yaşam deneyimini tümevarımla karşılaştırır. Çünkü en son yorumlama, gelip geçmiş olanlar hakkındaki genelleştirmeleri, olumsuz deneyimleri dikkate alarak düzenler. Tarihsel anlatıların mantıksal biçimi, geriye bakışlı imlemelerin ve yorumlamaların özgüllüğünü/kişiye aitliğini yansıtır. Bunlar anlatıcı dile getirmelerdir. Bu dile getirmeler, bir perspektiften hareketle yani bir kalkış noktası kabul edilerek tarihsel olaylar hakkında haber verirler. Tarihsel olaylar ancak bir perspektiften, bir kalkış noktasından hareketle imlenebilirler ve bir protokole bağlanabilirler.26
Habermas'a göre, Dilthey "eşduyum" kavramını özel bir anlamda ele alır. Eş duyum, birbirleriyle aynı dil içinde iletişim kuran bir özneler grubu için aynı simgelerin özneler arası bağlayıcılığını ifade eder. Eş duyum, çeşitli ögelerin ortak işaretler içindeki uyumunu ifade etmediği gibi, aynı sınıfa ait ögelerine bu sınıfa aidiyetini de ifade etmez. Kendimi bile ancak diğerini anladığım tarzda yani o diğerini onun nesneleştirmeleri içinde nasıl anlıyorsam, işte öyle, yani bir "eş duyum alanı"nda anlarım. Çünkü benim ve diğerinin yaşam dışlaştırmaları, bizi özneler arası birbirimize bağlayan aynı ortam yani dil içinde ifadesini bulur.
Dil öznelerarasılık zeminidir. Dil, içinde "insanın içselliğinin kendi tam, yaratıcı ve nesnel olarak anlaşılabilir ifadesini bulduğu" biricik ortamdır. Bu ortam içinde imlemler sadece bilişsel değildirler; hatta daha geniş anlamda duygusal/heyecansal ve normatif yönlere sahiptirler: "Karşılıklı anlamayı yani anlaşmayı, bize, bireyler arasında oluşan eş duyum
garanti eder. Bu eş duyum, us, duygusal yaşam sempatisi, gereklilik (ödev) bilinci (haklar ve ödevler) arasındaki karşılıklı bağıntı içinde kendini gösterir."27
Dil zemininde yapılanan bu eş duyumun özelliği, bireyleşmiş tekillerin onun içinde iletişim kurmalarıdır. Bireyleşmiş tekiller bu öznelerarasılık zemininde oluşan bir genellik içinde birbirleriyle özdeşleşmek ve türdeş özneler olarak birbirlerini karşılıklı tanımak suretiyle anlaşırlar. Fakat aynı anda aynı tekiller, bu iletişim içinde aralarına mesafe koyarlar ve birbirlerine karşı kendi benlerinin vazgeçilmez özdeşliğini ileri sürerler. Dilsel simgelerin özneler arası geçerliliğine dayalı olan eş duyum, böylece iki şeyi aynı anda mümkün kılar: Karşılıklı özdeşleşme ve birinin diğeri karşısında özdeş-olmayışa sıkı sıkıya sarılmasıdır. Karşılıklı konuşma ilişkisi, böylece genel olan ile bireysel olan arasında bir diyalektik ilişki olarak gerçekleşir. Ben-özdeşliği ve günlük dil iletişimi, birbirini tamamlayan kavramlardır. Ben, kendisiyle ancak bir başkası olarak iletişim kurar. Özbilinç, başkasıyla özneler arası anlaşmanın yatay zemini ile özneler arası anlaşmanın dikey zemininin kesiştiği noktada ortaya çıkan "kendilik" bilincinden başka bir şey değildir. Aslında "eş duyum" kavramının bu bağlamda "öznelerarasılık" ve "iletişim" kavramlarıyla birlikte kullanılması Habermas'ın Dilthey'da aradığı şeyin neliği konusunda açık bir fikir vermektedir. Çalışmanın ilerleyen bölümlerinde de görüleceği gibi bu kavramlar, Habermas'ın yapılandırmaya çalıştığı iletişimsel eylem kuramına dayalı bir toplumsal bilim projesinin en önemli temellerini oluşturmaktadır.
Dilthey kendini, aynı anda hem tarihsel hem de dilsel olarak yapılanın eş duyum sayesinde, aynı yöntem bilimsel sorunu yani genel ve özel/tekil arasındaki bağıntı sorununu çözmeye yönelmiş bulur. Burada sorun, artık hiç de sadece araştırma mantığına ait bir sorun gibi görünmez. Hatta daha çok mantıksal zemininde ele alınması gereken bir sorun olur. Yorumbilgisel anlama, kaçınılmaz olarak genel olan kategoriler içinde, kaçınılmaz olarak özel/tekil kalan bir anlamı kavrar. "Bir defalığın dünyası"nın çözümlemesi için daima yeni "genel doğrular" gerekir.28
Habermas'ın Dilthey ile düşünsel ilişkisi Comte ile olduğu gibi sorunlu bir ilişkidir. Görüldüğü gibi Habermas zaman zaman Gadamer'in Dilthey'a yönelik eleştirilerine katılsa bile, onun kendi kuramı için önemini hiçbir zaman gözden kaçırmamaktadır. Elbette ki bugün bile Dilthey'a gönderme yapmadan pozitivist olmayan bir toplumsal bilimden söz etmek çok güçtür. Gadamer de bunun farkındadır. Ancak o, ilerde ortaya konacağı gibi, yorumbilgisini evrenselliğe yöneltmek istemektedir. Dilthey ise bu konuda hiç de istekli değildir. Habermas'ın Gadamer'e karşı Dilthey'la ittifak kurduğu nokta özellikle burasıdır.

