Eğitim Sokağı
Hoşgeldiniz
Ziyaretçi. Kayıt Ol !

Sitemize Dosya Yükleyerek

Destek
Olabilirsiniz


Inkılap Tarihi 2.hafta PDF
Konuyu Oyla:
  • Toplam: 1 Oy - Ortalama: 5
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5



[-]
Etiketler
inkılap , tarihi , 2 , hafta , pdf

Konu: 26
Mesaj: 27
Cinsiyet:
Kıdem: 20-01-2015

3. LOZAN ANTLAŞMASI’NDAN ARTA KALAN PROBLEMLER
Lozan Barış Antlaşması ile Türkiye, yeni statüsüyle milletlerarası planda resmen tanınmıştır. Bu tanınma dört yıllık askerî ve siyasi bir mücadelenin sonunda mümkün olabilmiştir. Elbette bu zafer Anadolu’yu paylaşmak isteyen devletlerle Türkiye arasındaki münasebetlerin hemen düzelmesini sağlayamamıştır. Bu durumun temel sebepleri; iki taraf arasındaki güvensizlik duygusu ile birlikte Lozan Antlaşması’nda kesin çözüm getirilmemiş olan meselelerle diğer sorunların çözümlenmesi sırasında ortaya çıkan görüş ayrılıklarıdır. Lozan’da kesin olarak çözüme kavuşturulamayan ya da çözülmesine dair hükümler bulunmakla birlikte, uygulamada başarılı olunamayıp sonraki dönemlere uzanan meseleler ana hatlarıyla şunlardır:
3.1. Osmanlı Borçları
1838 Osmanlı-İngiliz Ticaret Antlaşması ile üretim ve iç pazardaki üstünlüğünü kaybeden Osmanlı Devleti ilk defa Batılı devletlerden borç para almak zorunda kalmıştı. Osmanlı Devleti’nin tahvil satmak suretiyle en çok borçlandığı ülke de Fransa olmuştu. Lozan’da Türkiye bu borçların Osmanlı toprakları üzerinde kurulan devletler arasında paylaştırılması şartıyla kendi payına düşen kısmı da ödemeyi kabul etmişti.
Ayrıca konferansta borçların ödenme şeklinin alacaklı ülkeler ile Türkiye arasında yapılacak görüşmelerle tespiti kararlaştırılmıştı. 1928 yılında karşılıklı imzalanan antlaşmalarla borçların ödenmesi ile ilgili olarak bir prosedür belirlenecektir. Fakat 1929 Dünya Ekonomik Buhranı’ndan Türkiye’nin de ciddi zararlar görmesi, ödemelerle ilgili çeşitli sıkıntılara sebep olmuştur. 1933 yılında imzalanan yeni bir antlaşma ile Türkiye ağır ve kısıtlı da olsa borçları ödemeye devam etmiş ve 1954 yılında Osmanlıdan kalan borçların ödemesi bitirilmiştir.
3.2. İstanbul ve Boğazların Müttefikler Tarafından Tahliyesi
Dönemin dünya siyaseti içinde de önemli bir yer işgal eden İstanbul ve Boğazların tahliyesi meselesi, Lozan’da uzun ve şiddetli tartışmalara yol açmıştı. Bu tartışmalar üzerine soruna geçici olarak şöyle bir çözüm yolu bulunmuştur. Barış zamanında Boğazlardan geçiş serbest olacaktır. Savaşta Türkiye tarafsız ise geçiş yine serbest olacaktır. Türkiye savaşa girmiş ise tarafsız gemilere ve uçaklara, düşmana yardım etmemek koşulu ile geçiş serbest olacaktır. Ancak düşman gemileri ve uçakları ile ilgili olarak Türkiye istediği kararı alabilecektir. Barış
zamanında, Karadeniz’e doğru geçişte Karadeniz’e sınır olan devletlerden en güçlü donanmaya sahip bulunanından daha fazla gemi ve uçak geçmeyecek, bunun dışında savaş gemileri ve uçaklarına geçiş serbest olacaktır. Ancak, bu geçişlerden doğacak sonuçlar Türkiye için sorumluluk doğurmayacaktır. Boğazların savunulması Cemiyet-i Akvam’ın güvencesi altında olacak, Boğazların iki yakası silahtan arındırılacak, Boğazlardan geçişleri düzenlemek üzere bir uluslararası kurul oluşturulacaktır. Lozan’da Boğazlar sorunu geçici olarak bu şekilde çözülebilmiştir. Rusya, Lozan Antlaşması’nın yalnızca bu bölümünü imzalayacaktır. Konu daha sonra Montrö Boğazlar sözleşmesi ile ele alınmış ve 1936 yılında kesin olarak çözüme kavuşturulmuş, böylece Türkiye lehine yeni düzenlemeler yapılmıştır.
