Eğitim Sokağı
Hoşgeldiniz
Ziyaretçi. Kayıt Ol !

Sitemize Dosya Yükleyerek

Destek
Olabilirsiniz


Sosyal bilimler felsefesi 2.hafta PDF
Konuyu Oyla:
  • Toplam: 0 Oy - Ortalama: 0
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5



[-]
Etiketler
sosyal , bilimler , felsefesi , 2 , hafta , pdf

Konu: 26
Mesaj: 27
Cinsiyet:
Kıdem: 20-01-2015

2. POZİTİVİZM II: SOSYAL BİLİM VE FELSEFE
2.1. Mantıkçı Pozitivizm
Popper, 1920'lerde Viyana'da ortaya çıkan ve Viyana çevresi olarak anılan "mantıkçı- pozitivizmim" eleştirel bir takipçisidir. Bu nedenle Popper üzerine yoğunlaşmadan önce mantıkçı pozitivizmin temel niteliklerine kısaca değinmek gerekmektedir. Bu okulun temel düşünürleri Moritz Schlick, Rudolf Carnap, Neurath, Gödel ve Ayer'dir ve temel ilkeleri şu şekilde özetlenebilir:
i. tek bir bilim ilkesi,
ii. felsefenin bilimsel nitelikte olması ilkesi, iii. doğrulanabilirlik ilkesi,
iv. totoloji ilkesi ve
v. tümevarım ilkesidir.
Ayer, mantıkçı pozitivizmden bahsederken okulun temel yaklaşımlarını şu şekilde özetlemektedir:
“Sonunda felsefenin ne olacağını keşfettik! Bilimin hizmetçisi olacak" diye düşündüler. Bilimi felsefelerinde pek o kadar kullanmamakla birlikte, bütün bilgi alanlarının bilim tarafından kapsandığını düşünmekteydiler. Bilim dünyayı betimler -olan tek dünyayı- bu dünya çevremizdeki şeylerin dünyasıdır ve felsefenin uğraşacağı başka bir alan da yoktur. Peki, felsefe ne yapabilir? Tek yapabileceği şey bilimin kavramlarını çözümlemek ve eleştirmektir.”1
Ayer'e göre, felsefe bunu şu şekilde yapabilir:
“Birincisi, her şey doğrulanabilirlik ilkesi denilen ve Schlick tarafından ‘Bir önermenin anlamı onun doğrulama yöntemidir’ diye özlü bir biçimde dile getirilen ilkeye bağlıydı. İkinci olarak da mantıkçı pozitivistler, mantık ve matematik önermelerinin, bütün zorunlu doğru
önermelerin, Wittgenstein'ın totoloji (yineleme) dediği şeyler olduğunu kabul etmektedirler. Üçüncü ana öğreti, felsefenin kendisine ilişkindi. Felsefenin, Wittgenstein ve Schlick'in ‘aydınlatma eylemi’ diye adlandırdıkları şeyden ibaret olması gerektiğini düşünüyorlardı. Wittgenstein'ın, Schlick'in de aktardığı bir sözü vardır: Felsefe bir öğreti değil, bir etkinliktir. Felsefe bir doğru ya da yanlış önermeler bütününden oluşmaktaydı çünkü bu önermeler bilimlerce kapsanacaktı, sadece bir aydınlatma ve çözümleme bazı durumlarda da anlamsızlığı ortaya koyma etkinliğiydi, felsefe.”2
Aynı Ayer, kendi okulunu temel varsayımları açısından şu şekilde eleştirmektedir:
“Birincisi, doğrulama ilkesi kendisini hiç doğru dürüst formülleştiremedi. İkincisi, indirgemecilik de işlemiyor. Üçüncüsü, mantık ve matematikteki önermelerin herhangi ilginç bir anlamda çözümleyici olup olmadığı şimdi bana epeyce kuşkulu geliyor.”3
2.2. Karl Popper ve Yeni Pozitivizm
Viyana Çevresi’nin 1920'lerden itibaren işleyip geliştirmeye çalıştığı bilimsellik anlayışını birçok bakımdan eleştirmiş olan Popper'in bilimsellik ölçütü hakkındaki en temel görüşü “yanlışlanabilirlik” kavramı etrafında odaklanmaktadır. Popper, bir önermenin "yasa" niteliği taşıyan bir genellemeye dönüşebilmesi için sonsuz sayıda deney ya da gözlemle doğrulanması gerektiğini belirtmektedir. Örneğin "bütün kuğular beyazdır" önermesini doğrulamak için yeryüzünde yaşamış, yaşayan ve yaşayacak olan tüm kuğuların beyaz olduğunun gösterilmesi gerekecektir ki bu olanaksızdır. O hâlde, bir önermenin bilimselliğinin ölçütü, onun olgusal olarak doğrulanabilirliği olamaz. Buna karşılık, tek bir "beyaz olmayan kuğu"nun varlığı hâlinde yukarıdaki önermenin yanlış olduğu kanıtlanmış olacaktır. O hâlde, Popper'e göre bilimselliğin ölçütü yanlışlanabilirlik olmaktadır. Bir önermenin ve önermenin içinde yer aldığı dizgesel bütünlüğün (kuramın) sadece olgusal bir içerik taşıması yetmemektedir, ayrıca olgusal olarak yanlışlanabilme olanağını da kendi içinde taşımalıdır.
