Eğitim Sokağı
Hoşgeldiniz
Ziyaretçi. Kayıt Ol !

Sitemize Dosya Yükleyerek

Destek
Olabilirsiniz


Etkin Dinleme - Dinliyor muyuz?
Konuyu Oyla:
  • Toplam: 0 Oy - Ortalama: 0
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5



[-]
Etiketler
etkin , dinleme , dinliyor , muyuz?

Konu: 3,930
Mesaj: 11,521
Cinsiyet: Belirtmiyorum
Kıdem: 01-04-2009

Sevgili anneler babalar, en son söylenecek sözü en önce söyleyerek başlamak istiyorum. Yalnızca dinleme biçiminizle bile çocuğunuzu kendi gözünde var da edebilirsiniz yok da. Dördüncü yazımda insan yavrusunun birbirine zıt iki gereksinimle dünyaya geldiğini söylemiştim:

* Birey olarak var ve değerli hissetmek, güçlü olmak
* Ait hissetmek (Ailesine, arkadaş grubuna, bir topluluğa vs)

Bakalım hangi dinleme biçimi ile çocuk ne algılıyor ve kendini sizinle olan ilişkisinde var mı, yoksa yok mu hissediyor?



Çocuğunuz yuvadan sinirli ve mutsuz olarak eve geliyor ve “O aptalla artık hiç oynamayacağım, ben de onu oyuna almayacağım” diyor. Siz bir yandan soyunmasına yardım ederken onu yukarıdaki beş yoldan biri ya da bir kaçı ile dinleyebilirsiniz:

Edilgin dinleme:

Bedenen onunla ilgilenirken sessiz kalabilirsiniz. Sözünü kesmediğiniz için sizin onu dinlediğini düşünür. (Ama biz kendi deneyimlerimizden biliriz ki birini dinlerken zaman zaman düşüncelere dalıp sonra tekrar dinlemeye başlayabiliriz. Arada bazı şeyleri kaçırdığımız da olur. Bunun tersi de olur, biz anlatırken dinleyen tümüyle sessiz kaldığında önce “beni dinliyor” diye düşünür, sessizlik uzadığında “acaba dinliyor mu?” diye şüphelenebiliriz.) Edilgin dinleme çocuğun kendisini anlaşılmış hissettirmez ama aklını da karıştırmaz ve susmasına neden olmaz.

Kapı aralayıcılar:
Çocuğunuz “O aptalla artık hiç oynamayacağım, dediğinde “ yaa, aaa, hııı, öyle mi, vah vah” gibi şeyler (empatik homurdanmalar) mırıldandığınızda ve bunları uygun yerlerde seslendirdiğinizde çocuğunuz dinlendiğinden artık emindir ve daha fazla konuşabilirim diye düşünür. Kapı aralayıcılar da edilgin dinleme gibi çocuğu konuşmaktan caydırmaz ama bu dinleme biçimi de çocuğun kendini tam anlaşılmış hissetmesine neden olmaz.

Kabul ederek dinleme = Etkin dinleme:
Çocuğunuz: O aptalla artık hiç oynamayacağım, ben de onu oyuna almayacağım,
Siz: Arkadaşlarından birine biraz kızmışsın galiba..
Ç: Biraz değil çok kızdım.
S: Hııı
Ç: Ben de onu bir daha oyuna alırsam! Görür gününü.
S: Oyuna alınmamanın nasıl olduğunu ona göstermek istiyorsun.
Ç: Eveeett. Nasıl ağlamak istiyor insan görsün bakalım.
S: Canım benim, kendini çok kötü hissetmişsin.

Ne kadar farklı değil mi? Bu dinleme biçiminde çocuk neler hisseder inceleyelim: Annesi kendisini anlamaya çalıştı, bu çaba, ikisi arasındaki ilişkide kendini var ve değerli hissetmesine neden oldu. Olumsuz duyguları annesince reddedilmediği, kabul edildiği için olumsuz duyguları hissetmenin de doğal olduğunu gördü. Canı sıkkınken, dertliyken annesi kendisini eleştirmediği, ayıplamadığı, nasihat etmediği için ona daima güvenebileceğini hissetti. Annesi ona ne yapması gerektiğini söylemediği, sorununu kendisinin çözebileceğine inandığı için kendine olan güveni arttı. Saygı duyulduğunu hissetti. Peki sorunu çözüldü mü, şimdilik hayır. Ama kendini değerli hissetmesi kendine olan güven duygusunun artmasına ve sorunlarını çözmek için geleceğe yönelik cesaret bulmasına neden olacaktır. Çocuk kendisini anlaşılmış hissettiğinde sanki sorunu çözülmüş gibi kendini rahatlamış hisseder. Bunun nedeni çocuğun kendisini ne kadar kötü hissettiğini annesinin anladığından emin olmasıdır.

Red ederek dinleme = Engelli Dinleme:
Çocuğunuz : O aptalla artık hiç oynamayacağım, ben de onu oyuna almayacağım,
Siz : N’oldu? Arkadaşlarınla kavga mı ettin yoksa?
Ç: Kavga etmedim.
S: Etmedin de seni oyuna neden almadılar?
Ç: Hepsi değil, biri beni istemiyor?
S: Hangi arkadaşın seni istemiyor? Onunla aranda bir şey oldu demek ki seni istemediğine göre. Düşün bakalım ne geçti aranızda?
Ç: Hiçbir şeeeeeeyyyyy!
S: Sen annenle bile böyle konuştuğuna göre arkadaşlarınla kim bilir nasıl konusuyorsun?
Ç: Nasılmış!!!
S: Nasılını sen bilirsin. Sana her zaman demiyor muyum arkadaşlarınla iyi geçin. Hem iyi geçinmiyor hem de gelip bana sızlanıyorsun. Bu gidişle arkadaşsız kalırsan hiç şaşma.

Bu konuşmada neler olduğuna bakalım: Anne çocuğunun duygusunu hiç önemsemedi. İletişimin şu anda şimdi, yani çocuğu ile kendisi arasında olduğun dan habersiz, üçüncü şahıslarla çocuğunun arasında olan biteni anlamak için sorular sordu, eleştiriler yaptı, nasihat etti ve gelecekle ilgili kehanetlerde bulundu. Yani çocuğun sorunu varken iletişim engellerinin çoğunu yaptı. Böyle olunca da çocuk annesiyle ilişkisinde annesi onunla konuştuğu için kendini var olarak gördü ama etkin dinlemede olduğu gibi kendini değerli hissetmesi mümkün olabildi mi? Duyguları anlaşılmadı, sürekli sorgulandı. Olumsuz duyguları anlaşılıp rahatlayamadığı gibi annesine de kızdı, yani derdi birken iki oldu.. Annem böyle düşündüğüne göre demek ki ben nasıl konuşulacağını bilemeyen biriyim, diye düşünerek kendisinin normal olmadığı sanısına kapıldı. Eleştirildiği, güveni sarsıldı için benlik saygısı düştü ve hem annesine hem de kendine olan saygısı azaldı.