3.3. Musul Sorunu
Birinci Dünya Savaşı’ndan önce Musul, petrolleri dolayısıyla İngiltere, Fransa, Almanya ve hatta Amerika Birleşik Devletleri arasında rekabet konusu olmuştur. 1916 Sykes-Picot Antlaşması’yla bu bölge Fransa’ya bırakılmıştır. Bu mevzu İngiltere ile Fransa arasında tartışmalara neden olmuş, sonradan aralarında yapılan antlaşmayla Fransa Musul’u yeniden İngiltere’ye bırakmıştı. Lozan Konferansı’nda Türk-Irak sınırı konusu gündeme geldiğinde Türkiye, Musul ve Süleymaniye’de yaşayan halkın büyük çoğunluğunun Türk olması nedeniyle buraların Türk sınırları içine katılması gerektiğini ileri sürmüş, buna karşılık İngiltere ise Irak adına, mandater devlet olarak buna itiraz etmiştir. Bunun üzerine Lozan Antlaşması’nın üçüncü maddesiyle bu meselenin çözümü dokuz ay içinde bir sonuca ulaştırılmak üzere Türk-İngiliz ikili görüşmelerine bırakılmıştır. Bu ikili görüşmelerde de bir sonuca ulaşılamazsa konu Milletler Cemiyetine havale edilecekti. İkili görüşmeler 19 Mayıs 1924’te İstanbul Konferansı’yla başlamış ve 5 Haziran’a kadar devam etmiştir. Tarafların Lozan’daki tutumlarında bir değişiklik olmadığı için bir uzlaşmaya varmak mümkün olamamıştır.
Bunun üzerine 20 Eylül 1924 tarihinde Milletler Cemiyetinde Musul Meselesi görüşülmeye başlanmıştır. Türkiye bölgede plebisit (halk oylaması) yapılmasını isterken İngiltere plebisit uygulamasını reddetmiştir. Milletler Cemiyeti de İngilizlerin isteğine uygun olarak plebisit yapılmasını reddetmiş ve konuyla ilgili olarak 3 tarafsız devletin birer temsilcisinin yer alacağı bir komisyon kurulmasına karar vermiştir. Komisyonun çalışmalarına başladığı dönemde bölgede işgal hareketlerine girişildiğinden Milletler Cemiyeti 30 Eylül 1924 tarihinde Brüksel’de toplanmıştır. Bu toplantıda Brüksel Hattı olarak da bilinen Musul’u
Hakkâri’den ayıran bir sınır çizilecektir. Komisyon 16 Temmuz 1926 tarihinde sunduğu raporunda, “Irak’ın 25 yıl Milletler Cemiyeti mandasında kalması; adalet ve eğitimin yürütülmesi için Kürtlerden memur istenmesini ve Kürtçenin resmî dil olmasını; manda sona erdikten sonra Kürtlere özerklik sağlanamazsa Musul’un Türkiye’ye bırakılmasını ve bölgenin taksimine karar verilirse Küçük Zap Suyu sınır olmak koşulu ile Musul’un Türkiye’ye, Kerkük’ün ise Irak’a bırakılmasını” önermiştir.
