Eğitim Sokağı
Hoşgeldiniz
Ziyaretçi. Kayıt Ol !

Sitemize Dosya Yükleyerek

Destek
Olabilirsiniz


Inkılap tarihi 7. Hafta PDF
Konuyu Oyla:
  • Toplam: 1 Oy - Ortalama: 5
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5



[-]
Etiketler
inkılap , tarihi , 7 , hafta , pdf

Konu: 26
Mesaj: 27
Cinsiyet:
Kıdem: 20-01-2015

8. SOSYAL YAPIDA DEĞİŞİM
Tarihsel süreç ve değişen yaşam koşullarına bağlı olarak sosyal yapının ve bu yapıyı ayakta tutan dinamiklerin tutarlı bir biçimde değişmesi gerekir. Devlet yöneticileri özellikle yeni bir sistem kurmaya çalışanlar, sosyal yapıdaki değişimi hızlandırarak hedeflerini gerçekleştirmeye çalışırlar. Bu noktada Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde yaşanan değişimler yeterli bulunmamış ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarından itibaren sosyal yapıda değişikliği hedefleyen adımlar atılmıştır. Sosyal yapıda devlet yönlendirmesi ve sıkı bir kontrol altında Batı eksenli bir dönüşümün beklendiği bu dönemde kadın hakları konusunda yapılan düzenlemeler son derece dikkat çekicidir. Bununla birlikte şapkadan başlanarak kılık kıyafet alanında birtakım düzenlemelere gidilmiş; farklı işlevleri bulunan tekke, zaviye ve türbeler kapatılmış; Batı’da yaygın olarak kullanılan saat, takvim ve ölçüler benimsenmiş; soyadı kanunu kabul edilmiştir.
8.1. Kadın Hakları
Tanzimat döneminde hız kazanan Batılılaşma hareketleri çerçevesinde kadın hakları tartışma konusu hâline gelmişti. Namık Kemal, Şemseddin Sami, Abdülhak Hamit Tarhan gibi düşünürler kadın haklarını tartışmaya açtılar. Bu tartışmaların da etkisiyle Osmanlı Devleti’nde kadın haklarını düzenlemeye yönelik çalışmalar başlatıldı.
1847 yılında yapılan düzenlemelerle kadın ve erkelere ait mirî arazilerin kız ve erkek çocukları arasında eşit bir şekilde paylaştırılması kararlaştırıldı. 1913 yılında hazırlanan “Emval-i Gayr-ı Menkulenin İntikalatı Hakkında Kanun” ile mirasçılar cinsiyet farkı gözetmeksizin miras bırakan şahsa yakınlıklarına göre sınıflara ayrıldı ve bu şekilde her kademede hukuki eşitlik sağlandı.
Daha önceleri ilkokul üzerinde kızların eğitimi çok sınırlı idi. Eğitim alanında önce meslekli okullar açmak yoluyla kız çocuklarının eğitim hakları ile ilgili somut adımlar atıldığını görüyoruz. 1843 yılında Askerî Tıbbiyeye bağlı olarak ilk Ebe Okulu, ertesi yıl Sultanahmet’te ilk kız rüşdiyesi, 1869’ da Kız Sanat Okulu (İnas Sanayi Mektebi), 1870’de Kız Öğretmen Okulu (Darülmuallimat), 1880’de ise ilk Kız İdadisi açıldı. Bu süreçte yapılan düzenlemelerle kız çocuklarına yönelik okulların sayıları arttırıldı. 1914 yılında kız öğrenciler için Darülfünun yani üniversite açıldı.
Basın-yayın hayatında da kadınlara hitap eden ve yazarları genellikle kadınlardan seçilen gazete ve dergiler (Mukadderat, Şukufezar, Hanımlara Mahsus Gazete vb.) yayınlandı.
II. Meşrutiyet Döneminde kadın hakları konusundaki tartışmalar arttı. Bu dönemde kadınlar çeşitli dernek ve cemiyetler (Nisvan, Müdafaa-i Hukuku Nisvan, Asri Kadınlar Cemiyeti vb.) kurdular. Osmanlı hanımları 1913 yılından itibaren bazı memuriyetlere kabul edildiler.
1916 yılında kadınlara belirli koşulların oluşması hâlinde (eşlerinin bulaşıcı hastalıklara yakalanmaları ve psikolojik rahatsızlık geçirmeleri durumunda) eşlerinden boşanma izni verildi. 1917 Aile Hukuku Kararnamesi ile erkeklerin ikinci defa evlenebilmeleri için eşlerinin iznini almaları ve mahkeme kararı çıkarmaları şartı getirildi. Elbette Osmanlı Devleti’nin son dönemlerindeki bu düzenlemeler yeterli değildi.
Cumhuriyet döneminde, Kurtuluş Savaşı sırasında cephe gerisinde önemli hizmetlerde bulunan Türk kadınının hakları konusunda köklü değişiklikler yapıldı. Değişikliklere eğitimden başlandı.