Yok sayma:
Çocuğunuz : O aptalla artık hiç oynamayacağım, ben de onu oyuna almayacağım,
Siz: Yuvada bir şey mi oldu?
Ç: Evet (o anda telefon çalar ve siz arkadaşınızla derin bir sohbete dalarsınız)
Böyle bir durumda çocuk engelli dinlemede olduğu kadar bile kendini var hissedemez. Annesinin onun derdini önemsemeyip neşe içinde arkadaşıyla sohbet etmesi çocuğu derinden yaralar. Kendini tümüyle o ilişkide yok hisseder. Aslında bu kadar acımasız olmasa da günlük yaşamda çocuğunuz bir şey anlatırken onun yüzüne bakmadan “Anlat, anlat ben dinliyorum” diyerek işinize devam ettiğiniz olmaz mı? Etkisi aynıdır.

Dinleme, bedensel, zihinsel ve psikolojik olarak anlatanla bütünleşmektir. Kendilerini önemli, değerli ve var hissedebilmeleri için özellikle çocukları dinlerken göz göze olmak zorundayız. Bu nedenle küçük çocukları dinlerken ya onların boyuna inmeli ya da onları kucağımıza almalıyız. Yavrucaklar hep bacaklar dünyasında yaşıyorlar çünkü.

Dinleme biçimlerini çan eğrisinde değerlendirsek sessizlik ve kapı aralayıcılar eğrinin solunda ve giderek olumluya doğru yükselirken etkin dinleme tepe noktasında ve engelli dinleme ile eksiye geçerek yok sayma ile sonlanır.

Yukarıdaki karşılaştırmalı örneklerle dilerim etkin dinlemenin önemini vurgulayabilmişimdir.

Etkin dinleme, çocuğunun sorununu kendi sorunu gibi ele alıp çözmek için hemen ortaya atılan anababalar için önce zor gelebilecek bir tekniktir. Ancak bir kez alışınca hem çocuklarının hem de kendilerinin ne kadar rahatlayacaklarını göreceklerdir. Çünkü etkin dinleyen kişi karşı tarafın sorunu varsa sorun çözmesinin gerekmediğini bildiği için dikkatini yalnızca anlatanın anlattığına verecek, söylenenin ne anlama geldiğini ve hangi duyguları yaşadığını anlamaya çalışacaktır. Böyle olunca da sorunu olan çocuksa, sorunu ile baş başa kalacak, dolayısıyla sorununun sorumluluğunu alacak demektir. Duyguları anlaşıldıktan sonra rahatlayacak, kendine olan güveni artacak ve sorunu için düşünmeye başlayacaktır. Bu süreç çocuğun büyümesine, yetişkin benliğinin güçlenmesine neden olacaktır. En önemlisi anababası sözlü olarak söylemeseler de kendi çözümlerini önermedikleri için, sorununu kendi kendine çözebileceğine güvendiklerini anlayacaktır. Bunu çocuk nasıl anlıyor, beyniyle mi? Sanmıyorum. Hissettiği duygularla anlıyor.

Etkin dinleme becerisini kullanmak kolay mı? Hem evet, hem hayır. Bazı anababalar etkin dinlemeyi, bazıları ben dilini daha kolay uyguluyor. Ama bilinmesi gereken en önemli şeyin bunların birer beceri olduğu, yürüme, yüzme, bisiklete binme, araba kullanma gibi önce zor ama pratik yapa yapa kolaylaşacağı ve sonunda refleks haline geleceğidir. Bütün mesele iletişim becerilerinin ödül-cezaya gerek bırakmadan işe yarayacağına inanmanızdır. İnancınızı da becerileri kullanıp sonuçlarını görmeniz sağlayacaktır.

Şimdi sıra teknik olarak etkin dinlemenin yapısına geldi.

Öncelikle çocuğunuzu (anlatanı) etkin dinleyebilmeniz için sizde bir alt yapının olması gerekiyor. Bu alt yapı olmazsa etkin dinleme yapamazsınız.

* Çocuğun söylediğini gerçekten “duymak istemelisiniz.” Bu, dinlemek için zaman ayırmanız demektir. Eğer zamanınız yoksa “Seni şu anda kendimi vererek dinleyemeyeceğim. Daha sonra konuşsak olur mu?” demeniz, “anlat, anlat ben seni dinliyorum” diyerek başka şeyle ilgilenmenizden çok daha dürüst ve saygılı olacaktır.

* Çocuğun duyguları sizi incitecek bile olsa, bu duyguların ona ait olduğunu, o olumsuz duyguları kendi üstünüze alınmadan gerçekten kabul (zihinsel kabul) edebilmelisiniz.

* Çocuğunuzun duygularını tanıdığına, onlarla baş edebileceğine ve sorunlarına çözüm bulacağına güvenmelisiniz. Çocuğunuz kendi sorunlarına kendi çözümlerini getirdikçe sizin ona olan güveniniz artacaktır.

* “Sen ne biçim annesin/babasın seni sevmiyorum” dese bile üzülmemeli ve duyguların kalıcı değil, geçici olduğuna inanmalı, özellikle olumsuz duyguların kabul edildiğinde uçup gideceklerini bilmelisiniz.