Bu sırada İngiltere Milletler Cemiyetinde etkin bir durumda olduğu için Milletler Cemiyeti Konseyi de bu tavsiyeyi aynen kabul etmiştir. Komisyon raporu Hakkâri’yi Türkiye’ye bırakmıştır. Milletler Cemiyeti Konseyi’nin kararı Türkiye’de büyük bir tepkiye neden olmuş ve kamuoyunda İngiliz aleyhtarlığı güçlenmiştir. Hatta Türk basını bir Türk-İngiliz savaşından bile söz etmeye başlamıştır. Fakat Türk Hükûmeti meseleyi daha ileri boyutlara taşıyamamıştır. Çünkü yıllarca süren savaştan yeni çıkılmıştı ve tekrar bir savaşa girişmenin hükûmet açısından ciddi riskleri bulunuyordu. Kaldı ki içerde çözüm bekleyen bir sürü ekonomik ve sosyal meselelerin yanı sıra bir de İngilizlere yarayan Şeyh Sait İsyanı çıkmıştır. Bu sebeple 5 Haziran 1926’da Türkiye, İngiltere ve Irak arasında “Sınır ve İyi Komşuluk Antlaşması” imzalanmıştır. Bu antlaşmayla bugünkü Türkiye-Irak Sınırı çizilmiş ve Musul buhranı da böylece sona ermiştir.
3.4. Nüfus Değişimi (Etabli), Türk-Yunan İlişkileri ve Patrikhane Sorunu
Lozan Barış Konferansı’nda Türkiye’de kalan Rumlarla Yunanistan’da kalan Türklerin değişimi meselesi ile ilgili olarak da bir sözleşme imzalanmıştır. Bu sözleşmeyle iki ülke arasında karşılıklı nüfus değişimi yapılacak, yalnız 30 Ekim 1918’den önce İstanbul’a yerleşmiş bulunan Rumlarla Batı Trakya Türkleri bu değişimin dışında tutulacaktır. İstanbul’da mümkün olduğu kadar fazla sayıda Rum bırakmak isteyen Yunanistan her ne suretle olursa olsun 30 Ekim 1918’den önce İstanbul’da bulunan bütün Rumların yerleşmiş sayılması gerektiğini ileri sürmüştür. Türkiye ise “etabli” (yerleşmiş) deyiminin anlamının Türk kanunlarına göre belirlenmesi gerektiğini savunmuştur. Anlaşmazlık Milletler Cemiyeti’ne havale edilmiş fakat orada da çözülememesi üzerine Türk-Yunan ilişkileri gerginleşmiştir.

Taraflar arasında anlaşma sağlanamayınca Milletlerarası Daimî Adalet Divanından konuyla ilgili görüş istenmiştir. Adalet Divanı, “etabli” deyimi ile “İstanbul’un Ortodoks Rumahalisiyle 1912 Belediye Kanunu’na göre belirlenmiş, belediye sınırları içinde bulunan ve her ne şekilde olursa olsun 30 Ekim 1918 tarihinden önce oturmak niyetiyle buraya gelmiş Ortodoks ahalinin kastedildiği” şeklinde bir görüş bildirmiştir. Ancak bu görüş de sorunun çözümüne katkıda bulunmamış ve iki ülke arasındaki ilişkiler iyice gerginleşmiştir. Bu gerginlik sonucunda, Yunan Hükûmeti Batı Trakya’daki Müslüman Türk halka, Türk Hükûmeti de İstanbul’daki Ortodoks Rum halka karşı birtakım hukuki yaptırımlar uygulamaya çalışacak, böylece gerginlik giderek daha da tırmanacaktır.
