Eğitim Sokağı
Hoşgeldiniz
Ziyaretçi. Kayıt Ol !

Sitemize Dosya Yükleyerek

Destek
Olabilirsiniz


Inkılap Tarihi 3. Hafta PDF
Konuyu Oyla:
  • Toplam: 1 Oy - Ortalama: 5
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5



[-]
Etiketler
inkılap , tarihi , 3 , hafta , pdf

Konu: 26
Mesaj: 27
Cinsiyet:
Kıdem: 20-01-2015

4. CUMHURİYET DÖNEMİ BAŞLARINDA SİYASİ YAPI
Millî Mücadele’nin ilk aşaması askerî sahada elde edilen başarılarla tamamlanmıştı. Ancak maddi, manevi büyük fedakârlıklarla ulaşılan bu aşamadan sonra, devletin ve milletin idaresinde de yeni bir sistem kurulması hedeflenmiştir.
4.1. Saltanatın Kaldırılması
Yeni bir idari sistemden kasıt da siyasi alanda yapılacak birtakım inkılaplarla idari sahanın yeniden şekillendirilmesiydi. Hedeflenen bu siyasi inkılabı gerçekleştirmek için Mustafa Kemal Paşa, daha Millî Mücadele’nin ilk günlerinden itibaren çalışmaya başlamıştı. Milletin iradesini Millî Mücadele’nin dayanağı ve hareket noktası olarak kabul etmiş ve bunu da 21-22 Haziran 1919 tarihli “Amasya Tamimi”nde “Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” sözleriyle dile getirmişti. Daha sonra onun başkanlığını yaptığı Erzurum ve Sivas Kongrelerinde de her zaman “Milli iradeyi hâkim kılmak esastır” anlayışı benimsendi. Bu gelişmelerin bir sonucu olarak padişah iradesi anlayışının yerini “millî hâkimiyet” düşüncesi almaya başlayacaktı. TBMM’nin açılmasından sonra da meclisin üzerinde hiçbir gücün olmadığı belirtildi ve 1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nda “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir” ibaresi yer aldı. Netice itibarıyla millî devlete geçiş sürecinde saltanatın kaldırılması, millî egemenlik ilkesinin bir gereği hâline gelmişti.
İtilaf Devletleri, Lozan Barış Konferansına, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti ile birlikte İstanbul Hükûmeti’ni de davet etmişler ve Osmanlı Hükûmeti de bu daveti kabul etmişti. Galip devletler bu davranışlarıyla, Türkler arasında ikilik çıkararak menfaatlerini daha iyi savunacaklarını düşünüyorlardı. Osmanlı Hükûmeti’nin konferansa katılma arzusu, millî mücadelenin ruhuna ve anayasaya aykırı idi. Bu durum aynı zamanda saltanatın kaldırılması için haklı bir gerekçe oluşturdu. Konu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde tartışıldı. Mustafa Kemal Paşa bir konuşma yapıp milletin kendi gayretiyle hâkimiyeti ele aldığını ve saltanatın kaldırılmasının gerekliliğini anlattı.
1 Kasım 1922’de kabul edilen bir kanunla halifelik ve saltanat birbirinden ayrılıp saltanat kaldırıldı. Bu kanunla Osmanlı Devleti hukuki olarak sona ermiş ve inkılapların en önemlilerinden biri gerçekleştirilmiş oldu.
Saltanatın kaldırılması ile Vahidettin artık padişah değil, sadece halife idi. Ancak Vahidettin, şahsına yönelik tepkiler vesilesiyle can güvenliğinden endişe ettiği gerekçesiyle 16 Kasım 1922’de İngiltere’nin İşgal Orduları Komutanı General Harington’a iltica etmek istediğini bildirdi. Talebin İngilizlerce de kabul edilmesi üzerine Osmanlı Devleti’nin 36. padişahı Vahidettin 17 Kasım’da bir İngiliz zırhlısı ile Malta Adası’na gitti. Onun yerine de halife olarak Abdülmecit Efendi seçildi.
4.2. Cumhuriyetin İlanı
Millî Mücadele’nin başarıya ulaşması sonrası Türkiye 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Barış Antlaşması’yla dünya devletlerince de kabul edilmişti. Böylece yeni Türk Devleti uluslararası alanda tanınmış oluyordu.