* Çocuğunuzun dünyaya gelmesinde yalnızca bir araç olduğunuzu unutmamalı, onun biricikliğine saygı duyarak sizden farklı duygu ve düşüncelere sahip olma hakkının olduğunu aklınızdan çıkartmamalısınız. Farklı düşünmek ve hissetmek, yanlış düşünmek ve hissetmek değildir. Onun biricikliğini unutmamanız, sorunu olduğunda etkin dinleme ile onun yanında olmanıza ama sorunları için öneri getirmemek için kendinizi tutmanıza yardım edecektir.
* Beden dilini okuyabilmenin etkin dinleme= ED için çok yardımcı olacağını bilmelisiniz.
Grup çalışmalarımda bunu göstermek için şöyle bir uygulama yaparım: Üyeler ikişerli çiftler oluşturur. Her çiften bir üyeye bir duygu ismi verilir: kızgınlık, sevinç, iğrenme, küskünlük vs. gibi ve kendilerine hangi duygu adı verilmişse eşine o duyguyu hiç konuşmadan yalnızca beden dili ile anlatmaları istenir. Şimdiye kadar duyguyu anlatamayan ya da anlayamayan olmadı. Ancak düşüncelerin beden diliyle anlatılması neredeyse tam olarak hiç başarılamadı. Bu çalışma da gösteriyor ki duygularımız beden dilimize, mimiklerimize yansıyor. Özellikle duygularını anlatamayan ya da paylaşmak istemeyen çocukları (ve de genellikle erkekleri ! ) beden dillerini okuyarak da kolaylıkla etkin dinleyebiliriz.

Bu alt yapı hazırsa çok kolaylıkla etkin dinleyebilirsiniz. Tanımlayalım:


İnsanlar karşılarındaki insanlara iki türlü ileti gönderirler:
* Açık ileti
* Kodlanmış ileti

Duygularını, içinde olan biteni henüz algılamayacak kadar küçük çocuklar, ergenler ve kadınlara oranla erkekler daha çok kodlanmış iletilerle konuşurlar.
Şimdi açık iletiye bir örnek verelim:


Çocuk “Anne acıktım” dediğinde, anne “Acaba çocuğum ne demek istiyor?” diye düşünür mü? İleti çok açıktır. Ama bazen çocuk içinde olan biteni algılayamayacak durumda olabilir, dikkati başka yerdedir, kendini açıkça ifade edemez ve demek istediğini kodlayarak söyler. Anababanın çocuğunu anlayabilmesi için bu kodu çözmesi gerekir. Örnekleyelim:


Çocuk babasına “En sevdiğim arkadaşım başka mahalleye taşınıyor, ben şimdi kiminle oynayacağım, çok üzülüyorum” diyerek açık bir ileti göndermeyip yetersiz, kodlanmış bir ileti gönderiyor. Babası bu kodlu iletiyi alınca kodu çözüp çocuğunun ne hissettiğini anlamalıdır. Baba bu kodu “yalnız kalacağını düşünüyor ve üzülüyor” diye çözümlüyor. Baba şimdi, çözümlemesinin doğru olup olmadığını test etmek için hiçbir değerlendirme, avutma vs. yapmadan, soru sormadan yalnızca çocuğundan aldığını çocuğuna geri vermelidir, başka bir deyişle geri iletmelidir. O da öyle yapıyor ve anladığını kendi sözcükleriyle “Arkadaşın gidince yalnız kalacağını düşünüyor ve üzülüyorsun” diyerek geri iletiyor. Çocuk da evet diyecektir. Çünkü yaşadığı duygu üzüntüdür.

Denebilir ki “Bu dinleme biçimi ne işe yaradı ki? Çocuğum da ben de zaten üzgün olduğunu biliyoruz, bunda anlaşılamayacak bir şey yok ki. Mesele onu üzüntüsünden kurtarmak değil mi? Neden, ‘Üzüldüğün şeye bak, hafta sonlarında görüşürsünüz, bazen ben seni götürürüm, bazen arkadaşının babası onu bize getirir’ diye çocuğumu rahatlatamıyorum? Bunda ne fenalık var?”

Bu sözleri grup çalışmalarının başlarında hep duyarım. Siz de şu anda böyle düşünüyorsanız, durup, ikinci yazıda size sorduğum şu sorunun yanıtını bir kez daha düşünmenizi öneririm: Çocuğunuzun büyüdüğünde hangi kişilik özelliklerine sahip olmasını istiyorsunuz?

Her anababanın çocuğunun kendine güvenen, sorunlarını çözebilen, hak yemeyen hakkını yedirmeyen, düşündüğünü söyleme cesareti olan, bağlı ama bağımlı olmayan, pısırık ya da çekingen değil atılgan bir birey olmasını istediğini biliyoruz. Bakalım çocuğunuz hangi dinleme biçimi ile bu özellikleri elde edebilir?

Etkin dinlemede çocuk üzüldüğünü babasının anladığını anladı. Ama çözümünü duymadı. Böylece babasının sorununu kendi çözeceğine güvendiğini, saygı duyduğu için de müdahale etmediğini anladı. Bu anlaşılmışlık ve güven duygusuyla kendi sorununun sorumluluğunun kendinde kaldığını fark etti. İşte istenen, çocuğun bu noktadan sonra “Baba sen beni hafta sonu arkadaşıma götürebilir misin?” diye sormasıdır. Bu zaten böyle olur. İşte bu tür bir ilişkide ED, çocuğu sorunlarını kendi çözecek noktaya getirir. Yetişkin benlik durumu güçlenir, kendine ve anababasına güven ve saygısı artar. Sorununa kendi çözümü bulduğu için bir sorunla karşılaştığında çözme cesareti artar ve büyüklerine ihtiyaç duymamaya başlar. ED, çocuğa anababası tarafından anlaşıldığını hissettirdiği için onlara karşı sıcacık duygular besler. Bu sıcaklık bağların güçlenmesine, ancak kendi sorunlarını kendi kendine çözebilecek duruma gelirken de bağımsızlaşmasına neden olur.

Gelelim çocuğun sorununu anababanın çözdüğü, alışık olduğumuz dinleme biçimine:

Baba çocuğunun üzüldüğünü anlıyor ama üzüntüsünü azaltmak için önemsiz göstermeye çalışarak “Ne var üzülecek?“ diyerek anladığı bu duyguyu çocuğuna iletmiyor, iletmediği gibi red de ediyor. Çocuk bu durumda “Ben üzülüyorum ama babam üzülmemem gerektiğini söylüyor, üzülmem yanlış demek ki ama ben üzülüyorum, ” diye düşünür ve kendini anlaşılmamış ve kötü hisseder. Her anababa çocuğunun kodlu iletisini çözer, çözer de çözdüğünü değil, çözümünü söyler. İşte bu çözüm nedeniyle çocuk her sorunu olduğunda anababasına gelecek ve onun aklını isteyecektir. Bu da bir üst-ast ilişkisinin gelişmesine, koruyan anababa yanından çocuğun çocuk benliğine doğru bir iletişimin kurulmasına, sonucunda da “Ben bilmem annem/babam bilir” diyen çocuk benliği büyük, bağımlı, kendine güvensiz bir birey olmasına neden olacaktır. Böyle çocuklar kendi gibi olamazlar.