Popper'in görüşlerinin Viyana Çevresi'nin yeni-pozitivizmin- den farklılaşmasına karşılık, temelde özne/nesne ayrımını, nesnellik kavramını ve bilimselliğin ölçütünün olgusal niteliğini
yadsımadığı görülmektedir. Pozitivist bilgi kuramının, "nesnel gerçeklik" ve "özne / nesne" arasında yapılan ayrım temeline oturttuğu doğrulanabilirlik (Popper'e göre yanlışlanabilirlik) ölçütüne göre belirlenen, bilimsel bilginin nasıl edinilebileceği hakkındaki bu kabulleri, bilimsel bilgi edinmedeki amacın ne olduğu sorusuna verilen bir yanıtı da içermektedir. Buna göre, bilimsel bilgiyi edinmenin temel amacı, nesnel gerçeklik alanında olup bitenleri "açıklamak"tır. Pozitivizme göre açıklama ise tümdengelimsel mantık kurallarına uygun olarak gerçekleştirilir. Bu durumda ise "açıklama" ile "öndeyi" özdeşleşmektedir. Bir diğer deyişle gözlem ve deney yoluyla varılan genellemelerin belli bir olguyu açıkladığı gösterildiğinde bu, aynı zamanda söz konusu açıklamayı sağlayan genellemenin gerektirdiği önkoşulların sağlanması hâlinde aynı sonucun ortaya çıkacağını da belirtmektedir.4
Popper'in bilimin işleyişi hakkındaki görüşü kısaca şu şekilde özetlenebilir:
i. Problem,
ii. Önerilen çözüm yani yeni kuram,
iii.Yeni kuramdan sınamaya yönelik olarak tümdengelimsel biçimde elde edilen önermeler, iv. Sınama yani deney ve gözlem yoluyla yanlışlanabilirlik,
v. Birbirlerine rakip kuramlar arasında bir tanesinin tercih edilmesidir.5
Popper, doğalcılık ve bilimciliğin yalnızca bilim adamlarının kendi alanları hakkındaki geçersiz bir tanımı olmadığını, aynı zamanda bunların nesnellik ve değer-içermeme konusunda da hiçbir garanti getirmediğini ileri sürer. Bilim adamları işe veri toplamakla değil, çözümü için deneysel önermeler formüle ettikleri bir sorun ile başlarlar. Bu çözümler, gözlem ve veri toplanmasına dayalı olabilen eleştiriye açık olmalıdır. Eğer bir çözüm çürütülürse bilim adamı, eleştiriye geçici de olsa dayanabilen bir çözüm bulana kadar yeni çözümler dener. Bu çözüm, yeni eleştiriler onu çürütene kadar kabul edilir. Yani bilim, gözlemden genel yasalara doğru tümevarımsal bir şekilde değil, tümdengelimsel olarak ilerler.
2.3. Eleştirel Kuram’ın Yeni Pozitivizm Eleştirisi
Popper ile düşünsel tartışmaya ilk giren eleştirel kuramcı Habermas değil, onun hocası Adorno'dur. Tübingen Toplumbilim Kongresi'nde, Adorno ile Popper'in karşılıklı tebliğleri bugün bile pozitivistler ve eleştiricileri için temel başvuru kaynağıdır. Popper için eleştirel usçuluk hem doğal hem de toplumsal bilimler için uygulanabilecek bir yöntemdir. Adorno ise farklı düşünmektedir. Onun çizgisi Vico, Herder, Dilthey, Rickert'in oluşturduğu geleneğin bir devamıdır.