Medenî Kanun ile kadınlara aile ve çalışma yaşamında erkeklerle eşit seviyeye gelebilecekleri haklar verildi. Kanun nazarında artık kadın ve erkek sosyal alanda eşit hâle getirilmişti. Ancak uygulama noktasında ciddi sıkıntılar yaşanacaktı.
Türk kadınlarına 3 Nisan 1930 tarihinde belediye seçimlerine katılma hakkı tanındı. Aynı yılın ekim ayında Artvin’e bağlı Kılıçkaya(Arsis)’da Sadiye Hanım Türkiye’nin ilk belediye başkanı seçildi.26 Ekim 1933 tarihinde Türk kadınları köy muhtarlığı ve ihtiyar heyeti seçimlerine katılma hakkını elde ettiler. Aynı yıl içerisinde Aydın’a bağlı Çine ilçesinin Demircidere köyünden Gülkız Ürbül (Gül Esin) Hanım Türkiye’nin ilk kadın muhtarı seçildi.
5 Aralık 1934 tarihinde kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanındı. 1935 yılında yapılan seçimlerde 18 kadın milletvekili TBMM’ye katıldı.
Türk kadınına siyasi haklarının verildiği dönemlerde sanayileşmiş birçok dünya ülkesinde kadınlara bu haklar verilmiş değildi. Türk kadını Fransa, Japonya, İtalya ve İsviçre gibi birçok gelişmiş dünya ülkesindeki kadınlardan önce siyasal haklarını elde etti.
8.2. Şapka ve Kıyafet İnkılabı
Osmanlı Devleti’nde kılık kıyafet, tarihî seyir içerisinde kültürel ve bölgesel etkenlere bağlı olarak farklılaşmıştı. II. Mahmut Batılılaşma hareketleri çerçevesinde kamusal alanda çalışan erkeklere yönelik bazı düzenlemelere giderek fes, setre pantolon ve ceket giyme mecburiyeti getirmişti. Gündelik kıyafetlerde ise Osmanlı toplumunun kozmopolitik yapısına paralel olarak farklı renk ve şekiller egemendi.
Cumhuriyet döneminde de Batılılaşma hareketlerinin etkisiyle kıyafetle ilgili düzenlemeler yapıldı. Düzenlemelere Şapka İnkılabı ile başlandı. Yapılan düzenleme sadece kamusal alanı değil gündelik yaşamı da ilgilendiriyordu. Şöyle ki Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri dâhil umumi, hususi, mahallî ve bilumum müesseselerde çalışanların ve Türkiye halkının tamamının “umumi serpuşu şapka” olarak kabul edilmişti. Hükûmet buna aykırı davrananları cezalandıracaktı.
Erkeklerin kıyafetlerine yönelik bu düzenlemenin ardından kadınların kıyafetleri hakkında bir düzenleme yapılıp yapılmayacağı merak konusuydu. İşte bu noktada bazı vilayet ve belediye meclisleri ile idare heyetleri çarşaf ve peçenin yasaklanmasına dair kararlar aldılar. Ancak kanuni bir düzenleme yapılmadığından alınan bu kararlar uygulanmadı. Yalnız, çalışanların kıyafetlerine yönelik birtakım düzenlemeler yapıldıktan sonra tesettür, çarşaf, ferace ve peçe gibi kıyafet ya da aksesuarların kamusal alanda kullanımı yasaklandı. Bu düzenlemeler doğrultusunda hazırlanan kılık-kıyafet yönetmelikleri ile kamu da giyilebilecek kıyafetler standartlaştırıldı.Şapkadan başlanarak yapılacak kıyafet değişikliklerine “mevcut zihniyeti değiştirmek” gibi zor bir misyon yüklenmişti. Mustafa Kemal Paşa, Kastamonu İnebolu gezisinden itibaren bizzat şapkayı giyerek ve tanıtarak gelebilecek tepkileri önlemeye çalıştı. Ancak şapka değişikliğine karşı başta Erzurum ve Rize’den olmak üzere ciddi tepkiler meydana geldi. Tepki gösterenler, inkılaplara muhalefet kabilinden İstiklal Mahkemelerinde yargılanarak çeşitli cezalara çarptırıldı.
Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın 1930 yılında düzenlediği İzmir mitingine katılanların şapkalarını çıkararak yere atmaları tabanda kıyafet alanındaki düzenlemelere karşı dışavurulamayan bir tepkinin devam ettiğini gösteriyordu. Ancak zamanla Avrupa’da olduğu gibi erkekler genel olarak başlık kullanma alışkanlıklarından vazgeçecekler, böylece şapka meselesi kapanacak ancak kılık kıyafete ilişkin tartışmalar uzun süre devam edecekti.