Gerginliğin bu şekilde tırmanması üzerine her iki taraf da siyasi bir çözümle sorunu noktalamak yoluna gidecektir. Bu temayül doğrultusunda, Türkiye ile Yunanistan arasında 1 Aralık 1926’da bir anlaşma imzalanmıştır. Bu anlaşma ile ahali değişimi meselesi büyük ölçüde çözümlenmiştir. Buna rağmen yine bazı anlaşmazlıklar çıkacak ve Türk-Yunan ilişkileri tekrar gerginleşecektir. Gerginliğin yeni bir savaşa gittiğini hisseden Yunan Başbakanı Venizelos, Türk-Yunan ilişkilerinde mevcut durumun Yunanistan’a vereceği siyasal ve ekonomik zararı göz önüne alarak daha esnek bir politikaya dönmeyi tercih etmiştir. Bunun üzerine de iki devlet arasında ahali değişimini yeni esaslara göre düzenleyen 30 Haziran 1930 tarihli antlaşma imzalanmıştır. Bu antlaşma ile “yerleşme tarihleri ve doğum yerleri ne olursa olsun İstanbul Rumları ile Batı Trakya Türklerinin hepsi “etabli” (yerleşmiş) deyiminin kapsamı içine alınmıştır.” Ayrıca her iki ülkenin azınlıklarına ait mallar konusunda da birçok düzenlemeler yapılmıştır. Bu şekilde anlaşmazlıklar sona erdirilmiştir.
Lozan’da imzalanan mübadele sözleşmesinde mübadillerin belirlenmesinde “din” unsuru temel alınmıştı. Mübadeleye tabi tutulacaklar Yunanistan’ın Müslüman ahalisi ile Türkiye’deki Ortodoks ahali idi. Katolik ve Protestan Rumlar mübadele dışı tutulmuşlardı. Öte yandan Ortodoks olan Karamanlı Türkler mübadeleye dâhil edilerek Yunanistan’a gönderildiler. Bunun yanında Türkiye’ye gelenler arasında da Müslüman olup Türk olmayan ve Türkçe bilmeyen değişik Balkan halkları bulunuyordu.
Patrikhane, Rum Ortodokslarının dinî merkezi konumunda olduğundan Lozan görüşmelerinde mübadele içinde bu konu da tartışılmıştır. Türk tarafı önceleri patrikliğin de mübadele ile İstanbul dışına çıkarılmasını savunmuşsa da patrikliğin sadece dinî konularla uğraşma garantisinin alınmasından sonra İstanbul’da kalmasına razı olmuştur. Türkiye aslında Patrikhane sorununu konferans sırasında diğer konularda elini kuvvetlendirmek için bir taktik olarak gündeme getirmiştir.Buna rağmen Lozan Antlaşması’nın imzalanmasından sonra ortaya çıkan sorunlardan biri yine Patrikhane ile ilgilidir. Patrikhane tarafından 1924 yılında Başpapazlığa Arapoğlu Konstantin’in tayin edilmesi üzerine, yeni başpapazın tabiiyyeti ile ilgili bazı problemlerden dolayı Türkiye durumdan rahatsız olmuş ve Arapoğlu Konstantin’in mübadeleye tabi olduğunu belirtmiştir. Yunanistan’ın duruma itirazı üzerine Muhtelit Mübadele Komisyonu sorunu görüşmüş ve komisyon da Konstantin’in mübadeleye tabi olduğuna karar vermiştir. Fakat Yunanistan’ın patrikliğin mübadele dışı tutulduğu için Konstantin’in mübadele edilemeyeceği şeklindeki itirazı üzerine de komisyon, Yunanistan’ın böyle bir yetkisi olmadığı cevabını vermiştir. Bunun üzerine Yunanistan konuyu Milletler Cemiyeti ve Lahey Adalet Divanına götürmek istemişse de Türkiye de bu organların bu konuda yetkisiz olduğunu ileri sürerek itirazda bulunmuştur. Sorun, Konstantin’in 19 Mayıs 1925’te görevden çekilmesiyle çözüme kavuşmuş ve yerine Vasil Georgiades seçilmiştir.
1930’lu yıllara kadar Lozan Barış Konferansı’nda halledilemeyen sorunlar Türkiye ve Yunanistan arasındaki ilişkilerini olumsuz etkilemiştir. Ancak 1930 sonrasında bu olumsuz hava yerini iyi ilişkilere bırakacaktır. Özellikle bu tarihten itibaren Atatürk dönemi boyunca Türk-Yunan ilişkileri daha olumlu karşılıklı komşuluk ilişkileri çerçevesinde yürütülecektir.