Yıllar önce İzmir’de halka açık bir seminerimde 35 yaşında olduğunu söyleyen bir bey bizlere şunları anlatmıştı : “ Makine mühendisiyim, işimde iyiyim ama kendimle ilgili bir karar alacağım zaman hep babama danışırım, çocukluğumdan beri her sorunumda babama gitmişimdir. Bunun yanlış olduğunu fark ettiğimde artık onsuz yapamaz olmuştum. Kurtuluşum için önce evimi ayırdım, ama yine olmadı. Şu aralar araba almak istiyorum, babamın fikrini almamakta kararlıyım, ama ona danışamadığım için de seçtiğim halde arabamı alamıyorum.” Gerçekten içler acısı bir durum.

Evet ED bağımsızlaştırır. Demiyorum ki çocuklarımızın hiçbir sorununa el vermeyelim. Önemli olan önce “Sorun kimin?” diye düşünmek. Sorun çocuğun diye tanı koymuşsanız “Bu sorunu kendi kendine çözebilir mi?” sorusununun yanıtını bulmak, ondan sonra da etkin dinlemek. Çocuğunuzun derdi onun boyunu aşacak bir sorun da olabilir. Böyle zamanlarda tabii ki çözüm önerileri de getirebilirsiniz, ama önce etkin dinleme. İletişim engelleri anababanın çocuk üzerindeki etkisini azaltır, anababası tarafından anlaşılmamış hisseden çocuk kendini yavaş yavaş uzaklaştırır ve bu uzaklık, önemli bir soruna destek olmak istediğinizde sizin yardım desteğinizin çocuğunuz tarafından kabul edilmemesine neden olur.
Çocuklar kendi sorunlarını çöze çöze psikolojik kaslarını güçlendirir.

Çocuklarının ………………..bir yetişkin olmasını isteyen anababalar çocuklarının sorunlarını çözebileceklerine güvenip etkin dinleyerek kendilerini geri çekmeyi başarabilmeli. Ancak o zaman çocuklar sizin kopyanız değil, kendileri gibi bir yetişkin olacaktır.

Aşağıdaki karikatür bence yazdıklarımı çok güzel özetliyor. Gordon’un bir cümlesini biraz değiştirerek üzerine ekledim.


annenotları.comdan alıntıdır

Cevapla
(Son Düzenleme: 14-08-2010, 2:17, Düzenleyen: eğitimsokağı.) .
Konu: 3,930
Mesaj: 11,521
Cinsiyet: Belirtmiyorum
Kıdem: 01-04-2009

Etkin Dinlemeye Devam Ediyoruz

Etkin dinleme, konuşanın anlattığından anladığımızı, kendimizden bir şey katmadan konuşana kendi sözcüklerimizle geri iletmektir, demiştik. Neleri geri iletebiliriz?

. Konuşanın duygularını (Arkadaşına kızmışsın)
. Düşüncelerini (Ondan öç almayı düşünüyorsun)
. Duygu ve düşüncelerini birlikte (Kızdığın için karşılığını vermeyi düşünüyorsun)
. Bunları yakalayamamışsak (sık olmamak kaydıyla) içeriği de geri iletebiliriz.(Hıı arkadaşın seni oynatmadığı için sen de onu oynatmayacağını söylüyorsun.)

Etkin dinlememiz için konuşanın açık değil, kodlu konuşması gerektiğini biliyoruz. Peki, bir iletinin kodlanmış olduğunu nasıl anlarız?

. Duygu yüklü ve net değilse (Çok kötüyüm)
. Yersiz ve zamansızsa (Güzel bir sohbet sırasında “Ölmek nasıl bir şey?”)
. O kişiden beklemediğimiz bir şeyse, anlamsızsa (Anne saat kaç?)

Son örneği ele alalım:
Çocuk: Anne saat kaç?

Anne: (Çocuğunun saati okuyabildiğini, kolunda ve odasının duvarında saati olduğunu bilirse, aslında çocuğunun saati sormadığını bunun bir kod cümlesi olduğunu anlar ve bunu kendine göre çözer) Çizgi filmine daha çok zaman var.
Çocuk: Onun için sormadım, karnım acıktı da…

Etkin dinleme bu örnekte olduğu gibi yanlış anlama ve anlaşılma olanağı bırakmaz.

Etkin dinleme görünen sorundan gerçek soruna ulaştırır.

Eski yıllardan bir grup çalışmasındaki bir annenin yaşantısı bunu çok iyi anlatıyor: Kış mevsimine rastlayan bir bayram tatilinde Sapanca’daki tatil evlerine gitmişler. Dönüş için üst katta hazırlanırken bahçeden beş yaşındaki kızının canhıraş feryadını duymuş. Çocuk koşarken ayağı takılmış ve küçük bir kayanın üzerine düşmüş. Hava soğuk olduğu için üzerinde kalın bir eşofman varmış ve düşmenin şiddetinden göğsü zedelenmiş ve eşofmanın üstünde bile birazcık kan izi varmış. Babası “Yok bir şey, geçti işte, artık sus” derken çocuk ağlamasını daha da yükselttiğinde anne yanlarına ulaşmış ve kızını okşayarak “ Kim bilir canın ne kadar çok acımıştır” demiş ve küçük kızı aniden susmuş.

(Nedir burada çocuğun ağlamasını durduran? Annesinin sözleri ile acısı mı geçmiştir? Hayır. Ama annesinin onun neler hissettiğini anlamış olmasıyla gönlünün acısı geçmiştir. Anlaşılmış olmak çocuk ruhu için -aslında hepimiz için- yaralara iyi gelen bir merhem gibidir.)

Aile arabalarına binip İstanbul’a dönerlerken küçük kız ara ara yine ağlama krizlerine girmeye başlamış. Annesi de her seferinde “Halâ canın acıyor?” diyor, çocuk susuyor ve bir iki dakika sonra yine ağlamaya başlıyormuş. Bir yandan baba da eşine “N’oldu etkin dinleme?” derken anne çocuğunun canının yanmasından başka da bir sorunu olabileceğini düşünmüş ve “Sen galiba korkuyorsun” demiş. Minik kız hemen “Eveeet, acaba kalbim de delinmiş midir?” deyivermiş. Baba derhal arabayı yolun kenarına park edip kalbinin göğüs kafesi içinde nasıl korunduğunu… vs. anlattıktan sonra çocuk rahatlamış ve yol boyunca bir daha ağlamamış.