Öte yandan 1934 yılında “Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun” ile hangi din ve mezhebe mensup olurlarsa olsunlar ruhanilerin (din adamlarının) mabet ve ayinler dışında ruhani kisve taşımaları yasaklandı. Hükûmet hangi din ve mezhepten münasip göreceği yalnız bir ruhaniye mabet ve ayin haricinde ruhani kıyafetini taşıyabilmek için geçici izinler verebilecekti. Bu izin müddetinin sonunda iznin aynı ruhani hakkında yenilenmesi veya bir başka ruhaniye verilmesi caizdi. Yabancı teşekkül mensuplarının kendi kıyafet, alamet ve levazımları ile Türkiye’yi ziyaret etmeleri ise hükûmet tarafından tayin olunacak mercilerin müsaadesine tabi hâle getirildi.
8.3. Tekke, Zaviye ve Türbelerin Kapatılması
Türk toplumunu Batılı toplumlarla aynı amaçlar doğrultusunda yönlendirmek ve laik bir toplumsal yapının temellerini atmak isteyen Cumhuriyet yönetimi tekke, zaviye ve türbelerin geleceğini masaya yatırdı.
İslam toplumlarının bir nevi örgün eğitim kurumları olan ve sosyal işlevleriyle bilinen ve daha çok dinî nitelikleriyle öne çıkan tekke ve zaviyelerin bazıları Osmanlı Devleti’nin çöküş sürecine girmesiyle beraber amaçlarından sapmışlardı. Buna istinaden 30 Kasım 1925 tarihinde kabul edilerek 13 Aralık 1925 tarihlinde yürürlüğe giren “Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar ile Birtakım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun” ile Türkiye Cumhuriyeti dâhilinde gerek vakıf suretiyle gerek mülk olarak şeyhinin tahtı
tasarrufunda gerek başka bir biçimde tesis edilmiş bulunan bütün tekkeler ve zaviyeler sahiplerinin diğer şekilde temellük hakkı ve tasarrufları baki kalmak üzere kapatıldılar. Bunlardan mevzuat dâhilinde hâlihazırda cami veya mescit olarak hizmet verenler oldukları gibi bırakılacaklardı.
Genel olarak tarikatlar ile şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik, seyitlik, çelebilik, babalık, emirlik, nakiplik, halifelik, falcılık, büyücülük, üfürükçülük ve gaipten haber vermek ve murada kavuşturmak maksadıyla nüshacılık (falcılık) gibi unvan ve sıfatların kullanımı ile bu unvan ve sıfatlara ait hizmet yürütülmesi ve kıyafet giyilmesi de yasaklandı. Türkiye Cumhuriyeti dâhilinde bulunan bütün türbeler ve türbelerde hizmet etmek de yasaklandı. Bu kanuna aykırı davrananlar üç aydan eksik olmamak üzere hapis ve elli liradan aşağı olmamak üzere para cezası ile cezalandırılacaklardı.
Tekke, zaviye, türbe ve dergâhlar içerisindeki eşyalar, kurulan heyetler tarafından bir tutanakla tespit edilecek; bunlardan tarihî ve sanatsal değeri olanlar bölgesindeki müzelere ya da Ankara’da kurulmakta olan Etnografya Müzesine gönderileceklerdi. Mevlana türbesi ve dergâhı ise olduğu gibi müzeye dönüştürüldü.
İnönü Döneminde 1950 seçimlerin kısa bir süre önce mevcut kanuna ek bir fıkra iletürbelerden Türk büyüklerine ait olanlarla büyük sanat değeri bulunanların Kültür Bakanlığı tarafından halka açılabilmelerine karar verildi (1 Mart 1950). Bunların bakımı için gerekli memur ve hizmetliler bakanlık tarafından tayin edilecekti. Bu şekilde ilk etapta 19 türbenin açılışı kararlaştırıldı.
8.4. Saat, Takvim ve Ölçü Birimlerinde Değişiklik
8.4.1. Takvimde Değişiklik
Osmanlı Devleti’nin kurulduğu dönemlerde ay yılını esas alan ve Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye hicretini başlangıç kabul eden, ayın hareketlerini esas alan hicri takvim kullanılmaktaydı. Tanzimat Döneminde mali işleri düzenlemek amacıyla hicreti başlangıç kabul eden ancak güneş yılını esas alan Rumi takvim kullanılmaya başlandı. Zamanla özellikle dış yazışmalarda miladi takvim de kullanılır oldu. Bu durum iç ve dış yazışmalarda anlaşmazlık ve karışıklıklara neden olabiliyordu. Mesela Osmanlı Devleti’nin I.Dünya Savaşı’na müdahil olduğu miladi 29 Ekim 1914 tarihi Rumi takvimde 16 Teşrinievvel 1330, hicri takvimde 9 Zilhicce 1332 tarihine tekabül ediyor; bu olay, farklı evraklarda iki ya da üç farklı tarihle ifade edilebiliyordu.
Tabii diğer bir mesele de Batılıların kullandıkları miladi takvimi uluslararası bir takvim hâline getirmiş olmalarıydı. Batı ile entegrasyon sürecinde takvimde değişiklik tartışmaları gündemdeki yerini aldı.