Eleştirel kuram, toplumu bir bütün olarak nesnesi kabul eden bir kuramdır. Adorno pozitivizmi tikel olanı genel olandan koparmakla ve dolayısıyla gerçek nesnesine yani topluma hiçbir zaman ulaşamamakla eleştirir. Popper'in anti-diyalektik mantığına göre, çelişkiler çözümlenmesi gereken karşıtlıklardır; toplumsal bütünün izdüşümü değildir. Popper çelişkiyi aşılması gereken mantıksal veya bilişsel bir momente indirger. Adorno içinse çelişki yapısaldır. Popper için bilim, uyumu aradığı ölçüde üreticidir. Pozitivizm ve Popper'in eleştirel usçuluğu, saf bilim eğilimleriyle ne toplumsal bütünün çelişkili doğasını anlayabilir ne de nesnelliğe ulaşabilir. Anket türü pozitivizm, tüm nesnellik iddialarına rağmen öznel görüşler üretir. Adorno'nun sayısal işlemlerin nesnelliği kavramını eleştirisi Popper'ın yöntemsel önermelerine kadar genişletilebilir. Her ikisinde de ortak olan nesnelliğin araştırmacıda değil, araştırmacının uyguladığı yöntemde saklı olmasıdır. Fakat Adorno için önemli olan, ne araştırmacının ne de yöntemin nesnelliğidir. Asıl önemli olan nesnellik bilimin nesnesinin nesnelliğidir.
Bir başka eleştirel kuramcı Horkheimer'e göre ise pozitivizm, bilme edimini bilimle özdeşleştirmekle zekâyı, onu eleştirmek zorunda olduğu o ticari kültür tarafından biçimlendirilmiş olan malzemenin örgütlendirilmesi için gerekli olan işlemlerle sınırlandırmış olur. Bilimin içeriği, yöntemleri ve kategorileri toplumsal çatışmalardan bağımsız olmadığı gibi, insanlar da sırf bunların giderilmesi için temel değerler üzerinde sınırsızca deney yapılmasına razı olmazlar. Bu çatışmaların niteliği buna olanak tanımaz. Bilimin otoritesinin ilerici tarihsel gelişmeler sağlaması ancak ideal olarak uyumlu koşullarda mümkün olabilir. Pozitivistler bu gerçeğin pekâlâ farkında olabilirler ama bunun mantıksal uzantısıyla, bilimin
felsefi kuram tarafından belirlenen göreli bir işlevi olduğu gerçeğiyle yüzleşmekten de kaçınırlar.6
Eğer bilimin ve doğruluğun tanımı, yine bilimsel doğruya ulaşma yöntemlerine dayanacaksa bilimin ve doğruluğun ne olduğunu nasıl belirleyebiliriz? Bilimsel yöntemin haklılığını ve varlık nedenini yine bilimin gözlemlenmesi yoluyla elde etme çabalarında hep aynı kısır döngü görülür: Gözlem ilkesinin kendisi nasıl haklı çıkarılacaktır? Bir haklı çıkarma istendiğinde, neden gözlemin doğruluğun tek güvencesi olduğu sorulduğunda, pozitivistler yine gözlemi yardıma çağırırlar ama onların gözleri kapalıdır. Pozitivistler, araştırmanın makineyi andıran işleyişini, olgu toplama, doğrulama, sınıflandırma vb. çarkını durdurup bunların anlamı ve doğrulukla ilişkisi üzerinde düşünmek yerine, bilimin gözlemlerle hareket ettiğini tekrarlar ve işleyişini betimlerler. Kuşkusuz, işlerinin doğrulama ilkesini gerekçelendirmek ve kanıtlamak olmadığını, sadece bilimsel terimlerle konuşmak istediklerini söyleyeceklerdir. Başka bir deyişle kendi ilkelerini -doğrulanmadığı sürece hiçbir önermenin anlamlı olmadığı ilkesi- doğrulamayı reddetmekle petitio principii (kanıtlanmamış, kanıtlanması istenen bir ilkenin kanıt olarak varsayımı) hatasına düşmektedirler.7
Popper, bilimde her türlü tümevarım eğilimini reddederek bilimsel hipotezlerin oluşturulmasını yaratıcı bir imgelem egzersizi olarak değerlendirir. Bir hipotezin bilimselliği, onun duyusal deneye bağlı olarak doğrulanması koşuluna değil, olumsuz gözlemler tarafından deneysel olarak yanlışlanabilir olma koşuluna bağlıdır. Bir hipotez ne kadar yanlışlanabilir ise o kadar deneysel bir içeriğe sahiptir. O hâlde bilimin yöntemi, en fazla yanlışlanabilir hipotezi formüle etmek ve kendisinden türetilmiş herhangi bir gözlem önermesinin yanlışlığını test etmektir. Sonuç olarak hiçbir hipotezin doğrulanması mümkün olmamasına rağmen, onun ciddi yanlışlama teşebbüslerinden sürekli olarak kurtulması bir doğrulanmışlık ve kabul olarak görülebilir. Bilimin gelişimi de zaten daha güçlü deneysel içeriğe sahip daha iyi doğrulanmış kuramlar lehine yanlışların sürekli elenmesini içerir.