Etkin dinleme, çocuğun sorununu sahiplenmesine, çözerek büyümesine ve kendine olan güveninin artmasına neden olur:

Gordon öğretisi ile tanıştığımda, bunu halka açık seminerlerle insanlara duyurmaya çalışıyordum. Bir yuva sahibi sanıyorum bu yolla beni buldu ve okulunda bu çalışmaları yapıp yapamayacağımı sordu. Gordon öğretisinin sonuçlarını görebilmek için bu yuvayı pilot alan olarak ele aldım ve çalışmalara başladık. Tüm veliler ve öğretmenler tanıtımdan sonra grup çalışmalarına istekle katıldılar. Yuva ve veliler çocuklardaki olağandışı gelişmeleri gördükçe heyecanlanıyorlardı. Ancak velilerin bir kaygıları vardı ve şöyle dile getiriyorlardı: “ Şimdi her şey çok iyi. Çünkü evde de yuvada da duygu ve düşüncelerini rahatça söylüyorlar, rahatça hayır diyebiliyorlar, ama ilkokula gittiklerinde n’olacak? Bizim çocuklar uzaydan gelmiş gibi olmayacaklar mı?” Ben de onlara “ Bu yöntemle atılgan bireyler yetiştireceğiz. Atılgan bir birey ne ezilir ne de ezer ve mutlaka zorda kaldığında kendine bir çıkış yolu bulur. Yaşayıp göreceğiz” demiştim. Ve gerçekten yaşayıp çok güzel şeyler gördük. Sırası geldiğinde örnekleri paylaşacağım.

Şimdi, sonradan çok iyi dost olduğum, çok iyi bir eğitimci olan ve bu öğretiyi yaymaya çalışan yuvanın sahibinin etkin dinlemesinin çocuğu nasıl büyüttüğü ve sorun çözücü hale getirdiği örneği paylaşayım:

Üç minik kız bahçedeki kaydırağın üzerinde evcilik oynuyorlarmış. Merdivenin altıda bir oğlan çocuk da kendisini oyuna aldırmak için kızlara dil döküyormuş. Ama kızlar her öneriye hayır diyerek onu geri çeviriyorlarmış. Çocuk ne yapacağını bilemez durumdayken Ayşe öğretmeninin kendilerini izlediğini görünce koşup yanına gelmiş ve

Çocuk: Ayşe öğretmenim ben de oynamak istiyorum, beni almıyorlar.
Öğretmen: Sen de onlarla oynayamadığın için üzülüyorsun.
Ç: Evet. Her şeyi denedim, olmadı, kabul etmiyorlar.
Öğ: Her şeyi denediğini, deneyecek bir şey kalmadığını düşünüyorsun.
Ç: (Duralamış ve koşarak kaydırağın altına ulaşmış, kızlara) Bakın aklıma başka bir şey geldi.
Kızlardan biri: Sana demin söylemedik mi? Biz baba falan istemiyoruz, anlamıyor musun?
Ç: Ben yine baba olmak istediğimi söylemeyecektim ki..
Kız: Ne diyecektin?
Ç: Sizin apartmanın kapıcısı olayım, diyecektim.
Kızlardan biri: …………Efendi köpeği gezdir..
Diğeri: Dönerken de bakkaldan bana ekmek al……
Bir başkası…………………..

Bu örnek aslında bize ne çok şey anlatıyor. Eğer biz çocuklarımızın sorunlarını sahiplenip çözmesek, çocuklarımız kendi sorunlarını çözebilecek yeteneğe sahipler. Onların sorunlarını çözmelerine fırsat vermeyerek büyümelerinin, kendine güvenmelerinin önüne set çekiyoruz aslında.

Bu örnekteki çocuğun yetişkin halini düşünelim. Acaba yaptığı bir işte başarısızlığa uğrasa pes eder mi, yoksa başka çözüm yolları mı arar?
Sevgili dostum bu örneği paylaştıktan sonra “Eskiden olsa çocuğu dinledikten sonra onu elinden tutar, kızların yanına götürür, ‘yaptığınız çok ayıp, bakın arkadaşınız da sizinle oynamak istiyor, hadi bakalım kardeş kardeş oynayın’ diye çocuğu aralarına koyardım. Tabii hepsi mutsuz olurdu” demişti. Çok doğru. En önemlisi de çocuk bir sorununun öğretmeni ya da anababası tarafından çözüldüğünü gördükçe, sorunlarını çözüp çözemeyeceğini bile düşünmeden her başı sıkıştığında hemen büyüğüne koşar. Böyle olunca da kendine güvenen değil, büyüğüne güvenen bağımlı bir birey olur.

Etkin dinleme çocuğun kendi kararlarını vermesine, dolayısıyla sorumluluk duygusunun gelişmesine yardım eder:

Buna çok güzel bir örneği de kendi yaşantımdan vermek istiyorum. Oğlum lise birinci sınıfın son günlerinden birinde okuldan geldi ve bana:

Kerem- Anne ben önümüzdeki yıl matematik bölümüne mi gideyim, yoksa fene mi? Bu gün okulda sordular ben seçimimi yapamadım?
Ben- Karar veremedin.
K- Evet, ikisini de istiyorum. Çünkü birinin ana dersi matematik, ötekinin fizik. İkisini de çok seviyorum.
B- İkisinden de vazgeçemiyorsun.
K- Evet. Şimdi bak, matematiği seçersem matematiği 6 saat okuyacağım, fiziği 4 saat; feni seçersem fiziği 6 saat, matematiği 4.
B- Denklik bozulmuyor. (???)
K- Şu şekilde bozulabiliyor: Saati az olan ders 2 saat seçmeli olarak alınabiliyor. (bu noktada seçimini etkileyecek bir bilgi çıkıyor ortaya)
B- Birini seçmeli olarak alırsan iki dersi de 6 şar saat okuyabileceksin.
K- Evet ama seçmeli ders olarak matematiği düşünebilirim, fiziği değil. (bir karar daha veriyor)
B- Senin için seçmeli dersin seçimi de önemli demek ki.
K- Evet. Seçmeli derste konular ana dersin konularını tamamlayacak şekilde seçilmiyor. O nedenle fiziği seçmeli alamam. (İşte karar belirmeye başladı)
B- Fiziği ana bölümde okuyup matematiği seçmeli almak sana daha uygun geliyor.
K- Evet
B- Fizikte hiçbir konunun noksan kalmasını istemiyorsun.
K-Evet. Onun için ben en iyisi feni seçeyim. (Kesin karar ve kendi kararı)

Bu örnekte neler oldu? Aslında ben oğlumun fiziği seçmesi gerektiğini bana sorduğu anda söyleyebilirdim. Çünkü fizik dersini tüm derslerinden daha çok sevdiğini biliyordum. Ama söyleseydim bu O’nun değil benim kararım olacaktı. Ve O seçiminin sorumluluğunu taşımayacaktı. Bunun sayısız örneğini sizler de görmüşsünüzdür. Bazı anababalar üniversite seçiminde çocuklarına baskı yapar ya da kendi istediklerini seçmesi için çocuklarını ikna etmeye çalışırlar. Sonuçta çocuk başarısız olursa “Ben …. okumak istiyordum, siz bunu istediniz, sonuç bu!” deyip başarısızlığının sorumluluğunu kendi adına karar veren anababasına yükler.