26 Aralık 1925 tarihinde çıkarılan ve 1 Ocak 1926 tarihinden itibaren yürürlüğe giren “Takvimde Tarih Mebdeinin Tebdili Hakkında Kanun” ile Türkiye Cumhuriyeti dâhilinde resmî devlet takviminde başlangıç tarihi olarak miladi takvimin kabul edilmesine karar verildi. Hicri takvim öteden beri olduğu üzere “ahvali mahsusada” kullanılacaktı. Hicri ayların başlangıcı da rasathane tarafından resmen tespit edilecekti.
8.4.2. Saatte Değişiklik
Osmanlı Devleti’nde güneşin battığı anı 12 kabul eden “Alaturka (grubi)” saat ve güneşin tamamen battığı ezan saatini esas alan “ezani” saatler kullanılıyordu. Güneşin batma sürelerinin farklı yerlerde birbirinden farklı olması bir yana bu iki saat arasında “temkin” adı verilen zaman farkları vardı. Bu da hesaplamadan kaynaklı anlaşmazlık ve karışıklıklara neden olmaktaydı.
Takvim de olduğu gibi Batılıların dünya hâkimiyetleri, kullandıkları saati de uluslararası bir takvim hâline getirmişti. Bu da yeni Türkiye’yi saat değişikliğine iten diğer bir etkendi.
26 Aralık 1925’te çıkarılan ve 2 Ocak 1926’da Resmî Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren “Günün 24 Saate Taksimine Dair Kanun” ile günü 24 saatlik dilimlere ayıran “alafranga” saatin kullanılmasına karar verildi.
8.4.3. Ölçü Birimlerinde Değişiklik
Osmanlı coğrafyasında uzunluk, ağırlık, hacim ve alan hesaplamaları için birbirinden farklı ölçü birimleri kullanılıyordu. Uzunluk hesaplamalarında endaze (60 veya 65cm) ve ar(ortalama 75,8 cm) gibi ölçü birimleri kullanılmaktaydı. Ayrıca halk arasında karşılığı sabit olmayan adım, ayak ve kulaç gibi ölçü birimleri de kullanılıyordu.
Ağırlık ve hacim ölçülerinde durum daha karışıktı. Ağırlık ölçülerinin temel birimi olan dirhem Mısır’da 3,0889; İstanbul’da 3,207 grama denk geliyordu. 400 dirhemin denk geldiği bir okka (kıyye, vakiyye) İstanbul’da 1,282 gramı ifade ediyordu. Bu alanda kullanılan kantar, çeki ve batman gibi birimlerde ebat büyüyor, karışıklık daha da artıyordu. Altın ve kıymetli maddeleri ölçmek amacıyla kullanılan birim kırattı (1 dirhem = 4 dönük, 1 dönük = 4 kırat, 1 kırat = 4 bakray, 1 bakray = 4 fitil, 1 fitil = 2 nekir, 1 nekir = 2 kıtmir, 1 kıtmir = 2 zerreye denk geliyordu). Hacim ölçüleri olan şinik, tas, ölçek gibi birimler çok büyük farklara neden olabiliyordu. İstanbul’da ortalama 25 kilo olarak kabul edilen bir kile devletin bazı yerlerinde 100 kiloya kadar çıkabiliyordu. Yine alan ölçü birimi olan çiftlik ve dönüm farklı yerlerde farklı miktarlara denk gelebiliyordu.
Avrupa’da yerel ölçü birimleri kullanılmasına karşın Batılılar, saat ve takvim de olduğu gibi kullandıkları ölçü birimlerini belli standartlara kavuşturmaya çalışıyorlardı. Bu süreçte Türkiye Cumhuriyeti Batı’da yaygın olan ölçü birimlerini iktibas etmek üzere harekete geçti. Karışıklıklara neden olabilen ölçü birimleri 26 Mart 1931 tarihinde terk edilerek dünyada yaygın olarak kullanılan ölçü birimleri (metre, gram, litre, ton gibi) kabul edildi.
Bir diğer değişiklik de 1935 yılında yapılan bir değişiklikle hafta sonu tatilinin cuma gününden pazar gününe alınması ile ilgili karar oldu.
8.5. Soyadı Kanunu
Osmanlı Devleti’nde insanları ayırmak için aile adları (Ahmet Afşaroğlu, Karakin Pastırmacıyan vb.), baba adları (Ahmet Mithat veya Ahmet oğlu Mehmet vb.), meslek ya da memuriyetler (Doktor Esat, Kaymakam Reşid vb.), doğum ya da ikamet yerleri (Galatalı Şevket, Halil Menteşe vb.), lakaplar (Ayıcı Arif, Demirci Mehmet Efe vb.), kişisel kusur ya da özürler (Topal Osman, Kör Cemal vb.) esas alınıyordu. Bu durum zaman zaman karışıklıklara neden olabilmekteydi.