3.5. Ege Adaları
İsmet Paşa, Lozan Konferansı’nda Küçük Asya’ya bağlı parçalar olan Akdeniz ve Ege Denizi adalarının Anadolu’nun huzuru ve güvenliği için büyük bir önem taşıdıklarını söylemiştir. Bu adalar kıyıdan çok az uzaklıkta ve karasuları içinde bulunan bazı küçük adalarla daha büyük birkaç adayı kapsamaktadır. Türkiye kendi karasuları içindeki güvenliğinin tamamlayıcı parçaları olarak gördüğü bu adaları kendi egemenliğine almak arzusundaydı. Adaların büyük bir kısmı da zaten Türk karasularında olduğundan en doğru yol Türk egemenliğine devredilmeleri idi.
Büyük adalara gelince 17/30 Mayıs 1913 tarihli antlaşma uyarınca statüsü büyük devletler tarafından tespit edilmesi gerekli olan Bozcaada ve İmroz üzerinde Türkiye’nin hakları aynı devletlerin 14 Şubat 1914 tarihli ortak notalarıyla doğrulanmıştı. Bu sayede bu iki ada Türk egemenliğine bırakılmış durumdaydı.Lozan Antlaşması’nda adalarla ilgili görüşmeler sonucunda antlaşmanın 12. maddesiyle Taşoz’dan Ahikerya’ya kadar Anadolu sahillerini ve Türkiye Trakyasını kuzeyden güneye bir dizi halinde kapatan toplam dokuz ada Yunanistan’a; 15. maddesiyle de Doğu Akdeniz’deki Meis Adası ile Menteşe Adaları bölgesindeki on üç ada (civarındaki adacıklarla birlikte) İtalya’ya bırakıldı.
İkinci Dünya Savaşı’nda İtalyanlar mağlup olunca 10 Şubat 1947’de imzalanan Paris Antlaşması ile On İki Ada, buralarda yaşayanların çoğunluğu Rum olduğu gerekçesiyle Yunanistan’a bırakıldı. Hâlbuki adaların hukuki sahibi Türkiye idi ve yine buralarda yaşayan önemli bir sayıda Türk nüfus da mevcuttu. Ancak antlaşma imzalanırken Türkiye’nin görüşü dahi alınmamıştı. Türkiye de konuyla ciddi bir şekilde ilgilenememişti. Adaların bugünkü konumunda da birçok ihtilaflı durum yaşanmaya devam etmektedir.
3.6. Hatay Sorunu
Hatay sorunu, Birinci Dünya Savaşı sonunda başlayıp 1939’a kadar gelen bir konudur. 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasını müteakip İtilaf Devletlerinin bir kargaşa hâlinde Anadolu’daki kimi noktaları işgal hakkını sağlayan 7’nci maddeye dayanarak haksız olarak başlattıkları işgaller sonucunda Fransızlar 7 Aralık 1918’de Antakya’yı, müteakiben İskenderun’u, 20 Aralık’ta Adana’yı, 29 Aralık’ta Tarsus’u işgal ettiler. Türkiye ile Fransa arasında 20 Ekim 1921’de imzalanan Ankara İtilafnamesi ile Fransızlara bırakılan İskenderun Sancağı’na özel bir yönetim şekli tanınmıştı. Böylece Hatay, Suriye ile birlikte Fransız mandası altında bırakılmış oluyordu.
Fransa, 1936 yılı içinde Suriye ve Lübnan üzerindeki mandasını kaldırmayı ve Hatay da dâhil olmak üzere bölgedeki bütün yetkisini Suriye’ye devrederek bağımsızlık vermeyi tasarlamıştı. Türkiye ise bunu kabul etmeyerek İskenderun Sancağı’na bağımsızlık verilmesini istemişti. Fransa da Türkiye’nin talebini reddederek sorunun Milletler Cemiyetine götürülmesini istedi. Türkiye bu isteği kabul etti. Milletler Cemiyeti ise 1937 yılı başlarında İskenderun Sancağı için iç işlerinde bağımsız, dış işlerinde Suriye’ye bağlı yeni bir statü belirledi. Sancağın toprak bütünlüğü ise Fransa ve Türkiye’nin garantisinde olacaktı. Bu tarihten sonra sancak “Hatay” adını aldı.Ayrıca sancak için bir de anayasa belirlenmişti ve bu çerçevede 1938 yılı içinde sancakta seçim yapılması gerekiyordu. Planlanan seçimler 24 Ağustos 1938’de gerçekleştirildi. Türkiye sancakta daha etkin olabilmek ve kendi tarafının seçimi kazanmasını sağlayabilmek için yoğun çaba sarf edecektir. Bu çabalar neticesinde de istediğini alacak ve Tayfur Sökmen 2 Eylül 1938’de Hatay Cumhurbaşkanlığına getirilecektir. Aynı gün devletin adı da “Hatay Cumhuriyeti” olarak değiştirilmiştir.