Mustafa Kemal Paşa her ne kadar Millî Mücadele’nin ilk günlerinden itibaren hükûmet şeklinin cumhuriyet olmasını arzulamışsa da zamansız rejim tartışması içine girilmesini önlemek ve millî güçleri zayıflatmamak amacıyla “cumhuriyet” kelimesini kullanmaktan kaçınmıştı. Cumhuriyetin ilanının önündeki en büyük engel saltanattı. 1 Kasım 1922’de saltanatın kaldırılmasıyla bu engel aşıldı. 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldığı sırada yeni Türk Devleti’nin adı henüz konulmamıştı. Hükûmet, Büyük Millet Meclisi Hükûmeti adını taşıyor, meclis başkanı fiilen devlet başkanlığı da yapıyordu. Artık yürürlükte olan siyasi rejime uygun devlet şeklini bulmak zorunlu hâle gelmişti. Millî Mücadele Dönemindeki, olağanüstü şartların bir ürünü olan meclis hükûmeti sistemi de artık işlemez olmuştu. Bu sistemde, Bakanlar Kurulunun her üyesi için ayrı ayrı oylama yapılırdı. Bu durum ise hükûmet kurulmasını zorlaştırıyordu. 25 Ekim 1923’te hükûmetin istifasıyla bir bunalım ortaya çıktı. Bu olay Mustafa Kemal Paşaya, cumhuriyeti ilan etmek için beklediği fırsatı verdi. 28 Ekim 1923 akşamına kadar hükûmetin kurulamaması üzerine, Mustafa Kemal Paşa, o akşam Çankaya Köşkü’ne davet ettiği arkadaşlarına “Yarın cumhuriyeti ilan edeceğiz” diyerek fikrini açıkladı. O gece İsmet Paşa ile birlikte 1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun bazı maddelerini değiştiren kanun tasarısını hazırladı. “Türkiye Devleti’nin hükûmet şekli cumhuriyettir” hükmünün yer aldığı tasarı üzerine, TBMM’de yapılan konuşmalardan sonra cumhuriyetin ilanı kabul edildi. Kanunun kabulünden sonra cumhurbaşkanlığı seçimine geçildi. Yapılan gizli oylamada mecliste mevcut bulunan 158 milletvekilinin tamamının oyunu alan Mustafa Kemal Paşa, TBMM tarafından Türkiye Devleti’nin ilk cumhurbaşkanı olarak seçildi. Böylece devletin adı ve rejimiyle ilgili
tartışmalara son verildi. Devlet başkanlığı konusu çözüme kavuştu. Hükûmetin kurulma şekli yeniden düzenlendi. Buna göre cumhurbaşkanı birine hükûmeti kurma görevi verecek, başbakan da bakanlarını seçip cumhurbaşkanının onayına sunacaktı. Böylece TBMM tarafından kabul edilen ve cumhurbaşkanının da onayını alan hükûmet göreve başlayacaktı. Bu uygulamayla, meclis hükûmeti sistemi yerine parlamenter rejime geçilmiş oldu. İlk hükûmeti kurmakla İsmet Paşa görevlendirilmiş ve böylece Türkiye’nin siyasi hayatında yeni bir devir başlamıştı.
4.3. Ankara’nın Başkent Olması
27 Aralık 1919’da Temsil Heyeti’nin Ankara’ya gelmesi ile bu şehir Millî Mücadele’nin karargâhı olmuştu. 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisinin Ankara’da açılmasıyla da Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temelleri yine burada atılmış oldu. Millî Mücadele’nin Ankara’dan yönetilmesi bir anlamda şehri fiilî başkent durumuna getirmişti.
İstanbul’un 2 Ekim 1923’te İtilaf güçlerince boşaltılması sonrası ülkenin başkentinin belirlenmesi meselesi gündeme gelmişti. Tarihî geçmişi ve önemli bir kültür-ticaret merkezi olması dolayısıyla İstanbul’un başkent olarak kalmaya devam etmesi, özellikle meclisteki kimi milletvekillerince savunulmaktaydı. Ancak Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’un başkent olarak devamına taraftar değildi. Bunun sebepleri arasında İstanbul’un Osmanlı Devleti’nin başkentliğini yapmış olmasından ve belki Osmanlıyı çağrıştırmasından kaynaklı olarak bundan kaynaklanacak bir Osmanlı etkisini önleme amacı ile birlikte, İstanbul’un coğrafi konumunun işgale açık olmasından dolayı, uzun süreli bir savaştan yeni çıkmış olmanın verdiği psikolojiyle işgal tehlikesine karşı bir savunma olduğu söylenebilir.