Ayrıca, üstünlük ve mensubiyet göstergesi olan rütbe ya da unvanlar ayrıcalıklara ve toplumsal tabanda dışavurulamayan rahatsızlıklara neden olmaktaydı.
10 / 21 Haziran 1934 tarihinde çıkarılan Soyadı Kanunu ile isim karışıklıklarının önlenmesi amaçlanmıştır.
Daha önce bahsedildiği üzere “Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar ile Birtakım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun” çerçevesinde şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik, seyitlik, çelebilik, babalık, emirlik, nakiplik, halifelik, falcılık, büyücülük, üfürükçülük ve gaipten haber vermek ve murada kavuşturmak maksadıyla nüshacılık (falcılık) gibi unvan ve sıfatların kullanımının yasaklanmıştı. 26 Kasım 1934 tarihinde kabul edilerek 29 Kasım 1934 tarihinde yürürlüğe giren “Efendi, Bey, Paşa gibi Lakap ve Unvanların Kaldırılmasına Dair Kanun” ile ağa, hacı, hafız, hoca, molla, efendi, bey, beyefendi, paşa, hanım, hanımefendi ve hazretleri gibi lakap ve unvanlar kaldırıldı. Bundan böyle erkek ve kadın vatandaşlar, kanunun karşısında ve resmî belgelerde yalnız adlarıyla anılacaklardı. Aynı şekilde sivil ve rütbe, resmî nişanlar ve harp madalyaları hariç olmak üzere madalyalar kaldırılarak bu nişan ve madalyaların kullanılması yasaklandı. Artık Türkler yabancı devlet nişanları da taşıyamayacaklardı. Askerî rütbelerde adın başına gelmek üzere kara ve havada müşürlere mareşal, birinci ferik, ferik ve livalara general; denizde birinci ferik, ferik ve livalara amiral denilecekti. Generallerin ve amirallerin derecelerini gösteren unvanlarla deniz müşürleri unvanlarının ve diğer askerî rütbelerin karşılıkları Yüksek Askerî Şura kararı ve hükûmetin tasdiki ile konulacaktı. Bu düzenlemelerle isim, unvan, rütbe, makam ve mevki kaynaklı ayrıcalıkların ortadan kaldırılması hedefleniyordu.
EK: 4
ŞAPKA İKTİSASI HAKKINDA KANUN
Kanun Numarası: 671
Kabul Tarihi: 25/11/1925
Yayımladığı Resmî Gazete Tarihi: 28/11/1925
Yayımladığı Resmî Gazete Sayısı: 230
Madde 1 - Türkiye Büyük Millet Meclisi azaları ile idare-i umumiye ve hususiye ve mahalliyeye ve bilümum müessesata mensup memurin ve müstahdemin Türk milletinin iktisas etmiş olduğu şapkayı giymek mecburiyetindedir. Türkiye halkının da umumi serpuşu şapka olup buna münafi bir itiyadın devamını hükûmet meneder.
Madde 2 - İşbu kanun tarihi neşrinden itibaren meriyülicradır.
Madde 3 - İşbu kanun Büyük Millet Meclisi ve İcra Vekilleri Heyeti taraflarından icra olunur.EK: 5
GÜNÜN YİRMİ DÖRT SAATE TAKSİMİNE DAİR KANUN
Kanun Numarası: 697
Kabul Tarihi: 26/12/1925
Yayımladığı Resmî Gazete Tarihi: 02/01/1926
Yayımladığı Resmî Gazete Sayısı: 260
Madde 1 - Türkiye Cumhuriyeti dâhilinde gün, gece yarısından başlar ve saatler sıfırdan yirmi dörde kadar sayılır.
Madde 2 - (Değişik madde: 06/12/1984 - 3097/1 md.)
Griniç’e göre otuzuncu derecede bulunan boylam dairesi bütün Türkiye Cumhuriyeti saatleri için esas alınır. Ayrıca başlangıç ve bitiş tarihleri belirtilmek ve bir saati aşmamak şartıyla yaz saati uygulamaya Bakanlar Kurulu yetkilidir.
Madde 3 - İşbu kanun neşri tarihinden muteberdir.
Madde 4 - İşbu kanunun ahkamına icraya İcra Vekilleri Heyeti memurdur.
EK: 6
TAKVİMDE TARİH MEBDEİNİN TEBDİLİ HAKKINDA KANUN
Kanun Numarası: 698
Kabul Tarihi: 26/12/1925
Yayımladığı Resmî Gazete Tarihi: 02/01/1926
Yayımladığı Resmî Gazete Sayısı: 260
Madde 1 - Türkiye Cumhuriyeti dâhilinde resmî devlet takviminde tarih mebdei olarak beynelmilel takvim mebdei kabul edilmiştir.
Madde 2 - 1341 senesi kanunuevvelinin 31 inci gününü takip eden gün, 1926 senesi kanunusanisinin birinci günüdür.