Geleneksel deneyciliğe aykırı olarak Popper, bilimin deneysel temelinin, bilen öznenin duyusal içerikleri pasif bir şekilde algılamasından oluştuğu görüşüne karşı çıkar. Hipotez sınamada kullanılan temel gözlem önermeleri, zaman ve mekânı özgül olan maddi nesnelerin
kamusal gözlemine gönderme yapan verili önermelerle sınırlandırılmıştır. Bu önermeler genel yaklaşımlar kullandıkları için, tekil duyum deneyimlerinin basit betimlemesi olarak yapılandırılamazlar.8
Yeni-pozitivizmin temel özellikleri şunlardır:
i. Bilimsel yöntemin birliği: Değişik araştırma alanlarına bağlı özgül kavram ve tekniklerin farklılığına rağmen, doğal bilimlerin yöntemsel işlemleri insan bilimlerine de uygulanabilir. Her ikisinde de araştırma mantığı aynıdır.
ii. Gerçekleşme biçimleri gibi araştırma hedefleri de aynıdır. Toplumsal olsun ya da olmasın tüm bilimsel araştırmalar, tümdengelimsel açıklamalar ve öngörüler için öncüller olarak işlev görebilecek yasa-benzeri genellemelere ulaşmayı hedefler. Bir olgu, bazı özel koşullar sonucu, bazı doğa yasalarıyla uyumlu olarak ortaya çıktığı gösterilerek açıklanır. Eğer yasalar ve koşullar bilinirse bir olgu, aynı tümdengelimsel akıl yürütme kullanılarak öngörülebilir.
iii. Kuramın pratikle ilişkisi öncelikle tekniktir. Eğer genel yasalar biliniyorsa ve uygun ilksel koşullar yaratılabiliyorsa doğal ya da toplumsal, istenilen durumları üretebiliriz. Ancak hangi durumların üretileceği sorunu bilimsel olarak çözülemez. Bu sonuçta bir karar sorunudur. Hiçbir “olmalı” bir “olan”dan, hiçbir “değer” bir “olgu”dan türeyemez. Bilimsel araştırmanın kendisi değer içermez, yalnızca nesnel, değer içermeyen sonuçlara ulaşmaya gayret eder.