Başkentin Anadolu’ya taşınması meselesi Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı sırasında da gündeme gelmiş ancak uygulanmamıştı. Ankara, Türkiye’nin merkezinde, askerî ve coğrafi özellikleriyle başkent olabilecek konumdaydı.
Bunun üzerine İsmet (İnönü) Paşa, bir kanun teklifi hazırlayarak Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na sundu. “Türkiye Devleti’nin başkenti Ankara’dır” şeklindeki ve 13 Ekim 1923 tarihli bir maddelik kanun teklifinin kabulü ve kanunun yürürlüğe girmesiyle Ankara devletin başkenti oldu.
7 / 134.4. Halifeliğin Kaldırılması
Malum olduğu üzere halifelik, başlangıçta en ehil olanın seçimiyle belirlenirken Emeviler zamanında babadan oğula geçen bir saltanat hâline gelmişti. Bu durum Abbasiler zamanında da devam etti. İslam dünyasında başlangıçta bir tek halife var iken Abbasilerin zayıflamasıyla birden fazla halife ortaya çıktı. Abbasiler, Müslümanlar üzerinde egemenliklerini sürdürebilmek için, halifeliğin dinî yönüne ağırlık verdiler. Abbasi Devleti yıkıldıktan sonra Mısır’daki Memluk Devleti halifeliğin gücünü kullanarak İslam dünyasında etkin hâle gelmeye çalıştı. Osmanlı Devleti, 1517’de Memluk Devleti’ne son vererek İslam dünyasında büyük ölçüde birliği sağladı. Bu tarihten sonra Osmanlı padişahları da halife unvanını kullanmaya başladılar. Özellikle Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında bu makama büyük bir önem verildi. Halifeliğin siyasi gücünden faydalanılarak güç elde edilmeye çalışılmasına rağmen devletin yıkılışı önlenemedi. Batılı bir devlete geçerken Türk devletinin yapısıyla İslam idari yapısına ait olan halifeliği bağdaştırmak ise pek mümkün değildi.
Saltanat’ın 1922 yılında kaldırılması ile birlikte Malta’ya giden son halife Vahidettin’in yerine TBMM, halife olarak Abdülmecid Efendi’yi seçmişti. Abdülmecid Efendi sadece Müslümanların Halifesi unvanını kullanacak, siyasi konularda saltanat hukukunu hatırlatacak ifade ve eylemlerde bulunmayacaktı. Ancak ülkede kendilerini halifeye bağlı hisseden kimi kesimler, askerî sınıf arasında da bu görüşe sahip olanlar bulunmaktaydı. Abdülmecid Efendi kendisine yapılan uyarılara uymayarak siyasi olarak algılanabilecek bazı faaliyetler içine girmişti. Yabancı ülke elçileriyle yaptığı görüşmeler gibi kimi faaliyetleri, devlet başkanı ve padişah gibi davrandığı şeklindeki eleştirileri kuvvetlendiriyordu. Bu davranışları onun, içeride ve dışarıda rejim karşıtlarının dayanağı hâline gelebileceği endişesine sebebiyet veriyordu.
Bu sebeplerden dolayı, 1924 yılında halifeliğin kaldırılması gündeme geldi. Bizzat Mustafa Kemal Paşa, 1 Mart 1924 tarihinde yaptığı Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni açış konuşmasında bu düşüncesini açıkladı. 3 Mart 1924’te TBMM’de kabul edilen bir kanunla da halifelik kaldırıldı. Halifeliğin kaldırılmasıyla Batılı tarz düzenin kurulması yolunda önemli bir adım atılmış oluyordu.
4.5. Çok Partili Hayata Geçiş Denemeleri