Yeniden örneğe dönelim: Oğlumun her cümlesini sanki ilk cümlesiymiş gibi ele aldığıma dikkat ettiniz mi? Aslında bu etkin dinlemenin kolay yanı.
Hiç soru da sormadım. Eğer soru sorsaydım bana vereceği yanıtla kendi düşünceleri dağılacak, ana yoldan patikaya girecek, sonra yine ana yola çıkmak için uğraşacaktı. Etkin dinlemede sorunu anlamak için de olsa soru sormak yoktur.

Çocuğumun sorununu çözmeyeceğimi bildiğim için rahattım ve bu nedenle de O’nu çok rahat dinleyebildim, kendi düşüncelerimi kendime sakladım ve paylaşmadım. Kararını kendisinin vermesini istediğim için O’nu etkilemeye çalışmadım.
Böylece oğlum bölümünü kendinden emin olarak seçti.

Etkin dinlemenin diğer sonuçları:
Etkin Dinleme ile büyüklerle küçükler arasında daha yakın ve anlamlı ilişkiler kurulur. Dinlenildiğini gören çocukta kendine değer ve önem verme duygusu gelişir. Benlik saygısı yükselir. Kendini var ve değerli hisseder. Özellikle gençler, kendilerini değerli hissettiklerinde, bu duyguyu kendisine yaşatan kişiye yakınlaşır ve onu daha çok sever. Çocuklar ve gençler sevip saydıkları büyüklerine sorun çıkarmazlar. Böylece disiplin için harcanan zaman, eğitim - öğretim için sevgi ve saygı içeren sorunsuz bir zamana dönüşür. Etkin dinleme İnsanların birbirini daha iyi tanımalarına neden olur. Dinlenmenin tadını alan çocuk da anababasının duygularına duyarlı hale gelir. Etkin dinleme aile iklimini yumuşatır. Etkin Dinleme çocuğun yetişkin benlik durumunu büyütür.Sorunlarını çözdükçe bağımsızlaşır.

Etkin Dinleme dinleyeni de değiştirir: Kabulünü arttırır.

Ne zaman kullanılmalı?

Çocuk/Konuşan yoğun duygular yaşarken, kodlanmış ileti gönderdiğinde ve sorunu olduğunda.

Konuşmayı çok sevmeyen çocukların beden dilleri de etkin dinlenip konuşmaları sağlanabilir:

Bir gün eve geldiğimde oğlumun müzik çaları odasının ortasında darmadağınık ettiğine tanık oldum. Henüz ortaokuldaydı. Ne yapmaya çalıştığını sordum, uzaktan kumanda yapmak istediğini söyledi, ( O zamanlar kumanda aletleri yoktu, ya da bizde yoktu) “ Hıı” dedim ve odasından çıktım. Olan olmuştu. O anda “Ya yapamazsan ne olacak, aleti gerisin geriye doğru olarak toplayabilecek misin?” gibi soruların duruma hiç yararı olmayacak belki de O’nu iyice panikletecekti. Sustum. Aslında cesareti hoşuma da gitmişti. Bir zaman sonra odama geldi, hiçbir şey söylemeden yüzünde bir gurur ifadesiyle bana baktı, dönüp gitmek isterken “Çok mutlu ve gururlu görünüyorsun” dedim. Döndü “Evet öyleyim. Çünkü başardım. Aslında çok da korktum ya bozarsam diye” cümlesiyle başlayarak gece müzikle uyumak istediğini, ama uyuya kalırsa müzik çaların sabaha kadar açık kalmasından korktuğunu, kalkıp kapatırsa da uykusunun kaçmasından korktuğunu anlatarak bana içini açmış oldu. Eğer ben onun yüz ifadesini okuyup ona geri bildirim vermeseydim çocuğumu dinleme şansımı kaybedecektim. Çünkü yaptıklarıyla övünen bir yapısı yoktur.
İletişim engelleri konuşan çocuğun konuşmasını engeller. Akan suyun önüne konulmuş bir set gibidir. Etkin dinleme ise suyun doya doya akmasını sağlar.

Yanlış kullanımları:
Çocukları rehberlikle etkilemek, (Zayıf not almış çocuğa)
- Bu kadar çalışmanın yetmediğini düşünüyorsun.
- Daha çok çalışmamı istiyorsun .
- İş işten geçmiş sayılmaz değil mi? (Bu örnekte büyük değil, çocuk etkin dinliyor aslında )
Kapıyı açmak, sonra yüzüne kapamak,
-Üzülmüşsün, bu kadar çalışmayla ne bekliyordun ki?
Papağanlaşmak, ( Duyguyu değil kodu tekrar etmek)
- Anne ben güzel miyim?
- Güzel olup olmadığını merak ediyorsun.
Somut bir şey istediğinde,
- Anne harçlığımı ver.
-Harçlığını istiyorsun.
- Bırak şimdi etkin dinleme numaranı servis kaçacak, okula geç kalacağım.
(Bu örnek benim gruplarımdan birinde paylaşıldı. Anne “Benim çocuğum etkin dinleme istemiyor diye dert yanmıştı.)