iv. Bilimsel bilginin kalitesinin belirleyicisi kesin olarak sınanabilirliktir. Bir hipotezi sınamak için, yanlışlığı sonucu onu reddedebileceğimiz tekil gözlem önermeleri elde etme amacıyla tümdengelimsel mantığı kullanırız.9
Habermas'ın Popper'i eleştirisi, esas olarak ona göre hâlâ güçlü bir pozitivist felsefe kalıntısına sahip olan Popper'in eleştirel usçuluğunun sınırları üzerinde yoğunlaşmaktadır. Popper'in bilim kuramı, diyalektik olana karşıt, çözümleyici bir kuramdır. Habermas, doğal bilimin "nesnelliği"nin toplumsal bilimlere doğrudan aktarılamayacağını çünkü toplumsal bilimlerin yorum öncesi bir oluşlar evreni ile yani, deneyim kategorilerinin hâlihazırda insan
öznelerinin "anlamlı davranışlar"ı tarafından oluşturulan ve bu davranışların da içinde oluşturulduğu bir toplumsal dünya ile ilgilendiğini belirtmektedir. Toplumsal bilimci ile davranışını incelediği kimseler arasındaki iletişimin sürdürülmesini içeren yorum bilgisel anlama, toplumsal bilimlerde esaslı bir yöntem öğesidir ve "durumsal mantık" olarak değiştirilerek sunulsa bile doğadaki olayların "gözlemlenmesi"ne basitçe indirgenerek kavranamaz. Toplum bilimin hedefinin yasa keşfetmek olarak kavranması, onu toplumsal teknoloji durumuna getirme gibi pratik bir sonuç taşımaktadır. Aksine diyalektik toplum kuramı, pratik sorunlarla teknik ödevlerin yerine getirilmesi arasındaki büyüyen karşıtlığa işaret etmelidir. Bir bütün olarak toplumsal yaşama dünyasının yapısıyla ilişki içinde olan ve aslında, onun özgürleşimini talep eden bir anlamanın gerçekleştirilmesinden henüz söz etmiyoruz. Bunu yerine getirebilmek için, diyalektik ya da eleştirel bir kuram, Popper'in ifade ettiği türden bir eleştirel usçuluğun sınırlarını aşmak zorundadır.10
Habermas'ın bu konuda polemiğe girdiği kişilerden biri de Popper'in yandaşlarından Albert'dir. Habermas onunla olan tartışmasını birbirleriyle ilişkili değişik alanlara böler. İlk konu, deneysel çalışmada deneyimin (deney) rolüdür. Habermas'ın özgün katkısına göre pozitivizm sınırlı bir deneyim alanına izin verir. Bu önermesini, kuramların ve çözümlerin oluşmasında çok daha geniş bir deneyim alanına izin verildiğini kabul ederek açıklar, fakat sınanabilir hipotezler üstünde ısrarın gereksiz bir şekilde verili kuramı doğrulayacak veya yanlışlayacak deneyim türünü daralttığını ileri sürer. Habermas'a göre pozitivistler bir çembere sıkışmışlardır. Üzerinde durdukları deneyim, deneyin standartlarına bağlıdır. Fakat bu bilimlerin standartlarının deneyimde temellendiği varsayılmaktadır. Bu nedenle pozitivist bilim ve deneyim arasında, diğer deneyim ve meşruiyet türlerini reddetme eğiliminde karşılıklı bir bağımlılık vardır.
Pozitivist sınamanın deneysel temeli sorunu özellikle ilginçtir. Çünkü Habermas'ın da kabul ettiği gibi Popper, varolanın deneysel anlamda kendini açtığı, ortaya koyduğu tezine karşı olan bir genel felsefi eğilimi paylaşır. Duyumlara, bilginin güvenilir ve doğrudan temeli olarak aşırı bir güvene, sadece Alman idealizmi değil, aynı zamanda pragmatizm (Peirce), görüngü bilim (Husserl) ve eleştirel kuram gibi değişik modern felsefi okullar da karşı çıkmıştır. Popper'in mantıkçı pozitivizmi eleştirisi bu deneycilik karşıtı geleneklerle çok
yakınlık içerir çünkü Popper'e göre tüm gözlemler kuram yüklüdürler. Önceki bölümde dile getirildiği gibi benzer bir vurgu Comte tarafından da yapılmıştır. Ancak Popper için, sınamalar kuramları bağımsız olgulara karşı denetlerler. Bu tez, Popper'deki artık pozitivist sorunsalın temelidir. Bu nedenle Popper yarım haklıdır. Daha önce belirtildiği gibi, bu "yarım haklılık" durumu, Popper için geçerli olduğu dozda olmasa bile Comte için de geçerlidir.
Araştırma donanımı içindeki pozitivizmin yeri ile ilişkili olarak Habermas, Popper'in yanlışlama kavramında başka eksiklikler olduğunu ileri sürer. Aslında, bu açıdan Habermas pozitivist işlemlere Popper'e göre daha fazla geçerlilik atfeder. Popper pozitivizmi, tüm bilimler için evrensel olarak geçerli usuller ortaya koyamadığı için reddederken, Habermas, deneysel-çözümleyici araştırmanın yeterliliğini özel bir ilgi-çıkarla sınırlandırarak, onun insan etkinliğinin bir yönü için önemini onaylar. Habermas'a göre deneycilik, deney, sınama ve olguları içeren tahminler yaparak bir geçerlilik alanı inşa eder. Eğer bu tahminlerin dışına çıkarsak ve onları eleştirirsek onların sınırlılığını görürüz. Fakat eğer onların içinde çalışırsak sınırlı bir geçerlilik kazanabilirler.