TBMM’nin kuruluşundan itibaren siyasi alanda meydana gelen hızlı değişimler ve gerçekleştirilen inkılap hamleleri tepkileri de beraberinde getirdi. TBMM’nin birinci döneminde (23 Nisan 1920-16 Nisan 1923) muhalefet gruplaşarak kendini gösterdi. Ancak bu gruplar bağımsız birer siyasi parti olarak teşkilatlanma imkânı bulamadılar. TBMM’nin ikinci döneminde ise (11 Ağustos 1923-1 Ekim 1927), demokrasinin en önemli gereksinimlerinden biri olan siyasi partilerin kurulması teşvik edilmeye çalışıldı. Ancak parti kuruluşlarından sonra meydana gelen siyasi olaylar, Cumhuriyet Halk Fırkası dışındaki diğer partilerin kısa ömürlü olmasına neden oldu ve bu dönemde çok partili hayata geçiş sağlanamadı.
4.6. Halk Fırkası
(Cumhuriyet) Halk Fırkası yeni Türkiye Devleti’nin ilk siyasal partisidir. Mustafa Kemal meclisteki muhalif grubun giderek güçlenmesi üzerine Müdafaa-i Hukuk grubunun siyasal partiye dönüştürülmesini istemişti. “Anadolu ve Müdafaa-ı Hukuk Grubu’nun Halk Partisi’ne dönüştürülmesindeki ana amaç meclis çoğunluğunu grubun yayınladığı “9 Umde (ilke)” etrafında toplamak ve ülkeyi “ulusal egemenlik” doğrultusunda bir siyasal kuruluşa kavuşturmaktır. Partinin kuruluş çalışmaları sırasında (Ağustos 1923) hazırlanan “Parti Tüzüğü” Halk Fırkası’nın inkılapçı bir yapıya sahip olduğunu ve yeni Türkiye Devleti’nin çağdaş bir devlet yapısına kavuşturulmasını esas aldığını belirlemektedir.” Parti, 1931 yılına kadar karma ekonomi modelini benimsemiş olup 1931’den sonra 1929 Dünya Ekonomik Buhranı ve birçok sebep nedeniyle ekonomide özel teşebbüsün yapamadığı alanlarda devletçilik ilkesini benimseyecektir.
1927’deki II. Büyük Kongre ile birlikte, daha sonra Atatürk ilkeleri olacak olan, altı temel ilke önce Cumhuriyet Halk Fırkası tüzüğüne, daha sonra da Anayasa’ya (1937) girerek yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin temel dayanaklarından biri olmuştur. 1927 yılındaki kongre Atatürk tarafından II. Büyük Kongre olarak nitelendirilmiştir; partinin kuruluşundan itibaren yapılan ilk kongre olmasına rağmen Atatürk’ün buna II. Büyük Kongre demesi Halk Fırkası’nın kuruluşunu Sivas Kongresi’ne kadar götürdüğünü göstermektedir. Dolayısıyla Fırka’ya Millî Mücadele’nin yapıcısı özelliğini de katmaktadır.
4.7. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, TBMM’de Müdafaa-i Hukuk grubunun karşısında yer alan II. grubun önde gelenleri tarafından Halk Fırkası’nın uygulamalarına muhalif olarak oluşturuldu. Bu grup Mustafa Kemal Paşa’nın hazırladığı listeden seçilmiş kişiler olmalarına rağmen hilafetin kaldırılması sürecinde rahatsızlıklarını dile getirmişlerdi. Kurucuları arasında Kurtuluş Savaşı komutanlarından Kazım Karabekir, Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele, Adnan Adıvar gibi önemli isimler yer almaktadır.
Parti, temel felsefe olarak “devrim” yerine “evrim” anlayışıyla hareket edilmesi gerektiğini savunuyordu. İnkılapların zamanla ve kendiliğinden gelişmesi gerektiğini dile getirerek radikal dönüşümlere karşı çıkıyordu. Ancak partinin programında yer alan “Partimiz dinî inançlara saygılıdır” ibaresi birtakım siyasi gerilimlere neden olacaktı. Bu ifadeden yola çıkarak buradan Cumhuriyet Halk Fırkası’nın dinî inançlara saygılı olmadığı gibi bir eleştiri yapıldığını düşünenler için parti, eski teokratik yapının devamını savunan bir siyasi oluşum olarak değerlendirilmişti. Ayrıca inkılapların uygulanma sürecinden rahatsız olan birçok kişi ve grubun partiye dâhil olması bu iddiaların yoğunlaşmasına neden oluyordu.