Madde 3 - Hicri-i kameri takvim öteden beri olduğu üzere ahvali mahsusada kullanılır. Hicri- i kameri ayların mebdeini rasathane resmen tesbit eder.
Madde 4 - İşbu kanun neşri tarihinden muteberdir.
Madde 5 - İşbu kanunun ahkamını icraya İcra Vekilleri Heyeti memurdur.
EK: 7
BEYNELMİLEL ERKAMIN KABULÜ HAKKINDA KANUN
Kanun Numarası: 1288 Kabul Tarihi: 20/05/1928
Yayımlandığı Resmî Gazete Tarihi: 28/05/1928
Madde 1 - Devlet, vilayet, şehremaneti ve belediyeler gibi resmî devair ve müessesatın bilümum muamelatı tahririye ve hesabiyesinde beynelmilel rakamların kullanılması mecburidir.
İşbu mecburiyetin efrat ve eşhası hususiye arasındaki muamelatta dahi tatbikını en kolay mahallerden başlamak suretiyle 1931 Haziranına kadar temine Hükümet mezundur.
Madde 2 - Bu kanun 1 Haziran 1929 tarihinden muteberdir.
Madde 3 - Bu kanunun hükmünü icraya İcra Vekilleri Heyeti memurdur.
EK: 8
TEKKE VE ZAVİYELERLE TÜRBELERİN SEDDİNE VE TÜRBEDARLIKLAR İLE BİRTAKIM UNVANLARIN MEN VE İLGASINA DAİR KANUN
Kanun Numarası: 677
Kabul Tarihi: 30/11/1925
Yayımladığı Resmî Gazete Tarihi: 13/12/1925
Yayımladığı Resmî Gazete Sayısı: 243
Madde 1 - Türkiye Cumhuriyeti dâhilinde gerek vakıf suretiyle gerek mülk olarak şeyhının tahtı tasarrufunda gerek suveri aharla tesis edilmiş bulunan bilümum tekkeler ve zaviyeler sahiplerinin diğer şekilde hakkı temellük ve tasarrufları baki kalmak üzere kamilen seddedilmiştir. Bunlardan usulü mevzuası dairesinde filhal cami veya mescit olarak istimal edilenler ipka edilir.
Alelümum tarikatlerle şehlik, dervişlik, müritlik, dedelik, seyitlik, çelebilik, babalık, emirlik, nakiplik, halifelik, falcılık, büyücülük, üfürükçülük ve gayıptan haber vermek ve murada kavuşturmak maksadiyle nüshacılık gibi unvan ve sıfatların istimaliyle bu unvan ve sıfatlara ait hizmet ifa ve kisve iktisası memnudur. Türkiye Cumhuriyeti dâhilinde salatine ait veya bir tarika veyahut cerri menfaate müstenit olanlarla bilümum sair türbeler mesdut ve türbedarlıklar mülgadır. Seddedilmiş olan tekke veya zaviyeleri veya türbeleri açanlar veyahut bunları yeniden ihdas edenler veya ayını tarikat icrasına mahsus olarak velev muvakkaten olsa bile yer verenler ve yukarıdaki unvanları taşıyanlar veya bunlara mahsus hidematı ifa veya kıyafet iktisa eyleyen kimseler üç aydan eksik olmamak üzere hapis ve elli liradan aşağı olmamak üzere cezayı nakdiile cezalandırılır.
Madde 2 - İşbu kanun neşri tarihinden muteberdir.
Madde 3 - İşbu kanunun icrasına İcra Vekilleri Heyeti memurdur.EK: 9
SOYADI KANUNU
Kanun Numarası: 2525
Kabul Tarihi: 21/06/1934
Yayımlandığı Resmî Gazete Tarihi: 02/07/1934
Yayımlandığı Resmî Gazete Sayısı: 2741
Madde 1 - Her Türk öz adından başka soyadını da taşımağa mecburdur.
Madde 2 - Söyleyişte, yazışta, imzada öz ad önde, soyadı sonda kullanılır.
Madde 3 - Rütbe ve memuriyet, aşiret ve yabancı ırk ve millet isimleriyle umumi edeplere uygun olmayan veya iğrenç ve gülünç olan soyadları kullanılamaz.
Madde 4 - Soy adı seçme vazifesi ve hakkı evlilik birliğinin reisi olan kocaya aittir.
(İptal cümle: Anayasa Mah. 08.12.2011 tarih ve 2010/119 E. ve 2011/165 K.) Koca ölmüş ve karısı evlenmemiş olursa veyahut koca akıl hastalığı ve akıl zaifliği sebebiyle vesayet altında bulunuyor ve evlilik de devam ediyorsa bu hak ve vazife karınındır.
Kocanın vefatıyla karı evlenmiş veya koca evvelki fıkrada zikredilen sebeplerle vesayet altına alınmış ve evlilik de zeval bulmuş ise bu hak ve vazife çocuğun baba cihetinden olan kan hısımlarından en yakın erkeğe ve bunların en yaşlısına, yok ise vasiye aittir.