Bu sıralarda uluslararası sahada yaşanan diğer gelişmeler de Türkiye’nin bölgedeki elini güçlendiriyordu. İtalya-Almanya’ya karşı Akdeniz güvenliği için müttefik arayışında olan İngiltere, Türkiye ile 12 Mayıs 1939’da ortak bir demeç yayınladı. Aynı şekilde Fransa da Türkiye ile böyle bir yakınlık kurma taraftarıydı. Türkiye ise benzer bir demecin Fransa ile de yayınlanabilmesi için Hatay’ın kendi topraklarına katılmasının kabul edilmesini istiyordu. Bu teklifin Fransa tarafından kabul edilmesi ile 23 Haziran 1939’da Türk-Fransız ortak demeci yayımlandı. Aynı tarihte Dışişleri Bakanı Şükrü Saraçoğlu ile Fransız Büyükelçi Rene Massigli Türkiye ile Suriye arasındaki toprak sorunlarının kesin çözümüne ve Hatay’ın Türkiye’ye bağlanmasına ilişkin yeni bir Ankara Antlaşması imzalamışlardı.
Bu antlaşmaya uygun olarak 30 Haziran 1939’da Hatay Millet Meclisi’nin anavatana katılma kararı alması ile de Hatay toprakları Türkiye’ye dâhil edildi. Böylece Atatürk Dönemi Dış Politikası’nın en önemli sorunlarından birini oluşturan Hatay konusu Atatürk’ün kararlı tutumu sayesinde Türkiye lehine çözümlenmiş oldu.
1938 sonrasında da Fransa ile Türkiye arasında daha dostane diplomatik ilişkiler kurulmaya başlandı.
3.7. Azınlık ve Yabancı Okullar
Cumhuriyet döneminin başında, yabancı okullarda denetim yapılmasına en fazla itiraz eden ülke yine Fransa olmuştu. 1924’te, Fransa, Lozan Antlaşması’nın imzalandığı tarihte görev yapan müdür ve öğretmenlerin diplomalarına bakılmaksızın vazifelerine devam etmelerini, Fransız okullarına tayin edilecek öğretmenlerin Fransızların düzenleyeceği listeden seçilmesini, yabancı okullarda teftişin sadece idari, sağlık ve Türkçe eğitimi gibi sahalarda yapılmasını istedi. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ise bu talebi reddetti.Maarif Vekâleti yayınladığı bir genelge ile azınlık ve yabancı okullarında, dinî ibadet ve ayinlerin fazla yer tuttuğu, okullara dinî mahiyette resimler asıldığı ve din propagandası yapıldığının tespit edildiğini belirterek mabedler dışında heykel, tasvir ve haç bulundurmasını yasaklıyordu. Müslüman veya başka mezhepten öğrenciler ayinlere katılmayacaklardı. Sık sık denetleme yapılacak ve suçlular cezalandırılacaktı. Yabancı ve azınlık okullarındaki öğrenciler Türkçe öğrenecekler ve Türkçeden geçemeyen öğrenciler sınıfta kalacaklardı. Türkçe öğretmenleri yüksekokul mezunu ve öğretmenlik sertifikası sahibi olanlardan seçilecekti. Maarif Müdürlükleri Türkçe, tarih, coğrafya öğretmenlerinin “öz Türk” olmalarına dikkat edeceklerdi.