3 Haziran 1925’te Takrir-i Sükûn Kanunu gereğince ve Şeyh Sait İsyanı’nın çıkmasına neden olduğu gerekçesiyle kapatılan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, liberal ekonomi modelini savunuyordu. Kapatılma gerekçesinden dolayı partinin birçok yetkilisi İstiklal Mahkemesinde yargılanmış ve suçlu görülenler çeşitli cezalar almışlardı. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kapatılmasıyla Cumhuriyet’in ilk çok partili hayata geçiş denemesi başarısızlıkla sonuçlanmış oldu.
4.8. Şeyh Sait İsyanı
Birinci Dünya Savaşı yıllarında da Rusya’nın kışkırtmasıyla Doğu Anadolu’da benzer bir isyan çıkaran ve sonradan Rusya Konsolosluğuna sığınmış olan Şeyh Sait’in 13 Şubat 1925’te başlattığı yeni isyan yeni Türk devletinin karşılaştığı ilk ciddi tehlikeyi oluşturmuştu. Hem dinî hem de etnik vurgularla başlatılan isyanın Musul meselesiyle uğraşıldığı bir dönemde meydana gelmesi, isyanda bu meseleyle ilgili devletlerin de rolü olabileceğini akla getirmektedir. İsyan çok kısa bir sürede doğu bölgelerinde yaygınlık kazanmıştır. Hatta isyancılar Diyarbakır’ı da kuşatmışlardır. İsyanın bastırılmasında yetersiz ve yavaş kaldığı
yönünde iddialar ve suçlamalar üzerine Başbakan Fethi Okyar istifa etmek zorunda kalmış ve İsmet İnönü başbakanlığa getirilmiştir.
İnönü’nün başbakanlığı ile birlikte Takrir-i Sükûn Kanunu çıkarılmış, Hıyanet-i Vataniye Kanunu’nun kapsamı genişletilerek İstiklal Mahkemeleri yeniden kurulmuş ve isyanın yayıldığı bölgelerde kısmi seferberlik ve sıkıyönetim ilan edilmiştir. Hilafetin kaldırılmasını da dinî vurgular için bir gerekçe olarak kullanan isyancıların faaliyetleri ancak 1925 yılı Nisan ayı içinde bastırılmaya başlanmıştır. 14-15 Nisan 1925 tarihinde başta Şeyh Sait başta olmak üzere isyanın elebaşıları ve onlara destek veren Kürt Teali Cemiyeti yöneticileri tutuklanarak İstiklal Mahkemelerine sevk edilmiştir.
4.9. Takrir-i Sükûn Kanunu
Şeyh Sait isyanının bastırılması sırasında çıkarılan Takrir-i Sükûn Kanunu, sadece isyanla sınırlı kalmamış ve 1929 yılına kadar yürürlükte tutulmuştur. Hükûmete, rejim ve inkılaplar aleyhinde her türlü karşı faaliyeti engelleme yetkisi veren bu kanun çerçevesinde hedeflenen sosyal yapı düzenlemelerinin hemen hepsi gerçekleştirilmiştir. Bunlar arasında tekke ve zaviyelerin kapatılması, şapka inkılabı, Medeni Kanun başta olmak üzere hukuk alanındaki yenilikler ve harf inkılabı sayılabilir. Bu dönemin uygulamalarını getirilmeye çalışılan yeni düzenlemelerin topluma kabul ettirilmesi için ortaya çıkmış geçmiş dönemi uygulamaları şeklinde değerlendirmek gerekir. Uzun zamandır devam eden bir anlayışa karşı yeni Türk Devleti’ni Batılı hâle getirecek uygulamaları herkesin kolayca kabullenmesi beklenemezdi. Bu açıdan bu uygulamalar bazen zorunluluk olarak ortaya çıkmıştır.
SONUÇ
Bu derste, Cumhuriyet dönemi başlarında siyasi yapıdan kısaca bahsedildikten sonra saltanatın kaldırılması, cumhuriyetin ilanı, Ankara’nın başkent olması, halifeliğin kaldırılması ve çok partili hayata geçiş denemeleri incelenmiştir. Bu bağlamda Halk Fırkası ile Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kuruluşundan ve çalışmalarından bahsedilmiş, Şeyh Sait İsyanı ve Takrir-i Sükûn Kanunu değerlendirmeye tabi tutulmuştur.