Madde 5 - Mümeyyiz olan reşit soyadını seçmekte serbesttir.
Akıl hastalığı ve akıl zaifliği dolayısiyle vesayet altına alınmış olan reşidin adını babası, yok ise anası, bu da yok ise vasisi seçer.
Madde 6 -En büyük mülkiye memurunun vereceği müzekkere üzerine Cumhuriyet Müddeiumumisi, 3’üncü maddedeki memnuiyete uygun olmıyarak soyadı kullananların bu adı değiştirmelerini ve tarihte ün almış olanlara ilişik anlatan adların hilafını iddia ile kullanılmamasını mahkemeden istiyebilir.
Kanunla taayyün eden unvanlar mahfuzdur.
Madde 7 - Bu kanunun neşri tarihinden itibaren iki yıl içinde gerek soyadı olmayanlar ve gerekse soyadlarını değiştirmek isteyenler taşıyacakları adı hükûmetin tayin edeceği şekilde nüfus kütüklerine geçirilmek üzere bildirirler. Bu iş için verilecek her nevi evrak pul resminden muaftır.
Madde 8 - Soyadı seçme işlerinde çıkacak ihtilafları halletmek ve kendiliklerinden soyadı seçmiyenlerle anası babası belli olmayan çocuklara ad takmak ve bir adın kanunun istediği şekle uygun olup olmadığı hakkında karar vermek salahiyeti ana kütüğün bulunduğu yerin en büyük mülkiye memuruna aittir.Madde 9 - Valiler ve kaymakamlar soyadlarının nüfus kütüklerine ve doğum kâğıtlarına doldurulması işinde diğer devlet dairelerinde münasip gördükleri memurları iş bitinceye kadar yardımcı olarak nüfus dairelerinde çalıştırmaya salahiyetlidirler.
Madde 10 - Bu kanunun tayin ettiği müddet geçtikten sonra soyadlarını değiştirmek istiyenler Kanunu Medenî’nin bu baptaki hükümlerine tabi olurlar.
Madde 11 - Soyadlarını nüfus kütüğüne ve doğum kâğıtlarına yazma işinde ihmali görülen memurlar hakkında kaymakamlar bir haftalığa, valiler on beş günlüğe kadar maaş kesme cezası verebilirler. Bu kararlar kati olup ilk ödenecek maaştan kesilir.
Madde 12 - Kanun’un tayin eylediği zaman içinde soyadını memurlara bildirmeyenlerden beş liradan on beş liraya kadar ve bu iş için hükûmetçe verilecek vazifede ihmali görülen muhtarlar ve ihtiyar heyetleri azasının her birinden ve belediyelerce memur edilenlerden on liradan elli liraya kadar hafif para cezası alınır. Bu cezalar mahalli idare heyetleri kararıyla verilir ve vali veya kaymakamların tasdikı ile katileşir.
Madde 13 - Bu kanunun tatbik yollarını gösterir bir nizamname yapılacaktır. Madde 14 - Bu kanun neşri tarihinden altı ay sonra mer’iyete girecektir.
Madde 15 - Bu kanunun hükümlerini yerine getirmeğe Dâhiliye Vekili memurdur.
EK: 10
EFENDİ, BEY, PAŞA GİBİ LAKAP VE UNVANLARIN KALDIRILMASINA DAİR KANUN
Kanun Numarası: 2590
Kabul Tarihi: 26/11/1934
Yayımlandığı Resmî Gazete Tarihi: 29/11/1934
Yayımlandığı Resmî Gazete Sayısı: 2867
Madde 1 - Ağa, hacı, hafız, hoca, molla, efendi, bey, beyefendi, paşa, hanım, hanımefendi ve hazretleri gibi lakap ve unvanlar kaldırılmıştır. Erkek ve kadın vatandaşlar, kanunun karşısında ve resmî belgelerde yalnız adlarıyla anılırlar.
Madde 2 - Sivil ve rütbe ve resmî nişanlar ve madalyalar kaldırılmıştır ve bu nişan ve madalyaların kullanılması yasaktır. Harp madalyaları bundan müstesnadır. Türkler yabancı devlet nişanları da taşıyamazlar.
Madde 3 – Askerî rütbelerden adın başına gelmek üzere kara ve havada müşürlere mareşal, birinci ferik, ferik ve livalara general; denizde birinci ferik, ferik ve livalara amiral denilir. Generallerin ve amirallerin derecelerini gösteren unvanlarla deniz müşürleri unvanlarının ve
diğer askerî rütbelerin karşılıkları Âli Askerî Şurası kararı ve İcra Vekilleri Heyetinin tasdiki ile konulur.
Madde 4 - Bu kanun neşri tarihinden muteberdir.
Madde 5 - Bu kanunun icrasına İcra Vekilleri Heyeti memurdur.