Habermas'ın üçüncü ilgi noktası, eleştirel yöntemlerdeki kanıtın doğası üzerinedir. O, özellikle deneysel yöntemler üzerine tezlerin nasıl olup da geçerlilik kazandıklarıyla ilgilenir. Bu, eleştiri yoluyla sağlanmaz; kelimenin Popperci anlamında olsa bile. Bunun nedeni, eleştirinin kendini sınama değil, aksine kendini tartışma olarak sınama olmasıdır. Habermas tarafından "önermelerin çekincesiz tartışması" olarak tanımlanan eleştiri, sınamayı ve diğer olası teknikleri, önermeleri reddetme ya da doğrulama için kullanılır. Eğer Popper'in argümansal pratiğini, eleştirel usçuluğu kadar ciddiye alırsak Habermas'ın söylemek istediği oldukça açıktır. Popper, pozitivizmi eleştirirken ve onun karşısında kendi alternatifini geliştirirken kendisinin önerdiği yöntemlerin dışına düşen araçlara başvurur.
Albert'in iddiasının aksine Habermas, hâlihazırda oturmuş gözüken toplumsal bilim yöntemlerine alternatif yepyeni bir "yöntem" önerme niyetinde olmadığını ifade eder. Popper'in kuramını tartışır, çünkü onda pozitivizm hakkındaki şüphelerini doğrulayan şeyler bulur. Bugünkü bilim kuramının temel çizgileri özellikle Viyana Çevresi tarafından belirlenmiştir. Bu gelenek karşısında Popper'in konumu oldukça özeldir. Popper, hem çözümleyici bilim kuramının önemli bir temsilcisi hem de 1920'lerden beri bu yeni pozitivizmin deneyci ön kabullerinin ikna edici bir eleştiricisidir.11
Habermas'a göre kesin bilimler için deneyin temeli, bu bilimlerin deneye atfettikleri standartlardan bağımsız değildir. Kişisel yaşam tarihindeki yoksunluklar, hayal kırıklıkları, bunların hepsi farklı deneyimleri dolayımlar. Ona göre Albert, bütün bunları tartışmaktan acizdir çünkü o bütününde, sınamaları deneyime karşı kuramların olası geçerlileşmeleriyle özdeşleştirmektedir. Yani Habermas'ın sorun olarak gördüğü şeyi o, tartışmadan kabul etmeye devam eder.
Habermas'a göre Popper, öznenin duyum deneyimine kendini apaçık vermişliği tezine itiraz eder. Hemen onaylanmış bir gerçeklik ve apaçık bir hakikat fikri eleştirel bilgi kuramsal düşünüme karşı koyamaz. Kant'ın algımızın kategorik ögelerini ispatlamasından beri, duyum deneyiminin kanıtlamanın yüksek mahkemesi olduğu iddiası ortadan kalkmıştır. Hegel'in duyum kesinliği eleştirisi, Peirce'in eylem bilinciyle birleşmiş algı çözümlemeci, Husserl'in önceden doğrulanmış deneyim açıklaması, Adorno'nun ilk felsefeye olan saldırısı, bunların her biri farklı çıkış noktalarından olsa da hazır, dolaysız bilgi denen bir şeyin olamayacağını kanıtlamaktadır. Apaçık sezginin ilksel deneyimi arayışı boşunadır. Aslında algı, daha önceki deneyimlerden aktarılmış olanlarla daha önce öğrenilmiş şeyler yoluyla tahmin edilenlerle beklentiler ufku yoluyla hatta düş ve korkularla belirlenir. Popper bu anlayışını, gözlemlerin her zaman elde edilmiş bilgiler ve deneyimler ışığında yorumları ima ettiği önermesiyle formüle eder. Daha açıkça deneysel veri, daha önceki kuramların çerçevesinde yorumlardır ve sonuç olarak kuramların varsayımsal karakterini paylaşırlar.12
Deneycilik, genel olarak geleneksel bilgi eleştirisi gibi, kesin bilginin geçerliliğini, bilginin kaynaklarına başvurarak doğrulamaya çalışır. Saf düşünce; kurulu gelenek, duyum deneyimi gibi bilgi kaynaklarında eksik olan otoritedir. Bilginin kaynakları her zaman kirlenmiştir. Bu nedenle bilginin türevlenmesi sorunu yerini, bilginin geçerliliği sorununa bırakmalıdır. Bilimsel önermelerin doğrulanması talebi otoriterdir, çünkü geçerlilik önermelerini duyumların yanlış otoritesine bağımlı kılmaktadır.13Popper sınama işleminde düzenlenen deneyimin özerkliğine aşırı bir güven duyar. Bu işlemdeki standartlar sorununu ortadan kaldırabileceğini düşünür, çünkü tüm eleştirilerine rağmen dibe çökmüş bir pozitivist önyargıyı paylaşır. Olguların kuramlara karşı bilgi kuramsal bağımsızlığını savunur. Yani sınamalar, kurumları bağımsız olgularla denetler. Bu tez, Popper'in hâlâ sahiplendiği temel pozitivist sorunsaldır.