Cevapla
.

Anahtar Kelimeler

Inkılap Tarihi 3. Hafta PDF ,Inkılap Tarihi 3. Hafta PDF Öğretmen Forumu,Inkılap Tarihi 3. Hafta PDF yükle,Inkılap Tarihi 3. Hafta PDF download,Inkılap Tarihi 3. Hafta PDF indirmek istiyorum,Inkılap Tarihi 3. Hafta PDF ödev yükle,Inkılap Tarihi 3. Hafta PDF bedava, Inkılap Tarihi 3. Hafta PDF ÖDEV İNDİR,Inkılap Tarihi 3. Hafta PDF YÜKLE,etkinlik,yukle,İndir,download,inndir,Inkılap Tarihi 3. Hafta PDF eğitimInkılap Tarihi 3. Hafta PDFdosya indir


Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
  Inkılap tarihi 7. Hafta PDF SOSYOPAT 0 1,259 28-01-2015, 23:04
Son Yorum: SOSYOPAT
  Inkılap tarihi 6.hafta PDF SOSYOPAT 0 1,098 28-01-2015, 22:42
Son Yorum: SOSYOPAT
  Inkılap tarihi 5.hafta PDF SOSYOPAT 0 1,098 28-01-2015, 22:26
Son Yorum: SOSYOPAT
  Inkılap Tarihi 4.hafta PDF SOSYOPAT 0 1,112 28-01-2015, 21:27
Son Yorum: SOSYOPAT
  Inkılap Tarihi 2.hafta PDF SOSYOPAT 0 1,175 28-01-2015, 20:54
Son Yorum: SOSYOPAT



Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi
Türkçe Çeviri : MyBBTürkiye, MyBB, © 2002-2019 MyBB Group.
MyBB Destek: InSiDe