(Ek fıkra: 01/03/1950 - 5566/1 md.; Değişik fıkra: 07/02/1990 - 3612/5 md.) Türbelerden Türk Büyüklerine ait olanlarla büyük sanat değeri bulunanlar Kültür Bakanlığınca umuma açılabilir. Bunlara bakım için gerekli memur ve hizmetliler tayin edilir.
EK: 11
BAZI KİSVELERİN GİYİLEMEYECEĞİNE DAİR KANUN
Kanun Numarası : 2596
Kabul Tarihi : 3/12/1934
Yayımlandığı Resmî Gazete : Tarih : 13/12/1934 Sayı : 2879
Madde 1 - Her hangi din ve mezhebe mensup olurlarsa olsunlar ruhanilerin mabet ve ayinler haricinde ruhani kisve taşımaları yasaktır.
Hükûmet her din ve mezhepden münasip göreceği yalnız bir ruhaniye mabed ve ayin haricinde dahi ruhani kıyafetini taşıyabilmek için muvakkat müsaadeler verebilir. Bu müsaade müddetinin hitamında onun aynı ruhani hakkında yenilenmesi veya bir başka ruhaniye verilmesi caizdir.
Madde 2 – Türkiye’de kanuna tevkifan teşekkül etmiş ve edecek olan izcilik ve sporculuk gibi topluluklar ve cemiyet ve kulüb gibi heyetler ve mektepler mahsus kıyafet, alamet ve levazım taşımak istedikleri zaman yalnız nizamname veya talimatname ile muayyen tiplere uygun kıyafet, alamet ve levazım taşıyabilirler.
Madde 3 - Türkiye’de bulunan Türklerin ve yabancıların yabancı memleketlerin siyaset, askerlik ve milis teşekkülleri ile münasebetli kıyafet ve alametlerini ve lavazımını taşımaları yasaktır.
Madde 4 - Ecnebi teşekkül mensuplarının kendi kıyafet, alamet ve levazımları ile Türkiye’yi ziyaret etmeleri, İcra Vekilleri Heyetince tayin olunacak mercilerin müsaadesine tabidir. Madde 5 - Türkiye Devleti nezdine memur bulunanların kıyafetleri beynelmilel meri âdetlere tabidir. Müsaadei mahsusa ile gelen yabancı memleketler kara, deniz, hava kuvvetlerine mensup kimselerin resmî üniformalarını nerelerde ve ne zaman taşıyabilecekleri İcra Vekilleri Heyeti kararıyla tayin olunur.
Madde 6 - Bu kanunun tatbik suretini gösterir bir nizamname yapılır.Madde 7 - Birinci maddenin hükümleri bu kanunun neşri tarihinden itibaren altı ay sonra ve diğer maddelerin hükümleri kanunun neşri tarihinden itibaren meridir.
Madde 8 - Bu kanunun icrasına İcra Vekilleri Heyeti memurdur.
SONUÇ
Bu drste, Tanzimat döneminden itibaren Osmanlı sosyal yapısındaki değişim; Cumhuriyet döneminde şapkadan başlanarak kılık kıyafet alanında yapılan düzenlemeler; tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması; Batı’da yaygın olarak kullanılan saat, takvim ve ölçülerin kabulü ve soyadı kanunu değerlendirmeye tabi tutulmuştur.

Cevapla
.

Anahtar Kelimeler

Inkılap tarihi 7. Hafta PDF ,Inkılap tarihi 7. Hafta PDF Öğretmen Forumu,Inkılap tarihi 7. Hafta PDF yükle,Inkılap tarihi 7. Hafta PDF download,Inkılap tarihi 7. Hafta PDF indirmek istiyorum,Inkılap tarihi 7. Hafta PDF ödev yükle,Inkılap tarihi 7. Hafta PDF bedava, Inkılap tarihi 7. Hafta PDF ÖDEV İNDİR,Inkılap tarihi 7. Hafta PDF YÜKLE,etkinlik,yukle,İndir,download,inndir,Inkılap tarihi 7. Hafta PDF eğitimInkılap tarihi 7. Hafta PDFdosya indir


Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
  Inkılap tarihi 6.hafta PDF SOSYOPAT 0 1,013 28-01-2015, 22:42
Son Yorum: SOSYOPAT
  Inkılap tarihi 5.hafta PDF SOSYOPAT 0 1,023 28-01-2015, 22:26
Son Yorum: SOSYOPAT
  Inkılap Tarihi 4.hafta PDF SOSYOPAT 0 1,026 28-01-2015, 21:27
Son Yorum: SOSYOPAT
  Inkılap Tarihi 3. Hafta PDF SOSYOPAT 0 1,123 28-01-2015, 21:17
Son Yorum: SOSYOPAT
  Inkılap Tarihi 2.hafta PDF SOSYOPAT 0 1,044 28-01-2015, 20:54
Son Yorum: SOSYOPAT



Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi
Türkçe Çeviri : MyBBTürkiye, MyBB, © 2002-2018 MyBB Group.
MyBB Destek: InSiDe