Empatisiz dinlemek
Eğer kendinizi çocuğunuzun yerine koyup onun gözlerinden dünyayı görüyormuşçasına sorunu karşısında ne hissetmiş olabileceğini anlamaya zamanınız yoksa ya da dinleyecek ve anlayacak durumda değilseniz, yani onunla empati yapamayacaksanız lütfen dinlemeyin. Yarım yamalak dinlenilmek çocuğu hırpalar, kendini değersiz hissettirir ve size olan güvenini sarsar. Kaldı ki anababalar insandır, tanrı değil. Her zaman çocuklarının emrine amade olamazlar. Bir başka zamana erteleyip erteleyemeyeceğini sorun. Dinlediğiniz zaman da bedensel ve psikolojik olarak onunla birlikte olun. Göz göze- diz dize….
Dinleme en etkili iletişim becerisidir. Hemen hemen tüm anlaşmazlıklar dinlemeyi bilmediğimiz için tırmanıyor. Bir çatışma anında konuşanı “Ona şimdi şunu söyleyeceğim bakalım ne yapacak?” diye hesap kitap yaparak dinlediğimizde tabii ki anlatanın ne anlattığını kaçırıyoruz. Oysa “Ben ne söylemeliyim?” yerine “O ne anlatıyor?” diye dinlesek bir çok çatışma başlamadan bitebilir ve ilişkiler sağlıklı bir zemine oturabilir.
Gordon’un Doktor Hasta İşbirliği kitabındaki uzun şiirin bir bölümü:


Dinle…
...........................
Belki dualar bazen bunun için işe yarar:
Tanrı sessiz kaldığı, öğüt vermediği,
işleri düzeltmeye kalkmadığı için.
“O”, yalnızca dinler.
Senin işini sana bırakır.


Birsen Özkan
annenotları.com'dan alıntıdır

Cevapla
.
Konu: 3,930
Mesaj: 11,521
Cinsiyet: Belirtmiyorum
Kıdem: 01-04-2009

Annelerden biri, iki çocuğundan küçüğüne hiçbir zaman portakal suyu içiremezmiş ve her keresinde portakal suyunun ne denli yararlı olduğunu anlatıp ikna etmeye çalışırmış. Yine aynı durumu yaşarken çocuğuna yalnızca " Portakal suyunu içmek istemiyorsun, sevmiyorsun" demiş ve susmuş. 3 yaşındaki kızı da "Evet, bana ballı süt yapar mısın?" demiş. Anne çocuğunun bu isteğini yerine getirmiş. Çocuk ballı sütü içtikten sonra annesine bakmış ve ilk kez olarak portakal suyunu da içmiş. Anne bu olayı grupta şaşkınlık ve sevinçle paylaşırken "Çocuğumun duygularını anladığımı ona göstermem sihirli bir etki yarattı sanki" dedi.

Neydi bu sihir? Sihir annenin sözcüklerinde değildi. O sözcüklerin çocukta yaşattığı duygulardaydı. Çocuğun kendisini annesi tarafından anlaşılmış, annesiyle olan ilişkisi içinde var ve değerli hissetmesiydi. Çünkü annesi önceden yaptığı gibi dayatmamış, başka bir deyişle çocuğunun yok saymamış, portakal suyunu sevmediğini kabul ettiğini ona göstermişti. İşte bu kabul çocuğun değişmesine neden olmuştu. Bu da bize gösteriyor ki çocuğun duygularını kabul ettiğimizde eskilerin dediği gibi çocuk olduğu gibi kalmıyor, değişmek için adım atıyor. Çocuklar kendilerini anlayan anababalarına daha sıcak duygular besler ve onlara yakınlaşır.

Eğer sizler de çocuğunuzun duygularını anlayıp dile getirdiyseniz o duyguları kabul ettiğinizi göstermişsiniz demektir, çocuklar kabulü yaşayınca, onlar da sizi anlamaya ve duygularınıza önem vermeye başlayacaklar.

Yine son gruplarımdan bir örnek: Daha grup çalışmasının 3. oturumundaydık. Yani yalnızca duygular ve duyguların kabulü üzerinde çalışıyorduk, bir baba yaşantı paylaşımında şunu anlattı:
Sabah telâşı ile bardağına su doldururken taşırmış 5 yaşındaki oğlu " Baba biliyorum okula yetişmemiz gerektiği için heyecanlanıyorsun. Suyunu onun için taşırdın, seni anlıyorum," demiş. Bu örnek tam bir etkin dinleme örneğiydi. Oysa anababalar henüz etkin dinlemeyi bilmiyorlardı, paylaştıkları yalnızca duygulardı. Baba bizlere, gruba katılmadan önce bu yöntemle ilgili endişeleri olduğunu ama oğlunun yalnızca duygularının kabulü ile nasıl olgunlaştığını ve onun da kendilerinin duygularını anlamaya başladığını görerek bu öğretiye inancının arttığını dile getirdi. Yukarıda söylediğim gibi çocuklar anababalarındaki değişikliği hissettikleri anda sanki onlar da bu iletişim becerilerini öğreniyorlarmışçasına, anababalarından bile önce kullanmaya başlıyorlar. Çocuklardaki bu değişim giriş yazımdaki şu iddiamın kanıtıdır: "Bize göre yeni olan bu yöntemle çocuklarımızı değiştirmekten vazgeçip daha kolay bir şey yapacağız: Kendimizi değiştireceğiz. Kendimizi değiştirerek çocuğumuzun üzerinde biçimsel etkimizi azaltarak, özde etkimizi çoğaltacak ve dolaylı yoldan çocuğumuzun değişmesini sağlayacak ve binlerce, binlerce yıldır uygulanan değişmezliği değiştireceğiz."

Sevgili anababalar şimdi varsayıyorum ki duyguları fark edip dile getiriyorsunuz. Çocuğunuzu kendi istekleriniz doğrultusunda değiştirmeye çalışmıyor, onun duygu ve isteklerinin ona ait olduğunu, size karşı gelmek için değil," o şeyi" yapmak istediği için yaptığını anlıyor, yapmacık kabul ya da yapmacık red yapmıyorsunuz. Sorun olduğunda sağlıklı bir iletişim kurabilmek için sorunun kime ait olduğunu saptayabiliyorsunuz. Çocuğunuzla aranızı açan, sizi bir birinizden uzaklaştıran iletişim engellerini kullanmıyor ve artık kendinizi etkin dinleme becerisini kullanmaya hazır hissediyorsunuz.