Bir yandan, Popper haklı olarak deneyciliğe, olguları ancak kuramlar ışığında anlar ve belirleriz diyerek karşı çıkar hatta bazen olguları dil ve gerçekliğin ortak ürünleri olarak tanımlar. Diğer yandan, duyumlarımızın yöntemsel olarak güvenli bir düzenlenmesine bağlı olan protokol önermelerinin olgularla basit bir uygunluk ilişkisi olduğunu savunur.14
Habermas'ın Popper eleştirisindeki insafsızlık onun genel tavrının bir parçasıdır çünkü o, herhangi bir bağlamda kendisine yakın bulduğu bir düşünürü diğerlerine oranla çok daha yoğun bir eleştiriye tabi tutmaktadır çünkü onun eleştirilerinde her zaman yeni bir "bütün" oluşturma perspektifi vardır. Habermas'taki sürekli yeni sentezler oluşturma yönelimi, eleştirilerinin kendisinden devralabileceği düşünürlerde odaklaşmasına neden olmaktadır. Popper de Habermas için bu düşünürlerden biridir. Her boyuttaki eleştirisine rağmen, Habermas için Popper kendisinden öğrenilebilecek bir düşünürdür. Özellikle Popper'in "yanlışlama" ilkesi ve "kuram-yüklülük" vurgusu Habermas'ın "iletişimsel eylem" kuramının önemli öncüllerinden biridir.

Cevapla
.

Anahtar Kelimeler

Sosyal bilimler felsefesi 2.hafta PDF ,Sosyal bilimler felsefesi 2.hafta PDF Öğretmen Forumu,Sosyal bilimler felsefesi 2.hafta PDF yükle,Sosyal bilimler felsefesi 2.hafta PDF download,Sosyal bilimler felsefesi 2.hafta PDF indirmek istiyorum,Sosyal bilimler felsefesi 2.hafta PDF ödev yükle,Sosyal bilimler felsefesi 2.hafta PDF bedava, Sosyal bilimler felsefesi 2.hafta PDF ÖDEV İNDİR,Sosyal bilimler felsefesi 2.hafta PDF YÜKLE,etkinlik,yukle,İndir,download,inndir,Sosyal bilimler felsefesi 2.hafta PDF eğitimSosyal bilimler felsefesi 2.hafta PDFdosya indir


Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
  [ayır] Sosyal bilimler felsefesi Sosyocan 0 1,894 29-12-2015, 17:41
Son Yorum: Sosyocan
  Sosyal bılımler felsefesı 7.hafta PDF SOSYOPAT 0 2,844 28-01-2015, 14:03
Son Yorum: SOSYOPAT
  Sosyal bilimler felsefesi 6.hafta PDF SOSYOPAT 0 3,343 28-01-2015, 13:37
Son Yorum: SOSYOPAT
  Sosyal bilimler felsefesi 5.hafta PDF SOSYOPAT 0 3,749 28-01-2015, 12:22
Son Yorum: SOSYOPAT
  Sosyal bilimler felsefesi 4.hafta PDF SOSYOPAT 0 2,643 28-01-2015, 11:38
Son Yorum: SOSYOPAT



Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi
Türkçe Çeviri : MyBBTürkiye, MyBB, © 2002-2021 MyBB Group.
MyBB Destek: InSiDe