Cevapla
(Son Düzenleme: 28-01-2015, 13:45, Düzenleyen: SOSYOPAT.) .

Anahtar Kelimeler

Sosyal bilimler felsefesi 6.hafta PDF ,Sosyal bilimler felsefesi 6.hafta PDF Öğretmen Forumu,Sosyal bilimler felsefesi 6.hafta PDF yükle,Sosyal bilimler felsefesi 6.hafta PDF download,Sosyal bilimler felsefesi 6.hafta PDF indirmek istiyorum,Sosyal bilimler felsefesi 6.hafta PDF ödev yükle,Sosyal bilimler felsefesi 6.hafta PDF bedava, Sosyal bilimler felsefesi 6.hafta PDF ÖDEV İNDİR,Sosyal bilimler felsefesi 6.hafta PDF YÜKLE,etkinlik,yukle,İndir,download,inndir,Sosyal bilimler felsefesi 6.hafta PDF eğitimSosyal bilimler felsefesi 6.hafta PDFdosya indir


Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
  [ayır] Sosyal bilimler felsefesi Sosyocan 0 1,943 29-12-2015, 17:41
Son Yorum: Sosyocan
  Sosyal bılımler felsefesı 7.hafta PDF SOSYOPAT 0 2,880 28-01-2015, 14:03
Son Yorum: SOSYOPAT
  Sosyal bilimler felsefesi 5.hafta PDF SOSYOPAT 0 3,774 28-01-2015, 12:22
Son Yorum: SOSYOPAT
  Sosyal bilimler felsefesi 4.hafta PDF SOSYOPAT 0 2,674 28-01-2015, 11:38
Son Yorum: SOSYOPAT
  Sosyal bilimler felsefesi 3.hafta PDF SOSYOPAT 0 3,645 28-01-2015, 11:10
Son Yorum: SOSYOPAT



Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi
Türkçe Çeviri : MyBBTürkiye, MyBB, © 2002-2021 MyBB Group.
MyBB Destek: InSiDe