Seminerlerimde ve grup çalışmalarımda Etkin Dinleme konusuna girmeden önce "dinlemenin" önemini somut biçimde gösterebilmek için şöyle bir uygulama ile başlarım:

Resim anlatma: Katılımcılardan beş kişi isterim. Dört kişi herkesin göreceği bir resmi görmemek ve konuşulanları duymamak için dışarı çıkarlar. Beşinci kişi salonda bulunan herkesle birlikte perdeye yansıttığım resme bakar. İstediği kadar baktıktan sonra, ben resmin görüntüsünü perdeden kaldırıp dışarıdaki anne ya da babalardan birini içeri çağırırız. Ona fotoğrafı gören üyenin aklında kalanları kendisine anlatacağını, çok dikkatle dinlemesi gerektiğini, çünkü soru soramayacağını, aklında kalanı dışarıdan gelecek üçüncü kişiye aktaracağını söylerim. İkinci üçüncüye, üçüncü dördüncüye ve dördüncü de beşinci üyeye anlatır. Beşinci üye de resimde neler olduğunu hepimize anlatır. Bu son anlatılan ile gösterilen resim arasında çok az bir benzerlik kaldığını, bazen de hiç ortak bir yan kalmadığını şaşkınlıkla görürüz. Anlatanlar başkasının ağzından anlattıklarını dinlerken nelerin değiştiğine dikkat eder. Uygulama bittikten sonra beş üye de anlattıklarında nelerin değiştirildiğini ve duygularını paylaşırlar, sonra resme hep birlikte bakarız. Dört üye şaşkınlıklarını dile getirir ve genellikle yaptıkları değişikliklerin nedenlerini " ........ Hanım böyle söyleyince benim kafamda şöyle bir şey canlandı, o nedenle ben de gözümün önünde canlandığı gibi anlattım" diyerek açıklar ve kendilerini savunma ihtiyacı duyarlar. Bu çok keyifli uygulamadan sonra "Hepiniz eğitimli, en azından normal zekâ düzeyinde yetişkinlersiniz, niye doğru dinleyip, size anlatıldığı gibi anlatmadınız da bambaşka şeyler uydurdunuz?" der ve eklerim: " Bir daha çocuğunuz sizin dediğinizi, sizin anlattığınız gibi anlamayınca ona ‘Sen beni niye doğru dürüst dinlemiyorsun?' diyecek misiniz?" diye şakadan onları payladıktan sonra, neden anlatanın anlattığı ile, dinleyenin anladığının aynı olmadığını açıklarım:

Bir insanın beyni dakikada altı yüz kelimeyi algılayacak kapasiteye sahip bir organken, en hızlı konuşan insan dakikada yüz kırk kelime ile konuşurmuş. Diyelim ki dakikada yüz kırk kelime ile konuşan bir kişi size bir şeyler anlatıyor, siz de dinliyorsunuz. Ama algıladığınız kelimelerden sonra beyninizde dört yüz altmış kelimelik bir boşluk (bu da garip bir tanımlama oldu ama siz anlarsınız ne demek istediğimi) kaldı. İşte beyniniz karşınızdakini dinlerken bir yandan da bu boşluğu kendi gündeminizle doldurur. Bu gündem, anlatılan bir sorun ise bu sorunu çözmek için çözüm üretmek ya da eğer karşınızdaki ile bir tartışma yaşıyorsanız savunma ya da saldırı cümleleri hazırlamak vb..olabilir.

Örneklerle açalım:
Yavrunuz yuvadan geldiğinde bir arkadaşına çok kızdığı için onunla artık hiç konuşmayacağını anlatırken, bir yandan yavrunuzu dinler, bir yandan da konuşması bitince ona neler söyleyeceğinizi düşünürsünüz. Hatta bazen o derdini anlatırken siz çözüm üretmek için sorular sorarak durumu anlamaya çalışır, bazen de "Çok ayıp, siz arkadaşsınız dargınlık olmaz, yarın yine birlikte oynayacaksınız," gibi çocuğunuzun hiç işine yaramayan iletişim engelleri yaparsınız. Böyle olunca arakadaşına kızmışken karşınızda kendisini anlamadığınız için bir de size kızan, hırçınlaşan bir çocuk bulursunuz. Ne kadar tekrar edilse yeridir diyerek bir kez daha yineleyelim : Karşı tarafın bir sorunu varken onu yalnızca dinlemeniz ve anlamanız gerekirken, sorular sorup kendi çözümlerinizi sunarsanız veya nasihat ederseniz çocuğunuzla aranıza iletişim engeli koymuş olursunuz. Çünkü çocuk bunları duyduğunda "Benim arkadaşıma kızmam yanlış demek ki. Ama ben kızdım. O zaman ben normal değilim" gibi bir kanıya kapılabilir. Duyguları kabul edilmediği için kendini değersiz hisseder. Kendini değersiz hissettiren annesinden uzaklaşmaya, en azından kendini ona açmamaya başlar.

Oysa doğru bir dinlemede kendi gündemimiz olmaz. Tüm dikkatimiz anlatanın anlattığını anlamaya yönelik olmalıdır. Çünkü:

Farklar
Düşündüğünüz
Söylemek istediğiniz
Söylediğinizi sandığınız
Söylediğiniz
İle;
Karşınızdakinin duymak istediği
Duyduğu
Anlamak istediği
Anladığını sandığı
Anladığı
Arasında farklar vardır.
Sylviane Herpin

İşte "Etkin Dinleme" tüm bu farklı algılamaları ortadan kaldıran, anlatanın anlattığı ile dinleyenin anladığı arasındaki farkları; yanlış anlaşılma ve anlamaları ortadan kaldıran bir dinleme biçimidir .

Birsen Özkan
annenotları.com'dan alıntıdır

Cevapla
.

Anahtar Kelimeler

Etkin Dinleme - Dinliyor muyuz? ,Etkin Dinleme - Dinliyor muyuz? Öğretmen Forumu,Etkin Dinleme - Dinliyor muyuz? yükle,Etkin Dinleme - Dinliyor muyuz? download,Etkin Dinleme - Dinliyor muyuz? indirmek istiyorum,Etkin Dinleme - Dinliyor muyuz? ödev yükle,Etkin Dinleme - Dinliyor muyuz? bedava, Etkin Dinleme - Dinliyor muyuz? ÖDEV İNDİR,Etkin Dinleme - Dinliyor muyuz? YÜKLE,etkinlik,yukle,İndir,download,inndir,Etkin Dinleme - Dinliyor muyuz? eğitimEtkin Dinleme - Dinliyor muyuz?dosya indir


Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
  Nasihat Dönemi Bitti, Vakit Aktif Dinleme Vakti eğitimsokağı 0 1,459 24-06-2010, 20:57
Son Yorum: eğitimsokağı
  Çocukların Dinleme Becerilerini Geliştirme Yolları eğitimsokağı 0 1,594 07-06-2010, 14:00
Son Yorum: eğitimsokağı



Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi
Türkçe Çeviri : MyBBTürkiye, MyBB, © 2002-2018 MyBB Group.
MyBB Destek: InSiDe