Türkiye’nin kararlılığı karşısında Vatikan yeni şartları kabullendi. Vatikan Kilisesi’nin isteği doğrultusunda okullardaki haçların kaldırılmasına İtalya ve Fransa tarafından yine itiraz edildi. Türkiye hükûmeti de haçlarını indirmeyen ve Maarif Vekâleti’nin genelgesine uymayan okulların kapatılacağını kesin olarak ortaya koydu. Genelgeye uymayan İzmir’deki Fransız okulları, Amerikan Koleji Tıp Fakültesi ve Bulgar okulu kapatıldı. Maarif Vekâleti, Robert Koleji’de Türklere hakaret eden bir öğretmenin görevine son verdi. Türkçe öğretmeni kabul etmeyen İstanbul İngiliz kız ortaokulu da kapatıldı. 1928’de Bursa Amerikan kolejinde iki Müslüman’ın Hristiyan olması üzerine okul derhâl kapatıldı ve olay mahkemeye intikal ettirildi. Maarif Vekâleti, Musevi okullarına ya tamamen İbranice ya da Türkçe eğitim yapmalarını emretti. Bazı gecikmeler sonunda 1926 yılında Yahudi okulları Türkçe eğitim yapmayı kararlaştırdı.
İstanbul Arnavudköy Amerikan Kız Koleji bünyesinde 1919 yılında açılan Tıp Fakültesi Tevhid-i Tedrisat Kanunu yasalaştıktan sonra kapatıldı. Kolej yönetimi öğrencilerin tasdiknamelerini hazırlayarak başka kurumlarda öğretimlerini devam ettirmelerini sağlamaya çalıştı. Lozan Antlaşması yabancı okullarında din eğitimi verilmesine müsaade etmekle birlikte 1936 yılında bu okullarda din eğitimi yasaklandı. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti, azınlık ve yabancı okullarının kapitülasyonların uygulandığı Osmanlı dönemi yapılarına son vererek özel okul statüsünde olmalarını sağlamaya çalıştı.
SONUÇ
Bu derste, Lozan Antlaşması’ndan arta kalan, Osmanlı borçları, İstanbul ve Boğazların müttefikler tarafından tahliyesi, Musul sorunu, nüfus değişimi (etabli), patrikhanenin durumu, Ege adaları, Hatay, azınlık ve yabancı okullar sorunları değerlendirmeye tabi tutulmuştur.

Cevapla
.

Anahtar Kelimeler

Inkılap Tarihi 2.hafta PDF ,Inkılap Tarihi 2.hafta PDF Öğretmen Forumu,Inkılap Tarihi 2.hafta PDF yükle,Inkılap Tarihi 2.hafta PDF download,Inkılap Tarihi 2.hafta PDF indirmek istiyorum,Inkılap Tarihi 2.hafta PDF ödev yükle,Inkılap Tarihi 2.hafta PDF bedava, Inkılap Tarihi 2.hafta PDF ÖDEV İNDİR,Inkılap Tarihi 2.hafta PDF YÜKLE,etkinlik,yukle,İndir,download,inndir,Inkılap Tarihi 2.hafta PDF eğitimInkılap Tarihi 2.hafta PDFdosya indir


Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
  Inkılap tarihi 7. Hafta PDF SOSYOPAT 0 1,160 28-01-2015, 23:04
Son Yorum: SOSYOPAT
  Inkılap tarihi 6.hafta PDF SOSYOPAT 0 1,011 28-01-2015, 22:42
Son Yorum: SOSYOPAT
  Inkılap tarihi 5.hafta PDF SOSYOPAT 0 1,023 28-01-2015, 22:26
Son Yorum: SOSYOPAT
  Inkılap Tarihi 4.hafta PDF SOSYOPAT 0 1,021 28-01-2015, 21:27
Son Yorum: SOSYOPAT
  Inkılap Tarihi 3. Hafta PDF SOSYOPAT 0 1,116 28-01-2015, 21:17
Son Yorum: SOSYOPAT



Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi
Türkçe Çeviri : MyBBTürkiye, MyBB, © 2002-2018 MyBB Group.
MyBB Destek: InSiDe